Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ekim 11, 2026

Yalan makinesi yoksa eşek var!?!?

Yalan makinesinin olmadığı zamanlarda insanların doğru söyleyip söylemediğini anlamak için eşek kullanılırmış!

İfade verecek kişi, bir eşeğin kuyruğunu tutarmış ve eğer eşek anırırsa o kişinin yalan söylediğine yorulurmuş. Sözümona eşek, kuyruğunu tutan kişinin tedirginliğini hissedip anırırmış ki "tedirginlik eşittir yalan" manası çıkıyormuş.

Yukarıdaki bilgiyi "Cahillik Hakkı - 2" kitabından öğrendim. Kitabı Volkan Sönmez yazmış, Storytel'de Murat Eken seslendiriyor ki bence şahane seslendirmiş. Meraktan kim bu seslendiren acaba diye araştırınca karşıma BKM Mutfak ekibinden tanıdığım bir yüz çıkınca biraz şaşırdım. Oyunculuğu da iyiydi ama seslendirme sanatçısı olarak ayrı bir saygı duydum kendisine.

Bu arada bu iddianın doğruluğunu merak edip araştırınca şu bilgilere ulaştım:

"MÖ 500 civarında Antik Hindistan'da ve bazı eski topluluklarda, suçluları veya yalan söyleyenleri tespit etmek için "Kutsal Eşek Düzeni" adı verilen bir yöntem uygulanırdı. Süreç tam olarak şöyle işlerdi:

• Tuzak: Bir odanın veya çadırın ortasına bir eşek bağlanırdı. Şüphelilerin haberi olmadan, eşeğin kuyruğuna siyah baca kurumu (is) veya yağ sürülürdü.

• Kural: Şüphelilere, bu eşeğin "kutsal" olduğu ve yalancı biri kuyruğunu tuttuğunda eşeğin anıracağı söylenirdi. Her şüphelinin karanlık odaya teker teker girip eşeğin kuyruğunu çekmesi istenirdi.

• Psikolojik Sonuç:

- Masum olan kişi, yalan söylemediği ve suçsuz olduğu için korkmadan odaya girer ve eşeğin kuyruğunu sıkıca çekerdi. Odadan çıktığında elleri is içinde (kara) olurdu.

- Suçlu veya yalan söyleyen kişi ise eşeğin anırıp kendisini ele vereceğinden korktuğu için odaya girer ama eşeğe hiç dokunmadan dışarı çıkardı. 

Gün ışığına çıkıldığında rahipler veya köy liderleri herkesin ellerini kontrol ederdi. Eli temiz kalan kişi, korkudan kuyruğu tutamadığı için doğrudan suçlu veya yalancı ilan edilirdi. Yani aslında eşek anırdığı için değil, suçlunun kendi korkusu ellerini temiz bıraktığı için yalanı ortaya çıkardı. Bu taktik, modern yalan makinelerinin atası sayılan ilk psikolojik hilelerden biridir."


Temsili :))) 
...  


Bence ister en ilkel eşek deneyi, ister son teknoloji yalan makinesi olsun; sakin kalıp kendi söylediği yalana önce kendi inananları yakalamak zor. 

... 

Akşamları çok erken uyuduğum için tatil olmasına rağmen iki gündür çok erken uyanıyorum ve saat 1 olmadan tüm işlerimi bitirmiş oluyorum. Günün gerisi bana kalıyor. 

Dün öğleye kadar temizliği bitirip öğlen denize gittim; bugünse dolapta bekleyen sebzeleri doğrayıp fırınladım, Evrim'in dolabını mevsime uygun şekilde düzenledim, çamaşır işlerini hallettim. Sonra bir şeyler atıştırıp giyindim. Şimdi dışarı çıkıyorum. 






Eskiden nefret ettiğim, evime sokmam dediğim renkleri, özellikle vizon, bej ve toprak tonlarını şimdilerde çok seviyorum. 

İnsan ne garip bir varlık... 

🧿🧿🧿


Cumartesi, Ekim 10, 2026

Başlık Yok - Ortaya karışık...

Yorulduğum bir okul haftası bitti. İyi miyim? Fena değilim ama iyiyim de yazamadım... 

Belimin solundan kalçama inen bir ağrı var. Kalçamdan bacağıma giden bir siniri doktor öldürdüğü için bacağımdaki ağrı bir sis bulutu ardında. Yok gibi ama var gibi de... 

Haftasonu hava güneşli... Deniz beni çağırıyor.

... 

Gece tavuk gibi erkenden koltukta uyuyakalmışım. Sabah 7.30'da uyandım. Kahvaltı sonrası evi toplayıp temizlik yaptım. Sadece banyolar kaldı. Onları da temizleyip sahile gideceğim.

... 

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Kesik Baş kitabını az önce bitirdim. Polisiye severler için güzel bir kitap, genel okuyucu için çerezlik denilen türden. Volkan Sönmez'in Cahillik Hakkı kitabına başladım. İçinde günlük hayattan ilginç bilgiler var. 

Mesela kelebekler bir gün değil, 7-10 gün yaşıyorlarmış, hatta 1 yıla kadar yaşayan cinsleri de varmış. Ispanağın demir kaynağı sayılması Alman bir bilim adamının yaptığı bir hesap hatası yüzündenmiş: 100gr ıspanakta 35 değil, sadece 3,5 mg demir bulunuyormuş. Yani kuru fasulye ve mercimek, ıspanaktan daha fazla demir içeriyormuş ama işte o hatalı hesap zamanında yayılmış ve ıspanak hafızlara demir deposu olarak kazınmış.

... 

Banyoları da temizleyip Evden çıktım. Şu an deniz kıyısındayım, az sonra denizde... 


Denize 1 kala... 

🧿🧿🧿 


10.10.2026



Perşembe, Ekim 01, 2026

Yeni Beceriler :)))

Hiç yapamadığım işlerden biri poğaça/kurabiye yapmak. Arya ile gram gram ölçerek yaptığımız bir kurabiye ve bir de tek başıma yapmayı becerdiğim mısır unlu bir poğaça tarifi var elimde. Bunlar dışında ilk kez geçenlerde yulaflı mini poğaçalar ve kakaolu mini kurabiyemsi bir şeyler yapmıştım. 

Az önce tamamen içimden geldiği gibi, doğaçlama bir poğaça yaptım. Sonuç nasıl olacak çok merak ediyorum. Şu an yulafın sıvıları çekip şişmesi ve hamurun kıvam alması için bekliyorum. Sonra şekil verip fırına atacağım. Sonuçtan çok umutluyum :) 

Tamamen kafamdan uydurduğum tarifimi şuraya bırakayım :)

Sıvı Malzemeler:

  - 2 adet tam yumurta
  - 1 adet yumurta beyazı
  - 10 tepeleme yemek kaşığı süzme yoğurt
  - 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  - 1 tatlı kaşığı elma sirkesi (dış kısma kıtırlık versin diye) 
   - 1/2 çay bardağı maden suyu (içi puf puf olsun diye) 

Kuru Malzemeler:

  - 2 su bardağı ince öğütülmüş yulaf ezmesi
  - 1 su bardağı mısır unu
  - 1 su bardağı lor peyniri
  - 1 paket kabartma tozu

Baharatlar:

  - 2 çay kaşığı tuz (az olmuş bence, brz arttırmak gerek) 
  - Kırmızı pul biber
  - Zerdeçal
  - Karabiber
  - Çörek otu

Üzeri İçin:

  - 1 adet yumurta sarısı
  - Susam

Tüm malzemeleri karıştırdıktan sonra 15dk bekledim. Sonra suya batırıp çıkardığım dondurma kaşığı ile hamurdan parçalar alıp yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizdim. Üstlerine yumurta sarısı sürüp susam serptim, 180 derece önceden ısıtılmış fırında 25 - 30dk üstü kızarana dek pişirdim. Ben 23 tane poğaça çıkarmışım ama bence hepsi eşit olsa 22 adet poğaça çıkar bu ölçüdeki malzemelerden. 


Tuzu bana az geldi ama onun dışında süper :) 
Ah bi' de keşke dereotu da olsaydı evde, onu da koysaydım :D






Salı, Eylül 29, 2026

Küçük Mutluluklar

Pazar gününden... 


















Güzel bir günden bana kalanlar...




Bu aralar favori şarkım bu :) 



Cuma, Eylül 25, 2026

Giderek anneye benzemek...

Sanırım kaçınılmaz bir durum bu giderek anneye benzeme mevzusu... Ya fiziksel olarak ya da tavır, davranış olarak annelerimize/babalarımıza benziyoruz yaş aldıkça. Bazen her ikisi de oluyor.

Son yıllarda herhangi bir camda yansımamı gördüğümde annemi görmüş gibi oluyorum, özellikle bakışlarımda. Belki dışardan hiç fark edilmiyor ama ben taa içimde hissediyorum. Hüzünleniyorum bazen. Keşke annem hayatta olsaydı da ona anlatabilseydim giderek ona benzediğimi.

Mesela Arya ile olan sohbetlerimizde hissediyorum anneme benzediğimi. Zamanında annemin neyi, ne düşünerek söylediğini anlıyor ve aynı düşünceler ile benzer şeyleri Arya'ya söylüyorum. Hani "Anne olunca anlarsın..." denilir ya, anlıyorum.

Sadece anne-kız ilişkisinde değil benzeme hâlim. Nasıl anlatılır bilemiyorum ama elimin kolumun hareketinde, ses tonumda... Yer yer annemi hissediyorum, annem gibi davrandığımı fark ediyorum. Eskiden olsa bu şeklide giderek anneme benzemekten nefret ederdim ama şimdi bunun ne kadar saçma olduğunu anlıyorum. Nefret etmek bir yana farkına vardığım anlarda gülümsüyorum; hüzünle karışık, biraz buruk bir şekilde mutlu oluyorum. 

Sanırım büyüdükçe, küçükken anlayamadığım şeyleri anlıyor ve anneme hak veriyorum. Ama bir yandan da Arya'ya - ve aslında geçmişteki kendime - de büyümesi ve anlaması için gereken alanı tanımaya özen gösteriyorum.

Bir de son zamanlarda yavaşladığımı ve ben yavaşladıkça hayatın da yavaşlayip her anın daha keyifli hâle geldiğini hissediyorum.🧿

Umarım böyle devam eder Hayat! 



Sonbaharın tadını çıkarırken... 



Cumartesi, Eylül 19, 2026

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum.

Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatta istediğiniz her şeyi alabileceğinizi iddia eden bir yer bu büyü dükkanı. Dükkana gelen herkes dükkan sahibinden bir şey istiyor, dükkan sahibi de o istek için bir bedel biçiyor ve böylece pazarlık başlıyor.

Dükkana gelenler gelirken ne istediklerinden son derece emin ama dükkan sahibinin sorduğu sorulardan sonra aslında ne istediklerini tam da farkında olmadıkları ortaya çıkıyor. İstekleri karşısındaki bedeli duyunca işler hepten değişiyor. Kimse istenen bedeli ödemeye yanaşmıyor.

Sonuç olarak büyü dükkanından almaya geldiği şeyi alarak ayrılan kimse olmuyor. İsteklerimin gerçek olmadığını anlayarak ya da bedelsiz - acısız -  mutluluk olmayacağını anlayarak ayrılıyor herkes. Gerçekten istediğini alan istisnalar olmuş ama o istisnaların sonu da pek parlak değil. 

Dükkan sahibi gördüğüm en gıcık satıcı olabilir sanırım. Kendisi de kabul ediyor, "Bu pazarlıkta birinin daha acımasız olması gerekiyor ve bunu hayata bırakmamam gerektiğini acı şekilde öğrendim" diyor.

Hikayeleri dinlerken insan düşünüyor, böyle bir dükkan gerçekten var olsa, ben ne isterim? İsteğimin karşılığında hangi bedeli ödemeyi kabul ederim acaba? Yoksa bedelini duyunca ben de vazgeçer miyim isteğimden?

Peki ya siz? 



Tam bir sonbahar sabahı 🌧️ 


Günaydın 🤗 


Cuma, Eylül 18, 2026

11.11

Şu an saat tam 11.11 ve ben bu anı yakalamayı nedense çok seviyorum. Saate bakıp - başka bir an değil de - tam 11.11 ya da 23.23'ü yakalayınca, sevdiğim biri beni düşünüyor gibi hissediyorum ve kalp kalbe karşı gelmişiz gibime geliyor. Tabi ki bir dayanağı yok tamamen benim hüsnükuruntum :))) 




Okulun ilk haftası bitmek üzere! Bir başladı mı hızla geçip gidiyor. Pazartesi hariç diğer günler derslerim öğlen başlıyor. Pzt full, diğer günler 3-4 dersim var. Tatil sonrası hemen adapte olamadığım için bu hafta biraz yamuldum ama haftaya kolaylaşır diye düşünüyorum.


Sabahlarım boş olunca ben de boş işlerle uğraşıyorum :)) Misal dün sabah bakır takılarımı ketçapla parlattım :) 

... 


Bu yıl 6 ve 8. sınıfların dersine giriyorum. Sekizler önceden tanıdığım alışık olduğum sınıflar ama altılarla yeni tanıştık. Henüz bir ritm tutturamadım gibi hissediyorum ama bakalım zamanla hallederiz.

Bu yıla idare ile sağlam tartışarak başladım maalesef. Sınıf ve ders paylaşımları mevzusu yüzünden tartıştık ve okul müdürümüz "Beğenmiyorsanız başka okula gidin", "Keşke sizi görevlendirme verdirseydim başka okula" gibi cümleler kurdu. Ama tabi işler öyle yürümüyor, okul kimsenin özel şirketi değil. Herkesin hakları ve yetki sınırları belli. Ama asıl ilginç olan şu an müdürümüzün okuldan görevlendirme ile gönderilme olasılığı olması. Atalarımız boşuna dememiş "Kime niyet, kime kısmet.." 

Kimsenin kendi isteği dışında bir yere gönderilmesi doğru değil ama bazen karşı tarafa reva gördüğümüz şeylerin yanlış olduğunu kendimiz yaşamadan anlayamıyoruz sanırım. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenmek zorunda kalmadan kendimizi karşıdakinin yerine koyarak empati yapabilmeyi öğrenmeliyiz.

Okulda gitme vaktim geldi. Görüşmek üzere 🙋🏻‍♀️

Bu aralar çok sevdiğim şarkıyı da şuraya bırakayım :) 


"I wanna be like you"




Perşembe, Eylül 03, 2026

Eylül... Yine yeniden...

Belki de ilk kez "yaz yine boş boş geçti gitti ve hiç yetmedi" hissi yaşamıyorum. Dolu dolu ve çok da güzel geçti bu yaz. Darısı gelecek yazların başına 🤞🧿

Bu yaz aile büyüklerimiz Hopa'ya taşındı, kardeşimle beraber ailece tatile gittik, dönüşte onun evini toparladık, sonra kendi evimizin eksiklerini hallettik. Hem gezdik tozduk, hem işleri hallettik, yorulduk ama yorulduğumuza değdi. Bol bol dinlendik, eğlendik de 🧿 🥳💃🏻🕺🏻 Arada aksaklıklar da oldu tabi ama çok da mühim değil. 

Haftaya öğretmenlerin seminer dönemi başlıyor, sonra da okullar açılacak. Hazır hissediyorum kendimi. Çünkü biliyorum ki ne olursa olsun eninde sonunda geçip gidecek :)  

Bazı günler içindeyken çok zor olsa da onlar da bitip gidiyor, mazi oluyor her şey. Bunu unutmamak gerekiyor. Unutunca işler sarpa sarıyor - geçen Kasım'da olduğu gibi - sonra hızla dibe batıyor insan. Öyle olmaması için iyi gelen şeylere sıkı sıkı tutunmak lazım. 

Deniz, dere, doğa... Benim ilacım bunlar. Yazdan kalma günler Eylül'de hatta Ekim'de bile devam edecek. Ben de mümkün olan her fırsatta - umarım Kasım sonuna dek - denize girmeye devam edeceğim :) 

Son zamanlarda sporu yeniden rutinime eklemeyi başardım. Aynen böyle devam etmek istiyorum. Sadece kilo vermek için değil, spor sonrası hissedilen "başardım, tamamladım" fikriyle gelen hafiflik hissiyatı insana iyi geldiği için :) 






Su kuşum ve Duru bebişim 🧿😍 





Perşembe, Ağustos 27, 2026

Sirkadiyen Ritim ve Kortizol

Önceki yazımda kilo vermek için ciddi bir irade ve istikrar gerekiyor demiştim. Hadi gerekli motivasyonu bulduk, irademize sahip çıkıp istikrarımızı koruduk diyelim. Yeterli mi? Maalesef hayır. 

İnsanoğlunun hayatta kalmasını sağlayan gelmiş geçmiş en büyük becerisi adaptasyon bence. Ama bu beceri bazen olumsuzluklara da sebep olabiliyor. Yeme düzeni değişince vücut ilk başta bi' şokla fazlalıkları atıyor ama sonra yeni koşullara uyum sağlıyor ve yine depolamaya başlıyor. İşte bu aşamada sirkadiyen ritmimizi ve kortizol seviyemizi düzenleyerek vücudumuzu tekrar yola sokmayı denememiz gerekiyor. 

Sirkadiyen ritim, vücudumuzun yaklaşık 24 saatlik bir döngü içinde izlediği doğal uyku ve uyanıklık düzenidir; uyku ve uyanıklık döngüsünü kontrol eder, melatonin ve kortizol gibi hormonların salgılanmasını düzenler, vücut ısısı ve sindirim sistemi üzerinde etkilidir. 

Sirkadiyen ritmimizi optimize etmek ve kortizol seviyemizi dengede tutmak için uygulayabileceğiniz adımlar şunlar:

- Her gün aynı saatte uyanmak. Mümkünse erken saatte :)  

- Uyandıktan sonraki ilk 30 dakika içinde güneş ışığı almak. 

- İlk 90dk kafeinden uzak durmak. Güne su içerek başlamak. 

- Gün içinde en az 20-30 dakika açık havada vakit geçirmek.

- Yatmadan 2 saat önce mavi ışık yayan ekranları kapatmak.

- Akşamları evde loş ışıklar kullanmak.

- Yatak odamızın sessiz, karanlık ve serin olmasını sağlamak. 

- Sabahları proteinden zengin bir kahvaltı yapmak. 

- Kafein tüketimini saat 14:00'ten sonra kesmek.

- Akşam yemeklerini yatmadan en az 3 saat önce bitirmek.

- Gece geç saatte ağır ve karbonhidratlı yiyeceklerden kaçınmak. 

- Düzenli egzersiz yapmak ama bunu akşam geç saate bırakmamak.


Okullar açıkken haftasonu dahil hep 06.55'te uyanıyorum. Kahvaltımı yapıp hazırlanıyorum, 8'de evden çıkıyorum ve çoğunlukla hava yağmurlu olduğu için okula araba ile gidiyorum. Bu yıl biraz daha farklı bir düzen oluşturmayı düşünüyorum. 

Bu yıl kahvaltımı hazırlayıp yanıma almayı, evden daha erken çıkıp okula yürüyerek gitmeyi planlıyorum. Böylece yukarıda yazdığım birçok maddeye uyabilirim. Ilk 30 dk ekran yok, gün ışığı ve yürüyüş var. 

Aşağıdaki videoda bahsedildiği üzre yürümek kortizol seviyesini düşürmekte etkili. Evrim'le Ağustos başından beri akşam yemeklerinden sonra yürüyoruz. Okul açılınca sabahları da düzenli yürüyerek okula stressiz gitmek süper olur :) 




Japonların sabah alışkanlıklarını anlatan video, mevzuyu gayet güzel anlatıyor :) 


Salı, Ağustos 25, 2026

İrade ve İstikrar

Gerçekten irade ve azim gerektiren bir konu kilo vermek. İstikrarlı olunca mümkün ama istikrarlı olmak hiç kolay değil.

Ağustos başından beri sağlıklı beslenip spor yapmaya çalışıyorum. Günde iki ana öğün ve iki ara öğün yiyordum, artık üç ana öğün, bir ara öğün yapıyorum. Yiyeceklerimi haftalık olarak hazırlayıp buzluğa atıyorum. Böyle yapınca kontrollü olmak kolaylaşıyor.

Kahvaltı için birkaç seçeneğim var:

1- Haşlanmış iki yumurta, domates, salatalık, köz biber, ricotta/sürülebilir lor peyniri 
2- Kıymalı yumurtalı lavaş sandviç, salatalık, ricotta/lor, köz biber
3- Yulaf, süt, muz, kendi yaptığım fitella* karışımı
4- Wasa üstü ricotta/lor, hindi füme, domates, salatalık, şeftali 


Pembe içecek, suya karıştırılan bir tür kollajen peptit tozu




Şu kıymalı yumurtalı lavaş tost efsane 😍

... 


Öğle ve Akşam seçeneklerim:

1- Fırında pişmiş 150gr tavuk/hindi, 2-3 yemek kaşığı basmati pilav ve bol salata
2- Ton balıklı ve kıtır ekmekli salata
3- Izgara köfte/et, köz patlıcan salatası, fırın sebze ve bol yeşil salata
4- Konserve tavuk fileto, bir adet wasa ve kefir ya da salata


Gün boyu aldığım kalori düşük olunca makarnayı fazla yeme hakkı kazandım :)) 

... 


Ara öğün seçeneklerim:

1- Meyve (üzüm, karpuz, şeftali, muz) ve sütlü kahve, 
2- Tahinli dondurma
3- Çiğ kuruyemiş ve kahve

Bunlar dışında günde en az 2,5lt su içiyorum. Çay pek sevmediğim için tüketmiyorum. Alkol de hiç tüketmiyorum ki bu biraz zor oldu benim için çünkü akşamları tv karşında eşimle bira-fıstık-film keyfi yapmayı seviyorum. Ama dedim ya irade ve istikrar lazım :) 

Her akşam yemek sonrası mutlaka 20dk yürüyorum. Evrim'i de zorla yürütüyorum :)) Eğer dışarı çıkamıyorsak 20dk evde yürüyorum. Bir saat sonra da o anki moduma göre Grow with Jo videolarından birini seçip yapıyorum. 

İlk 10 gün fazla kilolar hızlıca gidiyordu ama bir haftadır duraklama dönemindeyim. Direnci kırmak için daha çok su içip daha çok hareket ediyorum. Günlük protein alımımı da arttırdım ki vücut kıtlık psikolojisine girip her şeyi depolamaya kalkmasın. 


Kısacası vazgeçmek yok, tam gaz yola devam :) 

... 


Merak eden olur belki, *fitella tarifimi de şuraya bırakayım:

2 yemek kaşığı katkısız şekersiz tuzsuz %100 fıstık ezmesi, 2 tatlı kaşığı silme kakao, 2 tatlı kaşığı bal, 2 yemek kaşığı tahin. Tüm malzemeleri karıştırıyoruz ve tek seferde hepsini yememek için kendimize hakim oluyoruz :))) Herkes kendi ağız tadına göre ölçüleri revize edebilir. Ben artık şipşak göz kararı yapıyorum :D

Cumartesi, Ağustos 22, 2026

Level atlıyorum sanırım :)))

Şu an kendime şaşırıyorum. Saat 9'da evden çıkmayı planlamıştım ama saat 09.36 ve hâlâ evdeyiz ve ben çıldırmadım. Sakin sakin oturuyorum.

Perşembe sabahı bileğimdeki dikiş alındı çok şükür. Suya girmek için bir gün daha beklemem gerekiyormuş. Bekledim tabi ki. Dün uzun süre sonra yeniden denize girebildim. Bugün için de dere planı yaptık. Güya en geç 9'da çıkacaktık evden ama her zamanki gibi Evrim plana uymadı. Ben 8'de kalkıp hazırlandım ama o hâlâ hazır değil.

Normal koşullarda şu an sinirden delirmiş halde sayıp sövüyor olurdum ama öyle yapmıyorum. Sanırım level atladım :))) Kızsam ne olacak, söylensem ne olacak?.. 

20 yıldır durum hep aynı, değişen bir şey yok. Biz asla planladığımız saatte çıkamıyoruz evden. Bugün tam sinirlenip söylenmeye başlayacağım anda durdum ve vazgeçtim. Akışa bırakıyorum. 

Erken çıkmak isteme sebebim gideceğimiz derede oturma alanının sınırlı olması ve geç kalırsak oturacak yer bulamayacak olmamız. Şu an sinirlensem de mevsut durum değişmeyecek. Gittiğimizde yer bulamazsak bulamamış olacağız. Yani şu an ne kadar sinirlenip söylensem boşuna... Kendi kendime sinir olduğumla kalacağım çünkü Evrim'in zerre umurunda olmayacak.

Neyse... Bakalım umarım şansımız yaver gider ve yer buluruz. Bulamazsak başka bir yere gideriz. 

Kısmet...



Fotolar dünden :) 


Deniz 🏖️ = Mutluluk 🤗 



Update: Evden 10'da çıkabildik, arabada benzin de yokmuş. Arabayı en son kim kullandı bilin bakalım. Şaşırtıcı ama hâlâ son derece sakinim. 



🧿 🤞 Yer bulduk 🤞 🧿 

🤗 




Çarşamba, Ağustos 12, 2026

Baygınlık hissi...

Sabah:

Uyandığımdan beri bayılacak gibi hissediyorum. Vücudumda hiç güç, enerji yok gibi şu anda. Hâlbuki az önce çok sıkı bir kahvaltı yaptım: 2 yumurta, yüksek proteinli ricotta peyniri, salatalık, taze reyhan, közlenmiş köy biberi ve 2 dilim kızarmış karabuğday ekmeği (birini ricotta ile diğerini kendi hazırladığım fıstık ezmesi - tahin - bal - kakao karışımı ile). Yani şu an enerji bombası olmam gerek ama nefes bile zor alıyorum.

Kendimi salondaki koltuğa zor attım, yattığım yerden telefondan yazıyorum. Regl dönemim yaklaştığı için böyle olmuş olabilirim. Vücut sağlıklı beslenmeye ve düzenli spora çok alışkın değil o yüzden de böyle olabilir. Umarım kısa sürede geçer de normale dönerim.

El bileğimdeki dikişin biri açılmış bahçe temizliği yaptığımız gün. Dikişin tutması ve iyileşme için 2 gün hiçbir şey yapmamam gerekiyor. Bu durum günlük spor planımı da bozdu maalesef. 

Yemek sonrası yürüyüş yapıyorum ama yeterli değil. Dün akşam elimi kullanmadan olduğum yerde squat, diz çekme, sandalyeye oturup kalkma gibi hareketler yaptım. Her biri 3 x 45sn şeklinde 4 hareketlik bir set yaptım. Hiç hareket etmemekten iyidir.

Yarın tekrar bakılacak dikişlere. Umarım geçer de düzenime geri dönebilirim. 


Akşamüstü:

Tüm gün koltukta yattım. Az önce kalkıp fasulye diblesi koydum ocağa, koltuğa geri döndüm. İçim hâlâ bayılıyor. Akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkmak istiyorum. Umarım enerjim olur. 

Akşam:

Şu an sahildeyiz. Yürüyüş yapamadım. Sahilde oturup kahve içiyorum. Kalkınca yürücez inşallah. 


Hopa'da günbatımı... 













Pazartesi, Ağustos 10, 2026

Sitede yaşam ve bahçe temizliği

1,5 yıldır, birbirine bağlı 5 apartmandan oluşan bir sitede yaşıyoruz. Sitenin ortasında bir bahçe var. Çocuklar bahçede oturuyor l, top oynuyor, bisiklet/scooter sürüyor. Buraya kadar her şey iyi, hoş ama maalesef her yer çöp, tüm duvarlar karalama ve leke içinde. 

Çocuklara yediklerinizin çöplerini yerlere atmayın diyoruz ama cevap hep aynı: "Ben yemedim. Ben atmadım." Site görevlisi bir haftalık tatile çıkınca sorun iyice büyüdü. 

Sitenin kadınlar WhatsApp grubunda, bugün saat 5'te çocuklarla bahçede olup tüm bahçeyi temizleyelim, böylece çocuklar hatalarını anlar, bir daha çöp atmazlar dedim. Tabi ki herkes gelmedi. Sadece 5 anne ve bir avuç çocuk vardı.

Önce bisikletlerin kilitli olduğu demirleri boşalttık, demiri kaldırıp altını temizledik. Hurda bisikletleri kenarı ayırıp düzgün olanları kilit demirine geri dizdik. Tüm bahçedeki çöpleri topladık. Oyun parkının yanında beton bir masa var, tam ortası delik. Masanın içini ağzına dek çöple tıka basa doldurmuşlar. Temizledim ama iğrençti. 



Buranın önceki hâli çöplük/hurdalık gibiydi. 
Bu haliyle epey iyi oldu. 


Burdakilerden 1-2 tanesinin sahibi çıktı, diğerlerini çöpün yanına bıraktık.


Masanın içine çöp tıksırmak nedir hiç anlayamadım! 


Bazılarının çocuğu sütten çıkma ak kaşık,  benimki yapmaz, benimki atmaz, benimki öyle şeyler bilmez... Benimki değil, seninki değil. Eee kimin çocuğu yapıyor acaba? Sorun ailelerden kaynaklanıyor maalesef. Çünkü eğitim ailede başlar. Herkes çocuğuna öğretecek, takip edecek, uyaracak. Benimki yapmaz demekle olmuyor. 

Asıl etrafa çöp atan çocuklar bugün bahçeye inmedi büyük ihtimalle. Çünkü aileleri duyarsız. Çocuğunu aşağıya indiren aile zaten duyarlıdır, çocuğunu uyarır, takip eder. İndirmeyen de işte o "benim çocuğum yapmaz"cılar... 

Neyse... Bahçe şu an tertemiz oldu ama ne kadar böyle kalır bilemiyorum. 

Keşke sihirli bir değnek olsa da farkındalık kazandirabilsek insanlara... 






Az Çoktur Bazen

Bugünlerde böyle...  Su Kuşum :)