Cuma, Nisan 16, 2021

Direniyorum

Direniyorum.

Ama bazen gerçekten çok zor direnmek. 

Doğru ne, yanlış ne? Ayırt etmek çok zor?

İnsanın delice istediği şeyler yanlış, doğru olanlar yetmiyorsa? 

Doğru kime göre doğru? Yanlış neye göre yanlış? 

O kadar çok soru var, cevaplar o kadar karmaşık ki... Felsefenin derinliklerine inesim de yok hiç. Sadece doğru olduğu varsayılana uymaya çalışıyorum ama her hücrem isyan ediyor. Her hücrem isyan ederken doğru olanı yapmak çok zor. Neden böyle olmak zorunda? Bazı günler daha da zor. 

İçimde hiç bitmeyen bir münazara var. İki taraf da sebepleri, sonuçları, artıları, eksileri sıralıyor sürekli. Mantıklı olanı seçiyorum ama mantığım mutluluk getirmiyor. Mantıksızı seçeyim diyorum bu kez de içim el vermiyor. Birinden biri vazgeçsin artık. Tükendim içimdeki bitmek bilmez bu savaştan. 

Çok yoruldum. Durmak istiyorum Duramıyorum. Koşmak istiyorum, koşamıyorum. 

Sürekli aynı noktada buluyorum kendimi.




Slow down
Take your time
It will be all right
If you decide to take it on the signs
Take it easy
Take it easy

Oh, slow down
And now I understand
Life isn't a friend
Is so hard, sometimes
But guess what?
You're not the only one
The door is shot
But so is your mind

Oh, slow down
But let we explain you
You'll have to complain
But kept the bright side
Open your eyes
Along with your mind
It's not so bad
God is love and love is all around
You do the best you can
As it have to be great
Open your arms
Now is the time
To get away with your life
Hold on
And your heart and enjoy the ride

Slow down
Take your time
It will be all right
If you decide to take it on the signs
Take it easy
Take it easy
Slow down
Take your time
It will be all right
If you decide to take it on the signs
Take it easy
Take it easy
Oh, slow down

...

I wish I can...


Salı, Nisan 13, 2021

Bir Garip Orhan Veli'yim*

Belki de gerçekten gönülden sevdiğim ilk şairdir Orhan Veli. Halk dilinde ve gündelik konular üzerine yazdığı şiirleri ile lise edebiyat öğretmenim sayesinde tanıştım. Şiirin sadece yüksek tabaka için olmadığının, aşk,-ölüm-ağıt-kahramanlık gibi konular haricinde de şiir yazılabileceğinin en güzel örneğidir şiirleri. Süleyman Efendi'nin nasırı için de şiir yazılabilir, ciğercinin kedisi ile sokak kedisinin atışması da pekala şiir olabilir. 

Orhan Veli ile yolculuğa çıkmak pek keyiflidir. Gözlerimizi kapatıp İstanbul'u dinleriz, Boğaziçi'nde bir garip Orhan Veli oluruz. Yeri gelir ciğercinin kedisi, yeri gelir sokak kedisiyizdir. Bazen handan hamamdan geçeriz, bazen alırız başımızı maviliklere gideriz. Ah bir de rakı şişesinde balık olmak isteriz :)) 

Tüm bunları Evrim'le anlattım az önce ama hiç etkilenmedi çünkü inatla şiir sevmediğini iddia ediyor. İddia ediyor diyorum çünkü öyle bir şey mümkün değil. Yeryüzünde şiir sevmeyen birinin varlığını kabul edemem. Olsa olsa henüz sevdiği şairi bulamamış, içine işleyen, onu ona anlatan bir şiirle karşılaşmamış biridir şiir sevmediğini söyleyen biri. Eminim orda bir yerlerde sizi bekliyor şiirsever olduğunuzu size öğretecek olan şair ve şiirleri :) 

Kitabe-i Seng-i Mezar

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda

Anmazdı ama Allah'ın adını,

Günahkâr da sayılmazdı.


Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.


II


Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duysalar öldüğünü alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet.

Alacağına gelince...

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.


III


Tüfeğini depoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir rüzgar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

"Ölüm Allah'ın emri,

"Ayrılık olmasaydı."


*Bu şiiri seçmemin sebebini merak ederseniz belki. Bu şiir, eğer Orhan Veli yazmasa belki de asla farkına varmayacağımız, her gün yanından geçip gittiğimiz bir sürü Süleyman Efendi'yi görünür kılar gözümüze kısa süreliğine de olsa :) Ne zaman okusam kendi dertlerimden sıyrılır bir anlığına Süleyman Efendi'nin arkasından hüzünlenirken bulurum kendini ama bir yandan da gülümsetir beni Süleyman Efendi'nin nasırının bir şiire konu olması :D

Gelin şimdi gözlerimizi kapatıp birlikte dinleyelim bir kez daha Orhan Veli'nin İstanbul'unu :) 


*Orhan Veli bugün 107 yaşında! 
İyi ki doğmuş, iyi ki şair olmuş Orhan Veli! 

Pazartesi, Nisan 12, 2021

İnanç

Ramazan deyince aklıma ilk gelen şey yıllar önce İstanbul'da bir camide gördüğüm "Ey oruç, tut bizi!" mahyası. İşin özü bu cümlede saklı bence. Olay aç kalmak, oruç tutmak değil; kendimizi tutmak. Hırslarımızdan arınmak; elimize, dilimize, nefsimize hakim olmak. Hayatımızdan fazlalıkları atıp asıl önemli olanlara daha çok yer açmak. Oruç tutmak için kendimizi sıkmak değil, orucun bizi tutması için teslim olmak. 


Küçükken 30 ramazan oruç tutardım. Hatta bir ramazan başladığım 5 vakit namaza tüm yıl devam etmiştim. O yıl içimde hissettiğim maneviyatı bir daha asla hissedebileceğimi sanmıyorum. 10-12 yıldır oruç tutmuyorum. Mümkün oldukça kendimi tutmaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğum tartışılır tabi. Son 2-3 yıla kadar iyiydim de 33 sonrası sallantıda biraz. Oruç tutmadığım gibi artık din de tanımıyorum. Deistim diyebiliriz. 

Beni geçip asıl mevzuya gelirsek, tutulan oruçların boşa gitmediği, zihinlerin ve nefslerin terbiye edildiği, tutanla tutmayanın kutuplaştırılmadığı, kul hakkının yenilmeyip aksine asıl sahibine teslim edildiği, sözde değil özde ibadet edilen bir ramazan olur umarım. Tüm kalpten inananlara hayırlı ve huzurlu bir ramazan ayı dilerim.

Cumartesi, Nisan 10, 2021

Bulgursuz Bulgur Pilavı

"Hiç öyle şey olur mu?" dediğinizi duyar gibiyim. Bence de olmaz, yani bir şey olsa bile adı bugur pilavı olmaz ama işte Corona yüzünden neler olmuyor ki :D

Yemek yapmak için mutfağa geldiğimde evde tek bir soğan kaldığını gördüm ve saat 5'ti. Tek soğanı buzluktaki son taze fasulyeler için kullandım. Ama canım günlerdir şöyle bol sebzeli bulgur pilavı da istiyordu. Şansımızı deneyelim diyerek bakkala gitti Evrim ve bir torba soğanla geldi. Tam kapatırken yakalamış bakkalı. Soğanı doğrayıp kavurdum ve bulguru çıkarmak için dolabı açtım. Tahmin edin n'oldu. Evet, evde bulgur da yokmuş. Ne yapsam diye düşünürken aklıma geçenlerde dolabın derinliklerinde bulduğum bir kavanoz kinoa geldi. Ben de bulgur pilavı niyetine bol sebzeli kinoa pilavı yaptım. Tadı da gayet güzel olmuş :) 

Yasaklar depresyona sebep olabileceği gibi bazen de yaratıcı çözümler bulmaya sevk ediyor insanı :D Bakalım bitene dek daha neler göreceğiz. 



Şarkı: Ne Yapayım Şimdi Ben - Sezen Aksu

Salı, Nisan 06, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #85




Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Kağıttan Dünyam'dan gelmiş:

"Bir kitabın veya filmin içine dilediğiniz zaman girebildiğinizi düşünün. Kurguya yeni bir karakter olarak ekleneceksiniz. Hangi kurguya neden girmek ister ve girdiğiniz kurguda neler yapardınız?"

İçine girmek, unutulmaz bir parçası olmak istediğim o kadar çok kitap var ki... Özellikle de bilim kurgu, fantastik dünyalar ya da ütopyaların içine dalmak ve farklı dünyaları deneyimlemek isterdim. Aklıma ilk gelen kitaplar:

  • Yeni Cesur Dünya - A. Huxley
  • Vakıf Serisi - Asimov
  • Robot Serisi - Asimov
  • Orman Muhafızı Serisi  - John Flanagan
  • Drizzt Efsanesi Serisi
Asimov'un herhangi bir kitabına girip galaksiler arası maceralara atılmak... Ah hayali bile çoooooook güzel! Peki ya tam şu anda okuduğumuz kitabın içine dalmak zorunda olsaydık? Şu an yıllardır duyup da bir türlü okumaya kalkışmadığım bir kitabı okuyorum: "Oblomov". Ah içine girip Oblomov'u bir güzel silkeleyip kendine getirmeyi, Zahar kovmayı, eve dadanan yancıları bir güzel derdest edip kapıya koymayı, Oblomov'un çifliğine gidip her şeyi rayına oturtmayı o kadar çok isterdim ki anlatamam. Her sayfada "Hadi be adam kalk, bir silkelen, kendine gel!" demekten içim şişti. 

Kitap değil de film seçecek olsam tercihlerim yine bilim kurgu ve fantastikten yana :) 

  • Geleceğe Dönüş - Marty ile sevgili olup geçmiş senin, gelecek benim gezerdim :) 
  • Matrix'e girip bugüne dek öğrenmek istediğim her şeyi doğrudan zihnime yükletmek ne kadar harika olurdu. Bir fırsatını bulup Neo gibi Ajan Smith'i benzetmek de hiç fena olmazdı.
  • Superman'e gidip "Hadi ama Clark o gözlüklerle ve saçınla yaptığın sözüm ona kılık değiştirme ile bunca yıl gerçek kimliğini saklayabilmen cidden komik değil mi sence de?" demek isterdim :))))
  • Aquaman filmine girip ne yapmak istediğimi anlatmama gerek var mı bilemiyorum :))))
  • Yeşil Yol filmine girip John Coffey'in suçsuzluğunu kanıtlamayı çok isterdim.
  • "İlk 50 Öpücük" filmine yeni bir karakter olarak değil, bizzat baş kadın karakter olarak girmeyi ve her gün yeniden aşık olmam için elinden gelen her şeyi yapan biriyle olmayı delice isterdim.
Film değil de dizi seçebilsem... Offf bu yazı bitmez :))

  • Relic Hunter'da muhteşem arkeoloji profesörü Sydney Fox,
  • Alias'ta en az Sydney Bristow kadar dişli bir ajan,
  • The Bold Type'ın meşhur dergisinde bir yazar,
  • Younger'da Liza Miller olmayı çok isterdim.
Görüldüğü üzre rutin ve sıkıcı hayattan kaçmak için her şeyi yapmaya hazırım :D Bu eğlenceli konu için Kağıttan Dünyam'a teşekkürler :) Hayal kurarken bol bol gülümsedim, iyi geldi :) 

Pazartesi, Nisan 05, 2021

Cumartesi, Nisan 03, 2021

Çelme

O kadar çok çelme takıyoruz ki kendimize... Kafamızda bir "Ben yapamam" klişesi... Daha denemeden bir sürü şeyi yapamıyoruz yapmıyoruz. Oysa her zaman "yapmak" değil asıl olay, sadece "denemek" bile yeterli olur bazen. 

Geçen hafta bahsettiğim, okulda açacağım İngilizce kursu için 2 farklı sınıf oluşturup gün belirlemeli ve uygun materyal seçmeliyim. Kafamda bir sürü fikir var ama arkada hep o uyuz ses: "İşe yaramayacak. Yapamayacaksın. Bilmeyen kursa gelmeyecek, gelen 3 gün sonra bırakacak." diyor mütemadiyen. O sesi susturup "Ben neler yapabilirim?" sorusuna odaklanmak istiyorum sadece. Sonuçtan değil, gidişattan puan alırım belki bu kez. Kafamdaki yapamazsın diyen sese inat yapmak istiyorum. İstediğimi elde etmek, edemesem bile elimden geleni yaptım diyebilmek istiyorum.

Kendi kendime takmaya çalıştığım ilk çelme değil bu kurs mevzusu. Daha önce de defalarca kez çelme taktım kendime. Üniversitede akademisyen olarak kalmak olan hayalimden daha ilk yıllarda vazgeçtim o aptal ses yüzünden. Sürekli yalakalık yapmadan, torpil olmadan, ya da derece yapmadan olmaz dedi o ses. 4 üzerinden 3,16 ortalama ile mezun olduğum halde şansımı bile denemedim. ALES sınavının zor olduğunu düşünüp girsem de çok yüksek puan alamam, hadi iyi puan aldım, yüksek lisansa başvursam da mülakatı var, ıvırı zıvırı var diye hep uzak durdum. Taa ki bu yıla kadar. Bu yıl ALES'e girdim ama kafamın içindeki o gerizekalı ses hâlâ "Başvursan da puanın düşük, üstelik  bu işler torpilsiz olmuyor. Başkası varken seni mi alacaklar?" diyor tüm uyuzluğu ile. Kulağımı tıkıyorum diyeceğim ama ne mümkün! Beynimi kemiriyor alttan alttan vıdı vıdı vıdı...  Ama boş veriyorum. Ben üstüme düşeni yapayım, şansımı deneyeyim de olmazsa "Denedim, olmadı." der yola devam ederim.

Bu kendi kendime çelme takma mevzusu o kadar derin ve geniş ki... Sayfalarca yazabilirim sanırım. Kökenine inersek özgüven sorunu olabilir gibi duruyor ilk bakışta ama tam öyle değil. Daha çok bir hayata güvenmeme sorunu. Çünkü ne zaman işler yolunda gitse hayat anında basıyor tekmeyi tokadı. Çelme taksa yine iyiydi dedirtiyor çoğu zaman. Tabi bu da hayattan ne beklediğimizle ilgili biraz. "Kötüyü düşünme, dillendirme, çağırma" diye boşuna denilmiyor tabi ki. "Hah şimdi kesin kötü bir şey olur." diye düşündükçe o kötüler de gelip bizi buluyor. Biz en baştan "İyisi beni bulmaz, kötüsü peşimi bırakmaz" diye yaklaşırsak her duruma olacağı belli tabi ki.

Bu yıl kendime koyduğum hedeflerden birisi kendime çelme atmamak, oltaya gelmemek, içimdeki o uyuz sese uyup yapacaklarımı denemeden bir köşeye atmamak. Şu satırları yazarken bile o gıcık ses: Çocukların ders programı o kadar karışık ki hepsi için uygun olan saati bulamayacaksın." diyerek taş koymaya çalışıyor yoluma. Bulacağım diyorum, bu kez de bel altı vuruyor: "Sanki daha önce denediklerin çok işe yaradı da bu kez yarayacak. Boşver işte kızım, öğrenmek isteyen her türlü öğrenir. Sen zorla öğretemezsin!" diyor. Hrrrrrrrr... Şu düşüncelerin zihnimden gelip geçmesi bile sinir ediyor beni. O sesi ve  tüm saçmalıklarını geri püskürtmek, kendimi motive etmek; geriye değil, ileriye bir adım atmak istiyorum kendim için. 

Umarım önümüzdeki hafta buraya olumlu şeyler yazabilirim.




Direniyorum

Direniyorum. Ama bazen gerçekten çok zor direnmek.  Doğru ne, yanlış ne? Ayırt etmek çok zor? İnsanın delice istediği şeyler yanlış, doğru o...