Çarşamba, Kasım 13, 2019

Bir Defter, Bir Kapı (Vol.2)

Ali müzenin otoparkına girdiğinde az önce yolda onu sollayan siyah Grand Cherokee'yi fark etti hemen. Canı sıkıldı. Kim bilir nasıl bir hıyarla muhatap olacaktı az sonra? Ön yargılarını kapıda bıraktığına inanarak -tabi ki öyle bir şey söz konusu değil, lütfen kendimizi kandırmayalım- tüm soğukkanlılığı ve pozitifliği ile girdi müzenin kapısından. Müzeye daha önce gelmişti; hiç duraksamadan müze müdürünün odasına yöneldi. Müdürün odasına girdiğinde anlık bir şaşkınlık yaşadı. Altmışlı yaşlarda, gözlüklü, ak saçlı, keçi sakallı entellektüel bir ihtiyar delikanlı görmeyi bekliyordu. Oysa şimdi karşısında otuzlarının başında, bal rengi delici bakışları ve kumral, kıvırcık saçları ile Medusa'yı andıran bir kadın duruyordu. 

- Merhaba. Ben Ali Civan Deniz. Dün müze müdürü ile görüşmüştüm. Saat 10'da burada buluşmak üzere sözleşmiştik.

- Merhaba. Ceren ben de. Hakan Bey'in acil bir toplantısı çıktı. Size ben yardımcı olacağım. Sanırım siz de herkes gibi yeni keşfedilen gizli bölüm ile ilgileniyorsunuz. Dilerseniz tura oradan başlayalım.

- Müzeyi daha önce ziyaret etmiştim. Tura gerek yok. Sadece yeni bulunan gizli geçit ve ardındaki odayla ilgili detaylı bilgi almak istiyorum. Hatta odayı bulan kişiyle konuşabilirsem çok iyi olur.

Tüm sanat camiası bu büyük keşfi yapan kişiyi merak ediyordu. Ceren'in yerinde bir başkası olsa bu fırsatı değerlendirir; kazara yaptığı bu büyük keşfi kullanarak kariyerinde büyük bir sıçrama gerçekleştirebilirdi ama Ceren isminin bu olayla birlikte anılmaması için özellikle uğraşmıştı. Meşhur olmak gibi bir hayali hiç olmamıştı. Kariyer basamaklarını hızla tırmanmak gibi bir hayali de yoktu zaten. Ceren özellikle dikkat çekmek, göze batmak istediği anlar dışında fark edilmemeyi tercih ediyordu. Fark edilmemek ona hareket özgürlüğü sağlıyordu. Şu gizli kapı ve ardındaki oda tüm planlarını alt üst etmişken bir de peşine düşecek meraklılarla uğraşmak ihtiyacı olan son şeydi. Kısa bir sessizliğin ardında Ceren,

"Kapıyı restorasyon ekibinden bir arkadaşımız duvar üzerinde çalışırken şans eseri buldu. Size nasıl olduğunu gösterebilirim," dedi ve birlikte gizli geçidin olduğu bölüme gittiler. Ali, biraz meraktan biraz da aralarındaki sıkıntılı sessizlikten, "Otoparkta siyah bir Grand Cherokee gördüm. Kimin olduğunu biliyor musunuz acaba?" diye sordu.

"Benim," dedi Ceren kısaca ve aralarındaki o sıkıntılı sessizlik yeniden başladı ve hiç bitmeyecekmişçesine ağırlaştı. Gizli geçidin olduğu noktaya geldiklerinde Ceren kapıyı nasıl bulduğunu üçüncü ağızdan anlatmaya başladı. Ceren'in konuşmaya başlamasıyla Ali gevşedi, o sessizliğin aradan çekilmesiyle rahatladı. Ceren'in jestlerine, beden diline, konuştukça sağa sola savrulan buklelerine odaklanmıştı ki hikayedeki detayları kaçırdığını hissetti. Yine de yılların getirdiği deneyimle Ceren'in anlattıklarından çok daha fazlasını da ustalıkla sakladığını sezdi.

(...devam edecek.)

Dipnot: Spontane, geldiği gibi yazıp yayınlıyorum. Düzeltmeleri genelde gündüz gözüyle okuyarak yapıyorum. Hatalar için kusura bakmayın şimdilik :) 

Salı, Kasım 12, 2019

Bir Defter, Bir Kapı

Ali elindeki deftere aşık olmuştu. Ama uzun sürmezdi Ali'nin aşkları. Tıpkı öncekiler gibi bir an önce yazmak, sayfaları doldurmak, hikayeyi bitirmek, bu defteri de rafta duran diğer defterlerin arasına kaldırmak istiyordu Ali. En çok övündüğü şeylerdi o defterler. Her defterin ayrı bir hikayesi vardı. Ali her defterle birlikte yeni biri olur, yeni bir şeye ilgi duyar, tutunduğu şeyin iliğini kemiğini kurutmadan bırakmazdı. İlk defterini o zamanki kız arkadaşına ilginç, gizemli biri gibi görünmek için almıştı. O zamanlar bilmiyordu tabi o defterin yıllar sürecek bir tutkunun ateşini yakacağını. Ali, şimdilik kütüphanesinin yanındaki çalışma masasında defteriyle bekleyedursun; biz defteri kitabı bırakıp elektronik hayata geçeli çok olan Ceren'in yanına gidelim biraz da.

Ceren, yaklaşık 1 yıldır restorasyon çalışmaları yaptığı tarihi müzede tamamen şans eseri -belki de talihsizlik demeliyiz- gizli bir kapı bulmuş ve kazara açmıştı 1 hafta önce. Müzenin daha önce bilinmeyen bu yeni bölümü sanat dünyasında büyük bir şok etkisi yaratmış; yıllar önce kaybolduğu ya da çalındığı düşünülen eserlerin bu gizli bölmede bulunması tüm gözleri müzenin üzerine çevirmişti. Bu durum Ceren'i mutlu etmek yerine fazlasıyla rahatsız etmişti düşünülenin aksine. Ceren sevmiyordu plana dahil olmayan son dakika sürprizlerini. Normal koşullarda 2 hafta içinde müzedeki restorasyon çalışmalarını bitirip Kahire'ye gitmeyi, bambaşka bir maceraya atılmayı planlıyordu. Ama şu kahrolası gizli oda ortaya çıktığından beri işleri bitirmek şöyle dursun her gün, her saniye bir yenisi ekleniyordu yapılacaklar listesine maalesef.

Ceren her gün aynı iç sıkıntısı ile kalkıyordu yataktan. Gitmesi gereken tarih yaklaştıkça gidemeyeceği gerçeği ile yüz yüze geliyordu. O sabah da aynı bıkkınlıkla müzenin yolunu tuttu. Sabah trafiğine takılmayı hiç sevmiyordu. Bulduğu ilk boşlukta gaza bastı; önünde kaplumbağa gibi giden kırmızı bir arabayı sollayıp şehir içi hız limitine de hiçe sayarak müzeye vardı. Halletmesi gereken işler arttığı için ekibine yeni elemanlar alması gerekmişti. Neyse ki işinin ehli ve hevesli kişileri bulma konusunda hiç sorun yaşamıyordu. Yalnız canını sıkan başka bir konu vardı. Müze müdürü dün gece aramış, bugün bir akademisyenin gelip müzede yapılan çalışmaları inceleyeceğini söylemişti. Adamın yeni keşfedilen bölümle ilgili bir kitap yazmayı planladığını da eklemişti. Giderek artan iç sıkıntısı yetmezmiş gibi şimdi bir de bu adam çıkmıştı başına.

Ceren dışarıdan görünen tüm enerjisine, çılgınlığına, rahatlığına rağmen özünde oldukça kapalı biriydi. Kapılarını kimseye açmaz, kimseye güvenmez, kimseyi kolay kolay yanına yaklaştırmazdı. Yeni insanlarla tanışmayı pek sevmez; mümkün olsa kör-sağır taklidi yapmayı yeğlerdi. Elbette çok yakın dostları vardı ama onlar başkaydı. Ceren'in hayatındaki kimse 100'den başlamazdı değer görmeye. Ceren için herkes sıfırdı. Dostları zaman içinde yüzlük olduklarını defalarca kez kanıtlamışlardı. Ama dedim ya onlar başkaydı işte! İstisnalar kaideyi bozmaz, insanların çoğu yüzlük olamazdı.

büro not defteri izlemek tablo kitap ışık ahşap beyaz kamera bağbozumu Antik Retro görünüm kalem eski Fotoğraf tatil seyahat not defteri Avrupa seyahat renk Masaüstü tatil gezgin Iş kapatmak Turizm Yolculuk Kağıt aydınlatma sayfa malzeme harita daire Dünya Not yazmak cüzdan boş çizim gözlük ahşap Detaylar Kavram Stil planlama klasik Şekil fotoğraf makinesi


(...devam edecek.)

Pazartesi, Kasım 11, 2019

Yazamıyorum

Düştüm. Kalkamıyorum.

Yazamıyorum.

Kısır bir döngüye hapsoldum. Çıkamıyorum. Tüm yollar aynı yere çıkıyor. Tıkandım, yazamıyorum.

Yok! Gelmiyor! Tek bir ilginç fikir gelmiyor! Taslakta 10 tane hikaye var; her birinde 3-5 cümle yazılmış ama gelmiyor devamı. Günlerdir o mim senin bu mim benim dolanıp durdum. İnkar ettim tıkandığımı. Ama işte! Kabul ediyorum şimdi.

Tükendim!

Pazar, Kasım 10, 2019

Mim - Notalarla Yolculuk

Sevgili Günlük bir mim başlatmış. Çok da güzel anlatmış. Kaystros Tyrha da şarkılarını ve hislerini paylaşıp beni mimlemiş. Mim konusu müzik, "Notalarla Yolculuk".

O kadar çok şarkı, o kadar çok anı var ki... Seçmek ne mümkün ama bir süredir içimde kıpraşan bir özlem var, Buika dinlemeyi özledim. Sesindeki hüznü, acıyı, kalbini çıkarıp avuçlarıma bırakır gibi şarkı söylemesini... İspanyolca öğrendiğim zaman dinlemeye başladım Buika'yı ve uzun süre bırakamadım. Sonra araya yıllar, yollar, başka şarkılar girdi ama eski aşklar unutulmaz :) 

Mim için seçtiğim ilk şarkı "Mi niña Lola". Merak edip sözlerine ve çevirisine bakarsanız bir anne olarak hislerimi, o küçük tatlı kız için hissettiğim üzüntüyü tahmin edebilirsiniz. Şarkıda bir baba kızına sesleniyor, bir nevi teselli etmeye çalışıyor.  Ama şarkıdaki hüznü, elemi, kederi hissetmek için sözlere gerek yok, Buika'nın dumanlı sesi yetiyor içimdeki telleri titretmeye. 




Bir kez İspanyolca'ya dalınca çıkamıyorum kolay kolay. İkinci tercihimi de "Historia de un Amor"dan yana kullanıyorum. Arka arkaya dinleyince aynı adam bu kez sevdiği kadına sesleniyor gibi geliyor insana. 




Madem Notalarla Yolculuk yapıyoruz, bugün biraz uzak diyarlara ama aslında bizden çok da farklı olmayan insanların yaşadığı topraklara gidelim. Acılarını hissedip hüzünlerine ortak olalım. Bu güzel mim için Sevgili Günlük'e ve beni mimlediği için de Mr. Kaplan'a çok teşekkürler. 

Ben de candan ötem, Denize Bakan Evin sahibesini (biliyorum sevmiyorsun pek mim yazmayı. İçinden gelirse yaz, gelmezse de kabul :) 
Muhteşem müzik seçimleri ile hayran olduğum Momentos'u, 
Yaşam enerjisi ile bizi hüzünden çıkarıp umuda taşıyacağına inandığım Handan Hanım'ı (Handan Abla diyebilir miyim acaba?) mimliyorum.

Dipnot: İlle de bizden şarkılar olsun diyor bir yanım. Sizin de diyorsa şöyle alayım sizi. Oradan da Sezen'e, Suavi'ye, Hüsnü Arkan'a geçin. Oooo bitmez bu yazı hiç :) 
Ah şu şarkıların gözü kör olsun!


Cumartesi, Kasım 09, 2019

Çarşamba, Kasım 06, 2019

10 Öpücük Günü*

Bugün "10 Öpücük Günü"ymüş!

Arya öyle dedi az önce :D

Etüt merkezinden geldi, çantasını yere attı, kıyafetlerini çıkarıp koltuğun üstüne bıraktı ve öylece koşarak gelip kucağıma atladı.

- Annecim, bugün ne günü biliyor musun?
- Ne günüymüş annecim?
- Hımmm 10 Öpücük Günüymüş!
- AAAAA süpermiş öpeyim o zaman seni 10 kez :D

10 yetmedi 20 kez öptüm. Sonra o beni 10 kez öperken aklına İngilizce olarak saymak geldi ve en baştan başlayıp öyle öptü :))))))

Şimdi baktım Dünya Öpücük Günü 6 Temmuz'muş ama bizimkisi ondan farklı zaten :D Bizimkisi adı üstünde "10 Öpücük Günü". Hadi siz de kalkıp öpüverin sevdiklerinizi! Hem belki öperken fark edersiniz 10 öpücüğün bile bazen ne kadar az geldiğini :)



*Aslında bu yazıyı Anne-kız bloguma yazdım ilk başta ama sonra burda da paylaşmak istedim. Son günlerde bloga çöken ağır hava dağılsın biraz değil mi ;) 


Unutma, Durabilirsin! Hatta Düşebilirsin de!

*Güzel kızım,

Evet, evet senden bahsediyorum. Güzelsin! O kadar güzelsin ki... O kadar çok sevilmeyi hak ediyorsun ki... Ve inan bana o kadar çok sevileceksin ki...

Ama dayan, aşman gereken yollar, sabırla beklemen gereken yıllar var. Sakın beklemekten yorulup kestirme yollar arama. O yolların ucunda yaşlı, kurnaz bir kurt seni bekliyor. Sen hiç görmedin kurt; tanıyamaz; insan sanırsın. Ne olur sabret! Uzun ama güvenli yolları tercih et!

Herkes aynı yollardan geçmiyor büyürken. N'olur annemizle kıyaslama kendini. Sen onu fersah fersah geçeceksin. O üniversiteden döndü, sen dönmeyeceksin. O bıraktı öğretmenliği tam hak edip almasına çeyrek kala, sen bırakmayacaksın. O ne seni, ne de kardeşini kendi büyütemedi; sen ilk 2 yıl tek başına bakacaksın kızına. Sonraki yıllarda da hep yanında olacaksın. Yarışma annemizle ne olur! İlerde öğreneceğin en büyük ders kaybedeceğin savaşlara en baştan hiç girmemek olacak. Bu savaşın galibi olmayacak. İkiniz de kaybedeceksiniz ama senin kaybın daha büyük olacak. Daha kendin küçücük bir kız çocuğuyken sanki anne olan senmişçesine avuttuğun, geceleri masal anlatarak uyuttuğun gibi avut hep annemizi. Büyüdükçe küçülme! Kaybetme merhametini! Birlikte geçireceğiniz zamanların kıymetini bil.

Büyürken zor zamanların olacak. Ama yalnız olmayacaksın. Kardeşin olacak -evet sürprizi biraz bozdum ama-. Abla olmak kolay değil ama çok seveceksin, çok da sevileceksin. Sonra çok harika dostların olacak. Her biri birbirinden değerli, vazgeçilmez. En zor zamanlarında hep yanında olacaklar. Onlar olmasa bugün ben sana bu mektubu yazamazdım, büyüdükçe anlayacaksın.

Sana umuttan, yarınlardan, güzel günlerden bahsetmek istiyorum ama o günler gelene dek dayanmalısın. Vazgeçmezsen son gülen sen olacaksın. Yeter ki yan yollara sapma, önündeki yoldan ayrılma! İlerleyen yıllarda da şimdi olduğu gibi hayat çelme takıp seni düşürmeye çalıştıkça kaçmaya çalışacaksın hep. Unutma, durabilirsin! Hatta düşebilirsin ve öylece kalabilirsin bir süre! Korkma! Elbet tekrar kalkacaksın ayağa.

Bak, asla düşme demiyorum sana. Düşe kalka büyüyeceksin. Yanlışların olacak ama doğruya da varacaksın. Mesela yıllarca haybeye aradığın sevgiyi, aşkı hiç ummadığın anda bulacaksın. Ama mutlu son da çok kolay olmayacak. Gerçek hayatın tam da masalların mutlu sonla bittiği yerde başladığını öğreneceksin.

Annene sarıl, kardeşini sarmala, dostlarına güven! Kendin olmaktan vazgeçme. Sevilmek için değişmek zorunda değilsin, seni olduğun gibi sevenlerden yana kullan her daim tercihlerini.

Seni seviyorum küçük kız, sen de unutma kendini sevmeyi asla!

İmza:

Sen...
Abla, eş, anne, öğretmen, dost...

Dipnot: Öğretmen olma! Olursan da beden eğitimi öğretmeni falan ol. Tüm gün bahçede hopla zıpla, öğrencilerin göz bebeği ol ;)

*10 yaşımdaki halime yazdım bu mektubu. Bu Mim'i Sessiz Umman başlatmış, ben Deep sayesinde haberdar oldum. Diğer bloggerlarınkini okudukça çok yutkundum. Kendi 10 yaşıma zorla dönüp baktım. Çok derinlere inmek istemedim. 10 yaşındaki çocuk ne anlasın bunları demeyin. Ben 10 yaşında neredeyse 100 olmuştum.

3 kişiyi mimleyin denilmiş ama zorla güzellik olmaz. İsteyen, gönüllü olan varsa ben mimledim saysın, yazsın.

Bir Defter, Bir Kapı (Vol.2)

Ali müzenin otoparkına girdiğinde az önce yolda onu sollayan siyah Grand Cherokee'yi fark etti hemen. Canı sıkıldı. Kim bilir nasıl bir...