Cumartesi, Mayıs 15, 2021

Yasakları Esnetmek

2 gün önce 2. doz aşımı oldum. Tam kapanma zamanına denk gelmesi büyük şans oldu, dışarı çıkıp biraz nefes aldık :) Aşı için Artvin merkeze gittik. Dönüş yolunda arabayı kenara çekip ufak çaplı bir piknik kaçamağı yaptık. Ne kadar iyi geldiğini anlatamam ama fotoğraflar biraz ipucu verebilir :D






Sandalye ve masamız her daim bagajda, giderken yanımıza kahve almıştık. Totalde 20-25dk mola vermiş olduk. Manzaraya karşı otururken özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladık. Bir an önce eski özgürlüğümüze (Corona öncesi de aslında ne kadar özgür olduğumuz başka bir tartışma konusu tabi ki) kavuşacağımız günleri dört gözle bekliyoruz.

*Fotolara şarkı gizledim, Sevgili Handan'a selam olsun ❤️

Salı, Mayıs 11, 2021

41

 Bugün Evrim'in doğum günü. Tastamam 41 oldu :D Ailecek balkonda kutladık :)


23 Nisan kayınpederimin doğum günüydü, bugün Evrim'in, yarın çok yakın bir arkadaşımın doğum günü, sonraki gün bayram, Haziran'ın 5'i Arya'nın doğum günü... Liste daha devam ediyor. Temmuz'da kardeşimin, Ağustos'ta benim doğum günüm var. Kutlama sezonunu açtık, hadi hayırlısı :)))


Pazartesi, Mayıs 10, 2021

Take care of the one who needs you most

Take care of the one you love

Take care of the one you need

Take care of the one who needs you most

Wafafa wam the one that feels you so

Take care of the one that holds your hand when it's cold.



Pazar, Mayıs 09, 2021

19.000 $ ya da 14.000 £

Hayallere devam :)

DMAX'te yayınlanan Tamirat - Tadilat programını çok seviyorum. Aşağıdaki bölümde yanlış hatırlamıyorsam 8.000 dolara alınıp yenilendikten sonra 19.000 dolara satılan araç üstü çadırlı Land Rover 2 serisi jeep beni benden aldı 🤩

Aslen çiftlik için tasarlanmış olan bu araç Evrim'in çiftlik hayallerine de birebir uyuyor 😁 O çiftliğine, ben de jeepime kavuşsam keşke 🤩 



Cuma, Mayıs 07, 2021

Aşk Mektupları

Çoooook önceden kaydettiğim bir link çıktı geçenlerde tekrar karşıma. Bir proje, 300 aşk mektubu. Projenin sahibi bunu yapma amacını şurda anlatıyor. Renkler mektupların kime yazıldığını gösteriyor.  Aşağıya rastgele tıklayıp okuduğum mektupların linkini bırakıyorum. 


Mektup 152

Mektup 78

Mektup 227

Mektup 313

Mektup 296

Mektup 276


Aslında daha birçok mektuba tıkladım ama bazıları hiç okunmuyor maalesef :(




Çarşamba, Mayıs 05, 2021

Hayallerimizin Evi

Ailecek ev yenileme programlarını çok seviyoruz. TLC'deki tüm yenileme programlarını izliyoruz. Hatta yetmiyor, Netflix'teki yenileme programlarını da izliyoruz. Evrim'in son birkaç yıldır en büyük hayali bir çiftlik evi yapmak ve izlediğimiz programlar sayesinde artık kafamızda nasıl bir ev istediğimize dair net bir imaj var.  

Evrim'in hayalini gerçekleştirip bir arazi alırsak üstüne yaptıracağımız evin içinde beyaz duvarlar, ahşap döşeme ve kirişler, gerçek ağaçtan bir masa, masanın üstünde bakır/pirinç ya da rustic avize/aydınlatma, mutfak ve banyoda bakır musluklar, açık mutfak geniş bir oturma alanı, rahat ama biraz da şık koltuklar, minimalist çizgiler, İskandinav desenli bir kapı (Netflix "Stay Here" programı 1. sezon 1. bölüm yüzen evin kapısı gibi), geometrik desenlerle renklendirilmiş bir duvar, mekana hareket katan mutfak ve duş fayansları olmasını hayal ediyorum. Önceleri böyle şeyleri düşünüp karar vermek benim için imkansızdı diyebilirim ama üzerine düşündükçe, yenilenen onca evi gördükçe neyi sevip neyi sevmediğim giderek netleşti zihnimde. 








Kapıyı o kadar çok sevdim ki aynısını yaptırmayı hayal ediyorum. 
En olmadı bu deseni bir yerlerde kullanmanın farklı yollarını bulurum. 
Masada olabilir, duvarda olabilir :)

Daha önce de bahsetmiştim, Tiny House Nation'da yapılan evlere bayılıyorum ama tam zamanlı olarak o kadar küçük bir evde yaşamak için kendimi zora koşmak istemiyorum. Yine de onlardan ilham alarak konteynerlardan oluşan bir ev yapabiliriz. Onlar bir, en fazla iki konteyner birleştiriyorlar ama bizim en az 4 konteynera ihtiyacımız var: açık mutfak ve salon, 2 ayrı yatak odası, banyo & tuvalet. Diğer seçeneğimiz ise prefabrik evler.





Hayalimizdeki evin genel hatları sade, abartıdan uzak ve oldukça minimalist ama yine de ev sıcaklığını hissettirecek ufak detayları da barındırmalı.
















Beyaz, ağaç, kahve-turuncu tonları, bol gün ışığı alan aydınlık alanlar, sıcak, loş ışıklandırmalar, canlı bitkiler, kocaman saksılar... Bahçede ateş çukuru, salıncak, köpek kulübesi, dallarda ağaç evleri, ağaç altında kocaman bir masa... 
Hayal kurmak, araştırmak, planlamak çok keyifli :)

Pazar, Mayıs 02, 2021

Paylaşma ihtiyacı

Nedense sadece yaşamak yetmiyor, paylaşmak istiyorum sık sık yaşamı. İnanılmaz keyif aldığım bir anı sevdiklerimle de paylaşmak istiyorum. Benim kadar keyif alsınlar, içimdeki coşkuyu hissedip anlasınlar, o andan aldığımız zevk paylaştıkça büyüsün, sarsın bizi istiyorum. Aynı şekilde sevdiğim biri mutlu olduğu, huzur bulduğu, keyif aldığı anları benimle paylaşınca ben de onun kadar mutlu olup iyi hissediyorum. Candan ötem, Cerenim bahçesinin fotoğraflarını yollayınca ağzım kulaklarıma varıyor. Ben de ona sık sık balkon penceremden deniz fotoları çekip yolluyorum. Bazen O, çiçeklere benim için bakıyor, bazen ben denize onun için bakıyorum. Paylaşıyoruz aynı dakikaları, aynı hissiyatı. Sonra Sevgili Handan var. Önceden "abla" diyordum ama baktım gencecik kadına haksızlık oluyor, vazgeçtim :) 

Handan'ın fotoğraflarına bakarken o kadar mutlu oluyorum ki sanki ben de orada yanıbaşlarındaymışım gibi :) Enerjisi o kadar fazla ki fotoğraflardan taşıyor, içime ferahlık ve pozitif enerji yayılıyor bakarken :)

Ben de şuraya bırakayım bol güneşli, çiçekli, böcekli fotolar :) 







Fotolar Artvin Çoruh Üniversite merkez kampüsünden. Evrim ALES'e gireceği için geldik, o sınavda ben bahçede keyifteyim :) 

Şarkı: Scent of A Woman

Dedim ya yaşamak yetmiyor bazen, paylaşmak da istiyorum. Ama hak edenlerle paylaşılmalı hayat. Hayatı paylaşmayı hak edecek biri olmayı öğrenmeli en önce. Zor ama uğraşmaya değer :) 

Cuma, Nisan 30, 2021

Bir Limon, Bir Çiçek

Geçen yıl ektiğim limon çekirdeği büyüyor yavaş yavaş :) 

Şu limonu geçen sene okullar yeni kapandığı zamanlarda ekmiştik Arya ile. Zaman nasıl geçmiş! 1,5 yıldır yasaklarla, açılmalarla, kapanmalarla yaşıyoruz. "Evde kal", "Hayat eve sığar", "Maske, mesafe, temizlik"... sloganları havada uçuyor. Ama şimdi birbirimizi hiç kandırmayalım, bir çoğumuz için Hayat eve sığmıyor! 

İlk zamanlardaki en ateşli sosyal mesafe taraftarları bile artık yasakları delip sevdikleriyle, eşle dostla görüşüyor çünkü insan doğası gereği sosyalleşmeye meyilli bir varlık. Tabi ki eskisi gibi sarmaş dolaş, can ciğer, kuzu sarması modunda değil hiç kimse ama işte yine de buluşup görüşüyoruz bir şekilde. 

Tam ne güzel havalar da ısındı, park, bahçe, sahillerde mesafeli mesafeli görüşürüz artık derken tam kapanma geldi ki evlere şenlik!  Biz çoğunluğa göre oldukça şanslıyız çünkü deniz gören balkonlu bir evde yaşıyoruz. Balkonu da epeyce yeşillendirdik. 1 haftadır hep balkondayız :) 

Tüm fotolara şarkı ekledim. Bakalım ne çıkacak şansınıza :)






Dipnot: Avocado şarkısı için özür dilerim dicem ama itiraf ediyorum ki ben çok sevdim klibi ve melodiyi :)))) Nasıl da eğleniyorlar, kıskanmamak elde değil :D

Pazartesi, Nisan 26, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #88

Bu haftanın konusu geçen haftadan ilhamla ortaya çıktı aslında. Sessiz Gemi'nin izlememizi istediği video beni çok etkiledi. Videodaki konuşmacı en başta tüm izleyicilere bir kağıt dağıtılmasını istemiş ve izleyicilerden onları farklı kılan şeyleri yazmalarını istemiş. Videonun devamında farklılıklardan ve bu farklılıklar yüzünden "öteki"leştirilmekten bahsediyor. 

Şimdi ben de size sormak istiyorum:

Sizi başkalarından ayıran, sizi "ötekileştiren" bir niteliğiniz var mı ya da bugüne dek kendinizi hiç "ötekileştirilmiş" hissetiniz mi? Sizi "öteki" yapan niteliğinizin aslında sizi "özel" ve "güçlü" kıldığını farkında mısınız? 

Hiç "öteki" olmayanlar için bir soru daha eklemem gerektiğini hissettim:

"Fark etmeden sizin yaptığınız ya da yapıldığına şahit olduğunuz bir ötekileştirme hikayeniz var mı?" 

Kendi deneyimlerimden bahsetmeden önce ötekileştirmenin bir yüzünü ailem üzerinden anlatmak istiyorum. Annem ve dayım sarışın, bembeyaz tenli, yeşil gözlü ama dedem ve anneannem inadına esmer, koyu tenli, kara gözlü, kara kaşlı. Çalışmak için Almanya'ya ilk gittiklerinde evlerine polis gelmiş "Hakkınızda şikayet var, Alman çocuklar kaçırdığınızdan şüpheleniyoruz" diye. Anneannem o polisler tekrar gelip annemleri alırlar diye o kadar korkmuş ki annemleri apar topar Türkiye'ye yollamış hemen. İnsanların onlara bakıp düşündükleri ilk şeyin "Bunlar kara kuru Türkler, güzelim Alman çocukları kaçırmışlar (?!)" olması ne kadar acı! 

Toplumun genelinden farklı olmanın direk suça meyilli olmakla ilişkilendirilmesi ne kadar garip! Oysa farklılıklarımız utanmamız gereken şeyler olmanın tam aksine bizi özel kılan şeylerdir aslında. Biz bazen onları önümüzdeki engeller gibi görürüz ama tam tersine bizim için zıplama tahtası olabilirler. Yeter ki onları sahiplenelim. Videodaki gazeteci Mariana Atencio önceleri "öteki" olmasına sebep olan kökeninin, daha sonra yardım amaçlı bir açık artırma etkinliğinde açtığı dans derslerinin diğer tüm etkinliklerinden daha çok talep görmesini sağladığını anlatıyor.  Ben de birçok defa onun gibi "öteki" olduğumu hissettim ama bir noktadan sonra olumsuzlukların içindeki iyi yanları görmeyi öğrendim. 

Benim "öteki" olmamın sebebi boşanmış aile çocuğu oluşumdu. Buna bir de annemin kalıcı psikolojik rahatsızlığı da eşlik ediyordu. Çok uzatmadan anlatacak olursam toplumun "arızalılar" sınıfına kafadan yazdığı bir bileşimdi benimkisi. Tüh tüh, vah vah derken bile üzülmekten çok "Aman bizden uzak olsun, böyleleri(?!) hep arıza çıkarır" diye bakılan kategorideydim maalesef. Hatta "Annen hasta, sen de hastasındır ya da hastalanırsın"a kadar gitti bu mevzunun ucu. Hasta olmak da bir suç bizim topumumuzda.

Kendi kişisel ötekiliğimi bir kenara bırakıp yakın zamanda eşimin yaşadığı bir olumsuzluktan bahsedeceğim. İş yerinde açılan bir konu uzayıp mevzu Evrim'in inancına kadar gitmiş; o da "Ben Deistim" demiş saklamadan(?!). "Biz gayrimüslim biriyle çalışmak istemeyiz" den önceden bilinse işe bile alınmayacağına kadar gitti bu mevzu ama kimse daha öteye gidip bunu eyleme dökmedi. Açılacak davalardan, olayın büyümesinden çekinmeseler onu da yaparlardı.

Şimdi belki "Aman canım sen de! Bunlar mı seni "öteki" yapan şeyler? Hiç de öyle büyük şeyler değilmiş. Sayılmaz bile bunlar!" diyeceksiniz. Evet, Türk / Kürt / Ermeni / siyah / beyaz /  sağcı / solcu ya da eşcinsel diye ötekileştirilmedim belki ama inanın mücadele etmek zorunda kaldığım onca şeyin üstüne bunlar da beni toplumun dışına itiyor, kendimi sürekli savunmak, korumak, ispatlamak zorunda bırakıyordu. 

Ya sizinkiler?

Cumartesi, Nisan 24, 2021

Uzun Zamandır Gördüğüm En Tatlı Rüya

 Az önce uyandım ve aynı Mr. Kaplan gibi rüyamı yazmak için koşarak bilgisayar başına geçtim :)

Rüyamda genç kızım ve ailemle bir apartmanda yaşıyorum. Apartmandaki daire kapılarının ikisi bitişik, bir katta 3 ya da 4 daire var. Yan dairede Evrim bir arkadaşıyla yaşıyor. O da delikanlı çağlarında :D Arya da var rüyamda ama kızımız değil tabi ki, benim kardeşim ve işe bakın ki Evrim'i çoooook seviyor.

Evrim'le sevgiliymişiz ama bir şey olmuş ayrılmak üzereyiz sanırım. Hafta sonundayız. Odamda kitap okuyorum, Arya geliyor. "Evrim abiyi görmek istiyorum ben. Hava ne kadar güzel, hadi dışarı çıkalım beraber." diyor. "Aryacım şimdi hafta sonu ya, Evrim abin ailesinin yanına gitmiştir." diyorum ama Arya mızmızlanmaya başlayınca dışarı çıkıyoruz. Telefonla Evrim'i arıyorum, telefonu çalıyor ama Evrim açmıyor. Sonra bir bakıyorum karşıda otobüsten iniyor. Bugünkü haliyle görüyorum bir an Evrim'i, bir an sonraysa Evrim bambaşka biri. İşte rüyanın en güzel kısmı burası!

Evrim 18-20'li yaşlarında, acayip tatlı 😍 Açık gri penye bir şort, sarı tshirt, beyaz spor çorap ve spor ayakkabı giymiş. Üzerinde sanırım grili siyahlı bir kapüşonlu (ne acayip bir kelime bu) fermuarlı bir sweat var. Saçları omuzlarına kadar uzun sanırım, düzleştirmiş ve arkada tek, gevşek bir örgü yapmış. Yüzüne düşen bir perçem var. Allahııııııımmm, nasıl tatlı anlatamam görmeniz lazım :)))))  

Evrim yolda beni ilk gördüğünde hızla caddenin karşısına geçiyor, koşarak sahildeki kayaların oraya iniyor. Ben arkasından sesleniyorum: "Arıyorum açmıyorsun. Arya seni görmek istediği için aramıştım. Biz konuşmuyoruz diye Arya ile de mi konuşmayacaksın yani?" diyorum ve Evrim'in cevabını beklemeden hızla eve doğru yürüyoruz Arya ile. Sanırım Arya eve gidiyor, ben ellerim cebimde yürümeye devam ediyorum. Evrim arkamdan geliyor, elini uzatıyor omzuma dokunmak için ama son anda vazgeçiyor. Yürümeye devam ediyorum. Bir arkadaşımı arıyorum ama bulamıyorum. Tam görüyorum ama o da benden kaçıyor. Bir binaya giriyor, peşinden ben de giriyorum, içerisi inanılmaz kalabalık. Galiba mevlüt gibi bir şey var. Bina iki katlı, inanılmaz aydınlık, içeri güneş ışığı doluyor. Arkadaşımı bulmak için üst kata çıkıyorum. Arkadaşım orda ama epeyce arkalarda. Orda durmak istemediğim için çıkıyorum. Bu kez de kendimi karmakarışık bir sokakta bir sürü dönerci, pideci, börekçi dükkanı arasında buluyorum. Nereye gideceğimi tam bilemediğim anda uyandım.

Rüyam gerçekten çok ilginçti. Evrim'i ilk önce şimdiki haliyle görüyorum, demek ki mevcut haliyle aramızda bir şeyler olmuş ve ayrı düşmüşüz. Sonrasında Evrim değişmiş, zayıflamış gençleşmiş. Arya benimle ama onun yanına gidelim istiyor. Evrim, Arya'yla tabi ki görüşecek ama beni görmeye hazır değil. Elini uzatıyor ama vazgeçiyor. Ben olan biteni anlatmak için bir arkadaşımı arıyorum ama bulamıyorum. Bulunca o da benden kaçtığına göre o da bana kızgın demek ki. Sonuçta yanımda Evrim yok, arkadaşım yok, Arya yok. Rüya burada karamsarlaşıyor gibi ama öyle de değildi o anki hislerim :) 

Durduğum nokta karmaşık, hareketli, kalabalık  bir sokağın ortası. Kavşak gibi bir yerdi diyeceğim ama sokaklar daracık ve düzgün bir 4 yol ağzındansa karmaşık bir labirent gibi farklı yönlere uzanıyor. İçimde şimdi nereye gitsem hissiyle orda durup merakla etrafıma bakarken yani önümdeki yeni olasılıkları değerlendirmeye çalışırken bitti rüyam. Geldiğim yoldan geri dönüp eve gidebilir ya da yeni yerler keşfetmek için önümdeki o karmaşık yollardan birini deneyebilirdim.

Rüyamın en çok hoşuma giden anı Evrim'in 20'li yaşlarında, uzun saçlı halini gördüğüm andı. O kadar tatlıydı ki o halini fotoğraflaştırabilmeyi ve Evrim'e gösterebilmeyi çok isterdim. Yüzündeki o tatlı, masum ve hafif mahzun ifade o kadar tatlıydı ki gözümün önünden gitmiyor. Bilinçaltım kendini bu rüya ile feci açık ediyor. Yeniden genç olalım, üzerimizdeki fazla sorumluluk azalsın, birileri alsın o yükleri; gençleşelim, yeniden aşık olalım, atışalım, barışalım :)  Keşke bu rüyanın devamını görmem mümkün olsa :D



Cuma, Nisan 23, 2021

Arya ve 23 Nisan

Günlerdir 23 Nisan ile yatıp kalkılıyor bizim evde çünkü bu yıl anne-kız görevliyiz kendi okullarımızın etkinliklerinde. Arya hem okul için hazırlanan ana videoda hem de kendi sınıfının videosunda görevli. Birinde mektup okuyor, birinde şiir. Şiir videosu nispeten kolaydı ama mektup videosu için 6-7 kez video çektik. Neyse ki hallettik hepsini :) Ben de kendi okulumun online kutlama programı koordinatörü ve sunucusuyum. 

Programı belirleyip öğretmen arkadaşlarımdan yardım istedim. Kısa, sıkmayan, dinamik bir program olsun istedim. Öğrencilerin kutlama videosu, 23 Nisan resim çalışmaları ve 23 Nisan şarkısının aralarına günün anlam ve önemi konuşması ile bir adet şiir sıkıştıracağız :D Umarım program esnasında her şey yolunda gider*. Defalarca online ders yaptım ama ilk kez böyle bir program yapacağım. Heyecandan sabah 07.30'da kalktım, hazırlandım :D

23 Nisan coşkusu için şuraya bir adet Arya videosu bırakıp kaçıyorum :D


Yaşasın 23 Nisan!


*Gitmedi :( Programın sonlarına doğru sesle ilgili sorun oldu maalesef ve şarkıların sesi gitmedi katılımcılara ama n'apalım alıştık artık teknik hatalara.


Çarşamba, Nisan 21, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #87

 Bu haftanın konusu Sessiz Gemi'den:

"Dünyayı geniş bir açıdan görebildiğinizi düşünüyor musunuz? "Ötekileştirme" kavramı size ne ifade ediyor? Hümanist olmanın tam anlamını biliyor muyuz? "Normal" kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Bu sorularla birlikte bir de video paylaşmış ve video ile ilgili fikirlerimizi de paylaşmamızı istemiş Sessiz Gemi. Videoyu izlemekten büyük keyif aldım. Aşağıda paylaşıyorum. TEDx videolarını ne kadar ilham verici bulduğumdan mutlaka söz etmişimdir blogta. Öğrencilerime de sürekli tavsiye ediyorum Hem İngilizcelerini geliştirmek hem de dünya görüşlerini genişletmek için.

Videonun konusu "öteki" olmak. Ne zaman ve nasıl "öteki" oluyor insan ve bu "öteki" etiketi bireyi nasıl etkiliyor? Ben oldum olası ötekileştirmeyi mantık dışı bulurum. İçine doğduğumuz hiç bir koşulu seçme şansımız yokken nasıl olup da doğduğumuz anda mecbur olduğumuz ırk, din, dil, renk, cinsiyet ya da fiziksel özelliklerimiz sebebi ile ayrımcılığa maruz kalabiliyoruz ki? Hangimiz kendi ırkını, rengini, cinsiyetini, dilini hatta dinini kendi seçti ki? Hepimiz bunların içine doğduk ve bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Amerika'da doğan birinin Meksika'da doğan birine ya da bir beyazın bir siyahiye ya da Asyalı'ya 2. sınıf insan muamelesi yapmasının ardındaki mantık nedir? Hepimiz "insan" değil miyiz? Detaylara inecek olursak hepimiz birbirimizden farklıyız tabi ki ama bu farkları hayatı güzelleştiren, çeşitlendiren şeyler olarak görüp kucaklamalıyız. 

21. yüzyılda hâlâ böyle saçma şeyleri tartışıp mantıklı olanı anlatmaya çalışmak zorunda olmamamızı çok garipsiyorum. Benim gördüğümü bir başkası nasıl göremiyor anlayamıyorum. Bir insanı ten rengi yüzünden ya da doğduğu yer yüzünden "ötekileştirmek" ne kadar trajikomik ve saçma! Mr. Kaplan yazısında "Ötekileştirmeyi bütün toplumlara sinsice kabul ve nüfuz ettiren iki önemli kurumdan biri siyaset, diğeri ise dindir." demiş. Tamamen katılıyorum. Tarihteki tüm savaşlar ve en saçma anlaşmazlıklar hep siyaset ve din yüzünden, daha doğrusu bunların altında yatan güç arzusu yüzünden olmuştur. Parçala-Böl-Yönet metoduyla insanları birbirine düşürüp çıkan kargaşa sayesinde durumdan çıkar sağlamıştır güç peşinde koşanlar. 

Maalesef bugün bizim ülkemizde de dünyanın geri kalanı gibi "öteki"leştirme kavramına örnek teşkil eden şeyler yaşanmaktadır.  Türk, Kürt, Laz, Hemşin, Ermeni, Yahudi, Müslüman, Hristiyan, Sağcı, Solcu... Herkes diğerini "öteki"leştiriyor. Farlılıklarımız hayatın renkleri olmak yerine aramıza ekilen nifak tohumlarının kaynağı oluyor maalesef. Peki bu "ötekileştime" kimin ekmeğine yağ sürüyor sizce? Hangimiz ne kazanıyoruz bu saçma tutumdan? Bu noktada milliyetçiliğin de bir çeşit ötekileştirme olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Sırf burada doğduğum için "Türklüğüm"e sahip çıkmam gerektiğini söylemek, herkesten bunu beklemek çok saçma. Almanya'da doğsam Alman, İsveç'te doğsam İsveç, Fransa'da doğsam Fransız olacaktım yahu. Neden böylesine basit gerçeklerden saçma çıkarımlara varıyoruz ki? 

Siyah, beyaz, çekik gözlü, koyu tenli, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Hristiyan, Müslüman, Hindu, Yahudi, gay, trans... Ne olursa olsun karşımızdakinin "insan" olduğunu unutmamalıyız. Etiketlerin hepsi sökülüp atılınca geriye ortak payda kalıyor: "İnsanlık". İşte hümanist olmak da burda başlıyor bence. Din, dil, ırk, siyasi görüş... Bizi tanımlayan, kaçıncı sınıf insan olduğumuzu belirleyen kriterler bunlar değil, olmamalı da! Hümanizmin temelinde insanın önce kendini bilmesi esastır. Kendini bilen karşıdakini ön yargıların esiri olmadan tanıyabilir. 

Her türlü ötekileştirmeye karşıyım ama eminim ki ben de bir yerlerde, bir noktada birilerini ötekileştirdim, dışladım, itham ettim. Aynı şekilde birileri de mutlaka beni ötekileştirdi bir noktada. Maalesef insan doğası gereği bazı şeylerden ne kadar istesek de kaçamıyoruz. Ama her fırsatı değerlendirip bu konuda bilinçlenmeli ve çevremizi de bilinçlendirmeliyiz.

"Normal" kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna gelirsek, hep aynı şeyi soruyorum kendime "Bu normal kime göre, neye göre belirleniyor?", "İnsanlığın da Greenwich meridyeni gibi bir sıfır noktası mı var acaba?" Yani kısacası gerçeklikte "normal" diye bir şey olduğunu düşünmüyorum, sözüm ona "normal" denen şey sadece toplumun dayattığı bazı kısıtlamalara birebir uyan kişi ya da durum bence. Ama hiçbirimiz bir başkasının fikrini, dayatmasını, "normal" bulduğunu yapmak ya da "normal" olmak zorunda değiliz. Herkes "kendi" olma ve kendi fikirlerini savunma hakkına sahip, tabi ki saygı çerçevesini göz önünde bulundurarak.

Yazımı videoda da yer alan ve Voltaire'e ithaf edilen şu alıntı ile bitirmek istiyorum:

"Fikirlerinize katılmıyorum ama onları söyleme hakkınızı ölümüne savunabilirim." 





Salı, Nisan 20, 2021

"An"da kalmak...

Anda kalmaya, anı yaşamaya çalışıyorum. Her an olması zor ama bir yerinden tutmak lazım hayatı. 

Günün yaşamaya değer anları:

  • Bağıra çağıra şarkı söyleyerek araba sürdüğüm anlar,
  • Bisiklete binip kendimi rüzgara bıraktığım anlar,
  • Şu Playlisti oluşturup dinlediğim anlar... 

Bu da sevdiğim başka bir playlist

Bugünlük bu kadar! 



Pazar, Nisan 18, 2021

Belki de kolektif bir acı bu bizimki...

Tezer Özlü ile tanıştığımda bir kez daha  anlamıştım yalnız olmadığımı. Benim gibi kendi içinde kendiyle boğuşan başkalarının da olduğunu... Geçenlerde Mr. Kaplan yazınca dönüp yeniden okumaya başladım Özlü'nün yazdıklarını.

Sözü Tezer Özlü'ye bırakıp bir köşeye çekiliyorum şimdi.

"Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur - artık hiçbir yerdesin."


"Nereye gitmek istiyorum ki? Nereye gidebilirim ki? Sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi? Olabileceğim bir yer kaldı mı? Hiçbir yerdeyim." 


Hayatın boyunca "kendin gibi" olman konusunda telkinler dinlersin, olacağın bir yer ararsın; en kendin olduğun haldeyse değişmen istenir."


"İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir." 


"Bilirsin, yazılmadıkça bitmeyen şeyler biriktirir kadınlar."


Biriktirmek istemiyorum. Olduğu gibi yazıp bırakmak istiyorum tüm yüklerimi ama işte "en kendin olduğun haldeyse değişmen istenir" sözü bağlıyor elimi kolumu. 


"Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altında alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için. Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim." 

Ben henüz öğrenemedim, öğrenebileceğimi de sanmıyorum pek.


"Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. İnsan olmak yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor."

"İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük."


Bir kez düşünmeye başlayınca hiçbir şey yetmiyor insana. Gece de, gündüz de, sevgiler de, hayat da...





Cuma, Nisan 16, 2021

Direniyorum

Direniyorum.

Ama bazen gerçekten çok zor direnmek. 

Doğru ne, yanlış ne? Ayırt etmek çok zor?

İnsanın delice istediği şeyler yanlış, doğru olanlar yetmiyorsa? 

Doğru kime göre doğru? Yanlış neye göre yanlış? 

O kadar çok soru var, cevaplar o kadar karmaşık ki... Felsefenin derinliklerine inesim de yok hiç. Sadece doğru olduğu varsayılana uymaya çalışıyorum ama her hücrem isyan ediyor. Her hücrem isyan ederken doğru olanı yapmak çok zor. Neden böyle olmak zorunda? Bazı günler daha da zor. 

İçimde hiç bitmeyen bir münazara var. İki taraf da sebepleri, sonuçları, artıları, eksileri sıralıyor sürekli. Mantıklı olanı seçiyorum ama mantığım mutluluk getirmiyor. Mantıksızı seçeyim diyorum bu kez de içim el vermiyor. Birinden biri vazgeçsin artık. Tükendim içimdeki bitmek bilmez bu savaştan. 

Çok yoruldum. Durmak istiyorum Duramıyorum. Koşmak istiyorum, koşamıyorum. 

Sürekli aynı noktada buluyorum kendimi.




Slow down
Take your time
It will be all right
If you decide to take it on the signs
Take it easy
Take it easy

Oh, slow down
And now I understand
Life isn't a friend
Is so hard, sometimes
But guess what?
You're not the only one
The door is shot
But so is your mind

Oh, slow down
But let we explain you
You'll have to complain
But kept the bright side
Open your eyes
Along with your mind
It's not so bad
God is love and love is all around
You do the best you can
As it have to be great
Open your arms
Now is the time
To get away with your life
Hold on
And your heart and enjoy the ride

Slow down
Take your time
It will be all right
If you decide to take it on the signs
Take it easy
Take it easy
Slow down
Take your time
It will be all right
If you decide to take it on the signs
Take it easy
Take it easy
Oh, slow down

...

I wish I can...


Salı, Nisan 13, 2021

Bir Garip Orhan Veli'yim*

Belki de gerçekten gönülden sevdiğim ilk şairdir Orhan Veli. Halk dilinde ve gündelik konular üzerine yazdığı şiirleri ile lise edebiyat öğretmenim sayesinde tanıştım. Şiirin sadece yüksek tabaka için olmadığının, aşk,-ölüm-ağıt-kahramanlık gibi konular haricinde de şiir yazılabileceğinin en güzel örneğidir şiirleri. Süleyman Efendi'nin nasırı için de şiir yazılabilir, ciğercinin kedisi ile sokak kedisinin atışması da pekala şiir olabilir. 

Orhan Veli ile yolculuğa çıkmak pek keyiflidir. Gözlerimizi kapatıp İstanbul'u dinleriz, Boğaziçi'nde bir garip Orhan Veli oluruz. Yeri gelir ciğercinin kedisi, yeri gelir sokak kedisiyizdir. Bazen handan hamamdan geçeriz, bazen alırız başımızı maviliklere gideriz. Ah bir de rakı şişesinde balık olmak isteriz :)) 

Tüm bunları Evrim'le anlattım az önce ama hiç etkilenmedi çünkü inatla şiir sevmediğini iddia ediyor. İddia ediyor diyorum çünkü öyle bir şey mümkün değil. Yeryüzünde şiir sevmeyen birinin varlığını kabul edemem. Olsa olsa henüz sevdiği şairi bulamamış, içine işleyen, onu ona anlatan bir şiirle karşılaşmamış biridir şiir sevmediğini söyleyen biri. Eminim orda bir yerlerde sizi bekliyor şiirsever olduğunuzu size öğretecek olan şair ve şiirleri :) 

Kitabe-i Seng-i Mezar

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar;

Hatta çirkin yaratıldığından bile

O kadar müteessir değildi;

Kundurası vurmadığı zamanlarda

Anmazdı ama Allah'ın adını,

Günahkâr da sayılmazdı.


Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.


II


Mesele falan değildi öyle,

To be or not to be kendisi için;

Bir akşam uyudu;

Uyanmayıverdi.

Aldılar, götürdüler.

Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.

Duysalar öldüğünü alacaklılar

Haklarını helal ederler elbet.

Alacağına gelince...

Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.


III


Tüfeğini depoya koydular,

Esvabını başkasına verdiler.

Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,

Ne matarasında dudaklarının izi;

Öyle bir rüzgar ki,

Kendi gitti,

İsmi bile kalmadı yadigâr.

Yalnız şu beyit kaldı,

Kahve ocağında, el yazısıyla:

"Ölüm Allah'ın emri,

"Ayrılık olmasaydı."


*Bu şiiri seçmemin sebebini merak ederseniz belki. Bu şiir, eğer Orhan Veli yazmasa belki de asla farkına varmayacağımız, her gün yanından geçip gittiğimiz bir sürü Süleyman Efendi'yi görünür kılar gözümüze kısa süreliğine de olsa :) Ne zaman okusam kendi dertlerimden sıyrılır bir anlığına Süleyman Efendi'nin arkasından hüzünlenirken bulurum kendini ama bir yandan da gülümsetir beni Süleyman Efendi'nin nasırının bir şiire konu olması :D

Gelin şimdi gözlerimizi kapatıp birlikte dinleyelim bir kez daha Orhan Veli'nin İstanbul'unu :) 


*Orhan Veli bugün 107 yaşında! 
İyi ki doğmuş, iyi ki şair olmuş Orhan Veli! 

Pazartesi, Nisan 12, 2021

İnanç

Ramazan deyince aklıma ilk gelen şey yıllar önce İstanbul'da bir camide gördüğüm "Ey oruç, tut bizi!" mahyası. İşin özü bu cümlede saklı bence. Olay aç kalmak, oruç tutmak değil; kendimizi tutmak. Hırslarımızdan arınmak; elimize, dilimize, nefsimize hakim olmak. Hayatımızdan fazlalıkları atıp asıl önemli olanlara daha çok yer açmak. Oruç tutmak için kendimizi sıkmak değil, orucun bizi tutması için teslim olmak. 


Küçükken 30 ramazan oruç tutardım. Hatta bir ramazan başladığım 5 vakit namaza tüm yıl devam etmiştim. O yıl içimde hissettiğim maneviyatı bir daha asla hissedebileceğimi sanmıyorum. 10-12 yıldır oruç tutmuyorum. Mümkün oldukça kendimi tutmaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğum tartışılır tabi. Son 2-3 yıla kadar iyiydim de 33 sonrası sallantıda biraz. Oruç tutmadığım gibi artık din de tanımıyorum. Deistim diyebiliriz. 

Beni geçip asıl mevzuya gelirsek, tutulan oruçların boşa gitmediği, zihinlerin ve nefslerin terbiye edildiği, tutanla tutmayanın kutuplaştırılmadığı, kul hakkının yenilmeyip aksine asıl sahibine teslim edildiği, sözde değil özde ibadet edilen bir ramazan olur umarım. Tüm kalpten inananlara hayırlı ve huzurlu bir ramazan ayı dilerim.

Cumartesi, Nisan 10, 2021

Bulgursuz Bulgur Pilavı

"Hiç öyle şey olur mu?" dediğinizi duyar gibiyim. Bence de olmaz, yani bir şey olsa bile adı bugur pilavı olmaz ama işte Corona yüzünden neler olmuyor ki :D

Yemek yapmak için mutfağa geldiğimde evde tek bir soğan kaldığını gördüm ve saat 5'ti. Tek soğanı buzluktaki son taze fasulyeler için kullandım. Ama canım günlerdir şöyle bol sebzeli bulgur pilavı da istiyordu. Şansımızı deneyelim diyerek bakkala gitti Evrim ve bir torba soğanla geldi. Tam kapatırken yakalamış bakkalı. Soğanı doğrayıp kavurdum ve bulguru çıkarmak için dolabı açtım. Tahmin edin n'oldu. Evet, evde bulgur da yokmuş. Ne yapsam diye düşünürken aklıma geçenlerde dolabın derinliklerinde bulduğum bir kavanoz kinoa geldi. Ben de bulgur pilavı niyetine bol sebzeli kinoa pilavı yaptım. Tadı da gayet güzel olmuş :) 

Yasaklar depresyona sebep olabileceği gibi bazen de yaratıcı çözümler bulmaya sevk ediyor insanı :D Bakalım bitene dek daha neler göreceğiz. 



Şarkı: Ne Yapayım Şimdi Ben - Sezen Aksu

Salı, Nisan 06, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #85




Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Kağıttan Dünyam'dan gelmiş:

"Bir kitabın veya filmin içine dilediğiniz zaman girebildiğinizi düşünün. Kurguya yeni bir karakter olarak ekleneceksiniz. Hangi kurguya neden girmek ister ve girdiğiniz kurguda neler yapardınız?"

İçine girmek, unutulmaz bir parçası olmak istediğim o kadar çok kitap var ki... Özellikle de bilim kurgu, fantastik dünyalar ya da ütopyaların içine dalmak ve farklı dünyaları deneyimlemek isterdim. Aklıma ilk gelen kitaplar:

  • Yeni Cesur Dünya - A. Huxley
  • Vakıf Serisi - Asimov
  • Robot Serisi - Asimov
  • Orman Muhafızı Serisi  - John Flanagan
  • Drizzt Efsanesi Serisi
Asimov'un herhangi bir kitabına girip galaksiler arası maceralara atılmak... Ah hayali bile çoooooook güzel! Peki ya tam şu anda okuduğumuz kitabın içine dalmak zorunda olsaydık? Şu an yıllardır duyup da bir türlü okumaya kalkışmadığım bir kitabı okuyorum: "Oblomov". Ah içine girip Oblomov'u bir güzel silkeleyip kendine getirmeyi, Zahar kovmayı, eve dadanan yancıları bir güzel derdest edip kapıya koymayı, Oblomov'un çifliğine gidip her şeyi rayına oturtmayı o kadar çok isterdim ki anlatamam. Her sayfada "Hadi be adam kalk, bir silkelen, kendine gel!" demekten içim şişti. 

Kitap değil de film seçecek olsam tercihlerim yine bilim kurgu ve fantastikten yana :) 

  • Geleceğe Dönüş - Marty ile sevgili olup geçmiş senin, gelecek benim gezerdim :) 
  • Matrix'e girip bugüne dek öğrenmek istediğim her şeyi doğrudan zihnime yükletmek ne kadar harika olurdu. Bir fırsatını bulup Neo gibi Ajan Smith'i benzetmek de hiç fena olmazdı.
  • Superman'e gidip "Hadi ama Clark o gözlüklerle ve saçınla yaptığın sözüm ona kılık değiştirme ile bunca yıl gerçek kimliğini saklayabilmen cidden komik değil mi sence de?" demek isterdim :))))
  • Aquaman filmine girip ne yapmak istediğimi anlatmama gerek var mı bilemiyorum :))))
  • Yeşil Yol filmine girip John Coffey'in suçsuzluğunu kanıtlamayı çok isterdim.
  • "İlk 50 Öpücük" filmine yeni bir karakter olarak değil, bizzat baş kadın karakter olarak girmeyi ve her gün yeniden aşık olmam için elinden gelen her şeyi yapan biriyle olmayı delice isterdim.
Film değil de dizi seçebilsem... Offf bu yazı bitmez :))

  • Relic Hunter'da muhteşem arkeoloji profesörü Sydney Fox,
  • Alias'ta en az Sydney Bristow kadar dişli bir ajan,
  • The Bold Type'ın meşhur dergisinde bir yazar,
  • Younger'da Liza Miller olmayı çok isterdim.
Görüldüğü üzre rutin ve sıkıcı hayattan kaçmak için her şeyi yapmaya hazırım :D Bu eğlenceli konu için Kağıttan Dünyam'a teşekkürler :) Hayal kurarken bol bol gülümsedim, iyi geldi :) 

Pazartesi, Nisan 05, 2021

Cumartesi, Nisan 03, 2021

Çelme

O kadar çok çelme takıyoruz ki kendimize... Kafamızda bir "Ben yapamam" klişesi... Daha denemeden bir sürü şeyi yapamıyoruz yapmıyoruz. Oysa her zaman "yapmak" değil asıl olay, sadece "denemek" bile yeterli olur bazen. 

Geçen hafta bahsettiğim, okulda açacağım İngilizce kursu için 2 farklı sınıf oluşturup gün belirlemeli ve uygun materyal seçmeliyim. Kafamda bir sürü fikir var ama arkada hep o uyuz ses: "İşe yaramayacak. Yapamayacaksın. Bilmeyen kursa gelmeyecek, gelen 3 gün sonra bırakacak." diyor mütemadiyen. O sesi susturup "Ben neler yapabilirim?" sorusuna odaklanmak istiyorum sadece. Sonuçtan değil, gidişattan puan alırım belki bu kez. Kafamdaki yapamazsın diyen sese inat yapmak istiyorum. İstediğimi elde etmek, edemesem bile elimden geleni yaptım diyebilmek istiyorum.

Kendi kendime takmaya çalıştığım ilk çelme değil bu kurs mevzusu. Daha önce de defalarca kez çelme taktım kendime. Üniversitede akademisyen olarak kalmak olan hayalimden daha ilk yıllarda vazgeçtim o aptal ses yüzünden. Sürekli yalakalık yapmadan, torpil olmadan, ya da derece yapmadan olmaz dedi o ses. 4 üzerinden 3,16 ortalama ile mezun olduğum halde şansımı bile denemedim. ALES sınavının zor olduğunu düşünüp girsem de çok yüksek puan alamam, hadi iyi puan aldım, yüksek lisansa başvursam da mülakatı var, ıvırı zıvırı var diye hep uzak durdum. Taa ki bu yıla kadar. Bu yıl ALES'e girdim ama kafamın içindeki o gerizekalı ses hâlâ "Başvursan da puanın düşük, üstelik  bu işler torpilsiz olmuyor. Başkası varken seni mi alacaklar?" diyor tüm uyuzluğu ile. Kulağımı tıkıyorum diyeceğim ama ne mümkün! Beynimi kemiriyor alttan alttan vıdı vıdı vıdı...  Ama boş veriyorum. Ben üstüme düşeni yapayım, şansımı deneyeyim de olmazsa "Denedim, olmadı." der yola devam ederim.

Bu kendi kendime çelme takma mevzusu o kadar derin ve geniş ki... Sayfalarca yazabilirim sanırım. Kökenine inersek özgüven sorunu olabilir gibi duruyor ilk bakışta ama tam öyle değil. Daha çok bir hayata güvenmeme sorunu. Çünkü ne zaman işler yolunda gitse hayat anında basıyor tekmeyi tokadı. Çelme taksa yine iyiydi dedirtiyor çoğu zaman. Tabi bu da hayattan ne beklediğimizle ilgili biraz. "Kötüyü düşünme, dillendirme, çağırma" diye boşuna denilmiyor tabi ki. "Hah şimdi kesin kötü bir şey olur." diye düşündükçe o kötüler de gelip bizi buluyor. Biz en baştan "İyisi beni bulmaz, kötüsü peşimi bırakmaz" diye yaklaşırsak her duruma olacağı belli tabi ki.

Bu yıl kendime koyduğum hedeflerden birisi kendime çelme atmamak, oltaya gelmemek, içimdeki o uyuz sese uyup yapacaklarımı denemeden bir köşeye atmamak. Şu satırları yazarken bile o gıcık ses: Çocukların ders programı o kadar karışık ki hepsi için uygun olan saati bulamayacaksın." diyerek taş koymaya çalışıyor yoluma. Bulacağım diyorum, bu kez de bel altı vuruyor: "Sanki daha önce denediklerin çok işe yaradı da bu kez yarayacak. Boşver işte kızım, öğrenmek isteyen her türlü öğrenir. Sen zorla öğretemezsin!" diyor. Hrrrrrrrr... Şu düşüncelerin zihnimden gelip geçmesi bile sinir ediyor beni. O sesi ve  tüm saçmalıklarını geri püskürtmek, kendimi motive etmek; geriye değil, ileriye bir adım atmak istiyorum kendim için. 

Umarım önümüzdeki hafta buraya olumlu şeyler yazabilirim.




Çarşamba, Mart 31, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #84

Bu haftanın konusunu Sessiz Gemi belirlemiş:

"Şuan, hemen şimdi bir hayal kursanız bu nasıl bir şey olurdu? Hadi bize bir hayal dünyası, bir ütopya yaratın :)"

Sessiz Gemi çok güzel hayaller kurmuş. Bazı hayallerini ben de paylaştım :) Ama konuyu ilk okuduğumda benim aklımdan geçenler Mr. Kaplan'ın yazdıklarına daha yakın şeylerdi. 

Bir hayal, bir ütopya kuracaksam ilk şartım kutsallık, ahlâk, toplumsal değerler gibi safsatalardan kurtulmak olur. Tek kural kişinin kendi dışında herhangi bir canlının bedensel ve ruhsal bütünlüğüne zarar vermemesi ve başkasının özgürlük alanını istismar etmemesi olurdu benim ütopyamda. Ahlak vb toplumsal değerler sebebiyle oluşacak tüm yargı, baskı, ırkçılık, cinsiyet ayrımı, zorbalık, zoraki durum ve eylemlerin önüne geçmek adına bu gibi kavramlara kesinlikle yer verilmeyen bir dünya kurmak isterdim. Ülkelerin ve sınırların olmadığı barışçıl bir ütopya...

Mr. Kaplan'ın da dediği gibi bu imkansız! Yine de hayali bile güzel...

Kavramsal sorunları aştıktan sonra ütopik dünyamdaki yaşam alanları ile ilgili hayallerime gelelim. Tamamen doğa dostu, sürdürülebilir tarım uygulamalarına elverişli, kendi kendine yeten eco-evler en büyük hayalim. Güneş, rüzgar ve su enerjisi kullanımının yaygınlaşması, doğaya zararlı uygulamaların kaldırılması, Kontrolsüz nüfus artışının önüne geçilmesi ve ebeveynlik eğitimleri gibi hayallerim de var tabi :) Ütopya deyince en imkansız şeyleri bile umutsuzca oldurmak istiyor işte zihnim :))))

 



Hayal kurmak çok güzel ama onca hayalden vazgeçip gerçek dünyaya geri dönmek çok zor. 
Olmayacak duaya amin denmez demiş atalarımız, olmayacak ütopyalara ne denir acaba :D

Pazartesi, Mart 29, 2021

İçimi ısıtan, yüzümü gülümseten..

Sabah pencereden odaya vuran güneşi görünce mutlulukla gülümsedim, hevesle giyindim okul için. Hatta 10'a kadar dayanmak zorunda olduğum açlığımı bile pek umursamadım :D Kahvaltı yapmadığım için bol olan vaktimi saçımı toplayıp rimel sürerek tamamen kendime harcadım ve 8'de evden neşeyle çıktım. Okulda beni gıcık edecek ufak tefek şeyler olsa da moralimi bozmadan dersleri tamamladım. 

Eve gelip bir şeyler yedim, üstümü değiştirdim sonra da arkadaşımla sahilde yürüyüşe çıktık. Yürüyüş sonrası çocukları alıp beraber sahile inelim demiştik. Önce biraz okulun bahçesinde bisiklete bindi çocuklar sonra hep beraber sahile indik. Hava o kadar güzel, güneş o kadar parlaktı ki... Mutlu olmayanı döverler o derece :P Sahil dönüşü Arya biraz daha okulun bahçesinde bisiklet sürmek isteyince ben de eve gelip sessizliğin ve mutfak penceresinden yüzüme vuran sımsıcak bahar güneşinin tadını çıkardım :) İçim dışım ısındı, yüzüme bir gülümseme yayıldı. 

Arya gelince beraber biraz belgesel, biraz çizgi film izledik sonra o ödevlerini yaptı. Sıra İngilizce'ye gelince oflaya puflaya "Of anne, yardıma ihtiyacım var. Ben yapamıyorum" diyerek yanıma geldi :D Terzi ve kendi söküğü mevzusu :))) Salıncakta yaptık kalan ödevleri. Aslında biraz yönlendirme ile buluyor cevapları ama klasik ben bilmiyorum, ben anlamıyorum ön yargısı var onda da maalesef. Zamanla aşar umarım. 


Ödev sonrası seçmeli ders için sınav hazırladım, etüt için test aradım, işlediğimiz son ünite ile ilgili İngilizce videolar bulup EBA'da paylaştım ettim derken işte bu saat oldu :) Güzel ve verimli bir gündü, darısı önümüzdeki günlerin başına :)


Şarkı: Kutlama - Sezen Aksu



Şarkı: Deli Kız - Buray




Cumartesi, Mart 27, 2021

Açlık ve Kamp Hazırlıkları

 Açım! Hem de çok açım :(

Geçen yazımda bahsetmiştim, Çarşamba gününden itibaren IF uygulamaya çalışıyoruz Evrim'le birlikte. Basitçe anlatmam gerekirse sadece 10-18 arası (Evrim geç uyandığı için 12-20 arası yapıyor) 3 öğün yiyerek geri kalan 16 saatte açlık ile boğuşuyoruz. Ben sabahları 6.45 - 07.00 gibi uyanıp 8'de okula gidiyorum. Bugüne dek evden asla kahvaltı yapmadan çıkmaz, geç bile kalsam ağzıma 2 lokma atmadan gitmezdim okula. Şimdi uyandıktan sonra kahvaltı etmek için 3 saat beklemem gerekiyor. Çok zorlanıyorum. 

IF'e başladığımız ilk gün evdeydim, öyle böyle idare ettim 10'a kadar. Perşembe okulda 9'a kadar zor durdum ve dayanamayıp 9'da yedim kendi hazırladığım beyaz peynirli tam buğday tostumu. Bugün biraz daha sıktım dişimi ve 9.45'te yaptım kahvaltımı. Öğlen eve gelince bir tabak yoğurtlu zeytinyağlı kabak yemeği, yarım dilim kızarmış tam buğday ekmeği ve küçük bir salatalık yedim. Sonra Evrim'le dışarı çıkıp birer kahve içtik. 15.30 - 17.00 arası Özlem'le birlikte dağlara tepelere vurduk kendimizi. Dönüşte yine zeytinyağlı kabak ve yoğurt yedim. Üstüne bir parça tuzlu fıstıklı çikolata yedim. 17.45'ten beri bir şey yememek için inanılmaz bir irade savaşı veriyorum.

Bayılıyorum bu çikolataya 😍

Zorlu açlık mücadelem devam ederken bir yandan da kamp hazırlıkları yapıyorum. Geçen seneden beri çadır alıp kamp yapmak istiyorduk, sonunda aldık çadırı ama iş o kadarla bitmiyor tabi ki. Mat, uyku tulumu, ışık, tencere, tava... Liste uzayıp gidiyor. Mat, uyku tulumu ve kamp için sapı takıp çıkarılabilen ufak boy tencere-tava setini aldım. Şu anda kamp lambası, ilk yardım seti ve Arya için yağmurluk bakıyorum. Sonra sırada sandalyeler ve şemsiye var. Taşınabilir kamp sandalyelerimiz var aslında ama epey eskidiler ve pek de rahat değiller.

Çadır 1.175 TL (Benim aldığım sitede kalmamış başka bir sitenin linkini ekledim, fiyat 100 TL farklı)

Mat (x3) 130 TL

Uyku Tulumları 390 + 215 = 605 TL

Tencere-Tava Seti 190 TL

Ateş Üstü Izgara 100 TL

Kamp Lambası ve Kafa Lambası 85 TL

Mini İlk Yardım ve Bakım Seti  55 TL


Kendi fotoğraflarımızı çekene dek hayallerimi aşağıdaki fotoğraflarla anlatayım :)




         




Hayallerimin bir sonraki durağı şu aşağıdaki gibi bir arazi aracı ve araç üstü çadır almak ve daha uzun süreli kamp gezilerine çıkmak ama şimdilik 1-2 günlük küçük kaçamaklar yapmakla yetineceğiz :)



*Fotoğrafları daha önceki yazılarımda bahsettiğim, 
kullanıcılarına telifsiz görseller sunan pexels sitesinden aldım. 


**Şarkı: Slow Down - Imany



Çarşamba, Mart 24, 2021

Pazartesi değil, Çarşamba!

Aynı şeyleri yapıp farklı bir şey ummak aptallıktır biliriz hepimiz ama işimize gelmez değişmek, değiştirmek. Bir mucize olsun, biz duralım, etrafımızdaki her şey değişsin, hayat yüzümüze gülsün isteriz. 35 yıllık deneyimle söylüyorum ki ne zaman dursam her şey durdu.

Bu kez "Pazartesi"yi beklemeden, hafta ortasında başlayalım bir şeyleri değiştirmeye. Nasılsa bırakırım, yapamam, edemem demeyelim. Sonuna değil başına odaklanalım bir şeylerin bu kez. Şikayet edip durmayalım, ufacık da olsa farklı bir şey yapalım ki yolumuz, yönümüz, vardığımız yer değişsin.

Bugün sahip olduğum, hatta şikayet ettiğim şeyler için yıllar önce o kadar çok çabaladım ki... Geri dönüp bakınca şimdi olsa yapamazdım, sabredemez, uğraşamazdım diyorum. Bugün yaptıklarım için de belki yıllar sonra aynısını söyleyeceğim. Hâlâ yapabiliyorken bir şeyler yapmak lazım 🙂

Öğretmenlikte altıncı, Hopa'da 5. yılım. İlk günden beri ders kitaplarının, müfredatın, liseye geçiş sınavlarının İngilizce öğrenimi için uygun olmak şöyle dursun tam tersine büyük bir engel teşkil ettiğini düşünüyorum. Bu konuda sürekli şikayet ediyorum ama değiştirmek için ne yaptım diye sorsanız, verebilecek doğru düzgün bir cevabım yok. Ama artık böyle olsun istemiyorum. Bunu değiştirmek için de okulda bir kurs açmaya karar verdim. Bir ilan hazırladım. 


İlk amacım şu ana dek bir şekilde geri kalmış, ipin ucunu bir yerde kaçırıp tekrar yakalayamamış öğrencilere temel bilgileri vermekti ama sonra halihazırda İngilizce bilen öğrencilerim de katılmak isteyince 2 farklı seviye oluşturmaya karar verdim. İyi olan grupla "speaking club" tarzı etkinlikler yapmayı umuyorum. İlk grupla ise en baştan başlayacağım. Tabi tüm bunları okullar kapanmazsa yapabilirim. Online derslere sıcak bakmıyor öğrenciler maalesef. 

Değiştirmek istediklerim okulla, derslerle sınırlı değil tabi ki. En başta kendimi değiştirmek istiyorum. Olaylara bakış açımı, görüş alanımı, ön yargılarımı, görünüşümü... 

Son 1 yılda 4-5 kg aldım. En sevdiğim giysilerimi giyemiyorum. Her gün aynı pantolon ve kazaklara mahkum oldum. Elime ne geçerse giyip boy aynasıyla pek haşır neşir olmadan çıkıyorum evden. Hadi kışın idare ediyorum da yazın ne olacak bilmiyorum. Sürekli erteliyorum bu konuyu kafamda. Yazın şu an içine saklandığım kot pantolanlarımı giyemem, yazlık giysilerime  sığamayacağım da çok belli. Yeni giysiler almak istemiyorum. Bu durumda geriye kalan tek seçenek şu 5 kg.yu tez elden atmak.

Biraz araştırdım, deneyen arkadaşlarımla konuştum ve "IF" denemeye karar verdim. Aralıklı oruç diye çevriliyor Türkçe'ye ve belirli saat aralıklarında beslenip geri kalan zamanda hiçbir besin almamak üzerine kurulu bir beslenme tarzı. 16/8, 20/4, 5/2 gibi türleri var. Ben 10-18 arası 8 saat beslenme 18-10 arası 16 saat açlık olan 16/8 türünü denemeye karar verdim. Bu beslenme ile birlikte haftada en az bir gün yürüyüş ve 3 gün de HIIT ya da ip atlamayı deneyeceğim. Tabi ki bunları yapmadan önce doktora gidip tüm tahlillerimi yaptırdım. Her şey normal çıktı. Herhangi bir beslenme değişikliği ve spor planı yapmadan önce gerekli kontrolleri yaptırmak çok önemli yoksa kaş yapayım derken göz çıkarmak olası. 


Buraya örnek bir menü bırakıyorum :) 

Uyanınca:

Yeşil çay ya da kahve (şekersiz) veya detoks içeceği

Kahvaltı (sabah 10)

Birini seçerek:

  Buğday gevreği ve yağsız süt

  Muzlu smoothie

  Haşlanmış yumurta ve tost

Ara öğün (11:30)

Birini seçerek:

  Salatalık ve karpuz salatası

  4 adet badem

Öğle yemeği (12:30 - 13:00 )

Birini seçerek:

  Fırında balık ve sebzeler, az yağlı yoğurt

  Ton balığı, taze meyve suyu

Ara öğün (14:30)

Birini seçerek:

  1 orta boy bitter çikolata

  1 adet portakal ya da elma

Akşamüstü atıştırması (16:00)

Birini seçerek:

  Küçük bir kase haşlanmış patates

  Küçük bir kase patlamış mısır

Akşam yemeği (18: 00)

Birini seçerek:

  Izgara sebze, puding

  Mercimek çorbası, meyveli muhallebi

  Sebzeli lazanya, salatalık suyu

8 saat diyetinde neler yiyebilirsiniz?

  Herhangi bir sebze veya meyve.

  Herhangi bir hayvansal gıda.

  Zeytinyağı, pirinç kepeği yağı, kanola yağı, tereyağı.

  Fasulye, soya, mercimek, yumurta, balık, tavuk göğsü, hindi, sığır eti.

  Çikolatalı puding, cupcake, ev yapımı kekler, dondurma, muhallebi, çikolata.

  İstediğiniz baharatlar.

  Taze meyve veya sebze suları, detoks içecekleri, yeşil çay, siyah çay ve kahve.

8 saat diyetinde hangi yiyeceklerden uzak durmalısınız?

  Hindistan cevizi yağı, margarin ve mayonez.

  Alkollü, gazlı ve şekerli içecekler, paketlenmiş hazır meyve suları.


Pazar, Mart 21, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #82

Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Mr.Kaplan'dan geldi:

"Karşı cinste sizi en çok şaşırtan şeyler nelerdir? Sosyal yaşamda cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak için neler önerirsiniz?" 

O kadar güzel ki soru! Maalesef az sonra yazacaklarım bazı açılardan cinsiyetçi bulunabilir. Yine de yazacağım. Yapıcı eleştirilere ve seviyeli tartışmalara açığım. Bence bu sohbetlerin en güzel yanı bu fikir alışverişleri.



Karşı cinste beni en çok şaşırtan şey inanılmaz öz güvenleri. Belki de kendini bilmezlikleri demeliyim. Mesela sokakta gezen 40-50 yaşındaki göbekli, kel, bakımsız amcaların kızları yaşlarındaki kadınlara bakmaları, laf atmaları, o kadınların onlardan etkilenme ihtimali olduğuna inanmaları... Kendiyle barışık olmak başka bir konu, kendini bilmezlikse bambaşka. Erkekler çoğunlukla -istisnalar hariç- kendilerini olduklarından daha ince, daha fit, daha yakışıklı, daha karizmatik, daha çekici, daha daha daha... görüyorlar. Hatta bazıları kendilerini bir nimet, bir lütuf olarak görüyor. Bu konudan girmişken zengin ve yaşlı erkeklerin kendilerinden genç, güzel, çekici kadınlarla evlenmelerine de çok şaşırıyorum. Bu hikayedeki kadına şaşırmıyorum çünkü genel olarak onun amacı belli ama erkeğe çok şaşırıyorum. Seninle sırf paran için birlikte olduğunu bile bile biriyle birlikte olmak? Ya öyle olmadığını düşünüyor ki bu durumda ilk söylediğime varıyor yani kendine aşırı güveniyor, paramla ilgisi yok, beni sevdiği için benimle birlikte diyor ya da sebebin parası olduğunu bile bile buna razı oluyor. Belki de sebebi hiç umursamıyordur. İşte bu noktada çok şaşırıyorum. İstisnalar tabi ki vardır. Yaş farkına ve aradaki ekonomik uçuruma rağmen birbirini gerçekten sevdikleri için birlikte olan çiftler olabilir. Benim kastettiklerim onlar değil tabi ki. 

Genel olarak bakınca karşı cinste en çok şaşırdığım konular farklı bakış açılarımızdan kaynaklanıyor. Her şeye çok farklı açılardan bakıyoruz. Kendimize ve dış dünyaya çok farklı pencerelerden bakıyoruz. Kadınlar genelde kendi vücutları, bedensel durumları, zihinsel durumları ve ilişkileri ile ilgili daha gerçekçi bakış açısına sahiptirler. Kaç kilo olduklarını, aynada nasıl göründüklerini, dışarıdan nasıl göründüklerini/algılandıklarını daha objektif değerlendirebilirler. Etrafta neler olup bittiğini daha kolay analiz ederler. Erkekler analiz etmeye odaklanmaz, görüp geçerler. 

Erkekler konusunda şaşırdığım o kadar çok şey var ki... Neyle devam etsem? Bakalım... Şaşırdığım bir başka şey eşyalarını bulamayıp sürekli annelerine ya da eşlerine sormaları: "O nerede?" "Bu nerede?". Bu kadarla da kalmıyor. Şurada diyorsun ama yine de bulamıyor çünkü aradığı şey bir şeylerin altında ya da arkasında ama oralara bakınmak aklına dahi gelmiyor. Mesela elmalar nerede diyor, dolabın sebzelik bölümünde diyorsun, sebzeliği açıyor ama elmaları bulamıyor. Burada yooook diye bağırıyor, gidip bakıyorsun elmalar orada, sadece portakalların altında kalmışlar. Bu basit örnek hemen hemen her şeye uygulanabilir.  Çoraplar, kişisel eşyalar... Çevremdeki neredeyse tüm kadınlar bu konudan şikayetçi ama henüz "Karım mütemadiyen çoraplarını/ çantasını/anahtarını vs. bulamayıp bana soruyor, ben de elimle koymuş gibi buluyorum" diyen bir erkeğe pek rastlamadım :))) 

Mr. Kaplan yazısında kadınların erkekler için değil, diğer kadınlar için giyindiğini yazmış. Kısmen haklı. Biz kendimizi iyi hissetmek için giyiniyoruz. Genelde de giysilerimizi, saçımızı hem cinslerimiz fark edip iltifat ediyor ve bu bizi daha da iyi hissettiriyor. Yani kadınlar "Bugün şu kırmızı elbisemi giyineyim de tüm erkeklerin aklını başından alayım" demiyor giyinirken. O kırmızı elbiseyle aynaya bakınca kendini beğeniyor, iyi hissediyor ve bu ruh hali tüm benliğine yansıyor. Öz güveni yükseliyor, adımları güçleniyor, gülümsemesi ile etrafına ışık saçıyor. Kendini sevince güzelleşiyor dünya. Ne kastettiğimi okuyan tüm kadınlar anlayacak. O kırmızı elbise sadece bir elbise değil aslında. O bir zırh, bir kalkan, bir kılıç. O elbiseler, makyaj, saç baş bizim dünyayla, hayatla başa çıkma silahlarımız. Aynadaki görüntümüzden memnunsak daha rahat, daha mutluyuz, daha güçlüyüz. 

Yabancı filmlerde gördüğümüz rengarenk giyinmiş siyahi kadınlara hayranlık duyarım. Çoğu kilolu ve iridir ama asla saklamazlar bedenlerini. Kıvrımları ile mutludurlar, rengarenk elbiseler giyerler; başlarına rengarenk şallar sararlar ve inanılmaz da çekici gelirler bana. Tam bu noktada ayrımcılık yaptığım söylenebilir.

Erkekler kilolu/göbekli olunca "keşke kendilerine dönüp bir baksalar" derken, söz konusu kıvrımları ile barışık olan kadınlar olunca işler değişiyor mu yani diyebilirsiniz. Ama benim ilk başta bahsettiğim o "amcalar" kendilerine bakmıyorlar bile. Yani kilolu olabilir, kel olabilir, bıyıklı ya da sakallı olabilir ama kendine bakar, giyim kuşamına, kişisel temizliğine özen gösterir, haliyle tavrıyla, aurasıyla, kişiliğiyle kendini öyle bir ortaya koyar ki -bahsettiğim o siyahi kadınların yaptığı gibi- işte o zaman ben de haddimi bilir, saygı gösterir, ağzımı bile açmam. 

Özetlemem gerekirse durup kendine şöyle bir alıcı gözle bakmadan tüm dünyanın ayakları altına serilmesini bekleyen, tüm kadınların onun için yaratılmış olduğunu, onun için giyinip onun için süslendiklerini sanan, varlığımızın tek sebebinin erkeklere bakmak, yedirmek, içirmek, eşyalarını bulmak olduğunu sanan ve her türlü isteklerini yerine getirerek onları mutlu etmek için yaratıldığımızı düşünen erkeklere çok ama çok şaşırıyorum. Tüm erkekler böyle değil. Ben özellikle böyle olan erkeklerden bahsediyorum. Her birini tek tek gördükleri bu akıl almaz rüyadan uyandırmayı o kadar çok isterdim ki! 

En başta da dediğim gibi söz konusu erkekler olunca şaşırdığım o kadar çok şey var ki... Ama haksızlık etmeyeyim kadınlarla ilgili de şaşırdığım çok şey oluyor. Onlar da başka bir yazının konusu olur belki :) 

Eleştirilerinizi, fikirlerinizi bekliyorum merakla :) 

Yasakları Esnetmek

2 gün önce 2. doz aşımı oldum. Tam kapanma zamanına denk gelmesi büyük şans oldu, dışarı çıkıp biraz nefes aldık :) Aşı için Artvin merkeze ...