Leyla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leyla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Mayıs 31, 2024

Leyla - Dalgalara Dur Demeyi Öğrenmek

Günün birinde bu kadar iyi ve huzurlu hissedebileceğini söyleselerdi inanmazdı Leyla. Ama olmuştu. Dalgalara dur demiş, serinkanlılıkla fırtınanın içinden sakince yürüyerek geçip gitmişti işte. Bugün, uzun zaman sonra ilk kez, kontrolün kendinde olduğundan emindi. 

Bu ilk "Dur" deyişi değildi Leyla'nın dalgalara. Aylar önce çok hasta olduğu bir gün derdini bir arkadaşına anlatmaya çalışırken arkadaşının hiç umurunda olmadığını gördüğü an "Dur" demişti ilk kez. Bir yanlışlık vardı. Eğer umursamıyorsa arkadaşı değildi demek ki konuştuğu kişi. Hiç uzatmadan o anda söyledi Leyla içinden geçenleri. Daha fazla konuşmayalım, arkadaş değiliz artık. Şaşırmıştı karşısındaki, hiç beklemiyordu. O gün herkes kendi yoluna gitti, bir süre sessizlik oldu aralarında. Sonra sitem başladı. Leyla, yanlış anlamıştı, karşıdakinin hiç suçu yoktu, Leyla alınganlık etmiş hatta kırıcı olmuştu. Geri adım atmadı Leyla, mesafesini korudu. Ne yaşandığını ve ne hissettiğini anlattı sakince. Karşı taraf sustu. Dalgalar duruldu o gün.

Günler hızla geçti. Leyla, iyileşiyordu. Kendi değerini fark etmiş, değer bilmeyenlere harcadığı zamana üzülmüş ama zararın neresinden dönülürse kârdır sözüyle kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmıştı. Ama Hayat o kadar kolay bırakmaz insanın peşini. Tek bir sınavla mezun olamaz insan. Sonraki günlerde farklı farklı denizlerin dalgaları geldi çarptı Leyla'ya. Leyla tüm sakinliği ile sırtını dönüp gülümseyerek uzaklaştı dalgalardan. Eski Leyla olsa, her bir dalga ile ölümüne savaşır, nefessiz kalır, defalarca kez boğulacak gibi olurdu. Ama artık dalgalarla savaşmadan onlardan uzaklaşmayı öğrenmişti. Üstelik savaşılmayan dalgalar sinirden iyice köpürerek herkesin gözü önünde küçülerek yok oluyorlardı. 

Bugün Leyla'ya çarpan dalgalar aylar öncekiyle aynıydı. Yalnız hissediyordu kendini, konuşacak birilerine ihtiyacı vardı, acaba Leyla onu dinler miydi? Eskiden olsa Leyla kendini ezer geçer, mutlaka kulak verir hatta elini uzatıp kolunu kaptırırdı o dalgaya sonunda. Ama öyle olmadı. "Dur" dedi Leyla bir kez daha dalgalara, "Ben şöyle uzaklaşayım, sana alan açayım; sen istediğin gibi at koştur, köpüre köpüre devam et yoluna." Bazen "Dur" demek gerekir kocaman dalgalara ve o kısacık şaşkınlık anında hızlıca uzaklaşmak. Leyla artık öğrenmişti; delice köpüren, insanı yerden yere vuran dalgalara kapılıp oradan oraya savrulmamak için vakitlice "Dur" demeliydi insan. 

Leyla, yüzünde bir gülümseme ile yürüdü evine. İç huzuruyla oturdu camın önüne, kendi kendini sardı kollarıyla. İyiydi; doğru olanı yapmış ve kendini sakınmıştı dalgalardan. Güneşli günler yeter de artardı insanın içi huzuru oldukça.



...


Uzun zaman sonra tekrar fısıldandı kulağıma bir Leyla hikayesi. Epeydir hikaye gelmiyordu kulağıma, iyi geldi bana da yeniden Leyla'nın sesi olmak :)


Cumartesi, Şubat 25, 2023

Leyla

Sevgili Buraneros'a selam olsun. Ben de birkaç link bırakıp gideceğim.

Leyla #1 (Özellikle Mr. Kaplan'ın yorumunu es geçmeden okumak lazım :) 

Leyla #2

Leyla #3

Leyla gelip buldu beni. "Anlat!" dedi. "Bir kez daha ve defalarca kez daha anlat!"

Anlatmak boynumun borcu...


Hasret - Sezen Aksu


Cuma, Kasım 18, 2022

Leyla*

Evet, evet o Leyla!

İlk gençlikte aklımızı başımızdan alan, mahallenin tüm delikanlılarını Mecnun eden... İşte yıllar sonra tekrar gördüm onu. Bir köşe başında, başında ipek eşarbı, elinde kırmızı ayakkabıları... Nerden gelip ne yöne gideceğini bilmez bir hâlde... Çok uzun zamandır yolda gibi, geldiği yönü de varacağı yeri de unutmuş gibi. Yanına gittim, tanımadı beni. 

- Benim, Kuşlu sokaktan Ahmet. Köşedeki bisikletçinin oğlu. 

- Hatırladım. Kırmızı bisikletinle takılırdın peşime. 

- Şey... Evet. Nereye gidiyorsunuz? Eşlik edeyim size. 

- Nereye gidiyorum?.. Acaba geliyor muyum yoksa dönüyor muyum?.. Neyse... Gidelim de yolda hatırlarım belki. 

- Ne tarafa gidiyoruz? 

- Gülbahar'a gideceğiz. 

- Şişli Gülbahar mı? 

- Evet. 

Gülbahar'ı bilirsin, dik bir yamaçtır. Oradaymış evi. Bizim mahalleden ayrılınca önce İzmir'e gitmiş, bir süre sonra da İstanbul'a. Pek değişmemiş, gözlerinin ve dudaklarının etrafını saran çizgileri saymazsak. Hâlâ o bildiğimiz Leyla. 

Eve girince önce eşarbını çıkardı sonra incecik vücudunu saran siyah elbisesini. Öylesine doğaldı ki vücudunun her bir devinimi... Başımı çevirmek gelmedi içimden. Zaten onun da pek umrunda değildim. 

- İyiyseniz ben gideyim artık. 

- Otur. Geliyorum. 

Az sonra üzerinde saten gecelik ve sabahlığı, elinde iki kadeh ve bir şişe beyaz şarap ile geri geldi. 

- Herkes kırmızısını sever bunun ama ben beyazını seviyorum. İçersin değil mi? 

- Size eşlik edeyim. 

- Anlat.

- Siz anlatın lütfen. Mahallece çok merak ettik siz ansızın mahalleden ayrıldıktan sonra sizi. 

- En çok da Seher Hanım merak etmiştir değil mi? 

- Şey.. Bilemiyorum... 

- Tabi sen daha bıyıkları yeni terleyen bir delikanlıydın o zaman. Nereden bileceksin? Sen hiç aşık oldun mu? Sahi erkekler aşık olabiliyor mu? Yoksa gelip geçici heveslerinizin kölesi olmaktan öteye geçemiyor musunuz? 

- Afedersiniz. Sizi gücendirecek bir şey mi yaptım bilmeden? 

- Sen mi? Hayır. Sen istesen de gücendiremezsin artık beni. Benim kalbim yıllar önce kırıldı bir kez. Bir daha kimse kıramaz. 

- Anlatır mısınız bana olanları? Belki iyi gelir size de... 

- Neyi anlatayım? Fuat'a nasıl aşık olduğumu, evli olmasına rağmen bana nasıl umut verdiğini, daha dün "Beraber kaçıp gideriz buralardan" derken istediğini elde edince "Ailem, karım, çocuklarım... gidemem affet beni" deyişini mi anlatayım? Yoksa Seher Hanım'ın ayılıp bayılıp herkese "Gül gibi kocamı zorla ayarttı komşular, aman dikkat edin sizin kocalarınızı da baştan çıkarır bu şıllık" deyişini mi? Kırık kalbimle ordan oraya sürüklendiğim yılları mı?.. Anlatsam ne olur ki? Diner mi kalbimin acısı? 

- Ben.. Bilmiyordum. Çok üzgünüm. 

- Üzülme. Yine gelsem dünyaya yine Leyla olmak isterim. Yine sevmek, yine gözümü karartıp aşkımın peşine düşmek isterim. Hiç sevmeden hiç sevilmeden, kırılmadan, sızlamadan boşuna atacak bir kalp neye yarar ki? 

Ne diyeceğimi bilmeden oturdum öylece karşısında bir süre. Şarabı bitmiş, yenisini doldurmuştu. Tekrar sordu o soruyu:

- Peki sen? Sen hiç aşık oldun mu? 

Olmuştum. Sustum. Söyleyemedim.

*Sevgili Buraneros'un Leyla'sı ile tanıştık bu gece. Onu anlatacaktım aslında ama şişede durduğu gibi durmadı Leyla, öykü oldu döküldü parmaklarımdan. Öykü olası varmış demek ki Leyla'nın. Vesile olduğun için teşekkürler Sevgili Buraneros :) 

İsteyene:

Playlist

Pazartesi, Temmuz 13, 2020

Hayat deyip geçemezsin bazen...

Leyla hiç gelmeyeceğini bile bile sanki az sonra kapıdan girecekmiş gibi telaşla hazırladı her şeyi. Salatayı yaptı, sosu hazırladı, köfteleri kızarttı. Sofrayı kurdu sebepsiz yere pır pır kanat çırpan kalbiyle.

İmkansızı beklediğini biliyordu. Nasıldı o söz? "İmkana mecbur, namümküne meftun"du Leyla. Ama işte imkansızın içinde bile bir "imkan", bir ihtimal vardı. O ihtimale tutunuyordu Leyla. Heyecanla kurduğu sofraya oturdu. Hayal gücünü çalıştırdı, çalıştırdı, çalıştırdı. Getirip karşısına oturttu imkansızını. Sonra sordu:

- Neden? Neden gelmedin?

- Gelemedim.

- Hayır! Sen gelmedin!

- Nasıl gelebilirdim ki? Biliyorsun, hayat...

- Bu Hayat, hep bana karşı mı işliyor? Bu kez değil! Bu kez "Hayat" deyip geçemezsin. Gelmedin! Çünkü gelmeyi o kadar çok istemedin. Çünkü gelsen...

- Hayat...

Leyla biliyordu hayatı, insanı nasıl sarıp sarmaladığını, nasıl nefessiz bıraktığını. Ama hayat bile bu kadar acımasız değildi. İki fırtına arasına esler veriyordu, toparlanıp ayağa kalkmak için. İşte o es kaçmıştı bu kez ellerinden. Ama yok! Bu kez hayat değildi tek suçlu. İmkansız yarıyolda bırakmıştı Leyla'yı içindeki imkana aldırmaksızın. Ama zaten hep böyle değil miydi? Biri hep daha önce sever, daha çok sever, daha çok acı çekerdi. Hani demiş ya üstad, "Her şeyden önce ben, seni sevdim, / Biliyorum; inanırım, / Sen de beni sevdin... / Ama her şeyden önce değil." İşte tam da buydu imkansızın imkanları hiç ediş sebebi!

Leyla kızamıyordu bile. Kızsa kime kızacaktı ki zaten? Hayalinde var ettiği aslında gerçek bile olmayan birine nasıl kızılırdı ki? Hep hayallere tutunmuştu, belki de artık gerçeğe dönmenin zamanı gelmiş de geçiyordu. 27 senelik bekleyişine son vermeye karar verdi Leyla.

Sofrayı toplayıp her şeyi mutfağa taşıdı. Salatayı kapaklı bir kaba aktardı, köftelerin durduğu tabağı streç filmle kaplayıp dolaba kaldırdı. Çantasını alıp kapıdan çıkmadan önce son kez şöyle bir göz gezdirdi eve. İmkanlı-imkansız tüm olasılıkları ardında bırakıp çekip gitti Leyla. Hayat'a karışmaya mı yoksa tamamen dışına çıkmaya mı bilinmez.



Cuma, Mart 13, 2020

Kazanırken Bırakmalısın Bazı Oyunları

Kazanırken bırakmalı bazen oyunu. Kaybederken bırakılmıyor çünkü kötü alışkanlıklar. Dibe vurdukça daha çok kapılıyor insan. Bataklığa düşmek ve çırpındıkça batmak gibi. "Şimdi kazanacağım, şimdi toplayacağım. Bir tuttursam tüm kaybettiklerimi geri alacağım." diye diye batıyor insan.

...

Leyla'nın 3. gidişiydi kumarhaneye. Daha önceleri küçük miktarlarla oynamış ve yine küçük miktarlar kazanarak ayrılmıştı kumarhaneden. Ama bu gece büyük oynamaya gelmişti. Şansına güveniyordu. Hayat'ın ona borcu vardı. Büyük kayıplar yaşamıştı, şimdi büyük kazanma sırası ondaydı. Ya da belki de öyle olduğuna inanmak istiyordu sadece.

Rulet masasına oturduğunda gerçekten de şansı yaver gitmiş kısa sürede parasını üçe katlamıştı. Leyla için büyük bir zaferdi bu ama yeterli miydi? Tabi ki hayır. Leyla daha fazlasını istiyordu. Tüm kayıplarının acısını bir gecede, şu masadan çıkarmak istiyordu. O kadar kaptırmıştı ki kendini damarlarından kan değil safi adrenalin akıyor, aldığı heyecanla karışık hazdan başı dönüyordu. Topun dönüşünü izlerken kalp atışları hızlandıkça hızlanıyor ve kazandıkça şen kahkahaları salonu dolduruyordu. Bir süre sonra etrafını bir kalabalık sarmış, salondaki herkes arka arkaya kazanan şu sarışın güzel kadından bahseder olmuştu. Ne şanslıydı ama!

Leyla kazandıkça salondaki hava değişmiş, herkes kendi oyununu bırakmış Leyla'nın olduğu rulet masasının başına toplanmıştı. Leyla kazandıkça kazanıyordu. O kazandıkça salonu kah şen kahkahalar kah gergin bir sessizlik kaplıyordu. Leyla her turda aynı sayılara oynuyor ve sürekli kazanıyordu. Arada oynadığı miktarlarda değişiklik yapıyor, tamamen içinden geldiği gibi oynuyordu. Sonra birden durdu ve masayı terk etmeye karar verdi. Herkes şaşırmıştı. "Şansı bu kadar yaver giden biri nasıl olup da bırakabilirdi oynamayı?"

Belki bir süre daha kazanmaya devam edebilirdi Leyla. Hiç birimiz bilemeyeceğiz. Ama Leyla biliyordu ki şu hayatta hiçbir şey karşılıksız değildi. Ne kadar verirse o kadar alıyordu Hayat. Leyla'dan önce almış, şimdi vermişti. Haddini aşarsa elbet fazlasını alırdı Hayat geri. Peki nerede durması gerektiğini nasıl bilmişti ki Leyla?

Çok da zor değildi aslında duracağın anı bilmek şu hayatta. Leyla topun dönüşünü heyecanla izlerken birden bir sancı hissetmişti, tam da iyileşeli sadece 1 ay olan dikiş izlerinin altında. "Bu kadar da şans olmaz canım! Kaybetmesi yakındır." diyenleri duymaya başlayalı çok olmamıştı. Leyla şansını zorlamaması gerektiğini biliyordu. Üstelik canı hiç "Kumarda kaybeden aşkta kazanır" sözünün doğruluğunu test etmek istemiyordu. Zaten her şeye aynı anda sahip olamazdı insan. Leyla, bu gece kaybetmeye değil, kazanmaya, alacağını alıp yoluna devem etmeye gelmişti. Öyle de yaptı. Kazanırken, işler yolunda giderken, şans ondan yanayken, bırakmanın en zor olduğu anda içi gide gide, yana yana kalktı masadan.

...




Dipnot: Sonra n'oldu Leyla'ya? Henüz bilmiyorum. Belki evine dönüp kazandıklarıyla mutlu oldu, belki yetmedi elindekiler. Kazanmanın hazzı içine öylesine işledi ki tekrar denemek istedi şansını belki de. Dedim ya henüz bilmiyorum. Bakalım kolektif bilinç fısıldayacak mı bir kez daha Leyla'nın ismini ve hikayenin devamını kulağıma :)

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...