Corona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Corona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Nisan 03, 2022

Çekirge

Çekirge 1-2 değil en az 10-15 kere zıplamıştı oysa...

Evrim dün işten izin alıp test vermiş, bugün sonucu pozitif çıktı :( Ben de hastayım; test verdim, sonuç yarın 3-4 gibi çıkacak. Şimdilik hafif atlatıyor gibi.

Bu hafta okulda sınav haftası; ben sınavlarımı elde hazırlamıştım. Çoğaltmadım da :( Nasıl ileteceğim hiç bilmiyorum :( Fotoğraf olarak atsam, basılınca bozulur, okunmaz hale gelir. Taratıp göndermeyi deneyeceğim son çare. Cuma'ya kadar bir çözüm bulmalıyım. 

Dün ne kadar güzeldi oysa her şey...


Funda ile deniz olmasa da sahilde güneşlenme sezonunu açmış; kahvaltımızı deniz kıyısında yapmış, güneş açınca da radyolu nostaljik pikniğimizi bol bol güneşlenerek tamamlamıştık. Sonrasında gönüllü olarak çalıştığımız Hopa Kültür ve Sanat Evi'nde çocuklarla buluştuk. Kültür Evi bünyesinde Çocuk Meclisi kurulması ve bir temsilci seçilmesi için çocuklara bilgilendirme yaptık. Ardından da çocuklarla pankek ziyafeti çektik. İşte Evrim tam o sıralarda iş yerinde rahatsızlanmış ve hastaneye geçmiş. Bana haber verdiğinde akşam olmak üzereydi. Yine öncekiler gibi negatif çıkar dedik ama... Bu kez sıçrayamadı çekirge maalesef :( Sanırım ben de pek uzağa sıçrayamayacağım bu kez :(

Neyse... Bahsetmek istediğim başka bir şey vardı aslında...

Cumartesi günü 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günüydü. Biz de okulca farkındalık uyandırmak için tshirt yaptırdık ve Cuma günü giydik. Otizm gibi hastalıklarda erken tanı ve teşhis çok önemli olduğu için toplumun farkındalığını arttırmak çok önemli bir sorumluluk. Derslerde de otizm üzerinde durup semptomlarından ve otizmli bireyler için yapabileceklerimizden bahsettik. Ne kadar çok birey bilinçlenirse bu konuda yapılacak şeyler o kadar kolaylaşacak ve yaygınlaşacaktır.


Otizm konusunda daha detaylı bilgi için bkz. Tohum Otizm Vakfı

Cumartesi, Nisan 10, 2021

Bulgursuz Bulgur Pilavı

"Hiç öyle şey olur mu?" dediğinizi duyar gibiyim. Bence de olmaz, yani bir şey olsa bile adı bugur pilavı olmaz ama işte Corona yüzünden neler olmuyor ki :D

Yemek yapmak için mutfağa geldiğimde evde tek bir soğan kaldığını gördüm ve saat 5'ti. Tek soğanı buzluktaki son taze fasulyeler için kullandım. Ama canım günlerdir şöyle bol sebzeli bulgur pilavı da istiyordu. Şansımızı deneyelim diyerek bakkala gitti Evrim ve bir torba soğanla geldi. Tam kapatırken yakalamış bakkalı. Soğanı doğrayıp kavurdum ve bulguru çıkarmak için dolabı açtım. Tahmin edin n'oldu. Evet, evde bulgur da yokmuş. Ne yapsam diye düşünürken aklıma geçenlerde dolabın derinliklerinde bulduğum bir kavanoz kinoa geldi. Ben de bulgur pilavı niyetine bol sebzeli kinoa pilavı yaptım. Tadı da gayet güzel olmuş :) 

Yasaklar depresyona sebep olabileceği gibi bazen de yaratıcı çözümler bulmaya sevk ediyor insanı :D Bakalım bitene dek daha neler göreceğiz. 



Şarkı: Ne Yapayım Şimdi Ben - Sezen Aksu

Pazar, Ocak 24, 2021

Gelenin Gideni Arattığı Yıllar

Corona olmasaydı neler yapılırdı şu tatilde...


Siz neler yapıyor olacaktınız Corona olmasaydı? 

Mevcut koşullarda neler yapıyorsunuz evde? 

Perşembe, Nisan 09, 2020

Günler Geçerken



Tanju Okan'dan dinlemek isteyenleri şöyle alayım.


Ben bu aralar Instagram'daki canlı yayınları sebebiyle Yalın'ı çok samimi ve sempatik bulduğum için bu versiyonu koydum ama dileyen tabi ki hemen altındaki linki tıklayarak orjinaline ulaşabilir.

Bugün müziğe çok ihtiyacım var. Her zamankinden daha çok! Saatlerdir klasik müzik çalıyor fonda. Normalde fanatiği değilim ama ara ara dinlediğim ve sevdiğim parçalar var. Bugünse sakinleşmek için dinliyorum. Günlerdir sakindim aslında ama...





Birkaç gün önce halamızın kayınpederi vefat etti Corona yüzünden. Bu sabah da kayınvalidesi. Henüz orta yaşların başında olan kayınbiladeri Yavuz abi, yoğun bakıma alınmıştı 2 gün önce. Şimdi onu da solunum cihazına bağlamışlar. Bu kadarı bile yeterliyken bir de en yakın arkadaşlarımdan birinin annesi başka bir şehirde yoğun bakıma alındı. Arkadaşım kaymakamlık izni ile yola çıktı annesinin yanına gitmek için. 

Kötü haberler üst üste gelince moralim iyice bozuldu. Gerçekleri inkar etme üzerine kurduğum savunma mekanizmam arıza verdi. Bugüne dek ne aldıklarımı yıkadım, ne kendimi sakındım. İlk kez ve sadece bir kez zorunlu olduktan sonra markete giderken maske taktım. Eve gelen poşetleri, kargoları her zaman olduğu gibi çıkarıp öylece kullandım. Ama... Evet işte kocaman bir AMA! Az önce netten sprey dezenfektan aldım.

Hopa'da Corona vakası yok ama İstanbul'da ve diğer büyükşehirlerde vakalar günden güne artıyor. Buraya her şey o büyük şehirlerden geliyor. Corona da oralardan gelecek. Hâlâ aldığım her şeyi 3 gün balkonda bekletip ya da çamaşır suyuyla yıkayıp kurulayıp kullanabileceğimi düşünmüyorum. Ama işte en azından şöyle bir dezenfektan sıkarım, kendimi avuturum diye aldım bir şişe sprey dezenfektan. Bir de buralarda bulamadığım ne varsa Trendyol üzerinden  Migros sanal marketten sipariş verdim. Tahmini teslimat tarihi 22 Nisan diyor ama zaten burda hiç bulamadığım için geç gelmesinin çok bir kayıp yok benim açımdan. İnternetten alışveriş yapmak da kargoculara ekstra iş yükü oluyor diye tedirgin ve üzgünüm ama şu an gerçekten ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. Burada bulamadığım ve evden çıkamadığımız bu günlerde elzem olan şeyleri istedim. Ya da şu an sadece vicdanımı kandırmaya çalışıyorum.

Bunun dışında günlerimin büyük kısmı Arya'nın ödevleri ile geçiyor.  İyi de oluyor, oyalanıyorum. Ödevler bitince biraz gitar çalıyorum. Spor yapıyorum. Her gün başka bir şey deniyorum. Bir gün Muay Thai, bir gün yoga, bir gün kickboks, bir gün HIIT... Önüme ne çıkarsa ya da o an vücudum neyi başarabilirse. Tüm bunlardan sonra bloglara bakıyorum. Bir sürü blog okuyorum. Okuduğum blogların yazarlarının takip ettiği diğer bloglara göz atıp onları da okuyorum. 




Kendi blogumu açıp yazmaya çalışıyorum ama işte olduğu kadar. Öykü yazmmayalı asırlar oldu sanki. Taslaklar birer cümlelik hiç yazılamayan öykülerle doluyor. Başlıklar ve birkaç cümle... Hâlâ kitap okuyamıyorum ama uyumak için kullanıyorum kitapları. Uykum kaçınca açıyorum bir kitap, okumamak için direk uyuyor bünyem. Eskiden kitap bitmeden gözümü kırpamazdım, şimdi gözümü kapatmak için adice kullanıyorum kitapları. Çok ilginç! İnsan denen varlık cidden çok ilginç!

Şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere...


Pazar, Mart 29, 2020

Corona Günlükleri - 15. Gün

Bugün evde kalmaya başlamamızın 15. günü. Son 2 güne kadar öyle ya da böyle dışarı çıkıyordum ama 2 gündür tamamen evdeyim. Sahiller, parklar, bahçeler spor amaçlı yürüyüş/koşu dahil tüm etkinliklere kapatıldı.

Cumartesi günleri Arhavi'de pazar kurulur - kurulurdu -. Sabah tam gitmeye niyetlenirken pazarın kurulmayacağını öğrendim. Peşine polislerin sahildeki ağaçlara olay yeri bandı sararak sahili kapattığını gördüm. Öylesine şaşırdım ki bir an ölüp bedenimi terk etmişim de polis cinayet mahalini güvenlik kordonuna alıyormuş hissiyle izledim polisleri.

Hayat kıyamet senaryolu filmlere döndü iyice. 1-2 saat önce de çocukların market, pazar gibi yerlere girişi yasaklandı. Park - bahçe yasak, sahil yasak, market yasak... Ne yapayım ben şimdi çocuğu? Ben sokakta büyüdüm, çocuk ev hapsinde! Aklıma mukayyet olmakta zorlanıyorum. Bugün kendimi geçtim, çocuklara üzülüyorum. Televizyon, ödev, oyun, yemek... İyi de nereye kadar? Havalar ısınınca ne olacak? Parkı olan sitelerde oturanlar şanslı, günde 5-10 dk da olsa çıkabilir çocuklar. Keşke bahçeli bir evde otursaydık. Ufacık, 3x5 bilemedin 5x5 bir alana bile razıyım şu an. İki koşturup biraz zıplardık en azından açık havada. Bakalım ne yapacağız ilerleyen günlerde.

Sabahları iyice geç kalkmaya başladık. Geceleri çok geç yatıyoruz. Kalktıktan sonra rutinimiz şöyle:  kahvaltı, çizgi film, ödev, yemek, oyun, çizgi film, oyun, uyku. Ödev işini Evrim'le nöbetleşe hallediyoruz: bir gün o, bir gün ben. Onlar baba-kız ödev yaparken ben de spor yapıyorum.


Bugün Muay Thai öğrenmeye başladım Instagram'daki Koç Spor Topluluğu sayfası üzerinden. Online dersi Yılmaz Calayır  veriyor. Sıfırdan başladı derse. Duruş, direk vuruş, tekme ve dirsek vuruşlarını gösterdi. Kan-ter içinde kaldım ama çok da eğlendim. Stresimi attım. Evrim üzerinde denedim öğrendiklerimi :)))) O da bana nerede yanlış yaptığımı falan gösterdi. Yumrukları omuzdan çıkarmak gerekiyormuş, dirsekten değil :D Baya yumruk, dirsek, tekme derken nefes nefese kaldım. Antrenman 1 saat sürdü. Aralarda jumping jack, makas, squat, yerinde koşu gibi hareketlerle tüm vücudu komple çalıştırmış oldum.



Spordan önce biraz gitar çalışmıştım. Gitar derslerim belirsiz bir süreliğine ertelendi tabi ki Corona yüzünden ama vazgeçmedim. Bir arkadaşımdan gitar dersi videolarını aldım. İzleyerek çalıyorum kendi kendime. Hatta yeni bir şarkı öğrendim bile. Haluk Levent'ten gidiyorum. En son "Beni Biraz Anlasana"yı öğrenmiştim, videolardan da "Hani Benim Olacaktın"ı öğrendim. Her gün az da olsa çalmaya çalışıyorum.




Corona'ya ve ondan sebep içine düştüğümüz bu ev hapsine yenik düşmemeye çalışıyorum. Yıllardır yapayım, öğreneyim dediğim ne varsa hepsini tek tek yapayım diyorum ama bakalım bu ruh halim ne kadar devam edecek. 

Akıl sağlımızı korumak için arkadaşlarımızla ve ailelerimizle iletişim halinde kalmak çok önemli bu süreçte. Çeşit çeşit yeni uygulama var. Şimdilik arkadaşlar arasında sohbet için Houseparty ve Whatsapp kullanıyoruz ama sanırım yakında online dersler için de Zoom kullanacağız.  

Günler böyle geçiyor şimdilik ama çember giderek daralıyor gibi hissediyorum ve nefes almak giderek zorlaşacak gibi geliyor. Umarım bir an önce geçer gider bu günler.




Cuma, Mart 27, 2020

Aynı Göğün Altında




Aynı göğe bakan bir avuç insandık oysa...
Yer yarıldı, gök ayrıldı
Artık güneş bile ısıtmıyor kalplerimizi

...

Üzgünüm.
Bugün bahardan, umuttan bahsedemeyeceğim

...

I'm just feeling blue...



13.Gün: Gidip Gelen Bahar ve Gitmeyen Corona

"Sosyal mesafelendirme"nin 13. günündeyiz.

Geçen gün tam da ufuk çizgisinin kızıla boyandığı anda geldiğinden emin olduğum bahar çok da kalmadan yerini yağmurlu günlere bırakarak kaçtı yine. Corona yüzünden şimdilik 5 hafta evdeyiz. Okullar -eğer açılırsa- 4 Mayıs'ta açılacak. Arya ile uzaktan eğitim maceralarımızı diğer blogda anlattım dün. Bugünse ben durumla nasıl başa çıkıyorum daha doğrusu başa çıkamıyorum onu anlatacağım biraz.

Geceleri önce feci bir uyku basıyor, uykuya yenilmeyip biraz daha oturayım diye diye uykumu kaçırırsam 3'e, 4'e kadar uyuyamıyor ve dolayısıyla da sabahları uyanamıyorum. Zaten uyansam ne olacak? Ne yapacağım sabahın köründe kalkıp? Uyandıktan sonra kahvaltı faslı ve Arya ile ödev faslı var. Bunlar bile şu an bana çok zor geliyor ama kaçacak yer yok. Bunları atlattıktan sonra kendimi internete atıyorum ve kopuyorum dünyadan. O site senin, bu sayfa benim, bakıyorum, okuyorum, yorum yazıyorum ama öykü yazamıyorum. Aklımdan hayatlar, hayaller, öyküler geçiyor ama ben birini yakalayıp yazıya dökemiyorum. Kitap da okuyamıyorum. Mr. Kaplan hislerime şu cümleleri ile tercüman olmuş adeta:
"Açıkçası bugün sudan çıkmış balık gibiyim. Kitap okumak, yazmak, film seyretmek için bir fırsat bu değerlendirmek lazım. Yok öyle olmuyor. Sanki biri silah dayamış kafama, bana bunları yaptırmak istiyor. Ya da hepsini bir anda yapmak istiyorum. Üniversitede aldığım seçmeli dersim olan psikoloji "Introduction to Human Behavior" dan öğrendiğim bir konu geliyor aklıma: Eğer birden fazla şeyi aynı anda aynı şiddette isterse insan, çakılıp kalır hiçbirini yapamaz. İşte aynı bu haldeyim şimdi ben."

Tam olarak böyle bir ruh hali içindeyim ama bugün kırdım biraz döngüyü. Kalkıp spor yaptım. Sonra da çıktım yürüyüş yaptım. Akşam da günlerdir bir türlü açıp izlemediğim gitar derslerini izlemeye başladım hatta bir şarkının ilk dörtlüğünü de çaldım. 2 aydır gitar dersi alıyorum ama Corona yüzünden ona da ara vermek zorunda kaldım. Arkadaşlarla konuşurken bir arkadaşım "Ben video ile öğrendim, sana da vereyim" dedi. Videoları alalı birkaç gün olmuştu ama bir türlü açıp da bakmamıştım. Akşam 4-5 ders izledim. Umarım yarın daha da ileri gidip günlük plan yapıp uygulamaya başlarım :)

*Şarkıları bahara ithafen söylermiş gibi dinleyelim :)


Gel günahı boynuma gel
Dur birazcık, bir ara ver
Hasretin canımı tüketti 
Bari bir gün sohbete gel




Hakkında her şeyi duymak istiyorum 
Bu aşk değil de nedir 
Aklımda hep yine görmek yine öpmek filan 
Her şeyi tek tek anlat istiyorum 
Bu aşk değil de nedir 
Aklımda hep yine görmek yine öpmek filan 



Bu aralar en çok bu şarkıyı dinliyorum. Her yazıya ekleyebilirim kusuruma bakmayın lütfen :)



Cuma, Mart 20, 2020

Ağaç Ev Sohbetleri #30 - Koronavirüs Gündemi

Bu haftanın konusu Menfi Ebru Taş'tan gelmiş: Koronavirüs Gündemi.

Corona bizim gündemimize ülke gündeminden önce girdi maalesef. Çünkü İtalya'dan Amerika'ya İngiltere'den Almanya'ya, bir sürü ülkede arkadaşımız var. Onlardaki gelişmeleri takip ederken benzer durumların bizde ne zaman ortaya çıkacağını konuşmaya başlamıştık bile. Peki şu anda ne durumdayız?

Hayatlarımız artık bir filmden sahneler gibi. Gerçeklik algım ve dengem sınırda geziyor. Ciddiye alıp depresyonun dibine vurmakla, yok sayıp her şey normalmiş gibi yaşamaya devam etmek arasında gidip geliyorum. Bu yazacaklarımdan sonra muhtemel eleştirileri tahmin edebiliyorum ama yine de yazacağım.

Biz henüz "sosyal mesafelendirme"ye riayet etmiyoruz. Hopa küçük bir yer ve yapılacak çok fazla aktivite yok. Bu yüzden burada dostluklar çok önemli ve çok güzel. Bizim de 10-12 kişilik bir yakın arkadaş grubumuz var. Eşli, çoluklu çocuklu hep bir aradayız 4 yıldır. Geçen yıl tayin olup Antalya'ya giden arkadaşlarımız birkaç gün önce buraya geldiler ve o kadar özleştik ki görüşmemek bizim için bir seçenek bile değil. Grup olarak Corona'yı tartıştık aramızda Whatsapp üzerinden ve çoğunluk olarak görüşmeye karar verdik. Aramızdan bir çift grip belirtileri gösterdikleri ve birinin kronik rahatsızlığı da olduğu için evlerinden çıkmak istemedi. Hepimiz de bu kararlarını destekledik zaten.

Görüşmek üzere uzlaşan ekiple Salı sabahı kahvaltı yaptık, dün gece de yine bir masanın etrafında toplanıp şarkılar söyledik, hasret giderdik ve bir an hepimiz birbirimize bakıp şu an burada gitsek hiç üzülmeyiz dedik aynı anda. Aramızda bir anlaşma yaptık: ekipçe başka kimse ile görüşmüyoruz. Kendi aramızda görüşünce de öpüşüp koklaşmıyoruz. Tabi ki bu yeterli demek istemiyorum asla. Ama biz durumu etraflıca konuştuk ve bu yolda anlaştık. Başka türlüsüne hazır değiliz henüz. Buluştuğumuzda video çekip neler hissettiğimizi, bugünleri nasıl geçirdiğimizi kayıt altına alıyoruz ileride çocuklarımıza, torunlarımıza izletmek için. Genel olarak ortak fikrimiz bu virüsten kaçamayacağımız yönünde. Yani öyle ya da böyle yakalanacağız ama umarım zor da olsa atlatıp hayatlarımıza devam edeceğiz.

Biliyorum çok tedbirsiz hatta çok sorumsuzca davrandığımızı düşünenler olacak. En iyi ihtimalle fazla iyimser yaklaştığımızı, daha mantıklı davranmamızı söyleyeceksiniz. Sadece kendinizi değil, toplumu da tehlikeye atıyorsunuz diyenler de olabilir. Mümkün oldukça dışarıdan kişilerle temastan kaçınıyoruz. Zaten mevcut koşullarda herkes herkesin kişisel alanlarına ve kararlarına fazlasıyla saygı gösteriyor. Tüm bunları konuştuk. Birbirimize şu soruları sorduk: Hayatın neyi cazip, değerli olan ne, yaşamaya değen anlar neler? Cevaplar: Hayat mutlu olduğumuz anlar kadar değerli, hayat sevdiklerimizle güzel, hayatı yaşanmaya değer kılan anlar hep sevdiklerimizle birlikte olduğumuz anlar. Bunlardan feragat etmeye hazır değiliz. "Bir zahmet dişinizi sıkın, bu virüs derdi / riski / tehlikesi geçince görüşürsünüz." diyecek olanlara bir şey sormak istiyorum:

Şu hayatta neyin garantisi var? Kim biliyor yarına çıkıp çıkmayacağını? 3 gün görüşmeyelim derken bir daha hiç görüşememe riskini nasıl alabiliriz göze?

Demem o ki Corona'nın bizdeki etkileri çok derin aslında. Sevdiklerimizi ne kadar çok sevdiğimizin farkına varıp daha yakın olmak istiyoruz. Hayatın ailemizle, dostlarımızla, sevdiklerimizle güzel olduğunu iliklerimize kadar hissediyor ve bakışlarımızla, sözlerimizle, endişeyle "Nasılsın?" diyen seslerimizle ölçüyoruz olasılıkların ağırlığını. Öyle 2 haftalık bir "sosyal mesafelendirme" ile çözülebilecek bir sorun değil bizce bu durum. Daha ağır sonuçlara da içten içe hazırlanıyoruz.

Mevcut mesafelendirme uygulamasının bir sonraki adımda ciddi bir ev hapsine dönüşebilme olasılığını göz ardı etmemek lazım. Henüz fırsat varken yaşamı değerli kılan anlardan nasibimizi almaya çalışıyoruz. Hepimiz kocaman insanlarız, risklerin farkındayız. Evde kalana, tüm tedbirleri alana saygı duyuyoruz hepimiz. Biz de mümkün olan, elimizden gelen tedbirleri alıyoruz ve grup dışındaki kişilerle temas kurmamaya özen gösteriyoruz. Şimdilik herhangi bir semptom gösteren yok aramızda. Umarım böyle de devam eder.





Bahardan, çiçekten, böcekten, kedilerden bahsetmemiz gereken şu günlerde Corona'dan bahsetmek... Umarım bahar bitmeden yakalarız ucundan.

Bir de şuraya 3 tane film önerisi bırakmak istiyorum. Filmlerin aklıma gelme sebepleri Momentos ve Deep'e teşekkürler :)

Sefertası
A Hologram For The King
Terminal

Tom Hanks'e sevgimizi evrene bırakırsak hep birlikte eminim iletir bir şekilde :)

Salı, Mart 17, 2020

Corona Günlükleri ve TEDx Talks

Resmi olarak Cumartesi gününden itibaren "sosyal mesafelendirme" -karantina değil- uygulamasına başlandı. Bugün 6.gün. Hafta sonu rutin hayatlarımızda halihazırda tatil olduğu için nispeten kolaydı. Ama dün ve bugün daha ağır sanki. Malum okullar kapalı yani full time evdeyiz Arya ile (blogu takip edenlerin bildiği üzere İngilizce öğretmeniyim.) Peki nasıl geçiyor günler? 

Sabahları geç kalkıyoruz. Yatak keyfi, kahvaltı, çizgi film derken öğleden sonra oluyor. 3-4 gibi ödev yapıyoruz ki en büyük zorluğu bu kısımda yaşıyoruz. Normalde ödevlerini okul çıkışı etütte yaptığı için evde ödev yapma alışkanlığı yok maalesef. O yapmak istemiyor, ben de yaptırmakla uğraşmak istemiyorum ama elimiz mahkum yapıyoruz. Ödev bitince oyun oynuyoruz. Bu ara yeni favorimiz mangala. Onun dışında resim yapıyor, lego oynuyor, çizgi film izliyor. Ben de çok çok az kitap okuyorum, belki bir sayfa belki iki; bloglara bakıyorum, yarım bıraktığım öyküleri bitirmeye çalışıyorum, belki bir paragraf belki iki... Müzik dinliyorum, radyodan şarkı tutuyorum, yemek pişiriyorum, sütlü kahve - kuru yemiş keyfi yapıyorum, bol bol Instagram'da ve Whatsapp'te vakit öldürüyorum.

Eve kapandığımız bu süreç film ve diziler olmasa çok daha zor olurdu sanırım.  Sevdiğim filmleri izliyorum tekrar. Netflix'teki dizilere bakıyorum. Bazıları iyi, bazıları vasat. Dizilerden sıkılınca YouTube'a dalıyorum. TEDx konuşmalarına bakıyorum. Evrim'le birlikte dinliyoruz bazen. Bugün ilişkilerle ve evlilikle ilgili iki konuşma dinledik. Aşağıya bırakıyorum.



Evrim bu videoyu çok beğenmedi. Sebebi kadının "Ben her şeyi yaşadım, gördüm, ben biliyorum. Bu böyle, o öyle" gibi bir tavırla konuşması. "Her kesin algısı başka, evliliğe, aşka bakışı farklı ama kadın olayı çözmüş gibi konuşuyor." diyerek tavır aldı kadına Evrim hafiften :) Kadının tavrı biraz "bilmişlik" barındırsa da ben söylediği bazı şeylere katılıyorum.



İzlediğimiz ikinci videoyu ikimiz de beğendik. Bir sürü cümleyi not almak istedim izlerken. Hep düşündüğüm ama net şekilde bir cümleye bağlamadığım düşüncelerimi dile getirmiş Psikiyatrist Mehmet Sungur :) 

"Aşk bir görme kusuru ise evlilik de onun tedavisidir. Çünkü evlendiğiniz zaman hayal edileni değil, elinizde olanı görürsünüz. Aşk hayal edilenle gerçek arasındaki fark, fark edilinceye dek geçen zamandır."

"Aşk başınızı döndürür, sevgi dünyayı."

"Aşk bir ihtiyaç, sevgi bir sanat?"

"Aşk bulunan bir şey, sevgi özenle büyütülüp geliştirilen bir şey."

"Aşk: Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var. Sevgi: Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum."

"Aşk yakıcıdır, sevgi ısıtıcı."

"Aşk coşkulu, sevgi dingin...."

Böyle bir sürü tespit var videoda. Bir de sonlara doğru affetmekle ilgili çok güzel tespitler var. Sadece sadakatsizlik olarak bakmamalı bence. Geçmişte yaşanılan her şey için geçerli affetmek. Yola devam etmek için, geçmişi değil geleceği kurtarmak için affetmek gerekli. 

"Affetmek geçmişi değil, geleceği değiştirmek için yapılan bir işlemdir."

Sungur'un söylediklerinin çoğuna katılsam da pek katılmadığım fikirleri de var: 

"Aşk bittiğinde aşkın yerine gelecek olan duygunun en az aşk kadar doyurucu olduğunu bilseydik "Aşk ne zaman biter?" sorusu hâlâ bu kadar önemli olur muydu?"

Aşk ve sevgi birbirinden çok farklı iki olgu, çok farklı iki his. Biri diğerinin yerini, boşluğunu dolduramaz bence. Tabi ki aşk bitip yerini sevgi alınca o sevgi sonsuza dek sürebilir. Ama aşkın yeri, coşkusu, heyecanı, acısı, sancısı, tekinsiz sularda yüzme hissi ayrı, sevginin yeri, yüceliği, dinginliği, güvenli limanlarda dinlenme huzuru apayrı.

Aşktan bahsedip şarkılara uğramadan olmaz :) 




Dipnot: Bir de bir şarkıda şöyle diyordu: "Seni öpüyor gibi bi'şey şarkı söylemek"


Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...