Umarım bu yazı Little Girl Blue'yu rahatsız etmez. Alıntı yapmak için izin almak ya da onun yazılarına onun sayfasında yorum yazmak istedim ama bir türlü olmuyor, yorum göndermeye çalışınca sayfa hata veriyor. Belki de ben beceriksizim bilemedim:(
Little Girl Blue'nun yazılarını okurken bir gülümseme kaplıyor yüzümü. O kadar tanıdık, o kadar benzer hissediyorum ki sanki paralel evrenlerde aynı ortak bilinçle beslenen iki farklı bedenmişiz gibi geliyor. İşte son yazısından bir alıntı:
"23-Bir erkek arkadaşımda bana zakkum alsın, mailleşmeyelim ya da msn'de yazışmayalım, mektuplaşalım hatta mümkünse o ilişki 14 şubata kadar sürsün 14 şubatta da parise birlikte gidelim gibi düşünceler içindeyim. kim kaybetmiş ki öylesini ben bulacağım hoş...hayatımdaki 14 şubata tek girme parise yalnız gitme lanetini kırsaydım en azından diyorum..."
Benim hayalimdeki mekan Paris değil İspanya tabi ki:)
Bir alıntı daha:
"2-Kitap okumak herkesin hobisidir gazete okumayı spor yada magazin sayfalarından ibaret gören ülkemde.İşte kitap okumak benim de hobim tabi ki ama şöyle bir takıntım da var yanında: bir kitaba başladığım an o gün bitmelidir o kitap yoksa okuyamam bir daha, o yüzden ne zaman kitaba başlasam bazal metabolizmaya girer tüm yaşamsal faliyetlerimi annemin, arkadaşımın, kardeşimin ya da erkek arkadaşımın vicdanına terk ederim çünkü biri hatırlatmadan göz kırpmak ve sayfa değiştirmek dışında varlık gösteremiyorum...Ve evet ben de kitabı yerde, yatakta, sürünerek hatta ilginç yoga pozisyonlarında aldığım şekle aldırmaksızın okuyabilen kesimdenim...Klasik masa başı okuyucuları geçmişte kaldı.."
Sanki beni anlatıyor:) Sevgilimin babası, Ersin Amca benim bu huyumu çok seviyor. Ben kitap okurken ya da ders çalışırken böyle şekilden şekile giriyor, dünyadan ve dünyevi seslerden o kadar kopuyorum ki olur da başımı kaldırıp bakarsam Ersin Amca'yı sessizce arada bir beni kontrol ederken yakalıyorum:) Elimdeki kitap bitmeden yemek yiyemiyor, su içemiyor hatta tuvalete bile gidemiyorum bazen. Annem kitap okurken kendimden geçtiğimi söylerdi eskiden.
Günlerim geçiyor. Kendimle ilgili yeni şeyler keşfediyorum. Dünyayı gezmek istiyorum. Sonsuza dek öğrenci kalmak, sorumluluk almaktan kaçmak istiyorum. Öğrencilik dediğime bakmayın Türkiye'nin saçma eğitim sisteminde olmak istemiyorum. Başka bir boyutta, başka koşullarda öğrenci olmak istiyorum. Aradığım bilgiyi bulmama yardım edecek, bana yol gösterecek, fikirlerime değer verecek insanların olduğu bir düzende öğrenci olmak istiyorum. Yaratıcılığımı geliştirecek, bana birşeyler katacak, ilerlememi sağlayacak bir deneyim olmasını istiyorum.
Ah ben daha neler istiyorum ama...
Pazartesi, Ocak 26, 2009
Vicky Christina Barcelona
Bu filmi mutlaka izleyin. Genel olarak yavaş ve sıkıcı gibi gelse de sadece Penelope Cruz için seyretmeye değer. Cruz'un her yanından seksilik akıyor. Aurası o kadar parlak, o kadar renkli ki onun rol aldığı sahneler filmi bir kez daha seyretmeme sebep olacak sanırım. Her ne kadar film Vicky ve Christina karakterleri üzerine kurulmuş gibi gözükse de bence filmin asıl yıldızı Maria Elena.
İspanya'ya gitmeyi artık eskisinden daha da çok istiyorum. Gaudi'nin eserlerini görmeyi ve İspanyol ezgilerini dinlemeyi, İspanyolcamı geliştirmeyi oldukça uzun zamandır istiyordum zaten ama bu film bir an önce harekete geçmem için katalizör etkisi yaratacak gibi:)
İspanya fanatikliğimin sebeplerinden biri İspanyollar'ın da Türkler gibi sıcak kanlı ve içlerinden geldiği gibi davranan insanlar olması. İspanyolca çok güzel bir dil ve bu dili gerçek sahipleriyle yaşayarak ilerletmek istiyorum. Eğer erkek arkadaşımı da ikna edersem bu yaz mutlaka gitmek istiyorum. Umarım yine başka baharlara kalmaz hayallerim.
İspanya'ya gitmeyi artık eskisinden daha da çok istiyorum. Gaudi'nin eserlerini görmeyi ve İspanyol ezgilerini dinlemeyi, İspanyolcamı geliştirmeyi oldukça uzun zamandır istiyordum zaten ama bu film bir an önce harekete geçmem için katalizör etkisi yaratacak gibi:)
İspanya fanatikliğimin sebeplerinden biri İspanyollar'ın da Türkler gibi sıcak kanlı ve içlerinden geldiği gibi davranan insanlar olması. İspanyolca çok güzel bir dil ve bu dili gerçek sahipleriyle yaşayarak ilerletmek istiyorum. Eğer erkek arkadaşımı da ikna edersem bu yaz mutlaka gitmek istiyorum. Umarım yine başka baharlara kalmaz hayallerim.
Pazar, Ocak 25, 2009
Stumble Manyaklığı
Deli miyim? Evet deliyim.
Yaptığım şey son derece mantıksız. Günlerdir internette bir oraya bir buraya geziyorum. Dün gece -daha doğrusu bu sabah 4'te hala Stumble manyaklığımla başa çıkmaya çalışıyordum. Bu son kez diye diye defalarca kullandım Stumble butonunu. Şu anda da kullanmaya devam ediyorum. Tüm irademi kaybettim; kendime engel olamıyorum. Kimseyi bulaştırmak istemiyorum ama henüz denemediyseniz benden söylemesi nette surf yapmanın bu kadar eğlenceli olacağına hiç inanmamıştım ama bu Stumble çok feci. Ordan oraya sıçrayarak bir sürü inanılmaz sayfa getiriyor karşıma ve her defasında bir sonraki sayfayı merak ettiğim için bilgisayarın başından kalkamıyorum bir türlü:( Çarşamba ve perşembe 2 tane finalim var ama daha kapak açmadım, sonumu pek iyi görmüyorum.
Yaptığım şey son derece mantıksız. Günlerdir internette bir oraya bir buraya geziyorum. Dün gece -daha doğrusu bu sabah 4'te hala Stumble manyaklığımla başa çıkmaya çalışıyordum. Bu son kez diye diye defalarca kullandım Stumble butonunu. Şu anda da kullanmaya devam ediyorum. Tüm irademi kaybettim; kendime engel olamıyorum. Kimseyi bulaştırmak istemiyorum ama henüz denemediyseniz benden söylemesi nette surf yapmanın bu kadar eğlenceli olacağına hiç inanmamıştım ama bu Stumble çok feci. Ordan oraya sıçrayarak bir sürü inanılmaz sayfa getiriyor karşıma ve her defasında bir sonraki sayfayı merak ettiğim için bilgisayarın başından kalkamıyorum bir türlü:( Çarşamba ve perşembe 2 tane finalim var ama daha kapak açmadım, sonumu pek iyi görmüyorum.
Cumartesi, Ocak 24, 2009
Elma
Kapıdan çıktım elimde kırmızı bir elmayla. Saatlerce yürüdüm. Markete girdim. Gezdim raflar arasında. Tekrar sokağa çıktım. Bir kız yanıma gelip “Merhaba” dedi. Benimle yürümeye başladı. Yol boyunca bana eşinden, işinden söz etti. Ben de ona market rafları arasındaki seyahatlerimden bahsettim. Sıkılmıştım. Kıza iyi günler dileyip eve gittim. Kapıya geldiğimde bir şeyler yanlıştı ama... Çok yorgundum. Yol yormuştu beni. Kaç saat sürmüştü? Hatırlamıyordum. Anahtarlarımın yerini de hatırlamıyordum.
Kapıyı açamadım. Çilingir aradım. 3 sokak aşağıda bulduğum çilingir her kapıyı açarım demişti. O kapıyı açtı, ben kapadım. Televizyonu açtım, bir elma alıp ısırdım. Sonra uyumuşum. Uyandığımda 3 duvarı ve demir bir kapısı olan tanıdık bir yerdeydim. Buranın bir adı vardı ama neydi? Birbirinin aynısı beyaz giysiler giymiş birkaç kişi gelip bana sorular sordu. Niye o eve girmiştim? Niye uyuyup kalmıştım? Utanmasalar "Niye o elmayı ısırdı?" diye soracaklar sandım. Sormadılar. Bilmiyordum cevapları. Ben sordum, kimse bilmiyormuş. O kız kimdi diye sordum; onu da bilmiyorlarmış. Sonra yine uyumuşum.
Uyandığımda o kız yanımda oturuyordu. O da sorular sordu. Neden İstanbul'dan kalkıp bu şehre gelmiştim? O eve neden girmiştim? Neden haber vermemiştim haftalardır nerede olduğumu? İyi de daha dün görmemiş miydi bu kız beni? Bilmiyordum. Ben de ona sordum "O kız kimdi?" diye. "Bendim" dedi. İyi de sen kimsin? Ben kimim? Burası neresi ve ben o elmayı niye ısırdım?
Kapıyı açamadım. Çilingir aradım. 3 sokak aşağıda bulduğum çilingir her kapıyı açarım demişti. O kapıyı açtı, ben kapadım. Televizyonu açtım, bir elma alıp ısırdım. Sonra uyumuşum. Uyandığımda 3 duvarı ve demir bir kapısı olan tanıdık bir yerdeydim. Buranın bir adı vardı ama neydi? Birbirinin aynısı beyaz giysiler giymiş birkaç kişi gelip bana sorular sordu. Niye o eve girmiştim? Niye uyuyup kalmıştım? Utanmasalar "Niye o elmayı ısırdı?" diye soracaklar sandım. Sormadılar. Bilmiyordum cevapları. Ben sordum, kimse bilmiyormuş. O kız kimdi diye sordum; onu da bilmiyorlarmış. Sonra yine uyumuşum.
Uyandığımda o kız yanımda oturuyordu. O da sorular sordu. Neden İstanbul'dan kalkıp bu şehre gelmiştim? O eve neden girmiştim? Neden haber vermemiştim haftalardır nerede olduğumu? İyi de daha dün görmemiş miydi bu kız beni? Bilmiyordum. Ben de ona sordum "O kız kimdi?" diye. "Bendim" dedi. İyi de sen kimsin? Ben kimim? Burası neresi ve ben o elmayı niye ısırdım?
***
Yine uykudan uyanmıştım ama bu kez yalnızdım. Ne o kız vardı ne de elma. Bir evin bahçesindeydim. Tüm meyve ağaçları vardı da bir elma yoktu nedense. Etrafa bakına bakına yürüdüm. Evler, bahçeler, ağaçlar, yollar… Her şey çok güzeldi. İyi de ne zaman gelmişti bahar ve yüzüm niye kavruluyordu? Saçlarım da uzamıştı. Ama ne zaman?
Canım deli gibi elma istiyordu ama yoktu işte. Sonunda yorulup önüme gelen ilk bahçeye daldım. Bir sedirde çok güzel bir kadın oturuyordu. Hoşgeldin dedi. Yanına oturdum. Konuşmadık bu kez. Canım elma istiyordu ve uykum gelmişti. O güzel kadın elime kıpkırmızı bir elma bıraktı ve gitti. Elmayı ısırdım, tadı çok güzeldi. Orda ne kadar oturdum bilmiyorum. Tam ayağa kalkmıştım ki birden eteğime küçük bir oğlan çocuğu tutundu. Işıl ışıl gözleri, kıvırcık saçları vardı. Bir yerden tanıyordum onu ama... Hadi eve gidelim, uykum geldi dedi birden. Kucağıma aldım. Kokusunu içime çektim. Aynı sevdiğim adam gibi kokuyordu. “Adın ne?” dedim. “Toprak” dedi. Toprak'tı adı ama nerden çıkmıştı birden karşıma? Kimdim ben? Kimdi o güzel kadın? Ve ne zaman bir elma yesem neden böylesine garipleşiyordu hayat?
Perşembe, Ocak 22, 2009
Hastayım:( ve Okul bitiyor
Hayat bu; ne zaman gelip tokat atacağını kestiremiyor insan. Tam final haftası yatak döşek hasta oldum. İlk 2 final bugündü, geriye kaldı 4 final daha.
Bu yıl okulda son senem. Aksilik çıkmazsa mezun olacağım bu yaz. Bu dönem bitince yani 2 Şubat'tan sonra 8. ve son dönem kalıyor geriye. Okul bitince ne olacak? Herşey muallakta! Bir sürü soru işareti var kafamda. Deliliğe bir adım uzaktayım.
Tüm kargaşanın arasında kaçıp saklanacağım yerler ve uğraşlar aramaya devam ediyorum. Şu sıralar internete verdim kendimi. Bloglar arasında geziyorum, yeni müzikler deniyorum. Yazıyorum, okuyorum, düşünüyorum. Özellikle de lilith'in blog yazılarını ve sayfasındaki müzikleri takip ediyorum. Bir de Moda Cadısı var.
1-2 gündür de Couchsurfing'le ilgileniyorum. Geçen yıl Derya, Özge ve Gamze couchsurfing sayesinde yaklaşık 1 haftalık bir Yunanistan gezisi yaptılar. Ben de ispanyolca öğrenmeye başladığımdan beri İspanya'ya gitmek istiyorum ama bir türlü uygun bir zaman bulamadım. Bu yaz gidebilmeyi çok istiyorum. Umarım bu kez herşey yolunda gider ve Evrim'le birlikte gidebiliriz.
Bu yıl okulda son senem. Aksilik çıkmazsa mezun olacağım bu yaz. Bu dönem bitince yani 2 Şubat'tan sonra 8. ve son dönem kalıyor geriye. Okul bitince ne olacak? Herşey muallakta! Bir sürü soru işareti var kafamda. Deliliğe bir adım uzaktayım.
Tüm kargaşanın arasında kaçıp saklanacağım yerler ve uğraşlar aramaya devam ediyorum. Şu sıralar internete verdim kendimi. Bloglar arasında geziyorum, yeni müzikler deniyorum. Yazıyorum, okuyorum, düşünüyorum. Özellikle de lilith'in blog yazılarını ve sayfasındaki müzikleri takip ediyorum. Bir de Moda Cadısı var.
1-2 gündür de Couchsurfing'le ilgileniyorum. Geçen yıl Derya, Özge ve Gamze couchsurfing sayesinde yaklaşık 1 haftalık bir Yunanistan gezisi yaptılar. Ben de ispanyolca öğrenmeye başladığımdan beri İspanya'ya gitmek istiyorum ama bir türlü uygun bir zaman bulamadım. Bu yaz gidebilmeyi çok istiyorum. Umarım bu kez herşey yolunda gider ve Evrim'le birlikte gidebiliriz.
Çarşamba, Ocak 21, 2009
Transporter 3
Dün gece Acıbadem Home Cinema'da (yani Volkan'ın bilgisayarında:) Transporter 3'ü izledik. Transporter 1 ve 2'yi izlememiş olmama rağmen konsepti anlamakta hiç zorluk çekmedim. Film şık dövüş sahneleri olan ve seksi bir hatunun da konuya dahil edildiği klasik aksiyon filmlerinden biri.
Filmin senaryosu pek iddialı değil ama bu pek sorun yaratmıyor. Görünüşe göre filmin 1 ve 2'sini seyredenler zaten senaryodan fazla birşey beklemiyor. Senaryo, kimyasal atıkların boşaltılmasıyla ilgili bir anlaşmayı kabul ettirmek için bir bakanın güzel ve uçuk kaçık kızının kaçırılıp bakana şantaj yapılması üzerine kurulu. Jason Statham da tahmin edildiği üzere seksi ve mağdur hatunun "taşıyıcısı" rolünde. Film oldukça hareketli. Jason Statham ve taşıdığı "paket" sürekli hareket halinde ve kollarında kullandıkları arabadan 75 m uzaklaştıklarında patlayacak bir çeşit biliezik var.
Film Jason Statham'ın estetik dövüş sahneleri ve arabalı kaçış-takip sahnelerinden oluşuyor. sanırım kızlar için en eğlenceli bölümler de Jason'ın dövüş sahnelerini adeta striptiz şova dönüştüren hayli yapılı vücudunun öne çıkarıldığı kareler olacaktır. Erkeklerin de pek sıkılacağını sanmıyorum çünkü filmin aksiyon sahneleri ve seksi kızıl çıtırı Natalya Rudakova da hiç fena değil.
Kısacası canınız sıkılıyor ve vaktiniz bolsa Transporter 3, arkadaşlarla ve patlamış mısır eşliğinde rahatlıkla izlenecek çerez tadında bir film.
İyi Seyirler:)
Filmin senaryosu pek iddialı değil ama bu pek sorun yaratmıyor. Görünüşe göre filmin 1 ve 2'sini seyredenler zaten senaryodan fazla birşey beklemiyor. Senaryo, kimyasal atıkların boşaltılmasıyla ilgili bir anlaşmayı kabul ettirmek için bir bakanın güzel ve uçuk kaçık kızının kaçırılıp bakana şantaj yapılması üzerine kurulu. Jason Statham da tahmin edildiği üzere seksi ve mağdur hatunun "taşıyıcısı" rolünde. Film oldukça hareketli. Jason Statham ve taşıdığı "paket" sürekli hareket halinde ve kollarında kullandıkları arabadan 75 m uzaklaştıklarında patlayacak bir çeşit biliezik var.
Film Jason Statham'ın estetik dövüş sahneleri ve arabalı kaçış-takip sahnelerinden oluşuyor. sanırım kızlar için en eğlenceli bölümler de Jason'ın dövüş sahnelerini adeta striptiz şova dönüştüren hayli yapılı vücudunun öne çıkarıldığı kareler olacaktır. Erkeklerin de pek sıkılacağını sanmıyorum çünkü filmin aksiyon sahneleri ve seksi kızıl çıtırı Natalya Rudakova da hiç fena değil.
Kısacası canınız sıkılıyor ve vaktiniz bolsa Transporter 3, arkadaşlarla ve patlamış mısır eşliğinde rahatlıkla izlenecek çerez tadında bir film.
İyi Seyirler:)
Salı, Ocak 20, 2009
Acıbadem'in 3 Atlısı
Oktay, Volkan ve Berkay'a...
Arkadaşlar hayatımızdaki en önemli sığınaklar sanırım. En kötü anımda kaçıp saklanacak bir yer aradığımda aklıma ilk gelen kişi en güvenli sığınak benim için. Şanslıysanız birden fazla güvenilir sığınağınız vardır ve seçim yapmak zordur. Benim de birden fazla sığınağım var ve bunun için Tanrı'ya minnettarım.
Yataktan bile çıkmak istemediğim ama yalnız da kalmak istemediğim zamanlarda Acıbadem'e kaçıp 3 arkadaşımın birlikte yaşadığı eve saklanıyorum tam da şu an olduğu gibi. Evde kimse bana misafir gibi davranmıyor, sanki evde yaşayan 4. kişiyim. Ne kadar kalacağımı sormuyorlar; neden geldiğimi sormuyorlar; sadece kapıda karşılayıp kocaman gülümsemelerle sarılıp "Hoşgeldin" diyorlar. Tüm kaprislerime katlanıyorlar ki bunların içinde odalarını işgal etmem, onlar ders çalışırlarken çok sıkılıp beni gezdirmelerini istemem, televizyon izlerken sürekli yorum yapıp konuşmam, hepimizin ilk defa izlediği bir filmin neredeyse her sahnesinde "eee şimdi n'olcak?, niye böyle dedi?, nereye gidiyor?" gibi saçma sorular sormam ve daha bir sürü çatlaklık var.
Hayatımın büyük kısmını Acıbadem'de geçiriyorum şu sıralar. Hayattan kaçıp buraya sığınıyorum. Çünkü kendimi kötü hissettiğim bazı zamanlarda ne kadar istesem de herşeyi anlatıp rahat rahat ağlayamıyorum. Birilerinin soru sorup anlamaya çalışmasına bile katlanamıyorum. Arkadaşlar iyi ve kötü günde mutluluğu ya da üzüntüyü paylaşmak içindir ama bunun için illa ki oturup konuşmak gerekmez. Çoğu zaman tek istediğim sevdiğim ve güvendiğim birinin yanında oturmak ve içimden geldiği gibi ağlayabilmek. Böyle zamanlarda Volkan'ın "Dokunayım ağla sen" demesi inanılmaz komik ve bir o kadar rahatlatıcı.
3 arkadaşımın da farklı tarzları var. Hiçbiri moralim bozukken ya da ağlarken ne olduğunu anlatmam için beni zorlamaz ama anlattığımda da mutlaka dinleyip destek olurlar. Oktay'la çoğu sorunlu konuda hallerimiz birbirine benzer ve biliyorum ki beni mutlaka anlar. Volkan, çorba içerken bir anda durup dururken ağlamaya başlamama ve çorbayı içmeye devam etmeme sadece "Hem ağlarım hem içerim diyosun..." diyerek tepki veriyor. Kendimi daha normal hissetmemi sağlıyor çoğu zaman. Berkay ise işin eğlenceli kısmı. Kafamın en bozuk olduğu anlarda bile bilinçli olarak uğraşmadan beni güldürmeyi başarır. Bazen canım ne kadar sıkkın olursa olsun onu görmek bile gülümsetebiliyor beni. Benim gözümdeki imajı o kadar pozitif ki bulaşıyor bana da ister istemez.
Kendimi şanslı hissediyorum. Tüm saçmalıklarıma katlanan ve kendimi iyi hissetmemi sağlayan 3 tane harika arkadaşım var. Ama bir sorun var: birgün hamile kalırsam hepsinin 9 aylığına yurtdışına kaçmak istemesi. Normal halimle yaptığım garipliklere katlanabildikleri ama hamile bir Rüya fikrine bile katlanamadıkları anlaşılmıştır sanırım:) Yine de 3'ünü de çok seviyorum ve biliyorum ki onlar da beni seviyor yoksa bana bu kadar uzun süre katlanamazlardı:)
Arkadaşlar hayatımızdaki en önemli sığınaklar sanırım. En kötü anımda kaçıp saklanacak bir yer aradığımda aklıma ilk gelen kişi en güvenli sığınak benim için. Şanslıysanız birden fazla güvenilir sığınağınız vardır ve seçim yapmak zordur. Benim de birden fazla sığınağım var ve bunun için Tanrı'ya minnettarım.
Yataktan bile çıkmak istemediğim ama yalnız da kalmak istemediğim zamanlarda Acıbadem'e kaçıp 3 arkadaşımın birlikte yaşadığı eve saklanıyorum tam da şu an olduğu gibi. Evde kimse bana misafir gibi davranmıyor, sanki evde yaşayan 4. kişiyim. Ne kadar kalacağımı sormuyorlar; neden geldiğimi sormuyorlar; sadece kapıda karşılayıp kocaman gülümsemelerle sarılıp "Hoşgeldin" diyorlar. Tüm kaprislerime katlanıyorlar ki bunların içinde odalarını işgal etmem, onlar ders çalışırlarken çok sıkılıp beni gezdirmelerini istemem, televizyon izlerken sürekli yorum yapıp konuşmam, hepimizin ilk defa izlediği bir filmin neredeyse her sahnesinde "eee şimdi n'olcak?, niye böyle dedi?, nereye gidiyor?" gibi saçma sorular sormam ve daha bir sürü çatlaklık var.
Hayatımın büyük kısmını Acıbadem'de geçiriyorum şu sıralar. Hayattan kaçıp buraya sığınıyorum. Çünkü kendimi kötü hissettiğim bazı zamanlarda ne kadar istesem de herşeyi anlatıp rahat rahat ağlayamıyorum. Birilerinin soru sorup anlamaya çalışmasına bile katlanamıyorum. Arkadaşlar iyi ve kötü günde mutluluğu ya da üzüntüyü paylaşmak içindir ama bunun için illa ki oturup konuşmak gerekmez. Çoğu zaman tek istediğim sevdiğim ve güvendiğim birinin yanında oturmak ve içimden geldiği gibi ağlayabilmek. Böyle zamanlarda Volkan'ın "Dokunayım ağla sen" demesi inanılmaz komik ve bir o kadar rahatlatıcı.
3 arkadaşımın da farklı tarzları var. Hiçbiri moralim bozukken ya da ağlarken ne olduğunu anlatmam için beni zorlamaz ama anlattığımda da mutlaka dinleyip destek olurlar. Oktay'la çoğu sorunlu konuda hallerimiz birbirine benzer ve biliyorum ki beni mutlaka anlar. Volkan, çorba içerken bir anda durup dururken ağlamaya başlamama ve çorbayı içmeye devam etmeme sadece "Hem ağlarım hem içerim diyosun..." diyerek tepki veriyor. Kendimi daha normal hissetmemi sağlıyor çoğu zaman. Berkay ise işin eğlenceli kısmı. Kafamın en bozuk olduğu anlarda bile bilinçli olarak uğraşmadan beni güldürmeyi başarır. Bazen canım ne kadar sıkkın olursa olsun onu görmek bile gülümsetebiliyor beni. Benim gözümdeki imajı o kadar pozitif ki bulaşıyor bana da ister istemez.
Kendimi şanslı hissediyorum. Tüm saçmalıklarıma katlanan ve kendimi iyi hissetmemi sağlayan 3 tane harika arkadaşım var. Ama bir sorun var: birgün hamile kalırsam hepsinin 9 aylığına yurtdışına kaçmak istemesi. Normal halimle yaptığım garipliklere katlanabildikleri ama hamile bir Rüya fikrine bile katlanamadıkları anlaşılmıştır sanırım:) Yine de 3'ünü de çok seviyorum ve biliyorum ki onlar da beni seviyor yoksa bana bu kadar uzun süre katlanamazlardı:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Büyü Dükkanı
Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Dün gece eşimle "Tanrı kim, nerede? Merhametli mi, tam aksine sadist mi? Bizi izliyor mu yoksa umurunda bile değil miyiz?" gibi so...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...