Salı, Aralık 06, 2022

Mutluluk

Arya satranç turnuvasında 10 yaş kızlar kategorisinde il 1.'si oldu. "Neden bir strateji oyunu turnuvasında kızlar kategorisi diye cinsiyetçi bir kategori var?" sorusuna değineceğim ama önce sevincimi paylaşayım.




Özgüveni tavan yapmış Arya pozu :))
Tabi ki sevinçten havalara uçtuk ve ailecek göğsümüz kabardı :)


Şimdi gelelim "Kızlar Kategorisi" mevzusuna... Turnuva günü heyecandan fark etmediğim durumu turnuva sonuçları internette ilan edilince fark ettim. Bir "Genel" kategori varmış ki mantıken kız erkek karma olması gerekiyor ama öyle olmadı; bir de "Kızlar" kategorisi var. Arya "10 Yaş Kızlar Kategorisi"nde yarıştı ve toplam 6 karşılaşmanın 5'ini kazanarak 1. oldu. Erkekler de kendi aralarında yarışarak "Genel" kategoride derece aldılar. Ben erkekler kendi arasında, kızlar kendi arasında yarıştıktan sonra karma olarak genel kategori için tekrar yarışacaklar sanmıştım ama öyle değilmiş.

Satranç gibi strateji ve zekaya dayalı bir oyunda neden "Kızlar" için ayrı bir kategori yapılarak böylesi garip, cinsiyetçi bir uygulama yapılıyor anlayabilmiş değilim. Konuyu Artvin Satranç Federasyonu yetkililerine sordum. Aldığım cevap: "Erkekler diye bir kategori yok; erkekler hep "Genel" kategoride yarışıyor, katılımcı sayısı az olduğunda kızlar da  bu gruba dahil edilebilsin diye bu şekilde oluyor."
Açıklamanın neresinden tutsam elimde kalır. 

Önümüzdeki turnuvalarda Arya'yı genel kategoride yarışması için teşvik edeceğim. Durumun ne kadar cinsiyetçi olduğunu anlatarak onu üzmek ya da zorlamak istemiyorum ama eğer isterse sadece kızlarla karşılaşmak yerine kendi yaş grubundaki erkeklerle de karşılaşabileceğini söylemeyi planlıyorum. Sonuçta Arya'nın genel kategoride dereceye girmemesi, en azından bunun için mücadele etmemesi için hiç bir mantıklı sebep yok ortada.

Sonuç olarak birincilik sevincimize böyle cinsiyetçi bir uygulama ile gölge düşürülmüş olsa da Arya'nın turnuva deneyimi edinmiş ve ilk resmi birinciliğini almış olması ailecek hepimizi gururlandırdı ve mutlu etti tabi ki. Darısı gelecek karma turnuvaların başına :)

Cumartesi, Kasım 26, 2022

Adana - Hatay Gezimiz (Fotoğraflarıyla birlikte :)

Geziden geleli neredeyse 2 hafta oldu ama fırsat bulup yazamadım. Ara tatilde Arya ile Adana - Hatay gezisi yapacağımızı yazmıştım sanırım daha önce. Gittik, döndük :))

Ayın 12'sinde Trabzon'dan Adana'ya uçtuk. Havaalanında arkadaşım ve oğluyla buluşup şehri şöyle bir turladık. Taş Köprü'de fotoğraf çekilip o gece kalacağımız eve (Meltem'in bir arkadaşının annesinde kaldık) gittik. Üstümüzü değiştirip yemek için dışarı çıktık. 


Meltem'in abisi, Metin Abi, işi sebebiyle çok geniş bir çevreye sahip. Neredeyse her şehirde bir arkadaşı/tanıdığı var. Dolayısıyla biz gitmeden gezi planımız ve bazı rezervasyonlarımız yapılmıştı. İlk gece Adana'da "Mızdık Kazbaşı" diye bir restorana gittik. Mezeler salata, ara sıcaklar ve tabi ki Adana Kebap muhteşemdi. Mütemadiyen yediğim için çok foto çekemedim :)) 

Gezinin ikinci gününe meşhur Levent Börek'te kahvaltıyla başladık. Ben çıtır çıtır kızarmış börek sevdiğim için iç dokusu su böreğine benzeyen böreklere çok bayılmadım ama Meltem ve çocuklar çok sevdi. 

Kahvaltıdan sonra otogara gidip otobüsle Hatay'a geçtik. 2 çocuklu 3 saatlik bir seyahat biraz zordu ama sağ salim atlattık :) Hatay'da polisevinde yer ayırmıştım hem öğretmenevinden daha iyi oluyor, hem de zaten öğretmenevinde yer olmadığı için. Ama durum pek de umduğum gibi olmadı ve bugüne kadar gördüğüm en kötü polisevinde kaldık 2 gece. Otel olsa tek yıldız bile alamaz diyeyim siz anlayın. Neyse ki sadece uyumak için odada bulunduğumuzdan pek takılmadık bu noktaya.

Eşyalarımızı odalara bıraktıktan sonra ünlü Pöç Kasabı'nı denemek için hemen çıktık. Polisevinden yürüyerek çarşıya indik; Asi Nehri'nin üstünden geçerek navigasyon sayesinde Pöç Kasabı'n içinde olduğu çarşıya girdik ama neredeyse tüm dükkanlar kapalı olduğu için hafiften telaşlandık. Pazar günü olduğu için bir çok yerin kepengi kapalıydı. Çarşı terkedilmiş gibiydi. Sonunda Pöç Kasabı bulduk. Açıktı :) İnanılmaz güzel bir tepsi kebabı ve kağıt kebabı yedik. İçli köfte de söyledik ama onu beğenmedik.


Pöç çıkışı St. Pierre Kilisesi'ni görelim dedik ama saat 16.00 olmuştu. Navigasyon siz varana kadar müze girişi kapanabilir diye uyardıysa da şansımızı deneyelim diyerek gittik. İyi ki de öyle yapmışız. Giriş kapanmadan yetiştik. Kilise dağdaki ufak bir mağaradan ve dağın diğer tarafına ulaşılan bir tünelden ibaret. Tünel ziyaretçilere kapatılmış. Bu kilise Hristiyanlık'ın en eski kiliselerden biriymiş. Kiliseden çıkışımız günbatımına denk gelince keyfimiz manzarayla birlikte katmerlendi.

Kilisenin içine oyulduğu tepenin uzaktan görünüşü.

Kilise bu tepedeki ufak bir mağaranın içinden ve tünelden ibaret.


Fotoğrafın solunda bir kısmı görünen giriş dağın arkasına kadar devam eden tünelin girişi.
Sağ tarafta dağdan gelen doğal su kaynağı var. Kilisede yapılan vaftiz törenlerinde bu su kullanılırmış.


Kiliseden sonra polisevine dönecekken eğer yakınsa Museum Hotel'e de gidelim dedik. Çok yakın olmasa da gittik ve bayıldık. İnanılmaz bir yer olmuş. Dünyada böyle başka bir otel yok. Tarihi eser çıkan yerlere imar izni verilmediğini düşünürsek normal. Her ne kadar oteli çok beğenmiş olsam da tarihi eserlerin bulunduğu böyle bir yerin otel olmasını tam olarak kabul edemedim. Keşke tamamen müze olarak daha iyi bir şekilde korunabilse.





Müze çıkışı taksiyle çarşı tarafına geri döndük. Akşam yemeği için yine tavsiye üzerine rezervasyon yaptırdığımız Altı Kapı Restaurant'a gittik. Çok şık ve güzel bir mekan. Fiyatlar uygun, menü güzeldi ama mezeler bir "vay canına" etkisi yaratmadı. Ama kızarmış peynir ve kıtır yufkalı salata gerçekten çok iyiydi. Yemekten sonra tabi ki dondurmalı künefe yiyerek geceye vurucu bir nokta koyduk :))




Hatay'daki 2. günümüz için yine tanıdıklar aracılığı ile bize özel bir tur ayarlamıştık. Şoförümüz ve gönüllü rehberimiz bizi 9'da polisevinden alıp önce Hammuş'un Yeri'ne kahvaltıya götürdü. Kahvaltı harikaydı :)


Kahvaltıdan sonra ST. Symeon Manastırı'na a gittik. Rüzgar güllerinin dibinde olan bu manastırın bulunduğu konum muhteşemdi. 






Manastırdan sonra Harbiye Şelaleri'ne, Vakıflı Ermeni Köyü'ne ve içinde Musa Ağacı'nın bulunduğu Hıdırbey'e gittik. Hıdırbey'den sonraki duraklarımız ünlü Dor Tapınağı ve Titus Tüneli'ydi. Dor Manastırı'ndan Seleukos Krallığı'nın yerleşim alanına ve Türkiye'nin en uzun sahiline bakmak büyüleyiciydi. 




Şelaleler çok güzel ancak çevresindeki gecekondu benzeri cafe ve restaurantlar doğanın güzelliğini bozmak için yapılmış gibi maalesef.


Gidince Hıdırbey'in ev yapımı limon dondurmasını tatmadan geçmeyin :)



Musa Ağacı - Hikayesi ilginçti :)


Titus Tüneli





Titus Tüneli'ni görüp şaşırmamak mümkün değil. Çocuklar olmasa diğer tarafına kadar giderdik belki ama çocuklarla belli bir noktaya kadar gidip geri döndük. Bir dahaki sefere tamamlarız umarım :) 

Tünel çıkışında yine günbatımına denk geldik. Çevlik sahilinde günbatımı eşliğinde kalamar ve karides yiyerek soluklandık ve merkeze döndük. Bu arada söylemeden olmaz; Türkiye'nin en uzun sahil bisiklet yolu Çevlik sahilindeymiş. Bisiklet yolunu görünce içimin nasıl gittiğini, bisikletimle o yolda pedallamayı ne kadar çok istediğimi anlatamam. 

Antakya'daki 2. akşamımız için şiddetle tavsiye edilen Konak Restaurant'a rezervasyon yaptırmıştık. İyi ki de öyle yapmışız. Bu kez her şey mükemmeldi. Mezeler beni benden aldı. Antakya'nın yerel şarabı olan Antioche'yi de denedik. Tüm günün yorgunluğunu oracıkta attık :) 


Yemek bitiminde çocuklar tatlı isteyince garsonun önerisi ile peynirli irmik helvası söyledik ama hiçbirimiz sevmedik. Finali yine dondurmalı künefe ile yaparak geceyi taçlandırdık :) 



Antakya sokakları geceleri çok renkli ve hareketli :)

Ertesi sabah erkenden otobüsle Adana'ya dönüp Trabzon uçağına bindik Arya ile. Trabzon'dan Havaş ile Rize, ordan da dolmuş ile Hopa'ya döndük. Eve girdiğimizde pert olmuştuk ama şikayet ettiğimiz söylenemez :) 

Geziyle ilgili tek pişmanlığım gitmeden önce iyice planlamamış olmamız. Gittikten sonra fark ettim ki Hatay'da bir gün daha kalıp Antep'e geçebilir, orayı da gezdikten sonra Hatay - İstanbul, İstanbul - Rize yaparak eve dönebilirdik. İstanbul'a gitmişken annemleri de görüp az da olsa özlem gidermiş olurduk ama n'apalım bu seferlik böyle oldu. 

Dipnot: Telefonumla ilgili bir sorun yaşadığım için fotoğrafları geç yükledim ama çoğu fotoğrafı yine yükleyemedim. Fotolar çok iyi değil ama hiç yoktan yeğdir diyerek yükledim.


Cuma, Kasım 18, 2022

Leyla*

Evet, evet o Leyla!

İlk gençlikte aklımızı başımızdan alan, mahallenin tüm delikanlılarını Mecnun eden... İşte yıllar sonra tekrar gördüm onu. Bir köşe başında, başında ipek eşarbı, elinde kırmızı ayakkabıları... Nerden gelip ne yöne gideceğini bilmez bir hâlde... Çok uzun zamandır yolda gibi, geldiği yönü de varacağı yeri de unutmuş gibi. Yanına gittim, tanımadı beni. 

- Benim, Kuşlu sokaktan Ahmet. Köşedeki bisikletçinin oğlu. 

- Hatırladım. Kırmızı bisikletinle takılırdın peşime. 

- Şey... Evet. Nereye gidiyorsunuz? Eşlik edeyim size. 

- Nereye gidiyorum?.. Acaba geliyor muyum yoksa dönüyor muyum?.. Neyse... Gidelim de yolda hatırlarım belki. 

- Ne tarafa gidiyoruz? 

- Gülbahar'a gideceğiz. 

- Şişli Gülbahar mı? 

- Evet. 

Gülbahar'ı bilirsin, dik bir yamaçtır. Oradaymış evi. Bizim mahalleden ayrılınca önce İzmir'e gitmiş, bir süre sonra da İstanbul'a. Pek değişmemiş, gözlerinin ve dudaklarının etrafını saran çizgileri saymazsak. Hâlâ o bildiğimiz Leyla. 

Eve girince önce eşarbını çıkardı sonra incecik vücudunu saran siyah elbisesini. Öylesine doğaldı ki vücudunun her bir devinimi... Başımı çevirmek gelmedi içimden. Zaten onun da pek umrunda değildim. 

- İyiyseniz ben gideyim artık. 

- Otur. Geliyorum. 

Az sonra üzerinde saten gecelik ve sabahlığı, elinde iki kadeh ve bir şişe beyaz şarap ile geri geldi. 

- Herkes kırmızısını sever bunun ama ben beyazını seviyorum. İçersin değil mi? 

- Size eşlik edeyim. 

- Anlat.

- Siz anlatın lütfen. Mahallece çok merak ettik siz ansızın mahalleden ayrıldıktan sonra sizi. 

- En çok da Seher Hanım merak etmiştir değil mi? 

- Şey.. Bilemiyorum... 

- Tabi sen daha bıyıkları yeni terleyen bir delikanlıydın o zaman. Nereden bileceksin? Sen hiç aşık oldun mu? Sahi erkekler aşık olabiliyor mu? Yoksa gelip geçici heveslerinizin kölesi olmaktan öteye geçemiyor musunuz? 

- Afedersiniz. Sizi gücendirecek bir şey mi yaptım bilmeden? 

- Sen mi? Hayır. Sen istesen de gücendiremezsin artık beni. Benim kalbim yıllar önce kırıldı bir kez. Bir daha kimse kıramaz. 

- Anlatır mısınız bana olanları? Belki iyi gelir size de... 

- Neyi anlatayım? Fuat'a nasıl aşık olduğumu, evli olmasına rağmen bana nasıl umut verdiğini, daha dün "Beraber kaçıp gideriz buralardan" derken istediğini elde edince "Ailem, karım, çocuklarım... gidemem affet beni" deyişini mi anlatayım? Yoksa Seher Hanım'ın ayılıp bayılıp herkese "Gül gibi kocamı zorla ayarttı komşular, aman dikkat edin sizin kocalarınızı da baştan çıkarır bu şıllık" deyişi mi? Kırık kalbimle ordan oraya sürüklendiğim yılları mı?.. Anlatsam ne olur ki? Diner mi kalbimin acısı? 

- Ben.. Bilmiyordum. Çok üzgünüm. 

- Üzülme. Yine gelsem dünyaya yine Leyla olmak isterim. Yine sevmek, yine gözümü karartıp aşkımın peşine düşmek isterim. Hiç sevmeden hiç sevilmeden, kırılmadan, sızlamadan boşuna atacak bir kalp neye yarar ki? 

Ne diyeceğimi bilmeden oturdum öylece karşısında bir süre. Şarabı bitmiş, yenisini doldurmuştu. Tekrar sordu o soruyu:

- Peki sen? Sen hiç aşık oldun mu? 

Olmuştum. Sustum. Söyleyemedim.

*Sevgili Buraneros'un Leyla'sı ile tanıştık bu gece. Onu anlatacaktım aslında ama şişede durduğu gibi durmadı Leyla, öykü oldu döküldü parmaklarımdan. Öykü olası varmış demek ki Leyla'nın. Vesile olduğun için teşekkürler Sevgili Buraneros :) 

İsteyene:

Playlist

Cuma, Kasım 04, 2022

Yok böyle bir mutluluk!

Geçen hafta sonu önce arkadaşlarımızla çok hoş bir konağa kahvaltıya gittik sonrasında da ailecek Borçka Karagöl'e :) 



O renkleri, o manzarayı, yaklaştıkça içimde büyüyen coşkuyu ve o manzaraya karşı Evrim'in omzuna yaslanıp kahve içerken hissettiğim mutluluğu kelimelerle anlatamam. Sizi fotoğraflarla başbaşa bırakıp kenara çekiliyorum.







Arya'nın büyüme hızı beni benden alıyor. Söylemeden geçemeyeceğim :)



Dream A Little Dream of Me - Doris Day



Dream A little Dream of Me - Ella Fitzgerald

Bu versiyonu daha "jazz" :)


Perşembe, Ekim 27, 2022

Perşembe Gecesi Müziği*

*Sevgili Momentos'a selam olsun :) 

Az önce Instagram'da İzzet Çapa'nın bir gönderisi sayesinde tanıdım aşağıdaki genci. Marcin 18 yaşında ve bir gitar aşığı. Bach'tan Beethoven'a bir sürü sanatçının eserini sadece gitarı ile çalıyor ve bence çok da iyi çalıyor. Dinlerken klasik müzik dinliyormuş gibi hissetmedim. Daha enerjik, daha coşkulu, daha genç bir sound. Ben sevdim :) 



Dinlerken aklımdan neler geçti neler... 

Bambaşka bir hayat, bambaşka hayaller... Bazen karşılaştığım şeyler karşısında hayatlarımızın ne kadar sınırlı, bakış açımızın ne kadar dar, hedeflerimizin ne kadar kısır olduğunu fark ediyorum.

"Aman çocuğum çok çalış, aman çocuğum hep 5 al, hadi iyi bir okul kazan, mezun ol, iyi bir işe gir, evlen, ev al, araba al, çocuk, 2.çocuk, bir ev daha al, kenara para koy. Ömrün yettiyse emekli ol, torun bak..."

Yaşama, öl!

Oysa ne hayaller var peşinden koşulası... Marcin kendi hayalinin peşinde koşarken ne kadar mutludur?

Ya biz?

Dilerim peşinden tutkuyla koşacağımız hayaller kurmayı öğreniriz çok geç olmadan... 

Çarşamba, Ekim 26, 2022

Ortaya karışık...

Zaman nasıl akıp gidiyor anlayamıyorum. Hafta ortasına geldik yine! Hatta hafta sonunu saymazsak ortayı geçtik; üçü gitti, ikisi kaldı okul günlerinin. Yetişemiyorum zamana. Bu yıla kadar böylesine yoğun bir his yaşamamıştım hiç. 3 Kasım'da sınavlar başlayacak, 11 Kasım'da ara tatil. Sınav öncesi öğrencilerime özet hazırlamam gerek. Üstüne de ana ders için ayrı, seçmeli İngilizce dersi için ayrı, kaynaştırma öğrencileri için ayrı, seviyeleri farklı olan sekizler için ayrı sınav derken toplamda 6 farklı sınav hazırlamam gerekiyor. Gerçi üçünü hazırladım geriye kaldı üç sınav.

Okulda dersler de çok hızlı geçiyor. İki tane sekizinci sınıfım ve bir tane beşinci sınıfım iyi; diğer sınıflarım onlardan alt seviyede. Her şeyi çift dikiş hata 4-5 kez anlatıyorum. Yine de istediğim verimi yakalayamadım. Kendi kendimi yiyorum nerede yanlış yapıyorum diye. Kim ne derse desin kusurun bir kısmı bende. Onların hazırbulunuşluk seviyesine inip oradan onları da alıp yukarılara çıkamıyorum. Mevcut donanımım buna yeterli gelmiyor. Değişip gelişmeliyim çünkü onların bana uyum sağlamasını beklemek gibi bir lüksüm yok. Öğretmen olan benim ve öğrenmenin yolunu ben açmalıyım. Ama nasıl? Henüz çözebilmiş değilim.

Tek derdim akademik kaygılar değil maalesef. Sınıflarımda ders dışında sorun yaşayan öğrenciler var. Garip tikleri olan, dikkat çekmek için olmadık davranışlar sergileyen, ailevi sorunları olan... Ne yapabiliriz diye düşünüp düşünüp dipsiz kuyulara düşüyoruz. 

Dersler, sınavlar, dertler az geldi bir de Erasmus+ yapayım ben bu sene diye bir işe kalkıştım ama işin içinden çıkamıyorum. Başvuru aşamasına gelemedim bile çünkü kayıt işlemleri çok çetrefilli. Bugün tam her şeyi hallettim derken Legal Entity diye bir zımbırtı çıktı başıma. Nerde bulacağımı bile bilmediğim bir form indirip, doldurup, kaşeletip, müdüre imzalatıp sisteme geri yüklemem gerekiyormuş. Ara ki bulasın! (Edit: Buldum, doldurdum, sisteme yükledim :) 

Kendi okulumu bırakıp Arya'nınkine geçersem bu sene işler bir tık zorlaştı diyebilirim. Önümüzdeki yılların fragmanını izliyor gibi hissediyorum kendimi. Seyirciyi çok da ürkütmek istemiyor yapımcı demek isterdim ama içim ürperiyor dostlar :( Bu yıl 4. sınıfa gidiyor Arya ve ilk kez sınav notları karnede yer alacak. Bu yıla kadar orta-iyi-çok iyi diye giden değerlendirme artık yapılan sınavların reel sonuçları ile olacak. Arya ilk sınavını dün oldu. Trafik yazılısından 98 almış. Yarın İnsan Hakları dersinin yazılısı var ve bu gece 3 sayfalık özeti ağlaya ağlaya çalıştı. 

Ezberleyemiyorum, aklımda tutamıyorum diye ağlamaktan zaten okuyup anlaması imkansızlaştı. Neyse bir süre sonra sakinleşip odasında çalıştı ve olayı çözdü. Eğer çalıştıklarını unutmaz ya da karıştırmazsa en kötü 70 üzeri alır rahatlıkla. Bakalım :)

"Daha şimdi 3 sayfalık özet için ağlıyorsa önümüzdeki yıl bir sürü farklı dersin sayfa sayfa konusunu nasıl çalışıp hazırlanır?" gibi düşünceler geliyor aklıma ama hemen kovalıyorum. Onu o zaman düşünürüz değil mi? 

Hep dert anlattım bari yazıyı güzel bir foto ile bitireyim :)


Mutfak camını açıp baktığımdaki manzara böyleydi bugün :)




Pazartesi, Ekim 24, 2022

Dayanamıyorum

Çözemediğim sorunlardan sorumlu olmaya dayanamıyorum.

Okul çıkışı Arya okul bahçesindeki bir köpeğe sevmek için yaklaşmış ama aralarında ne olmuşsa olmuş ve köpek Arya'yı ısırmaya çalışmış. Arya ağlayarak beni aradı. Önce cama sonra okula koştum. Dişlerini geçirmemiş köpek ama Arya çok korkmuş. Ne oldu diyorum, sevmeye gittim yanına diyor, sonra şemsiyemi tutmaya çalıştı, çektim, bırakmadı, sonra da beni ısırdı diyor. Peki.

Eve geldikten yarım saat sonra Arya'nın okulundan yakın arkadaşım aradı. Okul Müdürü kameradan bakıp onu aramış - arkadaş olduğumuzu biliyor - "Arya köpeğin üstüne gitmiş, köpeğin suçu yok, suç Arya'da" demiş. Neden? Çünkü ben okulda başıboş gezen köpekler çocuğumu ısırdı diye konuşacak olursam Müdür Bey kendi başını kurtarsın diye. Oysa hiç öyle bir niyetim olmadığı gibi aklıma bile gelmemişti okulu/idareyi suçlamak. 

Şimdi ben ne yapayım? Müdür Bey, arkadaşımı arayıp anlattığı gibi, Arya'nın korkmuş ağlayan halini gören diğer öğretmenlere de aynı hikayeyi anlatacak. Çocuk durduk yere köpeğe zarar vermiş konumuna düşecek. Yarın gidip görüntüleri izleyeceğim. Arya kesinlikle köpeğe zarar verecek bir şey yapmadığını söylüyor ki ona inanıyorum. Sevmek için yaklaşmıştır ama şemsiyesini yakalayınca iş çekişmeye dönüşmüş olabilir. Bakalım yarın öğreneceğim. Bu kadarıyla kalsa keşke...

Birkaç gündür Arya'yla bambaşka bir konu yüzünden tartışıyoruz. Sürekli yaptığı bir şey var. Neden yapıyorsun kızım diyorum, rahatsız ediyor bir şey o yüzden yapıyorum diyor. Çaresini bulalım, yapma diyorum ama nafile. Çözemiyorum. Çözemediğim için de deliriyorum.

Elimden gelen bir şey yok ama yine de ben sorumluyum! Neye kızayım, ne yapayım, nasıl çözeyim, kendimi nasıl sakinleştireyim bilemiyorum şu anda.

Üstüme üstüme geliyor bazen sorumluluklar... 

Mutluluk

Arya satranç turnuvasında 10 yaş kızlar kategorisinde il 1.'si oldu. "Neden bir strateji oyunu turnuvasında kızlar kategorisi diye ...