Pazar, Şubat 07, 2010

İspanya, Barcelona, Gaudi


İspanyolca öğrenmeye başladığım günden beri en çok hayalini kurduğum şey İspanya'ya gitmek ve Gaudi'nin eserlerini görebilmek. Özellikle de La Sagrada Familia'yı gezebilmek.

Gaudi, 1852 yılında İspanya'da doğmuş ve 1926 yılında İspanya'da vefat etmiş olan çok önemli ve çok yetenekli bir mimar. Gaudi "Art Nouveau" yani Yeni Sanat akımının öncüsü ve Barcelona'daki birçok mimari şahaserin yaratıcısı.

Gaudi mimari eğitimine 1869’da başlamış ve eğitimi çeşitli sebeplerle 8 yıl kadar sürmüş. Eğitimini 1878’de tamamlayan Gaudi, “Süsleme, mimarinin kaynağıdır” diyen İngiliz düşünür John Ruskin’in teorilerinden ve Fransız mimar Eugene Viollet-le-Duc'ten etkilenmiş ve zamanla 19.yy.ın baskın tarihî stillerinin ötesine geçerek kendi stilini yaratmış.

Gaudi'nin başlıca eserleri 1883-1888 tarihlerinde yaptığı Barselona’daki Casa Vicens adlı yazlık ev, Güell Pavilyonu (1884-1887), Güell Sarayı(1886-1888), Güell Mahzeni(1895-1898), Colonia Güell Türbesi (1898-1908), fantastik Güell Parkı (1901-1914),Teresano Koleji (1888-1889), yılın binası ödülünü kazandıran Casa Celvet (1898-1900), Bellesgurad Villası (1900-1905), Casa Batllo (1904-1906) ve La Pedrera adıyla bilinen Casa Mila 'dir (1904-1906).

En ünlü eseri ise hayatını adadığı La Sagrada Familia kilisesidir. Gaudi, 1882’de F. del Villar tarafından yapımına başlanan bu kiliseyi tamamlama işini 1883’de üzerine almış ve 1908 yılından itibaren başka proje almayı bırakmış ve ölümüne kadar sadece La Sagrada Familia ile uğraşmış.

Gaudi'nin koyu bir Katolik ve sıkı bir Katalan milliyetçisi olduğu biliniyor. Bu yüzden zamanının büyük bir bölümünü La Sagrada Familia kilisesine adaması doğal karşılanmıştır.

Gaudi'nin tekniği ve eserleri hakkında daha fazlasını merak edenler için gaudidesigner sitesi çok faydalı olacaktır.

*Fotoğraflar wikipedia sitesinden, www.gaudidesigner.com ve Derek Grasman'ın sitesinden alınmıştır.

Erkekler kızlarla sadece arkadaş olabilir ama aynı erkeklerin kız arkadaşları başka erkeklerle arkadaş olamaz(?!)

şu hayatta anlayamadığım öyle çok şey var ki...

beni bilen bilir arkadaşlarımın hemen hemen hepsi erkektir. kız arkadaşlarımın sayısı bir elin parmaklarını bile geçmez. hal böyle olunca kimse beni "normal" kız (?!) statüsüne koymuyor. normal kız nasıl bir şey anlatmak uzun sürer. onun yerine benim normal statüsüne girmeyişimi inceleyelim.

genellikle kızların olduğu ortamlarda erkekler daha kontrollü davranır ve normalde olduklarından daha nazik, daha kibar olmaya çalışırlar. ama nedense ortamdaki tek kız ben olunca işler biraz değişiyor. herkes gayet rahat her türlü muhabbeti yapıyor ve bana da "sen normal kızlar gibi değilsin, sen arkadaşımız olduğun için böyle rahatız" diyorlar. yani onlar beni sadece arkadaş olarak görüyorlar. böyle rahatlar çünkü ben erkek muhabbetini seviyorum, onlara göre normal bir kız değilim ve genelde onlara onların tarzında ayak uydurabiliyorum.

buraya kadar her şey "normal". ama iş onların kız arkadaşlarının başka erkeklerle arkadaş olmasına gelince her şey birden değişiyor. "ben kız arkadaşımın başka bir erkekle (sadece normal arkadaşı olan bir erkek) aynı evde kalmasına izin vermem"den başlayıp kız arkadaşlarının bu kadar fazla erkek arkadaşı olmasına gıcık olacaklarına kadar gidiyor mevzu. bunun manasına gelince:

açıklama 1: aslında tüm erkekler kötü niyetlidir.
açıklama 2: aslında ben kız arkadaşıma güvenmiyorum.
açıklama 3: aslında benim ciddi bir özgüven sorunum var.
açıklama 4: aslında erkekler sadece çirkin buldukları kızlarla arkadaş olur, geri kalan tüm kızlar potansiyel sevgilidir. bu yüzden de kız arkadaşımı emanet edecek kadar güvenilecek hiç bir erkek yoktur.
açıklama 5: kısaca tüm erkeklerin niyeti öyle ya da böyle bozuktur.

ben erkeklerle sadece arkadaş olabiliyorum da başka kızlar yapınca mı kötü oluyor? yoksa benim yaptığım da onlara göre yanlış bir davranış ama onların kız arkadaşı olmadığım için onlara sorun olmuyor mu?

yani erkeklerle arkadaş olmak mı kötü yoksa başka kızlar erkeklerle sadece arkadaş olmayı beceremiyor mu? bence mevzu kızların erkeklerle arkadaş olup olmaması değil. sanırım erkekler sadece çekici bulmadıkları yani potansiyel görmedikleri kızlarla arkadaş olabiliyor ve bunu bildikleri için de kız arkadaşlarını diğer tüm erkeklerden kıskanıyor.

erkeklerin düşünceleri ve hareketleri bazen gerçekten tutarsız olabiliyor. tüm arkadaşlarımı çok sevmeme rağmen bazen şüpheye düşüyorum. "sen normal bir kız değilsin ki" dediklerinde sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum. içimden geldiği gibi davranıyor oluşum ve onlara ayak uyduruyor oluşum beni normal kız statüsünün dışına itiyor. yani ben normal bir kız gibi kibarlık gerektiren ve karmaşık bir yapıya sahip olan anlaşılamaz bir varlık değilim.

benimle arkadaş olmak normal ama kendi sevgililerinin benim gibi olması kötü. ben erkeklerle rahat anlaşıyorum ve onlar beni sadece arkadaşları olarak görebiliyorlar ama aynı erkeklerin kız arkadaşları başka erkeklerle arkadaş olunca rahatsızlık yaratıyor(?!). garip olan ben miyim gerçekten?

"normal" olmayışımın sebebine gelince erkeklerin benim yanımda kendilerini gereksiz yere kasmaları gerekmiyor çünkü ben yapmacık bir havadansa içlerinden geldiği gibi davranmalarını yeğliyorum. çünkü erkeklerin kendilerini kasmadan yaptıkları sohbetler gerçekten çok eğlenceli oluyor. ama her şeyin bir sınırı vardır değil mi?

artık konu "sen normal bir kız değilsin ki" noktasına geldiğinde kendimi pek de rahat hissetmiyorum. ne kadar erkek muhabbetini sevsem de sonuçta ben de bir kızım ve bazen ben de biraz daha özen gösterilmesini hak ediyorum. tamam kabul ediyorum sonuçta arkadaşlarıma bu rahatlığı ben veriyorum ama arada sırada da hatırlatmak zorunda kalmadan benim de bir kız olduğumu hatırlamaları fena olmaz yani.

Cumartesi, Şubat 06, 2010

Büyümek Tüm Dünyayı Değiştiriyor


büyümek garip bir şey. insan büyüyünce her şey değişiyor. tek bir kişinin değişmesi tüm dünyayı değiştiriyor.

biliyorum aslında değişen dünya değil büyüyen kişinin dünyaya bakışı ve görüşü. yıllarca yaşadığım, günden güne büyüdüğüm evdeyim ama öylesine yabancı hissediyorum ki kendimi. nasıl geçmiş onca yıl?

şimdi her şeye çok daha farklı bakıyorum. yıllarca kızdığım, anlam veremediğim birçok şey şimdi çok anlamlı geliyor. bugün beni "ben" yapan her şeyin temeli o günlerde kızdığım, isyan ettiğim ya da uğruna savaştığım şeyler.

tüm o yasaklar, kavgalar, bitmek bilmeyen nutuklar, tartışmalar... hepsi bir araya gelince ortaya "Rüya" çıkıyor ve ben bugün beni oluşturan parçalara kendimi yabancı hissediyorum. o zaman verdiğim tepkilere pişman oluyorum, şiddetle savunduğun şeyler şimdi yanlış geliyor. bitmeyen tartışmaları hiç başlatmamış olmayı diliyorum; yazdığım tüm günlükleri hiç yazmamış olmak, söylediğim sözleri geri almak istiyorum.

iyi ki öyle yapmışım dediklerim de var. iyi ki vazgeçmemişim, iyi ki çalışmışım, iyi ki geri dönülemez hatalar yapmamışım. ama bu "iyi ki"ler yetmiyor sanırım. büyüyünce her şey az geliyor insana.

büyüdükçe herşey farklılaşıyor. küçükken hiç umursamadığımız konular birden hayatımızın odak noktası oluyor. büyüdükçe yitiriyoruz sevme gücümüzü. giderek zorlaşıyor insanlara güvenmek ve birisini o masum çocuk kalbiyle sevmek. büyüdükçe beklentiler artıyor; çıkar ilişkileriyle sevgi birbirine karıştırılıyor.

büyüdükçe güzel şeyler de oluyor ama kargaşanın içinde fark etmek zor oluyor. büyüdükçe sevinçler de değişiyor. çocukken bir arkadaşınızı görmek, birlikte kırık dökük oyuncaklarla oynamak ya da sokaklarda koşuşturmak sizi dünyanın en mutlu çocuğu yaparken artık oyunlar yetmiyor. oynanan oyunları bile kazanma hırsı yönetiyor. büyüdükçe oynamak yetmiyor, kazanmak gerekiyor.

neyse ki her zaman böyle değil hayat ve büyümenin yükü her zaman bu kadar ağır hissetmiyor kendini. büyürken değişen beklentiler ve sorumluluklar da mutlu edebiliyor insanı. bir arkadaşınızın işe girmesi, bir diğerinin nişanlanması, 5 yıl içinde evlenmiş olacağı için şimdiden planlar yapan arkadaşınızın hevesleri, aynı sıraları paylaştığınız ilkokul arkadaşınızla çocuğunu parka götürürken rastlaşmanız... büyüyen ve değişen arkadaşlar size de ne kadar büyüdüğünüzü ve değiştiğinizi hatırlatıyor.

büyümek kaçınılmaz ve elimizde olmayan bir şey ama nasıl büyüdüğümüz ve büyüdüğümüz de nasıl biri olduğumuz bizim elimizde.

Çarşamba, Ocak 06, 2010

Blog Tanımı ve Gerçekler

"Manxcat
my blog is abt life, love, friends, fun, cooking, fashion, movies, dreams, literature, fairy tales, creativity 'n everything in my mind:) "


aslında blog açmamdaki amaç öyle bir bloga sahip olmak isteyişimdi ama...

Pazar, Ocak 03, 2010

Hedefe giden bir yol olmalı

eve çıkalı tam 7 ay olmuş.

düşünüyorum 7 ay nasıl geçti ve ben bu son 7 ayda ne yaptım.

üniversite bitince herşey bitti sanki. ne enerjim kaldı ne de bir hedefim. boş boş geçiriyorum günlerimi.

etrafımdaki herkes hayallerine erişmek için elinden geleni yapıyor. bense "armut piş, ağzıma düş" istiyorum.

Çarşamba, Aralık 23, 2009

Rüya'nın Rüyası

iki gece önce öyle bir rüya gördüm ki...

rüyam cidden acayip ilginçti ve çok fazla gerçekti. rüyamda ölmüştüm ama "ghost whisperer" dizisindeki gibi hayalet gibi dolaşıyorum ortalıkta. işin kötüsü öldüğümü de kabul etmiyorum. bir apartmana giriyorum zillere basıyorum karşılıklı kapılar açılıyor; kapıyı açan kadınlar birbirleriyle konuşuyorlar ama beni görmüyorlar bile.

sonra bir daireye giriyorum, birden bahçeli bir villada buluyorum kendimi. benim gibi bir sürü ölü insan var, beni görüyorlar ama benimle dalga geçiyorlar. "sen şimdi kendini giyinik sanıyorsun değil mi? ama değilsin çünkü aslında sen şu an çıplak bir kadavradan başka birşey değilsin!" diyor sinir bozucu bir tip.

koşarak kaçıyorum. rüyamın başındaki apartmana dönüyorum; bir daireye giriyorum -sanırım daire kendi dairem- boş boş dolanıyorum ve sonunda dayanamayıp yine kapıları çalmaya başlıyorum. kapılar açılıyor. konuşmaya çalışıyorum, hiç sesim çıkmıyor. kapıyı açan kadın o kadar boş bakıyor ki... beni görmüyor.

sonra son bir çabayla bağırıyorum tüm gücümle ama çıkan sesi kendim bile zar zor duyuyorum. yine de o anda kadının bakışları değişiyor. beni görmeye, benimle konuşmaya başlıyor. yaşadığım ferahlamayı anlatacak kelime yok.

kendi daireme dönüp dans etmeye başlıyorum ve balkona çıkıp tüm gücümle "yaşıyorum" diye bağırıyorum.

tüm gece yatakta dönüp durdum, rüya o kadar gerçekti ki kurtulmaya çalıştığım halde uyanamadım. uyandığımdaysa biraz da olsa rahatladım. ölmek mi daha kötüydü yoksa kimsenin beni görüp duymaması mı?

sanırım en kötü kısmı sesimi duyaramayışımdı. o boş bakan kadının beni görüp konuşmasına o kadar sevineceğim aklıma gelmezdi:)

neyse öyle acayip bir rüyaydı işte.

Çarşamba, Aralık 16, 2009

Laf Atma Kültürü(?!)

1-2 yıl önce Evrim'le taksim-kadıköy dolmuşuna binmiştik, kadıköy'de inmeye çalışan bir kız şoföre sesini duyuramayıp ineceği durağı geçtikten sonra duran şoföre sinirle:

"evine götürseydin bari" diye çıkışmıştı.

dolmuş şoförü aynadan kızı şöyle bir süzdü sonra da yüzünü buruşturup bombayı patlattı:

"beğensem götürürdüm belki!"

aklıma geldikçe gülüyorum:)

ilginç diyalogların yaşandığı durumlardan biri de laf atma anları.

gerçi Türklerde pek öyle güzel laf atma jargonu yok. genelde abuk sabuk cinsel göndermeler söz konusu.

en ilginçleri kalçalara atılan laflar galiba.

"bunca senedir yoğurt yerim, ben böyle kase görmedim."
"kalça değil kazan be hey maşallah."
"annesi az daha uğraşsa jennifer lopez olacakmış."


yurtdışında laf atma olayı nasıl acaba? Hürriyet gazetesinde yazdığına göre Finlandiya’da sessiz bir gecede yakışıklı bir Finli “Topuk sesleriniz beni tahrik ediyor” diye laf atmış bir Türk kızına.

türkiye'de öyle yaratıcı ya da iç gıcıklayıcı laflar pek yok. genelde atılan laflar yiyeni delirtecek türden. ama iş laf atana bakıyor aslında. bir kız bir erkeğe laf atıyorsa ne dediği önemli bile değil erkek her şekilde havaya girer.

ortaokul yıllarında dayımla çok iyi anlaşırdık; arkadaş gibi birlikte gezer tozardık. inatla dayımın koluna girip gezerdim, dayım da şakayla karışık kısmetimi kapatma derdi. hoş sanki kızların çok umrunda.

her çıktığımızda dayım en az 2-3 kızdan laf yerdi: en klasiği de "okyanus gibi gözlerin var içinde boğulabilirim." lafıydı sanırım. ben de dayanamayıp "okyanusa gerek yok bi kaşık su da yeter" derdim bunaldığım zaman.

klasik kazma türk erkeği jargonu pek de hoş değil. genelde uzun boylulara atılan laflar en can sıkıcı olanlar sanırım.

"o sütünlara temel olayım." (uzun bacakları kastediyor)
"yukarda havalar nasıl güzelim"


bugüne kadar yediğim lafların içinde ilginç olanlardan biri de İspanyolca'ydı. beyazıt'ta Derya'yla yürürken atılan "buenas chicas" (güzel kızlar) lafı beni epey şaşırtmıştı.

şu erkekler brz yaratıcı olsa da şöyle ilginç, duyanı gülümseten -rahatsız etmeyen- laflar duysak.

var mı sizi gülümseten öyle laf atmalar?

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...