Cuma, Eylül 25, 2026

Giderek anneye benzemek...

Sanırım kaçınılmaz bir durum bu giderek anneye benzeme mevzusu... Ya fiziksel olarak ya da tavır, davranış olarak annelerimize/babalarımıza benziyoruz yaş aldıkça. Bazen her ikisi de oluyor.

Son yıllarda herhangi bir camda yansımamı gördüğümde annemi görmüş gibi oluyorum, özellikle bakışlarımda. Belki dışardan hiç fark edilmiyor ama ben taa içimde hissediyorum. Hüzünleniyorum bazen. Keşke annem hayatta olsaydı da ona anlatabilseydim giderek ona benzediğimi.

Mesela Arya ile olan sohbetlerimizde hissediyorum anneme benzediğimi. Zamanında annemin neyi, ne düşünerek söylediğini anlıyor ve aynı düşünceler ile benzer şeyleri Arya'ya söylüyorum. Hani "Anne olunca anlarsın..." denilir ya, anlıyorum.

Sadece anne-kız ilişkisinde değil benzeme hâlim. Nasıl anlatılır bilemiyorum ama elimin kolumun hareketinde, ses tonumda... Yer yer annemi hissediyorum, annem gibi davrandığımı fark ediyorum. Eskiden olsa bu şeklide giderek anneme benzemekten nefret ederdim ama şimdi bunun ne kadar saçma olduğunu anlıyorum. Nefret etmek bir yana farkına vardığım anlarda gülümsüyorum; hüzünle karışık, biraz buruk bir şekilde mutlu oluyorum. 

Sanırım büyüdükçe, küçükken anlayamadığım şeyleri anlıyor ve anneme hak veriyorum. Ama bir yandan da Arya'ya - ve aslında geçmişteki kendime - de büyümesi ve anlaması için gereken alanı tanımaya özen gösteriyorum.

Bir de son zamanlarda yavaşladığımı ve ben yavaşladıkça hayatın da yavaşlayip her anın daha keyifli hâle geldiğini hissediyorum.🧿

Umarım böyle devam eder Hayat! 



Sonbaharın tadını çıkarırken... 



Pazar, Eylül 20, 2026

Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca

Storytel'de şu an dinlediğim kitapta anlatılanlar o kadar tanıdık ki... Gücü elinde tutanların güçsüzleri nasıl ezdiği, ezerken bir de akıllarıyla nasıl oynayıp alay ettiği anlatılıyor kitapta. 

Yaşar Kemal'in 1977'de yazdığı eser, yaklaşık 2000-2500 yıllık bir geçmişten; Hint, Mezopotamya ve Anadolu coğrafyalarının ortak kültürel mirasından süzülerek günümüze ulaşan Filler ve Karıncalar masalından ilhamla yazılmış.

Kitabı dinlerken aklıma sık sık Orwell'ın Hayvan Çiftliği ve 1984 kitapları geldi. Orwell da Yaşar Kemal de yazdıkları allegorik eserleri ile hayvanlar dünyası üzerinden insan toplumunu hicvediyorlar. Yaşar Kemal devasa, ezici güçteki filler ile örgütlü karıncalar arasındaki güç dengesizliğini kullanırken; Orwell çiftlikteki domuzlar ile diğer hayvanlar üzerinden sınıf ayrışmasını işliyor. 

1984'te Orwell, gücü elinde tutan Parti'nin geçmiş haberleri/kayıtları değiştirerek, çiftdüşün(doublethink) ve yenisöylem(newspeak) ile dili ve belleği manipüle ederek insanları nasıl kontrol altında tuttuğunu anlatıyor. 

Çifte dil mekanizması ("Savaş Barıştır, Özgürlük Köleliktir") ile insanların isyanı düşünmesi bile engelleniyor. Yaşar Kemal'in Fil Sultanı, da benzer bir şekilde karıncalara hatta gücünün yettiği tüm hayvanlara kendi, dillerini unutup fil dili konuşmalarını buyuruyor. 

Fil Sultanı, köle yaptığı karıncalara özgürlük vermişçesine konuşuyor; karıncaların eskiden fil olduklarını, çalışırlarsa bir gün yine fil olacaklarını söylüyor: "Her karınca bir fildir, her fil de bir karıncadır. Karıncalar, fillerin soylu atalarıdır."

Bahsettiğim benzerlikler Yaşar Kemal'in, Orwell'ın eserlerini okuduğunu düşündürüyor bana. Evet, kitaba ilham olan masal Orwell'dan çok eski ama yine de bazı fikir ve söylemler için Orwell'ın her iki eserinden de ilham alındığını düşünüyorum. Bu noktada Orwell'ın ilham kaynaklarına da bir göz atmak gerekiyor sanırım. 

Orwell, Yevgeni Zamyatin'in Biz (We, 1921), Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya (Brave New World, 1932), Jonathan Swift'in Gulliver’in Gezileri gibi eserlerinden ilham almış. Sonuç olarak söz konusu bir şey üretmek olduğunda o güne dek tüketilen, biriktirilen, bünyade izi kalan öncellerden esinlenmek, ilham almak çok normal. 

Kitabı okumak keyifli olacaktır ama bence Storytel'den sesli dinlemek çok daha keyifli. Tilbe Saran'ın seslendirmesi şahane!

Henüz okumadıysanız, Storytel'de dinlemenizi tavsiye ediyorum :)



Cumartesi, Eylül 19, 2026

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum.

Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatta istediğiniz her şeyi alabileceğinizi iddia eden bir yer bu büyü dükkanı. Dükkana gelen herkes dükkan sahibinden bir şey istiyor, dükkan sahibi de o istek için bir bedel biçiyor ve böylece pazarlık başlıyor.

Dükkana gelenler gelirken ne istediklerinden son derece emin ama dükkan sahibinin sorduğu sorulardan sonra aslında ne istediklerini tam da farkında olmadıkları ortaya çıkıyor. İstekleri karşısındaki bedeli duyunca işler hepten değişiyor. Kimse istenen bedeli ödemeye yanaşmıyor.

Sonuç olarak büyü dükkanından almaya geldiği şeyi alarak ayrılan kimse olmuyor. İsteklerimin gerçek olmadığını anlayarak ya da bedelsiz - acısız -  mutluluk olmayacağını anlayarak ayrılıyor herkes. Gerçekten istediğini alan istisnalar olmuş ama o istisnaların sonu da pek parlak değil. 

Dükkan sahibi gördüğüm en gıcık satıcı olabilir sanırım. Kendisi de kabul ediyor, "Bu pazarlıkta birinin daha acımasız olması gerekiyor ve bunu hayata bırakmamam gerektiğini acı şekilde öğrendim" diyor.

Hikayeleri dinlerken insan düşünüyor, böyle bir dükkan gerçekten var olsa, ben ne isterim? İsteğimin karşılığında hangi bedeli ödemeyi kabul ederim acaba? Yoksa bedelini duyunca ben de vazgeçer miyim isteğimden?

Peki ya siz? 



Tam bir sonbahar sabahı 🌧️ 


Günaydın 🤗 


Cuma, Eylül 18, 2026

11.11

Şu an saat tam 11.11 ve ben bu anı yakalamayı nedense çok seviyorum. Saate bakıp - başka bir an değil de - tam 11.11 ya da 23.23'ü yakalayınca, sevdiğim biri beni düşünüyor gibi hissediyorum ve kalp kalbe karşı gelmişiz gibime geliyor. Tabi ki bir dayanağı yok tamamen benim hüsnükuruntum :))) 




Okulun ilk haftası bitmek üzere! Bir başladı mı hızla geçip gidiyor. Pazartesi hariç diğer günler derslerim öğlen başlıyor. Pzt full, diğer günler 3-4 dersim var. Tatil sonrası hemen adapte olamadığım için bu hafta biraz yamuldum ama haftaya kolaylaşır diye düşünüyorum.


Sabahlarım boş olunca ben de boş işlerle uğraşıyorum :)) Misal dün sabah bakır takılarımı ketçapla parlattım :) 

... 


Bu yıl 6 ve 8. sınıfların dersine giriyorum. Sekizler önceden tanıdığım alışık olduğum sınıflar ama altılarla yeni tanıştık. Henüz bir ritm tutturamadım gibi hissediyorum ama bakalım zamanla hallederiz.

Bu yıla idare ile sağlam tartışarak başladım maalesef. Sınıf ve ders paylaşımları mevzusu yüzünden tartıştık ve okul müdürümüz "Beğenmiyorsanız başka okula gidin", "Keşke sizi görevlendirme verdirseydim başka okula" gibi cümleler kurdu. Ama tabi işler öyle yürümüyor, okul kimsenin özel şirketi değil. Herkesin hakları ve yetki sınırları belli. Ama asıl ilginç olan şu an müdürümüzün okuldan görevlendirme ile gönderilme olasılığı olması. Atalarımız boşuna dememiş "Kime niyet, kime kısmet.." 

Kimsenin kendi isteği dışında bir yere gönderilmesi doğru değil ama bazen karşı tarafa reva gördüğümüz şeylerin yanlış olduğunu kendimiz yaşamadan anlayamıyoruz sanırım. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenmek zorunda kalmadan kendimizi karşıdakinin yerine koyarak empati yapabilmeyi öğrenmeliyiz.

Okulda gitme vaktim geldi. Görüşmek üzere 🙋🏻‍♀️

Bu aralar çok sevdiğim şarkıyı da şuraya bırakayım :) 


"I wanna be like you"




Pazartesi, Eylül 07, 2026

Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak :)))

Birkaç gündür canım hem poğaça hem de böyle çikolatalı fındıklı fıstıklı kurabiye istiyor. Hâl böyle olunca daldım mutfağa ama ölçüyü kaçırmamak için sağlıklı bir şeyler yapmayı denedim.

Sonuç başarılı :) 

Yulaflı Lorlu Poğaça (22 adet mini poğaça) 

2 yumurta (birinin sarısını ayırıyoruz)
2 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı zeytinyağ 
2 su bardağı yulaf ezmesi/unu
1 su bardağı lor (ya da 1 ufak pkt sürülebilir lor) 
1 çay kaşığı tuz
1 pkt kabartma tozu 
1 avuç kabak çekirdeği içi 
Üzeri için susam ve çörekotu 

Bir yumurtanın sarısını kenara ayırıp bir kapta yumurta, yoğurt ve yağı çırptım. Loru ekleyip biraz daha çırptım. Sonra yulaf, tuz ve kabartma tozunu ekleyip karıştırdım ve kabak çekirdeği içlerini ekledim. Hamurdan parçalar alıp çok sıkıştırmadan gelişigüzel şekillerde fırın tepsisine dizdim. Üstlerine kenara ayırdığım yumurta sarısını sürüp susam ve çörekotu serptim. 180 derecede 25 dk pişirdim.



İster kahvaltıda ister ara öğünde :) 



Kakaolu Fındıklı Fıstıklı Kurabiye (28 mini kurabiye) 

1 yumurta
2 yemek kaşığı yoğurt 
1 ezilmiş olgun muz (küçükse 2 tane) 
1 çimdik tuz
1 yemek kaşığı fıstık ezmesi
2 su bardağı yulaf ezmesi
2 yemek kaşığı kakao
1 çay kaşığı kabartma tozu 
Kırık fındık/ceviz/damla çikolata (evde ne varsa:) 

Yumurta, yoğurt ve ezilmiş muzu çırpıp içine fıstık ezmesini ekledim. Bu aşamada Üstüne geri kalan malzemeleri de döküp karıştırdım. Yulaf sıvıları çeksin diye yarım saat kadar dolapta bekletip dondurma kaşığı ile şekillendirip 170 derecede 12-14 dk kontrollü pişirdim. 

Bu şekliyle şekeri biraz az geldi bize. Üstüne pudra şekeri serptim :)



Çay / kahve yanına süper gider :) 


Sonuç olarak bir poğaça, bir kurabiye yedim az sonra da pufidi kandil yapıp uyurum :))


Perşembe, Eylül 03, 2026

Eylül... Yine yeniden...

Belki de ilk kez "yaz yine boş boş geçti gitti ve hiç yetmedi" hissi yaşamıyorum. Dolu dolu ve çok da güzel geçti bu yaz. Darısı gelecek yazların başına 🤞🧿

Bu yaz aile büyüklerimiz Hopa'ya taşındı, kardeşimle beraber ailece tatile gittik, dönüşte onun evini toparladık, sonra kendi evimizin eksiklerini hallettik. Hem gezdik tozduk, hem işleri hallettik, yorulduk ama yorulduğumuza değdi. Bol bol dinlendik, eğlendik de 🧿 🥳💃🏻🕺🏻 Arada aksaklıklar da oldu tabi ama çok da mühim değil. 

Haftaya öğretmenlerin seminer dönemi başlıyor, sonra da okullar açılacak. Hazır hissediyorum kendimi. Çünkü biliyorum ki ne olursa olsun eninde sonunda geçip gidecek :)  

Bazı günler içindeyken çok zor olsa da onlar da bitip gidiyor, mazi oluyor her şey. Bunu unutmamak gerekiyor. Unutunca işler sarpa sarıyor - geçen Kasım'da olduğu gibi - sonra hızla dibe batıyor insan. Öyle olmaması için iyi gelen şeylere sıkı sıkı tutunmak lazım. 

Deniz, dere, doğa... Benim ilacım bunlar. Yazdan kalma günler Eylül'de hatta Ekim'de bile devam edecek. Ben de mümkün olan her fırsatta - umarım Kasım sonuna dek - denize girmeye devam edeceğim :) 

Son zamanlarda sporu yeniden rutinime eklemeyi başardım. Aynen böyle devam etmek istiyorum. Sadece kilo vermek için değil, spor sonrası hissedilen "başardım, tamamladım" fikriyle gelen hafiflik hissiyatı insana iyi geldiği için :) 






Su kuşum ve Duru bebişim 🧿😍 





Giderek anneye benzemek...

Sanırım kaçınılmaz bir durum bu giderek anneye benzeme mevzusu... Ya fiziksel olarak ya da tavır, davranış olarak annelerimize/babalarımıza ...