Cuma, Mayıs 31, 2024
Leyla - Dalgalara Dur Demeyi Öğrenmek
Cumartesi, Şubat 25, 2023
Leyla
Sevgili Buraneros'a selam olsun. Ben de birkaç link bırakıp gideceğim.
Leyla #1 (Özellikle Mr. Kaplan'ın yorumunu es geçmeden okumak lazım :)
Leyla gelip buldu beni. "Anlat!" dedi. "Bir kez daha ve defalarca kez daha anlat!"
Anlatmak boynumun borcu...
Cuma, Kasım 18, 2022
Leyla*
Evet, evet o Leyla!
İlk gençlikte aklımızı başımızdan alan, mahallenin tüm delikanlılarını Mecnun eden... İşte yıllar sonra tekrar gördüm onu. Bir köşe başında, başında ipek eşarbı, elinde kırmızı ayakkabıları... Nerden gelip ne yöne gideceğini bilmez bir hâlde... Çok uzun zamandır yolda gibi, geldiği yönü de varacağı yeri de unutmuş gibi. Yanına gittim, tanımadı beni.
- Benim, Kuşlu sokaktan Ahmet. Köşedeki bisikletçinin oğlu.
- Hatırladım. Kırmızı bisikletinle takılırdın peşime.
- Şey... Evet. Nereye gidiyorsunuz? Eşlik edeyim size.
- Nereye gidiyorum?.. Acaba geliyor muyum yoksa dönüyor muyum?.. Neyse... Gidelim de yolda hatırlarım belki.
- Ne tarafa gidiyoruz?
- Gülbahar'a gideceğiz.
- Şişli Gülbahar mı?
- Evet.
Gülbahar'ı bilirsin, dik bir yamaçtır. Oradaymış evi. Bizim mahalleden ayrılınca önce İzmir'e gitmiş, bir süre sonra da İstanbul'a. Pek değişmemiş, gözlerinin ve dudaklarının etrafını saran çizgileri saymazsak. Hâlâ o bildiğimiz Leyla.
Eve girince önce eşarbını çıkardı sonra incecik vücudunu saran siyah elbisesini. Öylesine doğaldı ki vücudunun her bir devinimi... Başımı çevirmek gelmedi içimden. Zaten onun da pek umrunda değildim.
- İyiyseniz ben gideyim artık.
- Otur. Geliyorum.
Az sonra üzerinde saten gecelik ve sabahlığı, elinde iki kadeh ve bir şişe beyaz şarap ile geri geldi.
- Herkes kırmızısını sever bunun ama ben beyazını seviyorum. İçersin değil mi?
- Size eşlik edeyim.
- Anlat.
- Siz anlatın lütfen. Mahallece çok merak ettik siz ansızın mahalleden ayrıldıktan sonra sizi.
- En çok da Seher Hanım merak etmiştir değil mi?
- Şey.. Bilemiyorum...
- Tabi sen daha bıyıkları yeni terleyen bir delikanlıydın o zaman. Nereden bileceksin? Sen hiç aşık oldun mu? Sahi erkekler aşık olabiliyor mu? Yoksa gelip geçici heveslerinizin kölesi olmaktan öteye geçemiyor musunuz?
- Afedersiniz. Sizi gücendirecek bir şey mi yaptım bilmeden?
- Sen mi? Hayır. Sen istesen de gücendiremezsin artık beni. Benim kalbim yıllar önce kırıldı bir kez. Bir daha kimse kıramaz.
- Anlatır mısınız bana olanları? Belki iyi gelir size de...
- Neyi anlatayım? Fuat'a nasıl aşık olduğumu, evli olmasına rağmen bana nasıl umut verdiğini, daha dün "Beraber kaçıp gideriz buralardan" derken istediğini elde edince "Ailem, karım, çocuklarım... gidemem affet beni" deyişini mi anlatayım? Yoksa Seher Hanım'ın ayılıp bayılıp herkese "Gül gibi kocamı zorla ayarttı komşular, aman dikkat edin sizin kocalarınızı da baştan çıkarır bu şıllık" deyişini mi? Kırık kalbimle ordan oraya sürüklendiğim yılları mı?.. Anlatsam ne olur ki? Diner mi kalbimin acısı?
- Ben.. Bilmiyordum. Çok üzgünüm.
- Üzülme. Yine gelsem dünyaya yine Leyla olmak isterim. Yine sevmek, yine gözümü karartıp aşkımın peşine düşmek isterim. Hiç sevmeden hiç sevilmeden, kırılmadan, sızlamadan boşuna atacak bir kalp neye yarar ki?
Ne diyeceğimi bilmeden oturdum öylece karşısında bir süre. Şarabı bitmiş, yenisini doldurmuştu. Tekrar sordu o soruyu:
- Peki sen? Sen hiç aşık oldun mu?
Olmuştum. Sustum. Söyleyemedim.
*Sevgili Buraneros'un Leyla'sı ile tanıştık bu gece. Onu anlatacaktım aslında ama şişede durduğu gibi durmadı Leyla, öykü oldu döküldü parmaklarımdan. Öykü olası varmış demek ki Leyla'nın. Vesile olduğun için teşekkürler Sevgili Buraneros :)
İsteyene:
Pazartesi, Temmuz 13, 2020
Hayat deyip geçemezsin bazen...
İmkansızı beklediğini biliyordu. Nasıldı o söz? "İmkana mecbur, namümküne meftun"du Leyla. Ama işte imkansızın içinde bile bir "imkan", bir ihtimal vardı. O ihtimale tutunuyordu Leyla. Heyecanla kurduğu sofraya oturdu. Hayal gücünü çalıştırdı, çalıştırdı, çalıştırdı. Getirip karşısına oturttu imkansızını. Sonra sordu:
- Neden? Neden gelmedin?
- Gelemedim.
- Hayır! Sen gelmedin!
- Nasıl gelebilirdim ki? Biliyorsun, hayat...
- Bu Hayat, hep bana karşı mı işliyor? Bu kez değil! Bu kez "Hayat" deyip geçemezsin. Gelmedin! Çünkü gelmeyi o kadar çok istemedin. Çünkü gelsen...
- Hayat...
Leyla biliyordu hayatı, insanı nasıl sarıp sarmaladığını, nasıl nefessiz bıraktığını. Ama hayat bile bu kadar acımasız değildi. İki fırtına arasına esler veriyordu, toparlanıp ayağa kalkmak için. İşte o es kaçmıştı bu kez ellerinden. Ama yok! Bu kez hayat değildi tek suçlu. İmkansız yarıyolda bırakmıştı Leyla'yı içindeki imkana aldırmaksızın. Ama zaten hep böyle değil miydi? Biri hep daha önce sever, daha çok sever, daha çok acı çekerdi. Hani demiş ya üstad, "Her şeyden önce ben, seni sevdim, / Biliyorum; inanırım, / Sen de beni sevdin... / Ama her şeyden önce değil." İşte tam da buydu imkansızın imkanları hiç ediş sebebi!
Leyla kızamıyordu bile. Kızsa kime kızacaktı ki zaten? Hayalinde var ettiği aslında gerçek bile olmayan birine nasıl kızılırdı ki? Hep hayallere tutunmuştu, belki de artık gerçeğe dönmenin zamanı gelmiş de geçiyordu. 27 senelik bekleyişine son vermeye karar verdi Leyla.
Sofrayı toplayıp her şeyi mutfağa taşıdı. Salatayı kapaklı bir kaba aktardı, köftelerin durduğu tabağı streç filmle kaplayıp dolaba kaldırdı. Çantasını alıp kapıdan çıkmadan önce son kez şöyle bir göz gezdirdi eve. İmkanlı-imkansız tüm olasılıkları ardında bırakıp çekip gitti Leyla. Hayat'a karışmaya mı yoksa tamamen dışına çıkmaya mı bilinmez.
Cuma, Mart 13, 2020
Kazanırken Bırakmalısın Bazı Oyunları
Rulet masasına oturduğunda gerçekten de şansı yaver gitmiş kısa sürede parasını üçe katlamıştı. Leyla için büyük bir zaferdi bu ama yeterli miydi? Tabi ki hayır. Leyla daha fazlasını istiyordu. Tüm kayıplarının acısını bir gecede, şu masadan çıkarmak istiyordu. O kadar kaptırmıştı ki kendini damarlarından kan değil safi adrenalin akıyor, aldığı heyecanla karışık hazdan başı dönüyordu. Topun dönüşünü izlerken kalp atışları hızlandıkça hızlanıyor ve kazandıkça şen kahkahaları salonu dolduruyordu. Bir süre sonra etrafını bir kalabalık sarmış, salondaki herkes arka arkaya kazanan şu sarışın güzel kadından bahseder olmuştu. Ne şanslıydı ama!
Leyla kazandıkça salondaki hava değişmiş, herkes kendi oyununu bırakmış Leyla'nın olduğu rulet masasının başına toplanmıştı. Leyla kazandıkça kazanıyordu. O kazandıkça salonu kah şen kahkahalar kah gergin bir sessizlik kaplıyordu. Leyla her turda aynı sayılara oynuyor ve sürekli kazanıyordu. Arada oynadığı miktarlarda değişiklik yapıyor, tamamen içinden geldiği gibi oynuyordu. Sonra birden durdu ve masayı terk etmeye karar verdi. Herkes şaşırmıştı. "Şansı bu kadar yaver giden biri nasıl olup da bırakabilirdi oynamayı?"
Belki bir süre daha kazanmaya devam edebilirdi Leyla. Hiç birimiz bilemeyeceğiz. Ama Leyla biliyordu ki şu hayatta hiçbir şey karşılıksız değildi. Ne kadar verirse o kadar alıyordu Hayat. Leyla'dan önce almış, şimdi vermişti. Haddini aşarsa elbet fazlasını alırdı Hayat geri. Peki nerede durması gerektiğini nasıl bilmişti ki Leyla?
Çok da zor değildi aslında duracağın anı bilmek şu hayatta. Leyla topun dönüşünü heyecanla izlerken birden bir sancı hissetmişti, tam da iyileşeli sadece 1 ay olan dikiş izlerinin altında. "Bu kadar da şans olmaz canım! Kaybetmesi yakındır." diyenleri duymaya başlayalı çok olmamıştı. Leyla şansını zorlamaması gerektiğini biliyordu. Üstelik canı hiç "Kumarda kaybeden aşkta kazanır" sözünün doğruluğunu test etmek istemiyordu. Zaten her şeye aynı anda sahip olamazdı insan. Leyla, bu gece kaybetmeye değil, kazanmaya, alacağını alıp yoluna devem etmeye gelmişti. Öyle de yaptı. Kazanırken, işler yolunda giderken, şans ondan yanayken, bırakmanın en zor olduğu anda içi gide gide, yana yana kalktı masadan.
Büyü Dükkanı
Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Dün gece eşimle "Tanrı kim, nerede? Merhametli mi, tam aksine sadist mi? Bizi izliyor mu yoksa umurunda bile değil miyiz?" gibi so...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...
