Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Eylül 14, 2025

Hayatın Amacı

Herkes kendine en az bir kez sormuştur sanırım: "Ben burda ne yapıyorum? Ne için yaşıyorum? Amacım ne?

Benim cevabım basit: Mutlu olmak!

Kastettiğim şey öyle 7/24 süren sonsuz mutluluk değil; mümkün oldukça çok mutlu an'a sahip olmak, mutlu olduğum anların diğer anlardan fazla olması :) Yaşam amacım bu!

Dünyayı değiştirmek, iz bırakmak, büyük(?) insan olmak gibi amaçlarım yok. Mikro hayatımda sevdiğim insanları mutlu edebilirsem, onlara faydam dokunursa ben de mutlu oluyorum. Ötesi için enerjimi harcamaya gönüllü değilim. Hem zaten herkes kapısının önünü süpürse dünya tertemiz olmaz mı? Yani demem o ki, herkes mikro hayatında kendinin ve yakın çevresinin mutluluğu için yaşasa - tabi ki başkalarının sınırlarını ve haklarını ihlâl etmeden - dünya çok daha mutlu bir yer olmaz mı?

Bence insanı en çok mutsuz eden şey o büyük büyük hayatın anlamı ve yaşam amacı arayışları, bulamayışlar, buldum sanıp varamayışlar, varınca sil baştan boşlukta hissedişler... Oysa hayatın anlamına ya da yaşam amacına odaklanmak yerine; içinde olduğumuz hayata, ufak mutluluklara, sağlığımıza, sevdiklerimize, yapmaktan keyif aldığımız mini minnacık şeylere odaklanıp her an'a kıymet vererek mutlu olmak çok daha kolay. 

Şimdi içinden "N'apalım? Her daim kolaya mı kaçalım? Zor olanı seçip daha büyük şeyler başarmayalım mı?" diyenler olacak. Bu tabi ki bir tercih meselesi. Ben şahsen zor olanı seçip büyük şeyler başarmak istemiyorum. Yukarıda da yazdığım gibi ben sadece mutlu hissettiğim anlar mümkün oldukça çok olsun istiyorum :) 

Zamanımın %80'inde zorlanıp %20'sinde mutlu olmak yerine hedefim %80 mutluluk, %10 stabil, %10 (hatta mümkünse daha az :) mutsuzluk gibi bir oran yakalamak :)) Ama tabi isteyen kendini istediği kadar zorlayıp hayatın anlamını arayabilir, kendine büyük bir yaşam amacı seçebilir ve o yolda ilerleyebilir. Dedim ya benimkisi tamamen kişisel bir tercih :) 

Ben mutlu olduğum yerde, popüler tabirle "konfor alanımda" kalmak istiyorum. Gayet rahat ve huzurluyken durduk yere konfor alanımdan çıkıp kendimi zorlamam gerektiği konusunda ikna olabileceğimi pek sanmıyorum :)) 

Kırka bir kala ne istediğimi, nelerden hoşlandığımı, neyle mutlu olduğumu biliyorum ve bunun için Hayat'a müteşekkirim. 

Okulda öğrencilere ulaşabilmek, bir şeyler öğretebilmek, evde kızıma rehberlik ve yol arkadaşlığı edebilmek, eşimle bir şeyler izlemek, yürüyüşe, yolculuğa çıkmak, yüzmek, kitap okumak, sevdiğim yemekleri yemek, yeni yerler görmek... Her biri içimi mutlulukla ve huzurla dolduran şeyler :) 

Bugünün mutluluk anlarından bazılarını şuracığa bırakayım :) 🧿🧿🧿



🧿🧿🧿
 

🧿🧿🧿


🧿🧿🧿


🧿🧿🧿


Bir avuç renk cümbüşü, bir avuç mutluluk :) 

Instagram'da takip ettiğim, ata tohumu kullanımını yaygınlaştırmaya çalışan hesap sahibinin paylaştığı bu fotoğraf Arya'yla yüzümüzü gülümsetip bizi mutlu etti :) 

... 



Çarşamba, Temmuz 30, 2025

Hayat'ın Güzel Olduğu Günler Hep Sürsün :)

Bugün de dere günüydü :) 

Bu kez Fındıklı'ya Arılı deresine gittik :)






Bu sevimli şey anında kalbimizi çaldı;
"Acaba biz de bir miniature poddle sahiplensek mi?" dedirtti 😍



Pazartesi, Temmuz 28, 2025

Bazı günler...

Bazı günler tek başlarına upuzuuun bir tatile bedel :)


Gece yine salonda, koltukta uyuyakalmışım. 
Sabah inanılmaz sıcaklamış uyanınca kendimi denize attım. 


Sabah gittiğimde Evrim uyuyordu; eve döndüğümde akşamüstü beraber gidelim mi deyince tabi ki koşa koşa gittim onunla tekrar denize :) 


Pazar, Şubat 09, 2025

Severek Yapılan Her Şeyin Güzel Olması :)

Bir şeyi severek, isteyerek, keyifle yapınca güzel olması kaçınılmaz bence. En güzel örneği yemekler. Ama öyle  aceleyle, akşam yemeği saati geçmek üzereyken ya da misafir gelecekken bir şeylere yetişme telaşıyla yapılan yemeklerden bahsetmiyorum. Boş zamanda, bir şeylere yetişme telaşı olmadan yapılan; yapılırken şarkı söylenip dans edilen; keyifle, aşkla yapılan yemeklerden bahsediyorum :) 

Ben genel olarak mutfakta fena değilimdir ama her zaman çok çok lezzetli yemekler çıkmıyor ortaya. Tadı tuzu yerinde, karın doyuracak ortalama yemekler oluyor genelde ama - kocaman bir AMA - bir şeyi canım çekip çok isteyerek yapıyorsam kesinlikle çok lezzetli oluyor :D Mesela bugün pişirdiğim dana gerdan etli nohut ve ilikli kemik suyuyla yaptığım basmati pilav gibi 😍 Evrim'in babaannesi bu konuda bir efsaneydi ama bence bugün yaşasaydı, aile içinde bir kör tadım düzenleyip kapışabilirdik birincilik için 😄

"Senin canın çektiği için sana öyle geliyordur tabi" diyebilirsiniz. Bir hevesle gittiğiniz restoranın yemeklerini beğenmediğiniz olmadı mı hiç? Ya da çok sevdiğiniz yemeği canınız çekip de daha önce pek de bilmediğimiz bir yerde yediğinizde yaşadığınız hayal kırıklığı? Yani tadı kötüyse canı da çekse beğenmez insan :D

Arada gaza gelip de yaptığım ve cidden çok sevilen birkaç tarifim var :) Mantarlı ıspanaklı kiş, hamurundan sosuna ev yapımı pizza ve hamburger, labne soslu ızgara somon, cajun&yoğurt&salça marineli fırında tavuk, yer fıstıklı - haşlanmış kuru börülceli yeşil salata... Aklıma ilk gelenler bunlar :) 

Saydığım yemekler - kiş ve salata hariç - evde herkesin favorisi. Sık sık yapmıyorum ama yapınca evde bir bayram havası esiyor ve keyifle yiyoruz birlikte. Kişin içinde ıspanak olduğu için, salatada da kuru börülce olduğu için yemiyor Arya Hanım ama diğerlerini silip süpürüyor :)) 

Yukarıdaki satırları yazarken düdüklü tencerenin basıncını bekliyordum büyük bir hevesle. O arada pilav da tam tavında demlenmiş; düdüklünün kapağı açılınca şenlik başladı :)) 

... 

Yazıyı bitirirken bugünden birkaç foto bırakayım :) 


Hava yağmurluydu; 
bu kez kamelyalardan birine oturdum. 


Hep diyorum:
Işık mühim azizim :)) 


Bu foto dünden :) 




Günaydın :)

Hadi gelin, güne dans ederek başlayalım 💃🏻💃🏻💃🏻



Meghan Trainor - Better When I'm Dancing

🤗 Bir şeyi sevince çok seviyorum 🤗
Sabah akşam tüketene dek dinliyorum 🎧

❤️🎈❤️ Herkese mutlu pazarlar 🎈❤️🎈

Cumartesi, Şubat 08, 2025

Şu An

Bu sabah kahvaltı sonrası önce sahilde yürüyüş yaptım sonra kahve alıp denize karşı KAFA dergisini okudum. Kahveyi Müdavim uygulaması sayesinde önceden içtiğim 6 kahvenin hediyesi olarak ücretsiz aldım :) 


Fonda çalan şarkı:


Okurken sevdiğim iki yazıyı Volkan'a ve Derya'ya da gönderdim. Sonra Volkan bana iki yazı atıp "Bunları da okusana, güzelse ben de okuyayım" dedi. 

İlk yazı Kafka'nın Dönüşüm'ünden ilhamla yazılmış ama bence çok saçmaydı. Zaten yazının başlığı "Ne saçma!" ve yazının sonunda yazar "Anlamsız mı? Saçma mı? Saçma olmayan bir şey kaldı mı?" diye sormuş okura. Yani yazının amacı saçmalıkları eleştirmek ama pek başarılı değil. 

İkinci yazı ise Vedat Milor tarafından yazılmış ve Trump'la ilgiliydi. "Yazılar zaman kaybı, okuma hiç" dedim Volkan'a ve ordan sohbet ilerledi. Ona yazdıklarımı buraya taşımak istedim. 

Mikro Hayat felsefem var benim. Sabah kalktım, iyi miyim, hava güneşli mi tamam, gerisi boş. 

Hatta artık güneş yoksa bile mutlu olmayı başarıyorum. Mesela bugün. O yüzden hiç öyle haberler, ekonomi, felaketler falan gelemem. 

"Ignorance is bliss."*

Neşeli şeyler lazım bana.

Hayatın gerçek amacı, anlam arayışı... Bunlar düşününce insanı mutsuz ediyor. Ciddiyim. Ben bıraktım o mevzuyu. Düşündüm ve kesin karar verdim: Hayatın ardında öyle büyük bir amaç yok.

Yaşanan her andan keyif almaya bakıyorum. Şu an neyse onda bir güzellik bulup devam ediyorum. Vallahi çok işe yarıyor. 39 yıllık hayatımda işe yarayan tek yöntem bu. 

Şu an sıcacık evimde, yumuşacık kıyafetlerimin içinde dergi okumak o kadar keyifli ki benim için şu an hayatın anlamı bu. Yemek yerken hayatın anlamı o yemekten aldığım keyif. Bira içerken o an hayatın anlamı: Oh be mis gibi bira içiyorum! 

Kısacası Hayat tek bir an, o da şu an! Ben epeydir bu kafa ile yaşıyorum ve gayet güzel gidiyor. B.ktan anlarda da çok işe yarıyor çünkü en boktan an bile bitiyor. "Şu an çok boktan ama nasılsa bitecek" diyorum oh bi' ferahlık geliyor.

...

 

Şimdi ben bunları yazıyorum ya, Hayat bir köşeden izleyip gülüyor bana. Biliyorum. Çünkü Hayat öyle! Yazdığını sildirir, tükürdüğünü yalatır insana. Ama nasıl Hayat öyle ise, insan da böyle! Yazmaktan ve tükürdüğünü yalamaktan geri kalamıyor maalesef. 

İnsan denen varlığın en büyük becerisi her şeye adapte olmak bence. Bu yüzden Hayat ne yaparsa yapsın bir şekilde devam ediyor insanoğlu yaşamaya. 

Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizler, hastalıklar, kayıplar... O şiirdeki gibi, ölüm gibi bir şey oluyor ama kimse ölmüyor. Yani tabi ki insanlar ölüyor ama geride kalanlar bir şekilde devam ediyor yaşamaya. Bu yüzden kişisel sorunları büyük trajediler gibi algılamaktan vazgeçip onların da var olan her şey gibi gelip geçici olduklarının bilincinde olmak lazım. 

Hayat, dün olduğu gibi yarın da yapacak bir p.ştluk tabi ki ama o da geçecek eninde sonunda :) 

An'da kalıp mutlu olanlara selam olsun 🙋🏻‍♀️

*Matrix filminin en sevdiğim repliği. Anlamı: "Bilmemek mutluluktur."


Meghan Trainor - Better When I'm Dancing

Şarkı pek neşeli, sözleri de çok tatlı :)


Salı, Aralık 10, 2024

"Mutluluk Veren Küçük Şeyler"e Devam

Instagram'da şu gönderiyi görünce paylaşmadan geçmek istemedim.


Hayattaki gerçek lüksler:

Zaman
Sağlık 
Sessiz bir zihin
Yavaş sabahlar
Seyahat edebilme
Suçluluk olmaksızın dinlenme
İyi bir gece uyukusu
Sakin ve "sıkıcı" günler
Anlamlı konuşmalar
Ev yapımı yemekler
Sevdiğiniz insanlar
Sizi (geri) seven insanlar


Gerçekten büyük zenginlik tüm bunlara sahip olmak. 

Çarşamba, Kasım 20, 2024

Mutluluk Veren Küçük Şeylere Devam

Her Güne Üç Güzel Şey blogunu severek takip ediyorum. Bu serinin ilham kaynaklarından biri o blog olabilir :)

Bugünkü küçük mutluluk kaynaklarım:

  • Okul çıkışı sevdiceğimle buluşup uzun zamandır açılmasını beklediğim eklerciye gitmek, 
  • Çeşit çeşit eklerlerin muhteşem tatları, 
  • Ekler ziyafeti üstüne sahilde yürüyüş yapmak, 
  • Evimizin tam karşısındaki bankta oturup denizin ve sonbahar güneşinin tadını çıkarmak,
  • Bankta kitap okumak, ara verip bu satırları yazmak ve sonra kitap okumaya geri dönmek :) 
  • Akşam yemeğinin dünden hazır olmasının verdiği mutluluğu da unutmadan yazayım 😄




Perşembe, Ağustos 15, 2024

Geldiği gibi biten şey...

Maaşım!..

Bu sabah yatan maaşım, bu sabah bitti. Öğlen yatan ev kiramızdan da sadece 3,156 TL kaldı. Bütün bir ay bu 3,156 TL ile geçinilir mi? Tabi ki hayır! Peki nasıl olacak? Kredi kartı ile geçinip veresiye yaşayacağız 1-2 ay. Hesaplarıma göre sonra toparlanıyoruz :) 

Peki sebep?

Sebep çok basit ve gayet insani: Tatil! Geçen ay yaptığımız 19 günlük tatilin toplam faturası 100bin civarı ki bu, 3 kişi, arabayla 5 şehir ve 6 günlük her şey dahil tatil için çok çok iyi bir tutar. 

Tatilin otel kısmını 6 taksitte ödüyoruz; ilk taksidi gitti, kaldı beş. Otel harici harcama ve otel dönüşü bugüne dek yaptığım mecburi kredi kartı harcamalarımı ödedim. Önümüzdeki 1-2 ayı atlatınca düze çıkarız :) AMA - kocaman bir ama - böyle olmamalı bence.

Tüm yıl deli gibi çalışıp çabalayıp yazın 3 hafta tatil yapınca elde avuçta bir şey kalmaması normal değil. İnsani de değil. Bence devletlerin tatil ödeneği olmalı, tüm çalışanlara senelik verilen bir ödenek. "Al bunu canım vatandaşım ve gönlünce tatilini yap; iyice dinlen ki sonrasında tam motivasyon ile çalışmaya, üretmeye devam et."

Yukarıdaki satırları okurken eminim çoğu kişinin aklından "Hıı tabi, deli misin sen? Nerde yaşadığını sanıyorsun?" gibi düşünceler geçecek. Oysa deliren ben değilim, sistemin bugünkü haline gelmiş olması delilik bence.

"Yaşamak(?!) için çalışmaktan", gerçekten yaşayacak zaman ve enerjimizin kalmaması, kalsa bile ekonomik durumun buna izin vermemesi çok trajik ve ironik bence. 

Her şeye rağmen biz şanslı kesimden sayılırız. Ömrü boyunca tatile gitmemiş, yaşadığı ili bırak, mahallesinden bile öteye gitmemiş ne kadar çok insan var kimbilir...

Neyse... 

Bu çözümsüz ve can sıkıcı mevzuyu kapatıp günün geri kalanında stres atmak için denize attım kendimi. Tek başımayım ve inanılmaz keyifliyim :) Arya resim kursunda, Evrim evde bilgisayar başında. Deniz inanılmaz güzel! Tek derdim sırtımı yeşile dayayıp yüzümü denize mi dönsem yoksa tam tersini mi yapsam :))) Aman canım azcık böyle, azcık öyle yapayım di mi :D




Deniz + Güneş + Kitap + Müzik 
Huzur & Mutluluk

Dereye ya da denize geldiğim günler en az 5 yaş gençleşiyorum bence :D En iyisi ben yarın da geleyim, sonraki gün de... :)))) 

Cumartesi, Nisan 13, 2024

İkigai

İkigai, şu anda okuduğum kitabın adı.


Kitabın alt başlığı "her güne mana ve neşe katmak". 


Kısaca açıklamak için Wikipedia'ya başvuralım:

"Ikigai (生 き 甲 斐) "varlık nedeni" anlamına gelen Japonca bir kavramdır. "Ikigai" kelimesi genellikle kişinin hayatındaki değer kaynağını veya hayatını değerli kılan şeyleri belirtmek için kullanılır. Türkçeye çevrildiğinde kelime kabaca "uğruna yaşadığınız şey" ya da "sabah uyanma sebebiniz" anlamına gelir."

Kitaptan öğrendiğim birkaç şeyi hemen paylaşayım :)

Hakanasa: Gelip geçici, anlık, kısa süren. Bahar aylarında kiraz ağaçlarının çiçeklendiği dönem "hakanasa"ya örnek veriliyor.

Hanami: Japon kiraz ağaçları çiçeklendiğinde ağacın altında yiyip içme ve o nefes kesici manzaranın tadını çıkarma geleneği

Haiku: 17 heceden oluşan Japon şiiri. Haikular özel bir manzarayı ya da olayı tasvir etmiyor. Aksine günlük hayattaki minik detaylara odaklanıyor: mesela cırcır böceklerinin ya da çekirgelerin sesi gibi. 

Japonlar'ın gelip geçici, basit ama bir o kadar da güzel anlardan maksimum keyif almak için çeşitli gelenekleri var. Bizim yok mu? Bizim de var tabi. Bahar gelince biz de pikniğe gidiyoruz ama gölgesine sığındığımız ağacın, koynunda huzur aradığımız doğanın değerini biliyor muyuz? Orası tartışılır. 

Anime izleyenler bilir Japon kültüründe yemek ve çay çok önemlidir. Japon çay seromonisi desem ne demek istediğim az çok anlaşılır sanırım. Hâl böyle olunca ikigai mantığını anlamak kolaylaşıyor. Neşelenmek için illa ki özel bir şey olmasını beklemeden her gün karşılaştığımız gelip geçici, basit ama güzel olan şeylerden, ince detaylardan keyif almaya odaklanmak gerekiyor. Böylece günlerimiz kendiliğinden mana kazanır diyebiliriz.

İkigai üzerine düşünmek bana iyi geliyor. Kendi hayatımın minik detaylarını irdeleyip aslında mutlu olunacak ne çok şey olduğunu görüyorum. Daha önce şurda ve şurda yazmışım. Şimdi daha geniş bir pencereden bakıyorum mevzuya ve her andan maksimum keyif almak için detaylıca düşünüyorum. 

Neleri seviyorum; neler bana iyi geliyor; neyi, ne kadar yapabilirim?

  • Dil öğrenmeyi, öğrendiğim dilleri kullanmayı, başka dillerde okuyup yazmayı, test çözmeyi seviyorum. İngilizce kitap okuyarak, dizi izleyerek ve ev halkı ile İngilizce konuşarak - artık Arya ile de İngilizce sohbet edebiliyoruz - bu keyfi her günüme bir parça katıyorum. Ama Almanca ve İspanyolca'yı neredeyse unutmak üzereyim. Temelleri hatırlıyorum ama kelime bilgim buhar olmak üzere. O zaman biraz da onları hayatıma dahil etmeliyim.

  • İngilizce öğretmeni olarak görünürde sevdiğim bir şeyi yaparak geçimimi sağlıyorum. Yani görünüşte şanslı azınlıktanım ama işin aslı pek öyle değil maalesef. Okulda her günüm İngilizce öğrenmek istemeyen öğrencileri tam tersine ikna etmeye ve dirençlerini kırıp onlara bir şeyler öğretmeye çalışarak geçiyor. Oysa benim hayalim İngilizce öğrenmek isteyen ve öğrendiği en ufak şeyden bile keyif alan öğrencilerle canla başla çalışmak. Bunu sağlayamıyorum. BİLSEM'e geçebilirsem bu durumun değişeceğini düşünüyorum. İlk adımı attım, gerisi akışa güvenmek.

  • Yazmayı çok seviyorum, yazmak bana çok iyi geliyor. Her gün yazmalıyım. Bir deftere, kağıda, tahtaya belki de aynalara, duvarlara...

  • Yukarıdaki maddelerden anlaşılacağı üzerine bir şeyler öğrenmeyi, ders çalışmayı, not almayı, test çözmeyi seviyorum. Ruhum hep öğrenci ve hep aç :D Onu beslemek için yeni kaynaklar bulmalıyım. Daha doğrusu kaynak çok da ben doğru ilgi alanımı belirleyip o yönde ilerlemeliyim :)

  • Çocuklarım hayallerimin bir çoğunu gerçekleştirememiş olmak beni mutsuz eden şeylerden biri. Bazıları artık kesinlikle yapamayacağım şeyler ama bazıları için hâlâ umut var. Umut olan mevzular üzerine yoğunlaşıp diğerlerinin yükünü omuzlarımdan atmak işleri kolaylaştırabilir.

  • Doğayı, doğada olmayı çok seviyorum. Fıtık yüzünden çok hızlı yorulduğum ve sancılar hiç geçmediği için eskisi gibi doğa yürüyüşlerine katılamıyorum. Buna bir çare bulmalıyım. Düşüneyim bakalım.

  • Güneşli günleri çok seviyorum ve güneşli günlerde dışarda olduğumda çok mutlu oluyorum. Ne güzel işte, bahar geldi, tam mutlu olunacak zaman dediğinizi duyar gibiyim ama Karadeniz'de bahar biraz dengesiz: 3 gün güneş varsa 4 gün yağmur var. Güneşli günleri yakalayınca bırakmamak gerek. Bazen tembellik edip evden burnumu çıkarmıyorum. Bu uyuşukluğu acilen terk etmem gerek.

  • Güzel giyinmek, aynada kendimi beğenmek beni mutlu ediyor. Giysilerimi elden geçirip gardırobumu sadece sevdiğim, içinde kendimi iyi hissettiğim giysilerden oluşacak şekilde düzenlersem her güne gülümseyerek başlamak kolaylaşır. Giyimden bahsetmişken uzun zamandır merak ettiğim ve bugün öğrendiğim bir şeyi paylaşayım. İnternette hep karşıma çıkan cildinize, size en çok yakışan renkler neler uygulamasını yapmak istiyordum. Bugün yaptım. Benim renk paletim "deep/dark autumn" yani "derin/koyu sonbahar"mış. Tercih etmem gereken, tenime en uygun renkler şunlarmış:

Son yıllarda içgüdüsel olarak tercih ettiğim 
zeytin, haki, bej, kahve ve bordo tonların sebebini anlamış oldum :)


Mevsimlere göre tercih etmem gereken renklerim de bunlarmış :)


Keyif aldığım, ilgilenirken mutlu hissettiğim şeyleri belirleyince üzerine yoğunlaşmak daha kolay. Alanları belirlediğime göre sırada atılacak somut adımlar var :)

Yazımı bayramdan aile fotoları ve sevdiğim şarkılar ile bitireyim.


The Ozcan Family :)


Çekirdek :)


Gel de büyülenme! 




Pazar, Mart 17, 2024

Konu dönüp dolaşır...

Aşk'a gelir.

Selvi Boylum Al Yazmalım'ı izlemenin tadı her yaşta farklıdır. Aşkın tekilliğine ve sonsuzluğuna inanılan gençlik yıllarında Asya, İlyas'ı affetsin kavuşup mutlu olsunlar ister insan; aşkın geçiciliğinin öğrenildiği ileriki yaşlarda ise Asya, Cemşit'i seçince derin bir oh çekilir. Çünkü "Sevgi emekti"r.

Hayat değişir, insanlar değişir (belki de hiç değişemez, emin değilim) ama gerçekler değişmez. Aşk gelip geçer, eğer şanslıysanız sevgi baki kalır. Bunu anlamak zaman alır. Anlayana dek birbirini yıpratmamak zor olabilir.

"İnsan hayatında bir kez aşık olur" önermesi hatalıdır. İnsan defalarca kez aşık olabilir ama sonrakiler ilk aşk gibi olmayabilir. Çünkü ilki bitince insan aşkın bittiğini öğrenmiş olur bir kez. Bu unutulacak bir deneyim değildir. Hâlâ ilk aşkıyla evli olanlar ve bir daha aşık olmayanlar karşı çıkabilir bu tezime. Ama eminim beni destekleyenler de olacak. Olmasa kimse boşanmaz, kimse yeniden evlenmezdi ya da kimse severek evlendiği eşini aldatmazdı.

Mr. Kaplan bir keresinde aşkın karşılıklı olamayacağını, iki insanın birbirini aynı anda aynı aşkla sevemeyeceğini söylemişti. Sanırım o zaman ona karşı çıkmıştım ama düşününce pek de haksız değil gibi. Hep bir taraf daha çok aşık, diğer taraf aşık olunan... Roller zamanla değişebiliyor. Evrim'le bizim için öyle oldu.

Ben ilk kez aşık olduğumda ilkokul 5'e gidiyordum. Başlarda bir çocuğun platonik aşkıydı tabi ki. Üniversite yıllarıma kadar aynı kişiye aşık kaldım. Yani neredeyse 10 yıl sürdü ilk aşkım. Arada başkalarından hoşlandığım, ilk aşkımı unuttuğumu tekrar aşık olduğumu sandığım zamanlar oldu ama hepsi saman alevi gibiydi. Sonra bir gece ansızın bitti aşk. Bir çırpıda! Hep karşılıklı olduğuna inandırmaya çalışmıştım kendimi. Öyle değildi. Tam karşılığı olur gibiydi ki benim aşkım bitti. Çünkü gözüm açılmış, gerçeği görmüş ve tüm merakımı da yitirmiştim.

Flaubert'in aşk tanımı: 

"Merak. Birine karşı, ansızın, bir merak duymaya başlarsınız, korkunç bir merak. Onu tanımak, onunla doğmak, dünyaya onunla yeniden gelmek tek amacınız haline gelir. Aşka en uzak cümle, senden nefret ediyorum değil, bilmek istemiyorumdur."

Flaubert'in tanımı kadınların aşka bakışını yansıtıyor bence. Erkekler içinse durum biraz daha farklı. Bunun için Sabahattin Ali'ye kulak verelim.

Sabahattin Ali'nin aşk tanımı:

“Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!”

Kısacası bence kadınlar merak etmek ve merak edilmek istiyor; erkekler istemek, arzulamak ve arzulanmak. Aynı noktalarda buluşmak zor :D İlişkilere bakalım; kadın sürekli mesaj atıyor: Neredesin, ne yapıyorsun? ve karşıdan da aynı şeyi istiyor: Beni merak et, benimle ilgilen! Erkekse istemek ve karşı tarafın da istediğinden emin olmak istiyor, tek istenilenin kendisi olduğundan ve her daim istenildiğinden emin olmak. Kadının sevgi dili merak ve ilgi; erkeğin sevgi dili istemek ve istenildiğini hissetmek. Bu tabi ki yüzeysel bir önerme, derinlerde başka başka hisler, beklentiler, ihtiyaçlar var mutlaka.

Evrim'le tanıştığımız akşam ona önce çok gıcık sonra da çok aşık oldum. O bana aşık olmadı. Sevgili olduk ama ilk birkaç sene ben körkütük aptal aşık, oysa sıradan bir sevgiliydi. Sonraları işler değişti. Şimdi sorsak o bana hâlâ aşık, ben değilim. Ama ben onu, onun beni sevemeyeceği kadar çok seviyorum. Bunu anlatmak için konuyu biraz açmak gerek. O, bana aşık olduğu için yaptıkları ona kolay ve doğal geliyor. Biliyorum çünkü aynısını ben de yaşadım. Aşkı bitse sadece sevdiği için birçok şeye katlanamaz belki de. Her gün yeniden beni seçip geride kalan her şeyden yeniden ve yeniden vazgeçemez. Bana aşık olduğu için istediği tek şey benim.  "Aşkın gözü kördür" sözü tam da bunu anlatıyor bence. Aşık olunan kişi dışında hiçbir şey istemiyor hatta o kişinin eksikleri gediklerini bile görmüyor insan. Oysa bana olan aşkı bittiğinde benim çekilmez bir insan olduğumu düşünmesi çok da uzun sürmeyecek. 

Aşk bitince insan bir boşluğa düşüyor ve her gün tekrar tekrar sevdiği kişiyi ve sahip olduğu hayatı seçip geri kalan her şeyden - başka bir hayat ihtimalinden - vazgeçmek gerçek bir mücadeleye dönüşüyor. Bu noktada devreye sevgi ve mantık giriyor. Eğer aşk bittiği halde sevgi devam ediyorsa insan kendi kendine başka aşklar da başka maceralar da bitecek ve geriye böyle büyük bir sevgi kalmayabilir diyor. Sevginin ve karşılıklı saygının büyüklüğü karşıdaki kişinin kusurlarını sineye çekmeye yetecek kadarsa evlilikler, ilişkiler devam ediyor. 

Aşk - Sevgi konusunu sık sık konuşuyoruz Evrim'le. Her seferinde biraz gönül koyuyor bana. "Ben sana aşığım" dediğinde "Ben de sana aşığım" diyeyim istiyor. Ama ben ona sevgimin onun aşkından büyük olduğunu anlatıyorum her defasında. "Aşk, gelip geçti ama ben seni sevdiğim için her gün seni seçiyorum ve seninle kalıyorum. Hayatımı seninle sürdürmek ve seninle sonlandırmak istiyorum. Kimseyi senden daha çok sevebileceğime - sonsuza dek tekrar tekrar seçebileceğime - inanmıyorum." diyorum. O, bunu bilinçsizce yapıyor aşık olduğu için; bense tüm bilincim ve benliğimle. Onun nasıl hissettiğini anlıyorum çünkü ben o yoldan geçtim :) Şu an olsa katlanamayacağım birçok şeye katlandım ona olan aşkım sayesinde. Defalarca kez saatlerce bekledim onu, buluşmak istemediği zamanlarda ayaklar altına alınan gururumu görmezden geldim. Ailesi beni kabul edene dek olanları anlatmak bile istemiyorum. O da aşık olduktan sonra birçok şeye katlandı benim için. Aşıkken kolaydır katlanmak. Zor olansa aşk bitince her şeyi bile bile, göre göre devam edebilmektir aynı yolda. Birlikte bir hayat kurarken ikimiz de çok çabaladık; aşık olduk, sevdik, fedakarlıklar yaptık, tüm gücümüzle birlikte bir hayat kurduk. Düştüğümüz zamanlar, vazgeçmenin eşiğine geldiğimiz zamanlar oldu. Ama Asya'nın dediği gibi "Sevgi emekti" ve biz sevgimizi tüketmeden devam edebildik.

Eminim yine düşeceğimiz, vazgeçmek isteyeceğimiz anlarımız olacak. Umarım yine ayağa kalkıp devam edebiliriz bugüne kadar yaptığımız gibi.



Yazıyı neden yazdığıma gelecek olursak; insan gündelik hayatın içinde o kadar yorulup o kadar yıpranıyor ki bazen unutuyor neyi neden yaptığını ve nasıl bu noktaya geldiğini. Son birkaç günde kendimi "Keşke evlenmeseydim" derken yakalıyorum. Bunun bir anlamı yok çünkü hiçbir "keşke"nin anlamı yoktur. Durup "Neden evlendim ve neden hâlâ evliyim?" diye sormak çok daha mantıklı ve çözüm odaklı. Evrim'e aşık olduğum için evlendim ve onu yeryüzündeki her canlıdan daha çok ve daha uzun süre sevebileceğim için hâlâ evliyim. Onun da bana yer yüzündeki tüm canlılardan daha çok değer verdiğini ve beni tüm benliğiyle sevdiğini bildiğim için hâlâ evliyiz tabi :) Bunu hatırlamak yola devam etmeyi kolaylaştırıyor.

Peki ya siz? Aşık mısınız? Yani hâlâ kıpır kıpır mı içiniz? Kelebekler uçuşuyor mu midenizde?

Sevgili Buraneros, sen  bu sorudan muafsın :) Senin Enn Sevdiğin Kadın'a aşık olduğunu cümle âlem biliyor :))

Cumartesi, Mart 09, 2024

Hayaller, Hedefler, Mutluluk ve Aşılan Komplexler

Mr. Kaplan ile yorumlarda sık sık tartıştığımız bazı konular var :) Aşk, sevgi ve mutluluk. Aşk - Sevgi konusunda tam uzlaşamasak da mutluluğun anlık ve geçici olduğu, her daim sürmeyeceği konusunda hem fikiriz. Bu konu üzerine derin derin düşünüyorum bazen. Bazen de hiç ummadığım anlarda dank ediveriyor bazı şeyler :))

Bir önceki yazımda anlattığım gibi günler çok yoğun geçiyor ama böyle olması iyi geliyor sanırım bana. Boş yapacak, saçma fikirlere kapılacak zamanım olmuyor. Bu yoğunluğun arasında dinlenme fırsatı bulduğum nadir anlarda da mutlu oluyorum. Her Güne 3 Güzel Şey  blogunun ismini de yazılarını seviyorum ve bu aralar her gün ufak ufak bir sürü güzel şey fark edip gülümsüyorum.

Cuma: Arya'nın veli toplantısında öğretmenlerin Arya için söyledikleri güzel sözler, 

Cumartesi - Pazar: Dinlenmek :) Başka şeyler de bulmuşumdur ama hatırlamıyorum :D

Pazartesi: Sonunda skeç için çalışmalara başlayabilmek, 

Salı: Fizik tedavimin başlaması ve yardımcı olan terapistin çok nazik ve güler yüzlü bir kız olması, 

Çarşamba: Okul çıkışı aldığımız eğitim, eğitimdeki eğlenceli anlar, 

Perşembe: Eğitim bitişinde iş arkadaşlarımla gittiğim yemek, sevgili zümrem Eda'nın tüm kadın öğretmenlere hazırladığı minik sürpriz keseler ve içindeki öğrenci notları*,

Cuma: Pazartesi günü başladığım ölçülü beslenme planıma sadık kalarak ve her akşam 5km yürüyerek verdiğim 1,4 kg, sınıfımla yaptığım rehberlik dersinde çocukluk günlerimden bahsedip çocuklara eski oyunları öğrettiğim anlar, sonra öğretmenler odasında diğer öğretmenlerle çocukluğumuzdan bahsetmek, radyoda sevdiğimiz şarkının çalması ya da annelerimizin bisküvi pastası yapması gibi ufacık şeylerle ne kadar mutlu olduğumuzu hatırlamak, bir hikayemin Senede Bir Gün Kadın Dergisi'nde yayınlanması...

Cumartesi: Alarm çalmadan, uykuya doyduğumda kendiliğimden uyanmak ve Arya'nın günaydın kucaklaması, bataryası bittiği için uzun süredir kullanamadığım robot süpürgeyi yeni batarya sayesinde yeniden kullanabilmek :)) 

Ne kadar çok basit ama güzel şey olmuş! Daha da ne güzel şeyler olacak kim bilir :)  

*Öğrenci notları ile ilgili bi'şeyler yazmam gerek. Öğrenciler, "Dersleriniz çok eğlenceli, yanlışlarımızı düzeltiyor, hep doğrusunu öğrenmemiz için uğraşıyorsunuz; bizimle sohbet edişiniz, samimiyetiniz çok güzel..." gibi şeylerin yanı sıra aynı benim bir zamanlar hocalarıma olduğum gibi "Tarzınıza hayranım, kombinlerinize bayılıyorum, kısa kıvırcık saçlarınız size ayrı bir hava katıyor" gibi şeyler de yazmışlar notlara :) Okurken mutluluktan havada süzülmeye başladığımı hissettim :) 

Notlar beni aşırı mutlu etti çünkü şimdilerde kapanmış olan eski bir yarama dokunuyordu. Ben öğrenciyken bazı öğretmenlerime hayrandım. Tarzlarına, giyim kuşamlarına, saçlarına, konuşmalarına, dünya ve yaşam hakkında ne kadar çok şey bildiklerine... O zamanlar öğretmen olmayı asla istemezdim ama onlar gibi "cool" olmayı çok isterdim. Öğretmen olduğum zaman asla onlar gibi olamayacağımı düşünüyordum. Sadece öğretmenler de değil, hayranlık duyduğum stil sahibi kadınlara bakınca kendimi hep eksik bulurdum. Aynı şeyleri giysem bile bende öyle tarz durmayacağını, sıradan duracağını düşünüyordum. Sanırım aşağılık kompleksim varmış desem yanlış olmaz. 

"Aşağılık kompleksi" kavramı kulağa çok çirkin geliyor ama aslında çirkin değil üzücü. Kendini başkalarından aşağıda hissetmek, aşağı görmek... Düşünsenize bir insan ne yaparsa yapsın istediği gibi olamayacağına, eksik kalacağına inanıyor. Gerçekten yıpratıcı ve üzücü bir şey. Şansıma ben bu durumu birkaç yıl önce aştım. 

Kadınların jean pantolon - blazer - stiletto kombinine bayılırım. Boyum uzun olduğu için hiç topuklu ayakkabı giymiyorum. Önceleri ihtiyacım yoktu; giymeyince de hiç alışamadım. Arada denesem bile çok rahatsız edici oluyor. Yine uzun boylu, geniş omuzlu ve kısa saçlı olduğum için blazer ceket ile de kendimi erkeksi hissediyordum. Bu yüzden bayılsam da jean - blazer kombini giymezdim. Sonra bir gün bu durumu anlattığım bir arkadaşım "Ya deli misin? Hiç de düşündüğün gibi olmuyordur, lütfen giyip gelir misin?" dedi. Ben de mecburen Jean-Blazer ve süet ayakkabı kombinimle çıktım sahalara. Tüm gün aldığım iltifatlara hâlâ şaşırıyorum :) O günden sonra içimde kalan, hiç denemediğim tüm tarzları, kombinleri deniyorum. Evet bazıları hâlâ hoş durmuyor üstümde ama bir çoğu için fikrim değişti. İşte öğrenci notları da bu konuya parmak basıyor :))


Bahsettiğim Jean - Blazer kombinim :)


Eskiden olsa böyle bir etekle hayatta dışarı çıkamaz, herkes çok komik olduğumu düşünür, deli mi bu kadın derler diye düşünürdüm. Ama şimdi okula şu etekle gidince öğrenciler deli oluyor çevremde "Eteğiniz çok güzelmiş öğretmenim demekten :)

Cumartesi'ye yeni bir şey ekleyebilirim şu an: Tam şu anda hissettiğim bütünlük ve mutluluk. Koskoca bir kompleksi yenmişim; kim ne der diye düşünmeyen, içinden geleni, kendi istediklerini yapabilen ve notlara bakılırsa fena da yapmayan bir kadına dönüşmüşüm. 

Aferin bana :D

Not: Tüm bu zaman içinde kötü anlar yok muydu? Vardı. Lanet okuduğum anlar bile vardı ama konumuz onlar değil. Onlara odaklanmadan unutuyor, sadece iyi anlara odaklanıyorum :)

Salı, Ocak 16, 2024

Mutluluk Nedir?

Mutluluk 1 haftadır duş alamayan birinin sonunda duş alabilmesi ve tertemiz çarşafın, yumuşacık yorganın içine kendini bırakabilmesidir bazen. Ağrısız, sızısız geçen bir gecedir; karnı doymuş bir çocuktur; sevdiğinin iyi haberini almış sevgilidir; kızına/oğluna sarılabilmektir... O kadar çok yerde ve o kadar farklı şekillerde var olur ki mutluluk... 

Bulmak için kaybetmemiz, kıymetini anlamak için mahrum kalmamız gerekmesi ne acı!

Sahip olduğumuz binlerce mutluluğu sırf sahibiz diye görmezden gelmemeyi, küçümsememeyi, her anın değerini bilmeyi öğrenmeliyiz. 

Elden gidince nasıl mutsuz olunacağını öğrenmek zorunda kalmamak umuduyla...

Perşembe, Nisan 27, 2023

Pazar, Nisan 09, 2023

Pembe, Eflatun, Mavi, Yeşil

 







Bugün hayatın renklerini tek tek ayırıp tadını çıkardım :) 
Her renge bir şarkı sakladım 🎶😉


Bu da bonus olsun :) 

Cumartesi, Nisan 08, 2023

Erkek vs. Kadın

Bugüne kadar konuştuğum, gördüğüm, gözlemlediğim erkekler için konuşacak olursam; erkeklerin aşk, sevgi, tutku kavramları kadınlardan oldukça farklı.

5-10-20 hatta 40 yıldır evli olan erkeklerle konuşuyorum "Ben karıma hâlâ aşığım" diyorlar; eşleriyle konuşuyorum "Seviyoruz birbirimizi tabi ki" diyorlar. Eşimle konuşuyorum, durum bizde de aynı. O, hâlâ aşık olduğunu söylüyor; ben aşk değil de sonsuz bir sevgi var diyorum.

Yaşıtım olan evli kadın arkadaşlarımla konuşuyorum, aşkın bittiği ama sevginin kaldığı konusunda hemfikiriz hepimiz. Sevginin de bittiği ilişkiler /  evlilikler komple bitiyor zaten. Bekar kadın arkadaşlarım evlilerden farklı; onlar hâlâ aşıklar sevgililerine :)) Demek "aşk"ı öldüren evlilik :p

"Aman canım, aşkmış sevgiymiş ne fark eder?" diyecek olursanız, buradan varacağım başka bir nokta var. Ben insanların birbirlerini aldatmalarına bu kavramsal - aslında duygusal - farklılığın sebep olduğunu düşünmeye başladım son zamanlarda. Şöyle ki; kadınlar eşlerini seviyor ama onlar gibi hâlâ "aşık" değiller yani her görüşte ilk kez gibi bir heyecan ve coşkulu bir tepki vermek gelmiyor içlerinden. Erkeklerse hâlâ aynı tutkuyu hissedip aynı karşılığı bekliyorlar eşlerinden. 

Kadın içinden gelmeyen coşkulu bir aşk sunamıyor. Evde aradığı "aşk"ı hissedemeyen - kendi sevgi diline aynı dilde karşılık alamayan - erkek dışarda bir yerde beklediği ilgiyi, tutkuyu görünce aklı karışıyor. Benzer bir durum kadın için de geçerli; evde eşine karşı kaybettiği coşkuyu dışarda başkasına karşı hissedebiliyor çünkü yeni bir şeyler var, bilinmezlik var, bir meydan okuma var: O yeni kişi acaba beni seviyor mu, sevmiyor mu? Böyle yaparsam, o ne yapar? Şöyle desem, o ne der? O da bu şiiri sever mi? Şu şarkıyı dinler mi? Acaba beni düşünüyor mu şu anda?...

Birlikte geçen yılların ardından kadınların merak duygusunu dürtüp tatmin edecek pek bir şey kalmıyor ilişkilerde. Erkeklerin coşkusu, arzuları, "aşk"ı çok değişmezken kadınların coşkusu azalıyor, aşk yerini sakin derin bir sevgiye bırakıyor. Erkek beklediği coşkulu karşılığı göremeyip arzularına karşılık bulamayınca giderek yeni olasılıklara açık hâle geliyor. Kadın için de durum farklı değil, her şeyiyle bildiği güvenli bir limanda yeni dalgalar oluşmayınca açık denizlere, bilinmeyene, yeni meydan okumalara bir özlem duymaya başlıyor bence. Erkek ekstra bir şey yapmasına gerek olmadan sadece varlığından mutlu olunsun, varlığı coşkuyla kutlansın, arzuları her daim karşılık bulsun istiyor; kadınsa merak etmek, merak edilmek, baştan çıkarmak, baştan çıkarılmak... 

Instagram'da viral olan bir video var. Linkini şuraya bırakayım. Videoda kadınları mutlu etmek için yapılacaklar ve erkekleri mutlu etmek için yapılacaklar anlatılmış. Kadınların listesi epeyce uzunken erkeklerin 2 tane basit beklentisi var sadece :)) Buna benzer birçok içerik var Instagram'da. Morali bozukken kadınlara nasıl davranılmalı, erkeklere nasıl davranılmalı vs. Hepsinin ortak noktası erkeklerin çok basit bir-iki şeyle mutlu olması üzerine kurulu :)) 

Kadın-erkek farklılığına bizim evden örnek verecek olursam: Evrim durup durup "Çok güzelsin!" der bana; olur olmadık yerde yakalar, sarılır, öper, dans etmek ister. Yeniyetme aşıklar gibi olan bu hallerine gülerim, gülünce gıcık olur bana ama elimde değil ne yapayım :D Ben de onu seviyorum, tabi ki hoşuma da gidiyor beni beğenmesi falan ama ilk kez görmüş gibi bir heyecana kapılmasını anlayamıyorum genel olarak :D Hani şöyle bir süsleneyim, Evrim'in aklını başından alayım, bunu giysem ne der, şunu yapsam ne olur diye düşünmeye fırsat vermiyor pek. Bir şey yapıp da elde edeceğim etkiyi hiçbir şey yapmadan alıyorum zaten :)))) Bilmiyorum sorun bendedir belki de :P

Bazen Evrim benden onunki gibi coşkulu tepkiler alamayınca üzülüyor ve onu sevmediğimi düşünüyor çünkü onun sevgi dili öyle. Seviyorsam onu her daim coşkuyla karşılamalı, her daim yakışıklı, çekici bulmalı, beni güzel bulmasından çok mutlu olmalıyım diye düşünüyor. Öyle olmayınca onu sevmediğimi sanıyor kendi sevgi diliyle düşündüğü için. Halbuki ben onu o kadar derin bir sevgiyle seviyorum ki her gün bana güzel olduğumu ya da beni çok sevdiğini söylemesine gerek yok. Zaten öyle hissettiğini biliyorum. Ben de bunca yıldır onunlaysam, onu sevdiğim için. O da bunu biliyor olmalı. İkimiz de kendi mantığımızla hareket edip kendi sevgi dilimizle karşılık bekleyince işler karışabiliyor bazen. 

Peki ne yapmak lazım? Bu konuda öneriler çeşit çeşit ama genelde en çok önerilen şey kendimize ve birbirimize planlanmış zaman ayırmak. Yani kendimiz için ayrı plan yapmak, rahatlamak, dinlenmek, arkadaşlarımızla vakit geçirmek ve sevdiğimizle birlikte vakit geçirmek için de düzenli olarak vakit ayırıp plan yapmak. 

Başkalarıyla zaman geçirmeliyiz ki birbirimize anlatacak şeyler biriksin; birbirimizle planlı zaman geçirmeliyiz ki özenelim, dikkat edelim, sevgimizi gösterelim, özen gösterildiğimizi sevildiğimizi hissedelim, hayatın hayhuyu içinde yitip gitmesin sevgimiz :) 

Biz Evrim'le her akşam Arya yattıktan  sonra birlikte bir şey izlemeye çalışıyoruz. Ayrı ayrı ve birlikte takip ettiğimiz dizilerimiz var :D Haftasonu kahvaltıda birlikte podcast ya da radyo tiyatrosu dinliyoruz. Üstüne konuşup tartışıyoruz, ben olsam şöyle yapardım diye yeni senaryolar üretiyoruz. Hafta içi mutlaka bir gün birlikte yürüyüşe çıkıyoruz. Neredeyse her akşam sarmaş dolaş durup mutfak camından günbatımınu izliyoruz 3-5 dk kıpırdamadan. Ayda en az bir kez Arya olmadan başbaşa yemeğe çıkıyoruz. Birbirimize anlatacak şeyler biriktiriyoruz, ayrı ayrı ve birlikte yeni şeyler öğrenmeyi ve üzerine konuşmayı çok seviyoruz. Mesela Evrim bu aralar balık tutmayı öğreniyor, arkadaşlarıyla balığa çıkıyor; ben de online olarak zeka oyunları kursu alıyorum. Çözemediğim soruları Evrim'e sorup o da çözemeyince yalnız değilim diye seviniyorum :D

Bizde durum böyle :) Sizde nasıl? 

Kavram karmaşasını bir nebze önlemek için şuraya bir sözlük ekleyeyim :)) 

Tamamen Kişisel Kavram Sözlüğü:

Aşk: Heyecanlı, coşkulu, kelebekli, meraktan çatlatan, ele avuca sığmayan ama eninde sonunda biten hisler bütünü :D 

Sevgi: Canını istese vereceğin ama öyle 7/24 kelebeklerin uçuşmadığı sessiz, sakin, huzurlu, sarıp sarmalayan, bir ömre belki de ötesine yayılan, hayatı anlamlı kılan his.



Perşembe, Mart 16, 2023

Küçük "an"lar...

Küçük küçük güzel "an"lar birleşip büyük  büyük mutluluklara dönüşüyor sanırım. Güneşli bir günde sahilde yürümek; yoğun bir gün sonrası arkadaşlarla oturup sohbet edip dertleşmek, gülüşmek; bir bebeği sevmek; kendi küçük bebeğinin büyüyüp koca bir kız oluşunu fark etmek; işe giderken radyoda güzel bir programa denk gelmek; iş çıkışı sevgilinin elinde kahve termosuyla sahilde seni beklemesi; çocuğun basket antrenmanı bitene dek arabada gözler kapalı müzik dinleyip stres atmak; ailecek keyifle yemek yemek; mutfak zemininde yalın ayak dans etmek; uyumadan önce yatakta anne-kız kitap okumak; çocuk uyuduktan sonra salonda sevgiliyle buluşup sarmaş dolaş film/dizi izlemek; haftasonu kahvaltıları, közlenmiş biber, kızarmış ekmek ya da tazecik, çıtır çıtır simit, herkesin sevdiği farklı peyniri birbirine zorla sevdirmeye çalıştığı ama başaramadığı anlar :) 

Ve daha bir sürü küçük "an"... 

İyi ki! 




Pazartesi, Ekim 10, 2022

Sürpriz :)

Geçen Salı'dan beri hastayım. Gece acilde iğne yapıldı; Çarşamba 2 saatlik seminer sonrası eve gelip yattım; Perşembe okula gidemedim. Cuma zar zor attım kendimi okula ama dersler bittiğinde sesim komple kısılmıştı. Hafta sonu hiç çıkmayan sesim sayesinde Evrim'in mutluluğu katlanarak arttı :p 

Bugün kısık sesle gittim okula. Tabi ki olan sesim de gitti gün sonuna dek ama günümü güzelleştiren bir sürpriz beni bekliyormuş okulda. İyi ki gitmişim :)

"Eee? Söyle de biz de öğrenelim şu sürprizi!" dediniz mi acaba :))

Dolabıma Tadelle bırakmış canım arkadaşlarımdan biri :) Tabi ki çooook mutlu oldum :) Bir küçük mutluluk yeter de artar bazen insana :) Çikolatayı gördüğüm andan beri aralıksız gülümsüyorum :)



Bu hafta her gün şube öğretmenler kurulu (ŞÖK) var okul çıkışında. Gerçi yarın 7lerin kurulu var, ben 7lere girmediğim için derslerim bitince eve gelip dinleneceğim. Çarşamba'ya kadar toparlanmalıyım. O gün nöbet, etüd ve ŞÖK bir arada combo günüm... Ama bunu şimdiden düşünmesem daha iyi :D 

Akışa güveniyorum :) Bir de dolabıma Tadelle bırakan arkadaşlara tabi :)



Avuç İçi Kadar - Fatih Erkoç


Çarşamba, Ağustos 24, 2022

Yenilik

Konsolun ayakları tamir edilince salonu yerleştirip toparladım sonunda :) Aslında bizimkine pek salon denemez. Daha çok oturma odası hatta İngilizce'de kullanıldığı üzere "living room" yani "yaşam odası" diyebiliriz :) 



Duvarlar düşündüğümden çok daha açık renk oldu. Ben üçlü koltuğa yakın bir renk seçtiğimi düşünüyordum ama duvarda hiiiç öyle olmadı. N'apalım kısmet deyip kabullendik :))

Hâlâ birkaç eksiğimiz var. Tül perdeyi geçici olarak taktım. Yenisi henüz hazır değil, gelince değiştireceğim. Duvardaki çivilerin sağlamlaştırılması gerekiyor. Sonra tablo asacağız. Bir iki ufak detay daha var ama genel olarak odanın son hali böyle :)

İçime sinen, yüzümü gülümseten bir takım ufak  detaylar :) 


Salondaki yeni avize :) 



Ön balkonun süsleri :)) 



İşler bitip de şöyle oturunca "Oh be!" diyor insan keyifle :) 


Sonuç olarak ev tertemiz, düzenli ve çok daha ferah oldu :) Mutluyuz :) 

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...