İlham etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlham etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Şubat 13, 2025

Çok Acayip #2

Başlamadan önce uyarayım: Uzun bir yazı bekliyor sizi ama başlayınca bir çırpıda okunur olmasını umut ediyorum 😅

Bir önceki yazımda gördüğüm rüyadan ve onu gerçeğe taşımak istediğimden bahsetmiştim. Şimdi de beni o noktaya getirdiğini sandığım süreçten / akıştan bahsedeceğim. Aslında bu akış çoooook eskiye gidiyor; ortaokul - lise yıllarıma, belki de kitap okumayı çok seven babamın ilk görüşte aşık olduğu annemi - ki o da kitap okumayı çok severdi - 3 ay yalvararak sonunda evlenmeye ikna ettiği ana kadar :)) Ama korkmayın ben o kadar geriye gitmeyeceğim :)) Birkaç gün önceye döneceğim.

Şubat'ın ilk günlerinde - tam olarak 6 Şubat'mış - blogu düzenlerken etiketlerin olduğu alandan kısa hikayeler etiketi gözüme çarptı ve tıklayıp sırayla hikayelerimi okumaya başladım. 

Okurken şaşkınlıkla karışık bir mutluluk yayıldı içime. "Bunları ben yazdım, her biri benim bir parçam ama aynı zamanda benim dışımda, başka bir şeyin parçaları gibi." diye düşündüm ve öykülerimi bir araya toplayıp yayınevlerine göndermeye karar verdim. O günden beri kitap nasıl basılır, yayınevine dosya nasıl gönderilir gibi yazılar okuyup araştırıyorum. Kitap için isim düşünüp not alıyorum. Kapak resmini düşlüyorum. Öyküler hazır olunca daha önce kitabı basılmış blogger arkadaşların da fikirlerini alıp yayınevlerine göndermeyi planlıyorum.

İşte bu araştırmalarım devam ederken Ceren'in şu yazısında kumçocuk'a verdiği cevabı okuyunca ben de gidip dinleyeyim bahsettiği bölümleri dedim. Bahsi geçen İlk Sayfası adlı podcastin Ahmet Ümit, Hakan Günday ve Ayşe Kulin bölümlerini çok önceden dinlemiştim ama beni o kadar etkilememiş sanırım ya da ben şu an hatırlamıyorum. 

Ceren'in önerdiği bölümlerde yazarlardan biri olan Nermin Yıldırım'ın "Unutma Dersleri" kitabını çok severek okumuştum ve "Unutma Beni Apartmanı" da hâli hazırda okuma listemde ama Sezgin Kaymaz'ı hiç duymamıştım. Canım Ceren'im öneriyorsa vardır bir bildiği dedim ve Spotify'ı açtım :) 

Nermin Yıldırım'ı dinlerken bazı açıklamaları beni o kadar şaşırttı ve etkiledi ki eve gelir gelmez Evrim'e anlattım hepsini. Benim de aklımdan geçtiği gibi "A sana benziyormuş!" dedi Evrim :) Bana benzediğini düşündüğümüz şeyler Nermin Yıldırım'ın kelimelerle ve sözlüklerle haşır neşir oluşu ve şu an Barcelona'da yaşıyor oluşuydu. Birisi benim çocukluğum, diğeri benim uzun süre hayalimdi... 

Nermin Yıldırım küçükken sözlükte görüp sevdiği kelimeleri kağıtlara yazıp odasının duvarlarına asarmış. Ben öyle yapmadım hiç ama daha önce bahsetmişimdir, biz Şehnaz'la koca koca sözlüklerle Scrabble oynardık ve yıllar içinde sözcük dağarcığımız o kadar genişledi ki kimsenin duymadığı kelimeleri bilir, kullanır hâle geldik :D 

Sözcük dağarcığıma katkısı olan diğer bir kişi ise babamdır. Babam kitap okumayı sevdiği kadar bulmaca çözmeyi de çok sever ve ben küçükken bana da bulmaca çözdürürdü. Bu alışkanlığım hâlâ devam ediyor. Hatta ben de Arya'ya bulmaca dergileri alıyorum :) Momentos'un "Bir Kelime" serisini de atlamadan yazayım, ondan da yeni kelimeler öğreniyorum :)

Neyse konuyu çok dağıttım, kusura bakmayın :) Nermin Yıldırım'ı dinlerken etkilendiğim şeylerden biri de yazar 9 yaşındayken yazdığı öyküleri amcasının daktiloda temize çekerek kitap haline getirip "Al, bu senin kitabın" deyişi oldu. Değer görerek, ciddiye alınarak, birey olduğu küçük yaşlardan kabul görmüş olarak büyüyen bireyler hayatta başarılı oluyor. Podcastin tamamı çok iyi. Linkini buraya bırakıyorum ve ben de Ceren gibi mutlaka dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Nermin Yıldırım'ın bölümünden sonra Ceren'in önerdiği üzere Sezgin Kaymaz'ın bölümünü dinleyecektim ama Hikmet Hükümenoğlu diye birinin bölümü başladı otomatik olarak. Ben de merak edip dinlemeye başladım. Hikmet Hükümenoğlu, sırasıyla Robert Koleji, Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi'nden mezun olmuş ve 10 yıl finans sektöründe çalışmış.  Sonra bir anda bu kadar yeter diyerek finans sektörünü bırakmış. Ne yapmak istediğine dair iki fikri varmış; biri müzik, diğeri kitap yazmak. Müziği denemiş, olmamış; yazmayı denemiş ve yazdığı ilk kitap Everest Yayınları tarafından yayınlanmış. Hikayesinin bu kadar kolay ilerlemiş olması beni kıskandırmadı desem yalan olur. 

Hikmet Bey, ilk kitabından sonra tabi ki kitap yazmaya devam etmiş; iki tane önemli edebiyat ödülü kazanmış; Mimar Sinan Üniversitesi'nde "Yaratıcı Yazarlık" dersleri vermiş. Hâlâ da yazmaya devam ediyor. Robert Koleji ve Boğaziçi Üniversitesinde okumuş olması ve iyi bir alt yapıya sahip olması onu hızlıca başarıya götüren etmenler olmuş bence. 

Podcasti dinlerken Google'dan bir araştırayım dedim ve yazarın substack hesabına ulaştım. Substack, Blogger'ın ücretli ve çok daha üst sürümü gibi bir paylaşım platformu yani başlı başına ayrı bir mevzu; onu sonra anlatayım. 

Substack'te dolaşırken karşıma bir paylaşım çıktı. Kabaca "Bir gün yaparım dediğin ne varsa bugün yapmaya başla." yazmış. Benim de içinde bulunduğum haleti ruhiyeye çok uygun olduğu için bunu da alıp cebime koydum. Spotify'a geri döndüm ve Sezgin Kaymaz'ın bölümünü dinlemeye başladım.

Sezgin Kaymaz daha önce duyduğum bir yazar değil. Kendisini şöyle anlatmış. Yıllarca hentbol antrenörlüğü yaptıktan sonra bir gece daktiloyu önüne alıyor, başlıyor yazmaya ve sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Onun da ilk kitabı yayınevinden hemen onay alıyor. Kitap basılana dek o, 3 kitap daha yazmış oluyor. Şu anda basılmış 17 kitabı var. 

Kıskanmıyoruz, çalışıyoruz, biz de başarıyoruz :))

Tüm bunların o rüya ile ne alâkası var diyorsunuz şu anda muhtemelen. Oraya geliyorum :) 

Bahsettiğim üç yazar da birbirinden çok farklı tekniklerle yazıyor. Yazdıkları tür ve hikayeler de farklı. Ama yazar olma hikayelerinin ortak noktaları var. Üçünün de sağlam bir bilgi birikimi var, üçünün de yazarlık öncesi farklı kariyerleri var; bir nokta da üçü de oturup yazmaya karar veriyor. Yıllarca edindikleri bilgi birikimlerini de kitaplarına yansıtıyorlar. Sadece kitaplarında kullandıkları epigraflarla bile başlı başına bir hikaye anlatıyorlar neredeyse.

İşte ben de tam olarak bunu istiyorum. Ben de içimden geçen, bazen delip geçen, öyküleri anlatmak, biriktirdiklerimi paylaşmak, beni besleyen sözlerle, alıntılarla - epigraflarla - kendi hikayelerimi aynı sayfalarda buluşturmak istiyorum. Bunun ilk ayağı hikayelerimi kitap haline getirmek ama bir adım sonrası yıllardır rüyalarımda izlediğim hikayeleri senaryolaştırıp başkalarına da izletebilmek.

Son günlerde aklımdan geçen mevzular böyle olunca, haliyle bilinçaltım ben uykuya geçer geçmez hünerlerini ortaya koyup büyük bir prodüksiyonla tüm kurgusu ve karakterleriyle eksiksiz hazırlanmış bir anime izletiyor bana :D Eh bana da, bilinçaltımı dinleyip "ne yapmak istiyorsam bugün başlamak" düşüyor sanırım  :)



Pazartesi, Nisan 20, 2020

16 Gün / 16 Yazı - 6. Gün - İlham Perilerim

6. Günün sorusu:

Son günlerde sana ilham veren ne okudun, izledin, gördün ya da dinledin? 
İster listele, ister tek tek anlat. Senin yaratıcılığına kalmış.

Gülümseyen fotoğrafının yanı sıra "The girl with the Curls" başlığıyla bile kalbimi ısıtan Ezgi'nin başlattığı meydan okumanın 6. gününde gelen bu soru tam yerini buldu bence. "6" benim en sevdiğim sayı. Şimdi son zamanlarda en sevdiğim ve en çok ilham aldığı 6 kişiyi / şeyi paylaşacağım.

1) Ezgi

Son günlerde yazmaya devam etmemi sağlayan en büyük şey Ezgi'nin başlattığı bu 16 gün / 16 yazı meydan okuması. Önce onun bloguna bakıp günün konusunu okuyorum sonra o ne yazmış diye bakıyorum merakla. Hep pozitif, blogu iç açıcı, gülümseyen fotoğrafı kalp ısıtıcı... Özellikle bugünkü yazısı... Fotoğraflar, renkler... Mutlaka bakın, kendinizi daha iyi hissedeceğinize garanti veriyorum. 



Ne yazsam, ne anlatsam az. Hem benziyoruz, hem çoooook başkayız. Birbirini hiç görememiş iki kardeş gibiyiz. Mesafelerin anlamı yok, kalplerimiz bir. O yazıyor, benim beynimde kalbimde fırtınalar kopuyor. Adım adım izliyorum öykülerini, vuruluyorum anlattığı  karakterlere. 

O yazıyor, ben de ilham perileri uçuşuyor. Ne zaman konuşsak ya bir öykü adı çıkıyor ortaya ya bir özlü söz düşüyor kucağıma :) 



Öyle sade, öyle güzel, öyle olduğu gibi anlatıyor ki her şeyi... Her gün ilk baktığım bloglardan birisi onunki :) Peki ben ondan nasıl ilham alıyorum? Foto-şarkı fallarına bayılıyorum ve tam isabet her seferinde o günkü ruh halime uygun sevdiğim bir şarkı geliyor şansıma. İşte o fotoğraf, o şarkı bana ilham oluyor. Ben de ara ara saklıyorum fotoğrafların arkasına o şarkılardan :)



Yazılarını ayrı, yorumlarını ayrı seviyorum. Medenice tartışmayı başaran çok az sayıdaki medeni insandan birisi o! Aynı fikirde olmak mutluluk, farklı fikirde olup tartışabilmek ayrı bir mutluluk :) Yazılarını, hayat hikayesini, Çöl çiçeğini, Korona istatistiklerini, Ağaç Ev Sohbetlerini merakla bekleyip severek okuyorum. Tüm yazıları beni düşünmeye sevk ediyor. Düşündükçe de bir sürü ilham geliyor tabi ki :)

5) Instagram - Coursera - Udemy

Corona sebebiyle evde kalmaya başladığımızdan beri günümün büyük kısmını Instagram'da geçiriyorum. Herkes canlı yayın yapıp elinden geldiğince vakit geçirmeyi eğlenceli ve faydalı hale getirmeye çalışıyor. Ben de bundan yola çıkarak ne yapabilirim diye düşünüyorum. Bir yandan da Coursera ve Udemy üzerinden online derslere katılıyorum. İkisini birleştirince ben de İngilizce anlatayım dedim ve hemen internetten bir akıllı tahta folyosu sipariş ettim. Yarın uygun bir yer seçip tahtayı hazırlayınca ilk videoyu çekmeyi planlıyorum. Bakalım umarım işe yarar bir şeyler yapabilirim.


6) Mizah 

Absürd komediden nefret ederim ama zekice yapılmış espri severim. Youtube'ta 3Y1T ve Post 42 kanalını takip ettiğimden daha önce bahsetmiştim. Ne zaman Post 42 ile soğuk savaş videosu  izlesem benim de aklıma dünyanın en soğuk, en pis şakaları hücum ediyor. Zihnim istemsizce formatlanıyor. "Ufff, pufff, çok kötü ya!" diye diye gülüyorum ve kendime geliyorum. 

Karikatür sevgim üniversiteden kalma. Hâlâ her hafta Uykusuz alıyoruz eve.  Aşağıdaki karikatürün verdiği ilhamla yeni bir öyküye başladım: "Tarihi Geçmiş Aşklar Zehirler Adamı".

Ve tabi ki müziksiz olmaz. Madem konumuz ilham, şarkı da Muse'dan gelsin o zaman.






Perşembe, Eylül 26, 2019

İlham Mim'i

Taha yeni bir Mim hazırlamış. Can'ın Mim'inin üstüne hemen cevaplayıp sonra da can dostum için minik bir bilim kurgu yazacağım inşallah :)

Gelelim sorulara:

1) Hayatınızda şikayet ettiğiniz şeyler nelerdir?

Galiba şikayet ettiğim 3 temel konu evlilik, ebeveynlik ve öğretmenlik. Linklere tıklarsanız tüm sıkıcı detaylara ulaşabilirsiniz :P Her şeye rağmen en mutlu anlarım da bu 3 temel konu sayesinde gerçekleşir :)

2) Rutine girdiğiniz fark ettiğinizde ne yaparsınız?

Yazarım. Okurum. Tekrar yazarım. Yazdıkça iyileşirim, okudukça değişirim. Değiştikçe gelişip rutinden kurtulurum. Bunlar dışında sevdiğim şeyleri yaparım. Misal alıp başımı sabahın 5'inde dağlara çıkarım, okul çıkışı sahile sandalyemi açıp arkadaşımla/eşimle kahve ya da bira keyfi yaparım. Beni anladığını ve asla yargılamayacağını bildiğim dostlarımda dertleşirim. İçimdeki sıkıntının köküne inip kuruturum. Kurutamazsam yöntem değiştirip başka şeylere odaklanırım. En olmadı, açarım müziği, oturup rahatlayana kadar ağlarım.






3) En son yaptığınız önemli değişiklik nedir?

4 yıl önce öğretmen olmak, 3 yıl önce İstanbul'dan Hopa'ya taşınmak ve son olarak 2 yıl önce araba almak. Hepsi hayatımı kökten değiştirdi :)

4) Motivasyonunuz düştüğünde sizi ayağa kaldıran, size ilham olan şey nedir?

Hımmm. Biraz zor geldi bu soru. Beni ayağa kaldıran şey "anlaşılmak". Yani teselli edilmek, tavsiye dinlemek, yargılanmak, eleştirilmek istemem öyle anlarda. Bunlar değil de, "anlaşılmak" çok önemli. Anlayan kişiyi bulup derdimi anlatınca rahatlıyorum. Blog yazma sebebim de bu aslında. Anlatmak, anlaşılmak. Bir de dışarı çıkmak hep iyi gelir bana. Deniz kıyısı olur, dağ başı olur. Yeter ki havadar olsun :)

5) Hayat mottonuz nedir?

Annemi 42 yaşındayken kaybettim. Ben 20 yaşındaydım, kardeşim 8. Uzun vadeli planlar yapmayı hiç sevmem. Para biriktirmek, hayalleri ertelemek, millet ne der diye düşünmek hiç bana göre değil. Eline fırsat geçtiği an değerlendirmeli insan.

Kısacası "Hayat kısa, başkaları ne der diye takılma! Her anın keyfini çıkarmaya, zevk almaya, içinden geldiği gibi yaşamaya bak!"

Başka Mimlerde görüşmek üzere :)))





Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...