Salı, Ağustos 16, 2022

İyi gelen şeylerde bugün :)

Bir haftadır güne Sevgili Momentos'un podcastleri ile başlıyorum. Momentos o kadar güzel anlatıyor ki... Dinlerken bir sakinlik geliyor, zihnim dinleniyor, nefes alıyorum :)


Tüm bölümleri dinledim hatta bitince bazı bölümleri tekrar tekrar dinledim :) Bölümleri bitirdiğim için üzgünüm :( Yeni bölümü dört gözle bekliyorum her gün :) Derken az önce yeni bölüm geldi ve hemen dinledim. Dinlemek yetmedi hemen Momentos'a yazdım aklımdan geçenleri. Bugünkü podcastteki adama gıcık oldum. Herkes gider Mersin'e, adam gitmiş tersine! Mevzuyu anlatmayayım, kendiniz dinleyip öğrenin :)) 

Bu sabah günlük Momentos'umu alınca başka podcastlere de bir bakayım bari diyerek birazcık dolaştım Spotify'da. Baktığım ikinci podcast Deniz Dülgeroğlu'nun Merdiven Altı Terapi'sini sevdim. Özellikle şu bölüm hislerime tercüman oldu :)


Gezerken rastladığım başka bir podcastin konusu da tam benlik hatta belki tam sizlik de olabilir :)) Podcastin başlığı: Bir Gün Yapacağım (ama bugün değil)


Podcastlere bakmaya devam ediyorum. Tüm günü podcastler ile geçirmeyi planlıyorum. Beğendiklerimi yine yazarım :)

Şimdilik Hoşçakalın 🙋🏻‍♀️

Çarşamba, Ağustos 10, 2022

İste :)

Günlerdir nehir diyorum, çakıl diyorum, Hayat diyorum... Akışa bırakınca "Olabileceklerin En İyisi" gelip buluyor belki de insan :) 





Öyle keyifli, öyle güzel bir gündü ki 🥰

Yıllardır kahvaltıya gittiğimiz köyde hep bir tabela görüyorduk, Oçambre Petra Park yazıyor üstünde. Doğal aqua park olduğunu öğrenmiştik ve epeydir de gidelim diyorduk. Sonunda bugün önce kahvaltıya ordan da Oçambre'ye gittik. Biz daha alt kısımda kalan ve kaydırak gibi kayalardan akan suların olduğu doğal aqua park dedikleri kısma inişi tam çözemedik ama fotoğraftaki yere bayıldık.

İlk fırsatta tekrar gideceğiz hatta çadır kurup kamp yapmayı planlıyoruz 🤩

Pazartesi, Ağustos 08, 2022

Olabileceklerin En İyisi

Günaydın 😃

İçimden taşan bir sevgiyle uyandım bu sabah 🥰 Tüm sevdiklerimi sıkı sıkı kucaklamak, sarıp sarmalamak geliyor içimden 😍 Evrim vardiyada olduğu için Arya ile uyumuştuk, onu kucaklayarak başladım güne 😄 Fırsat varken ve içimizden geldiğince sıkı sıkı sarılalım sevdiklerimize 🤗🥰

İyi haftalar 🙋🏻‍♀️


McDonald Gölü - Montana, ABD


Cumartesi, Ağustos 06, 2022

Bazen uydurursun tutar :)

Evdeki muzlar durduğu yerde olgunlaşınca ziyan olmasınlar diye elime ne geçtiyse karıştırıp kek yaptım. Tadına bayılınca tarifini paylaşayım dedim :D


Malzemeler:


  • 1/2 çay brd şeker
  • 1 yumurta
  • 2 adt büyük olgun muz
  • 1 pkt vanilin
  • 3 tatlı kaşığı kakao
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 1,5 brd ince öğütülmüş yulaf
  • 1 pkt kabartma tozu
  • 1 avuç granola (yoksa da sorun olmaz :) 
  • 1 avuç yaban mersini / turna yemişi / vişne kurusu vb. 
  • 10 - 12 kare çikolata


Yumurta, şeker ve vanilini çırpın, ezilmiş muzları ekleyip karıştırın. Çikolata hariç diğer malzemeleri sırasıyla ekleyip kaşık ya da spatula ile karıştırın. Borcama karışımın yarısını döküp üstüne çikolata karelerini dizin, kek karışımının kalanını da borcama dökün. Önceden ısıtılmış 180-185 derece fırında 20-25 dk pişirin. 



Ben bu kez airfryerda cupcake kalıplarında; ilk partiyi muffin, ikinci partiyi browni programında pişirdim. 10 küçük, 1 büyük cupcake çıktı ama yukarıda anlattığım gibi borcamda tek seferde pişirmek daha mantıklı çünkü içinde yulaf ezmesi olduğu için normal bir kek gibi kabarıyor, brownie gibi daha yassı kalıyor.

Denerseniz şimdiden afiyet olsun :)


Perşembe, Ağustos 04, 2022

Olduğun gibi gel Hayat! Kabulümsün!

3 gün önce doğumgünümdü ve ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hissettim. 


Canım Ceren'im çiçekleriyle öyle mutlu etti ki beni 🥰 Bastırıp odama asmak istiyorum bu fotoğrafı 😍


Evrim bir şekilde beni manipule ederek tamamen benim fikrimmiş gibi kahvaltıya gitmemizi sağladı ve sonra da pastayla sürpriz yaptı 🥰  



Kendime aldığım kitaplar tam da doğum günümde geldi kargodan 🤓📚


Çok yakın arkadaşlarımız Funda ve Ümit'in 10.yıl kutlaması da doğum günü akşamına denk gelince çok keyifli bir gece oldu 🤗🥰



Arkadaşlarım hem arayıp hem de fotoğraflarımızı paylaşıp doğum günümü kutladılar gün boyunca 🥳🥰 

Hem yorumlardan hem de mesaj atarak doğum günümü kutlayan tüm Blogger arkadaşlarıma da buradan bir kez daha teşekkürler. 

İyi ki varsınız her biriniz ve iyi ki hayatı zenginleştiriyoruz beraberce 🥰

... 


Her şey tam da olması gerektiği gibi oluyormuş hayatta. Ne bir eksik, ne bir fazla. Hepimiz atabileceğimiz tek ve kaçınılmaz adımları atıyoruz her an'ımızda. 


İşte bu yüzden tam da olduğun gibi gel Hayat! Kabulümsün!


Teşekkürler, 

Aldığın ve verdiğin her şey için!


Hoş geldin yeni yaşım 🥳 #36



Pazar, Temmuz 31, 2022

Sevgiyle Atılmış Bir Tokat*


"Bazı tokatlar, hayatın sevgisini gösterme yoludur; şefkatli bir el gibi saçımızı okşayıp "Geçecek" demeden önce bizi sarsıp kendimize getirme şeklidir. Çünkü bazen tam da öyle esaslı bir tokada ihtiyacı olur insanın gözlerini açıp kendine gelmek için."

...

Her şey tam olması gerektiği gibi gerçekleşirmiş hayatımızda. Bir şey öğrenmemiz için ya da bir şeyleri öğrenmememiz için. O gün uyandığımda uzun süredir içimde dönüp duran sıkıntının çözüleceğini bilmiyordum. Hoş o sıkıntıya neden düştüğümü de bilmiyordum.

Kahvaltımı yaptıktan sonra telefonu elime aldım. Maillerimi kontrol ettim; biraz sosyal medya hesaplarımda gezindim; tam telefonu bırakmak üzereyken haberlere bakmak geldi içimden. Siteler arasında gezinirken gözüme bir fotoğraf ilişti. O kadar küçüktü ki daha iyi görmek umuduyla üstüne tıkladım. Fotoğrafın orjinali ekranda yavaş yavaş açılmaya başladı. Bir piknik fotoğrafı olduğu açıktı. Fotoğraf tamamen açılıp ekranı kapladığında hayatın şefkatli elini saçlarımda değil yüzümde hissettim. Gerçi o tokadın aslında sevgiden olduğunu geç de olsa anlayacaktım ama anlamam biraz vakit alacaktı. 

Fotoğrafta ne mi vardı? 

Fotoğrafta mutlu bir aile tablosu vardı. Çimenlere yayılmış, birbirine sarılmış, kameraya gülümseyen kocaman mutlu bir aile. İşte her şey gün gibi gözlerimin önündeydi. İlk anda öylece fotoğrafa bakakaldım. Sonra her şey yavaş yavaş üstüme akın etmeye başladı. Önce kızgınlık, sonra derin bir acı. Onca zamandır evrenden beklediğim ses sonunda gelmişti ama aslında beklediğimden çok farklıydı. 

Orda, ekranın karşısında ne kadar süre oturup kaldım bilmiyorum. Fotoğrafa bakarken içime dolan kızgınlık, kırgınlık, acı... Baktıkça yerini dinginliğe, huzura, umuda bıraktı. Nasıl olduğunu bilmiyorum demek isterdim ama nasıl olduğunu biliyorum. Ben o fotoğrafı görmeden önce de biliyordum her şeyi. Sadece bilmezden geliyordum. Ama o fotoğraf bana her şeyi tüm açıklığı ile kaçınılmaz bir şekilde kabul etmekten başka çare bırakmıyordu.

O fotoğrafın yüzüme tokat gibi inmesinin sebebini yıllar sonra bugün anlatabilirim: Aşk. Evet, sebebi "Aşk"tı. Aşıktım ama her aşk gibi tek kişilik bir aşktı bu yaşadığım. Fotoğrafı gördüğüm an bunu tüm gerçekliğiyle anladım. Eğer tek kişilik bir aşk olmasaydı  benim de öyle mutlu aile fotoğraflarım olurdu. Eğer tek kişilik bir aşk olmasaydı; o gün, o ekranın karşısında kilitlenip kalmaz, gülümseyip hayata devam ederdim. Gerçi o fotoğraftan sonra gerçekten de gülümseyip hayatıma devam ettim. Öncesinde yaşadığım küçük yıkılma anını saymazsak demeyeceğim çünkü o an olmasaydı devamında olan onca güzel şey de olmazdı.  

Uzun zaman önce bir noktada kendi yolumdan sapmış olduğumu düşünüyordum. Oysa geriye dönüp bakınca olmam gereken yoldan sapmış olamayacağımı, her zaman olduğu gibi tam da olmam gereken yolda ilerlediğimi anlıyorum. Benim bir sapak olarak gördüğüm yol, kaçamayacağım mecburi istikametimdi. Ben o sapağa hiç sapmamış olmayı dilerken o sapağın hayat yolumun ta kendisi olduğunu anlamam zor oldu. Ama bugün "keşke"lerim "iyi ki"lere dönüşmüş hâlde. 

Hayatta her ne oluyorsa tam da olması gerektiği gibi olması gereken zamanda oluyormuş, ne eksik ne fazla! Benim için de tam olarak böyle oldu işte!

...


*Bu öykü kendime doğum günü hediyem sanırım :)

Hayat bazen muhteşem zamanlarda muhteşem hediyeler verir insana. Tam ihtiyacımız olan anda tam da ihtiyacımız olan şey kucağımıza bırakılır sessizce.

İşte bugün o muhteşem hediyelerden birini verdi Hayat bana.

Teşekkürler Hayat 😊



Cuma, Temmuz 29, 2022

"Lütfen Bitmesin!"ler vs. "Bitsin"ler ve Birazcık Özeleştiri

Bence dünyada 2 tip kitap var: "Bitsin" diye okunanlar ve "Lütfen bitmesin!" diye okunan kitaplar.


Son okuduğum üç kitaptan ikisi - Hayat Hanım ve Nietzsche Ağladığında - "Lütfen bitmesin!" diyerek okunanlar kategorisindeyken, bugün okuyup bitirdiğim Zweig'ın Satranç kitabı ise kesinlikle "Bitsin" kategorisinde.

Daha önce de Zweig okuyup pek sevmemiştim. Ama "Amok Koşucusu" ve "Satranç"ı okumadan Zweig hakkındaki son kararı vermemem gerektiğini söyleyen arkadaşlarım oldu. 

"Satranç" uzun zamandır rafta okunmayı bekliyordu, hadi bir şans vereyim diyerek çantama atıp Arya ile denize geldim. Kitap bitti, Zweig hakkındaki fikirlerim değişmedi. Benim tarzım değil. Tam bu noktada bir öz eleştiri yapmam gerekiyor. Zweig'ın kurgusu tek bir kişi üzerine yoğunlaşıyor; yan karakterler, yan hikayeler yok denecek kadar zayıf. Benim hikayelerimde de durum böyle maalesef. Yani Zweig'ı beğenmeme sebeplerimden biri onun hikayelerinin de benimkiler gibi tek katmanlı oluşu. 

Biraz daha açıklamam gerekirse; benim için bir romanda daha fazla karakter, daha fazla hikaye olmalı. Baş karakterlerin dışında hikaye yan karakterlerle ve onların hikayeleriyle zenginleştirilmeli. Okurken keşke ben de böyle yazabilsem demeliyim; yazara, hayal gücüne, yaratım becerisine hayran kalmalıyım.

Kendimde gördüğüm en büyük eksiklik çok karakterli ve çok katmanlı kurgular yazamamak ve aynı eksikliği Zweig'da da görünce istemsizce gıcık oluyorum. Kendimi Zweig ile kıyaslamıyorum. Sadece ister istemez Zweig'ın bundan çok daha iyi olması gerektiğini düşünüyorum. Tek bir kişiye, tek bir olaya odaklanmak onun kişisel tercihi olabilir. Ama bence bu tarz kurgular biraz yavan, biraz kısır kalıyor. Ben kendi öykülerimi yan hikayelerle zenginleştirmeyi, yeni katmanlar eklemeyi çok istiyorum ama henüz yapamıyorum ve öykü yazmaya ara verme sebebim de bu. Tek karakterli, tek boyutlu öyküler yazmaktan sıkıldım. Zweig konusundaki acımasızlığım da buradan geliyor sanırım. 

Zwieg için düşündüklerime rağmen Amok Koşucusu'nu da okuyacağım çünkü o kadar sevilesi/beğenilesi ne var acaba diye merak ediyorum. Belki okusam da göremeyeceğim ama en azından denemiş olurum.

Bu aralar okuyacak bir şeyler arıyorsanız Hayat Hanım'dan sonra Nietzsche Ağladığında'yı önerebilirim. Çok sevdiğim bazı kısımları aşağıya bırakıyorum. (Evet, altını çize çize, üstünde düşüne düşüne okudum :)





















"Bizler arzu edilenden ziyade arzu etmeye aşığızdır!"

Ne kadar da vurucu bir cümle değil mi?

İyi gelen şeylerde bugün :)

Bir haftadır güne Sevgili Momentos'un podcastleri ile başlıyorum. Momentos o kadar güzel anlatıyor ki... Dinlerken bir sakinlik geliyor...