Çarşamba, Nisan 08, 2020

Müzik - Ağaç Ev sohbetleri #33




Bu hafta konu Deep'ten:

"Müzik, günümüzde her kültürde ve toplumda icra edilmektedir. Bazı insanlar müziğin bireylere ve toplumlara faydalı olduğunu düşünür. Ancak, bireyler ve toplumlar üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşünenler de var. Sizce?"

Müziğin insan üzerindeki etkisi yadsınamaz. Hislerimize tercüman olduğu gibi ruh halimizi değiştirebildiğini de hemen herkes kabul edecektir. Canımız sıkıldığında sevdiğimiz bir şarkıyı açıp dinlemek daha iyi hissetmemize yol açabileceği gibi, üzgün olduğumuzda dinleyeceğimiz acıklı parçalar melankolimizi daha da arttırıp bizi olumsuz etkileyebilir.

Ne diyor o meşhur şarkı:

"Çoktan unuturdum ben seni çoktan
  Ah bu şarkıların gözü kör olsun"


Çocukluktan beri hep Türkçe şarkıları daha çok sevdim. İngilizce öğretmeniyim, az biraz Almanca ve İspanyolca da biliyorum ama bayılarak dinlediğim yabancı şarkı sayısı kesinlikle Türkçe şarkılara yetişemez. Neden böyle bilmiyorum. Yazarken kullanmayı çok sevdiğim İngilizce kelimeler varken, müzik dinlerken hislerime ulaşıp onları yansıtan çok fazla İngilizce şarkı yok ya da bana denk gelmedi. Severek dinlediğim yabancı şarkılar var elbet. Hatta blogda da paylaşıyorum sık sık ama işte yine de derdimi sevincimi kendi dilimden şarkılarla yaşamayı daha çok seviyorum ben sanırım.

Eskiden utanırdım sevdiğim bazı şarkılardan, bazı şarkıcılardan ama işte içten içe de sevip dinlerdim gizli gizli :) Çünkü genelde yabancı müzik dinleyen arkadaşlarım benim Türkçe müzik aşkımı "banal" bulacaklar diye çekinirdim. Sonraları - büyüdükçe - fark ettim ki sevdiğim şeyler için kimseden utanmama gerek yok. Mesela ben bayılırım Yıldız Tilbe şarkılarına. Kadın yazıyor arkadaş! Yazmakla kalmıyor, güzel de okuyor. Ben de bayıla bayıla dinliyorum.

Soru müziğin olumsuz etkileri üzerineydi ama ben  nerelere gittim değil mi? Maalesef bugünlerde böyle düşüncelerimin akışı dağınık, yazmak zor. Şimdilik benden bu kadar sanırım. Şuraya da sevdiğim bir kaç şarkıyı bırakayım.





Tam bu noktada Deep'e bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. İyi ki bu konuyu seçmiş. Şarkı ekleyeyim derken 80'ler 90'lar Türkçe pop şarkılarına bir daldım, şu an zevkten dört köşeyim :) Müzik kesinlikle ruhun gıdası! Dinlediğim şarkıları şuraya yazsam... :)))))))))

Diğerlerini olmasa da aşağıdakini mutlaka dinleyin! Pişman olursanız adım Rüya değil :))))))




Biraz da ustalara saygı kuşağı:





Biraz da yabancı şarkı koyayım diyordum ki vazgeçtim. Bugünlük yerli müzikle haşır neşir olayım sadece :) 

Son kararım müzik olmazsa olmaz!



Pazar, Nisan 05, 2020

Yılgın

Sözlük anlamını tam bilmiyorum. Sanırım "yılmak" yani usanmak fiilinden geliyor. Yılmış, usanmış olan kişi.

Bendeki anlamı ise yılların, yolların yorgunu. İçinde bir parça da kırgınlık var hatta.

Yorgun ve kırgınım. Yollardan, yıllardan...
"Aynı" lardan, "Başka" lardan, olanlardan, olmayanlardan, hayallerden, hayattan...

Yılgınım...

Ama bitmedi hayaller...

Serin bir yaz akşamı... Denize atılmış bir masa... Mezeler, rakılar... Fonda en sevilen şarkılar...


Gelecek elbet o günler!

Şimdi gidip biraz daha uyuyacağım. Belki günü gökkuşağına boyamanın bir yolunu bulurum.

Bu da bonus şarkımız olsun :)
Kandıralım kendimizi hep beraber!



Çarşamba, Nisan 01, 2020

Yağmurla Gelen Nisan


Lütfen dinleyin! Sonra okursunuz nasıl olsa... Önce sadece durup dinleyin! 
Kapatın gözlerinizi, lütfen! O girişteki ud alsın sizi de sizden beni aldığı gibi benden...

...

Vazgeçilir gibi değil bahar!
Yetmiyor yüzünü bir gösterip bir saklanan güneş!
Yağmurla gelen Nisan yetmiyor!
Kalbim güneşle dolmak istiyor
Her yeri kuş cıvıltıları kaplasın
Yemyeşil bir bahar gelsin eteklerinde renk renk çiçeklerle...
Hadi be Bahar!
Gel artık!


...

Bu da bonus olsun :) Uda bayıldım 💘



Pazartesi, Mart 30, 2020

Sakınmadan*


"Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür 
gümbür bir telaş 
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne 
güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz! "

Ataol Behramoğlu - Bir Gün Mutlaka"


Hiç sakınmadan, kendimi hiç tutmadan yazmak istiyorum. Hayatı durmadan sevmek, hiç uzak kalmamak, hep bir nefes yakınında olmak istiyorum sevdiğim şeylerin ve kimselerin.

Sevgili *DBE'min tam tersine - belki de tam da onun gibi -!

Sakınmak istemiyorum Hayat'tan! Elimden kayıp gider, kırılır dökülür diye korkmak istemiyorum sevmekten! Çünkü korktukça ben kırılıp dökülüyorum. Herkes yerinde duruyor, ben kırılıp dökülüp tuz buz oluyorum. Çatır çatır eziliyorum sakınmanın ağırlığı altında. Yok oluyorum.

Biliyorum az sonra tüm bu yazdıklarıma inat yine sakınmak zorunda kalacağım kendimi hayattan. Belki 3-5 saat sonra yine kendimi ezip tuz buz edeceğim yazdığım her bir kelimeyi silerken. Ama işte bunu bildiğim halde tam şu anda hiç mi hiç sakınmak gelmiyor içimden. Hatta tam aksine bağıra çağıra söylemek, gök yüzünü pembelere, morlara, kızıllara boyamak, tüm dünyaya haykırmak istiyorum. Yaşamak istiyorum! Yeni olasılıkların heyecanıyla ürpermek istiyorum, yeni hayaller kurmak, dünyayı gezmekle yetinmeyip fethedilecek kaleler bulmak istiyorum. 34'ten 35'e giderken yolun geri kalan yarısına sıfırdan başlamak istiyorum. Görünmez - aslında hiç var olmayan - prangalardan kurtulmak istiyorum. Kimseye de tek kelime dert anlatmak, kendimi haklı çıkarmak zorunda hissetmek istemiyorum. Haklı olsam kime ne, haksız olsam kime ne? Belki de hem suçlu hem güçlü olmak istiyorum artık!


Sakınmadan, saklamadan, saklanmadan tüm varlığımla bangır bangır "Burdayım işte! Yaşıyorum!" demek istiyorum.





Kartpostal Mimi

Sevgili Ceren bir mim başlatmış, onun ilk mimi! Ben de hemen yapmak istedim. Bir ara çok kullandığım bir online kartpostal sitesi vardı. Biraz baktım ama bulamadım. Ararken karşıma çıkan sitelerden birkaç tanesini denedim ve şu site hoşuma gitti. İlk kartpostalımı yaptım. Ceren el emeği göz nuru yapmış kartpostalını. Ben hemen yapmak için biraz kolaya kaçtım. Ama içine sevgimi de kattığım için kabul olur diye düşünüyorum :D


Dipnot: Ben de Handan Abla'nın foto-şarkı fallarından esinlenerek bir şarkı sakladım kartpostalıma :) (Kartpostalın üzerine sağ tıklayıp bağlantıyı yeni sekmede aç derseniz açılacak şarkı :)



Pazar, Mart 29, 2020

Corona Günlükleri - 15. Gün

Bugün evde kalmaya başlamamızın 15. günü. Son 2 güne kadar öyle ya da böyle dışarı çıkıyordum ama 2 gündür tamamen evdeyim. Sahiller, parklar, bahçeler spor amaçlı yürüyüş/koşu dahil tüm etkinliklere kapatıldı.

Cumartesi günleri Arhavi'de pazar kurulur - kurulurdu -. Sabah tam gitmeye niyetlenirken pazarın kurulmayacağını öğrendim. Peşine polislerin sahildeki ağaçlara olay yeri bandı sararak sahili kapattığını gördüm. Öylesine şaşırdım ki bir an ölüp bedenimi terk etmişim de polis cinayet mahalini güvenlik kordonuna alıyormuş hissiyle izledim polisleri.

Hayat kıyamet senaryolu filmlere döndü iyice. 1-2 saat önce de çocukların market, pazar gibi yerlere girişi yasaklandı. Park - bahçe yasak, sahil yasak, market yasak... Ne yapayım ben şimdi çocuğu? Ben sokakta büyüdüm, çocuk ev hapsinde! Aklıma mukayyet olmakta zorlanıyorum. Bugün kendimi geçtim, çocuklara üzülüyorum. Televizyon, ödev, oyun, yemek... İyi de nereye kadar? Havalar ısınınca ne olacak? Parkı olan sitelerde oturanlar şanslı, günde 5-10 dk da olsa çıkabilir çocuklar. Keşke bahçeli bir evde otursaydık. Ufacık, 3x5 bilemedin 5x5 bir alana bile razıyım şu an. İki koşturup biraz zıplardık en azından açık havada. Bakalım ne yapacağız ilerleyen günlerde.

Sabahları iyice geç kalkmaya başladık. Geceleri çok geç yatıyoruz. Kalktıktan sonra rutinimiz şöyle:  kahvaltı, çizgi film, ödev, yemek, oyun, çizgi film, oyun, uyku. Ödev işini Evrim'le nöbetleşe hallediyoruz: bir gün o, bir gün ben. Onlar baba-kız ödev yaparken ben de spor yapıyorum.


Bugün Muay Thai öğrenmeye başladım Instagram'daki Koç Spor Topluluğu sayfası üzerinden. Online dersi Yılmaz Calayır  veriyor. Sıfırdan başladı derse. Duruş, direk vuruş, tekme ve dirsek vuruşlarını gösterdi. Kan-ter içinde kaldım ama çok da eğlendim. Stresimi attım. Evrim üzerinde denedim öğrendiklerimi :)))) O da bana nerede yanlış yaptığımı falan gösterdi. Yumrukları omuzdan çıkarmak gerekiyormuş, dirsekten değil :D Baya yumruk, dirsek, tekme derken nefes nefese kaldım. Antrenman 1 saat sürdü. Aralarda jumping jack, makas, squat, yerinde koşu gibi hareketlerle tüm vücudu komple çalıştırmış oldum.



Spordan önce biraz gitar çalışmıştım. Gitar derslerim belirsiz bir süreliğine ertelendi tabi ki Corona yüzünden ama vazgeçmedim. Bir arkadaşımdan gitar dersi videolarını aldım. İzleyerek çalıyorum kendi kendime. Hatta yeni bir şarkı öğrendim bile. Haluk Levent'ten gidiyorum. En son "Beni Biraz Anlasana"yı öğrenmiştim, videolardan da "Hani Benim Olacaktın"ı öğrendim. Her gün az da olsa çalmaya çalışıyorum.




Corona'ya ve ondan sebep içine düştüğümüz bu ev hapsine yenik düşmemeye çalışıyorum. Yıllardır yapayım, öğreneyim dediğim ne varsa hepsini tek tek yapayım diyorum ama bakalım bu ruh halim ne kadar devam edecek. 

Akıl sağlımızı korumak için arkadaşlarımızla ve ailelerimizle iletişim halinde kalmak çok önemli bu süreçte. Çeşit çeşit yeni uygulama var. Şimdilik arkadaşlar arasında sohbet için Houseparty ve Whatsapp kullanıyoruz ama sanırım yakında online dersler için de Zoom kullanacağız.  

Günler böyle geçiyor şimdilik ama çember giderek daralıyor gibi hissediyorum ve nefes almak giderek zorlaşacak gibi geliyor. Umarım bir an önce geçer gider bu günler.




Cuma, Mart 27, 2020

Aynı Göğün Altında




Aynı göğe bakan bir avuç insandık oysa...
Yer yarıldı, gök ayrıldı
Artık güneş bile ısıtmıyor kalplerimizi

...

Üzgünüm.
Bugün bahardan, umuttan bahsedemeyeceğim

...

I'm just feeling blue...



Müzik - Ağaç Ev sohbetleri #33

Bu hafta konu Deep 'ten: "Müzik, günümüzde her kültürde ve toplumda icra edilmektedir. Bazı insanlar müziğin bireylere ve t...