Bu haftanın konusu Mr. Kaplan'dan geldi:
"LGBT hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce bu bir hastalık mıdır? Etik açıdan nasıl olması ya da olmaması gerektiği yönünü bir tarafa bırakıp bu konuda kişisel görüşlerinizi ve bakış açınızı paylaşır mısınız?"
LGBT'nin açılışına bakarsak "Lesbian, Gay, Bisexual, Transgender / Transsexual" kelimelerine ulaşıyoruz. Son yıllarda bu kısaltma biraz daha genişleyerek LGBTIQ olarak kullanılmaya başlandı. Eklenen yeni harfler Intersex ve Queer kelimeleri için. Toplum nazarında genel olarak "eşcinsel" kelimesi ile tanımlanan kişiler aslında kendi kimlikleri ve farklar konusunda çok daha hassaslar. Kişisel fikirlerime gelecek olursak, LGBT bireylerini ve haklarını sonuna dek desteklediğimi söyleyerek başlayabilirim.
Birebir ilişkim olan 3 gay, 1 bisexual tanıdığım var. Hepsi üniversite mezunu, üçü üst düzey yönetici. İkisi cinsel kimliklerini açıkça ortaya koyuyor, yani aileleri, arkadaşları ve iş çevreleri durumu biliyor. Diğer ikisinin yakın arkadaşları biliyor ama aileleri konusunda emin değilim. Üst düzey yönetici olan ikisi ile iş hayatında tanıştım. Mağaza yöneticiliği yaptığım süreçte biri mentorum, biri de supervisorımdı. İkisine de hayranlık duyuyorum. O zaman supervisorım olan Alp Bey* daha sonra çalıştığım yabancı firmanın uluslararası yöneticilerinden biri oldu, mentorum da onun pozisyonuna yükseldi. Her ikisi de müthiş disiplinli ve başarılı kişiler.
Mentorum olan İlker Bey* daha esprili ve feminen bir kişiliğe sahipken Alp Bey baskın bir otorite figürüydü. Her ikisi ile tanışıp en ufak bir saygısızlık yapmak aklınızdan bile geçmez. Ayakları sapasağlam yere basan, başarılı, eğitimli ve bilinçli bireyler oldukları daha tanıştığımız ilk andan itibaren o kadar açıkça ortadaydı ki cinsel kimliklerini yargılamak(?!) bir yana neden acaba diye düşünmek bile aklıma gelmedi. İlerleyen zamanlarda İlker Bey'le iş dışında yaptığımız sohbetlerde durumun kendi ve Alp Bey için ne kadar zor olduğundan bahsetmişti. Haklarındaki genel ön yargıyı kırmak imkansıza yakın ve farklı cinsel kimliklere sahip olan herkes onlar kadar şanslı değil. Farklı olanlar toplumdan dışlanıyor ve çeşitli sebeplerle farklı yollara girmek zorunda kalıyorlar. İlker Bey ve Alp Bey gibi eğitimli, iş sahibi, kendi ayakları üzerinde duran kişi sayısı oldukça az. Onların bir kısmı da statülerini kaybetme korkusundan cinsel kimliklerini saklamayı tercih ediyorlar. Bu durum biriyle tanışıp stabil bir ilişki yaşama şanslarını yok ediyor. Yurt dışında gay/lesbian evliliklere sıkça rastlanırken ülkemizde bu pek mümkün değil.
"Sizce bu bir hastalık mı?" sorusunun cevabını rahatlıkla "Hayır" olarak verebilirim. Ortaokul arkadaşlarımdan biri daha o yıllardan itibaren gay olduğunu biliyor ve sahipleniyordu. Asla açık açık bu konuyu konuşmuyorduk ama bizler de biliyor ve onun içinden geldiği için böyle olduğunu kendi gözlerimizle görüyorduk. Herhangi bir istismara uğramamış, herhangi bir zorlamayla öyle olmamıştı. Gayet normal bir ailede normal bir çevrede yaşıyordu. Dersleri, ailesi, arkadaşları ve öğretmenleri ile arası gayet iyiydi. Yani onu zorla böyle bir yola iten herhangi bir şey yoktu. Sadece öyleydi işte ve bu çok normaldi. Ortada herhangi bir "hastalık" ya da "tercih" durumu yoktu. Tabi ki durum her zaman böyledir demiyorum. Kimi zaman hormonal, kimi zaman psikolojik sebepler farklı yönelimlere sebep olabilir. Ama bu yine de bir hastalık diyemeyiz bence.
Şimdiye dek hep iyi durumlardan bahsettim. Biraz da daha zor şeyler yaşayan tanıdıklarımdan bahsetmek istiyorum. Evrim'le tanıştığımız akşam partide gay bir arkadaş vardı. Sevgilisiyle beraber yaşarlarken sevgilisinin ailesi evlerini basıp sevgilisini tekme tokat götürmüşler. Başkasıyla nişanlayıp evlenmeye zorlamışlar. Yine yıllar önce travesti sevgilisi ile birlikte yaşadığı için ailesi tarafından dışlanan bir aşçıyla tanışmıştım. O yaşımda (15-16 sanırım) sevgilisini görünce aklıma ilk gelen şey Bülent Ersoy'a kardeş kadar benzediği olmuştu. Aşçı tanıdığımızı dışarda görseniz öyle bir tercih yapıp bunun arkasında duracak en son kişi olduğunu düşünebilirdiniz. İnanılmaz maço hatta kabadayı/mafya gibi biriydi. Ama tüm bunlar aslında sadece bizim zihinlerimizdeki basmakalıp önyargılardan ibaret.
Bahsettiğim örneklerin dışında kalan hayatını seks işçiliği yaparak idame ettirmek zorunda kalan bir kesim var tabi ki. Zaten toplumun en büyük tepkisinin bu kesim sebebiyle olduğunu düşünüyorum. Bülent Ersoy ve Zeki Müren gibi halk nazarında başarılı olan kişilere daha hoşgörü ile bakılırken toplum tarafından itilip kakılarak kötü yola mecbur edilmiş birçok transgender ve gay toplumca hor görülüyor. Ne ironik ki bu farklı tepkileri veren aynı toplum.
Son zamanlarda meşhur olan sosyal medya fenomenlerine bakacaksak olursak; meşhur olup zenginleştikçe ikon haline gelen kişiler önceden ailelerince bile istenmemiş ve dışlanmışlar. Oysa şimdi ailelerinin göz bebeği hatta neredeyse gurur kaynağı olmuşlar. Önceden sakladıkları durumlarını meşhur olup zenginleştikçe göğüslerini gere gere ortaya koyabiliyorlar. Bu durumu yargılamıyorum. Yıllarca ötelenmiş, zorluk yaşamış kişiler tabi ki kabul gördüklerinde bu durumun tadını çıkarmaya çalışıyorlar. Duruma bu açıdan bakınca toplumun ne kadar iki yüzlü olduğunu görebiliyoruz.
Kısacası bence farklı cinsel kimliklere/yönelimlere sahip olmak sorun değil. Asıl sorun bunun günlük hayattaki yansımaları. Yani bireylerin tavırları, tercihleri, iletişim yöntemleri, toplum içinde var olma ve kendilerini ortaya koyma şekilleri. Toplumun farklı bireylere tepkisinin asıl sebebinin bireylerin tercihlerini toplumun gözüne sokmaları, bu durumdan avantaj sağlamaya çalışmaları, farklılıkların tüm topluma yayılma korkusu olduğunu düşünüyorum. Kendini geliştiren, kendi ayakları üstünde duran, stabil ilişkiler kuran, güçlü bireyler olduktan sonra ya da kendi halinde kendi iç dünyasında var olup kimseyi rahatsız etmedikçe toplumun bu kişileri yargılama ya da hor görme eğilimi azalıyor. Bana sorarsanız koşullar ne olursa olursa herkes kendi var oluşunu ortaya koyma ve kendi kararlarına göre yaşama hakkına sahip. Sadece çoğunluktan (?!) farklı diye başka birine işkence etme, dışlama, hor görme hakkını kim veriyor ki topluma?
Son olarak Mr. Kaplan onun yazısına yaptığım yorum sonrasında hemcinsim olan birinin bana karşı farklı yönelimi olmasından korkup korkmayacağına dair sorusunu cevaplamak istiyorum. Hayır, hiç çekincem olmaz. Böyle bir durumu olağan karşılarım. Zaman zaman benim de beğendiğim güzel kadınlar oluyor ve hatta eşime de gösteriyorum :) Birinin bana karşı arkadaşlıktan ötesini hissetmesi durumunda o kişinin hemcinsim ya da karşı cins olması arasında hiçbir fark yok benim açımdan. Aşk bu ne zaman, nerede, kime vuracağını bilemeyiz sonuçta :) Ama erkek olsam belki farklı bakardım olaylara, hiç bilemiyorum tabi ki :)
Biliyorum epeyce uzun bir yazı oldu, buraya kadar sabırla okuduysanız çok teşekkürler :)
*Yazı boyunca kullandığım tüm isimler değiştirilmiştir.