Salı, Ekim 27, 2020

Diz Boyu Ne ki Zürafa Boyunu Aşan Bir Salaklık!

Bazen salaklığa doymaz insan. Rezillik diz boyu denir ya işte bazen de salaklığımız zürafa boyunu aşar. Doya doya yaşamaya çalışırken yapmaya doyamadığımız salaklıklar yaparız bazen. Kendimizi hiçe sayar, kıymetimiz bilinir sanırız. Sonrası öfke, sonrası hayal kırıklığı... 

"Hani... " diyorum kendime, "Hani insan sevmezdin sen?", "Hani çiğ süt emmişiz, her kötülük gelir elimizden!" derdin... Şimdi neden şaşkınsın ki bu kadar? Neden öfkelisin? Neden bu hayal kırıklığın? Ne zaman, nasıl bağladın insanoğluna umudunu, hayalini? 

Boşver diyorum, boşver devam et bildiğini okumaya. Sen yine bildiğin gibi yaşa; bilmeyen, anlamayan yansın kendi derdine! 

İçimde çalan, çaldıkça içimi parçalayan, beni duvardan duvara çalan bir müzik var. Keşke kaydedip şuraya bırakmak mümkün olsa. Ben bulamadım aradığım müziği, siz sevdiğiniz bir parçayı açıp öyle okuyun bu kez. 

Pazar, Ekim 25, 2020

Doya Doya... Doyabilir mi insan?

Başlık olarak "Doya Doya Yaşamak" yazacaktım ama yazarken fark ettim ki insanoğlu doyumsuz. Sevdiğimiz şeyler söz konusu olunca ne kadar çok olursa olsun yetmiyor. Sadece maddesel şeylerden bahsetmiyorum, sevdiğimiz insanla geçirdiğimiz vakitler de yetmiyor, sevdiğimiz bir şeyi yapmak - mesela yazmak - için sahip olduğumuz zaman da yetmiyor. Hep daha fazlasını istiyoruz. Biliyorum böyle olmayanlarınız vardır içinizde ama sayıca az olduğunuzu düşünüyorum :D

Sonbaharı ne kadar çok sevdiğimi anlatmıştım daha önce. Doğanın içinde kaybolmak, huzur bulmak, renklerin dansını izlemek, kuşların cıvıltısını dinlemek... Tüm bunlara doyamıyorum. Kendimi dağa taşa vuruyorum. Artvin'deki bir yürüyüş kulübüne katıldım, yakın çevredeki rotalara düzenledikleri yürüyüşlere katılıyorum haftasonları. Onlar Artvin'den geliyor, biz de arkadaşlarla Hopa'dan çıkıp yolda onlara katılıyoruz. 2 hafta önce Cankurtaran'dan Kemalpaşa'nın yukarısındaki Akdere köyüne yürüdük 25-26 km. Gerçekten çok yorucuydu ama bir o kadar da keyifliydi. Dün de Borçka Karagöl'e gittik. Araçtan indikten sonra 16 km.lik bir rotayı takip ederek gölü tepeden gören yaylalara çıltık Yol boyu manzara o kadar güzeldi ki...





Karagöl'ün yanından yukarıya doğru çıkarak yaylalara ulaştık. Yayla evlerini uzaktan görünce içimi saran mutluluğu anlatamam. O kadar doğal, o kadar samimi insanlar ki yayladakiler bizi görür görmez evlerine davet ettiler, çay ikram ettiler. Evlerinin fotoğrafını çekerken de "Dur ben de poz vereyim" diyecek kadar neşeli ve eğlenceliler.




Yayladan Karagöl'e bakmak... Hislerimi anlatacak kelimeler yok! Bıraksalar orda kalırdım tüm gün ama tabi her güzel şeyin bir sonu var. Çıktığımız gibi indik aşağıya, biraz da Karagöl'ün kenarında kalıp yürüyüşü bitirdik. 







Doğada olmak o kadar güzel, o kadar iyi geliyor ki bana keşke bu hissi birebir paylaşmak mümkün olsa... Elime geçen her fırsatta yine doğaya karışmak, doğanın bir parçası olduğumu her zerremde hissetmek istiyorum. Doymasam da doya doya içime çekmek istiyorum sevdiğim şeyleri!



Perşembe, Ekim 22, 2020

Sen Dur, Önce Ben Anlatayım

Böyle insanlar var gerçekten! Evet çok şaşırtıcı ama varlar ve kendi söylediklerini herkesinkinden önemli sanıyorlar. İlginç, hem de çok ilginç! Araştırılması gereken klinik vakalar bence!

Ya sen benim dediğimi dinlemiyor, yazdığımı okumuyorken ben niye durup seni dinleyeyim, okuyayım? 

Kimsin sen? Şu 3 günlük dünyada ne gibi bir anlamın, değerin olduğunu sanıyorsun? YOK! Senin de yok, benim de yok! Birbirimize değer verdiğimiz kadar varız ve sen bana zerre değer vermiyorken ben neden sana hak ettiğinden fazla değer vereyim? Senin zamanın kıymetli de benimki çöpe atılacak kadar boş mu sanıyorsun acaba? 

Lütfen zahmet edip ziyaret ettiğiniz sayfada yazılanları dahi okumadan sağa sola yorum yapıp "Sayfama beklerim", "Son yazımda şundan bahsettim" tarzı yorumlar bırakmayın. Sadece bana değil, arkadaşlarıma da yapmayın! Artık iyice kızıyorum, kendimi tutamayıp rencide etmeye kadar götürebilirim mevzuyu. Sonra uyarmadın demeyin!


Salı, Ekim 20, 2020

Yok

Bazı hikayelerin sonu yok gerçekten. O kadarlar, olduğu kadar. Bir bitiş anı bile yok, havada, asılı ama o kadar işte, bir harf daha yok! 

Let's toast to the ones who are not here, to the ones who have never been real!








Salı, Ekim 13, 2020

Gerçeği Bilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Yalanlar değil, gerçeklerdir elimizi kolumuzu bağlayan...

Yalan bağlamaz. Eklersin, çıkarırsın, eğersin, bükersin, katlarsın...

Ama gerçeği eğip bükemezsin. 

Ortada tüm çıplaklığıyla, öylece apaçık durur gerçek!

Tek yapabileceğin başını başka yana çevirip etrafından dolanmaktır bir süreliğine,

Ama kafanı çevirecek yer kalmadığında tökezler, gerçeklere çarpar, düşersin.

Eninde sonunda gözüne sokar Hayat gerçekleri!

Görmezden gelmek bir gram hafifletmez gerçeği bilmenin dayanılmaz ağırlığını.

Ama bazen... Bazen o ağırlık bile sıkılır gerçeklerden,

"Hadi, unut! Unut her şeyi bir anlığına!" der.

Göğse oturan öküzler otlamaya gider,

Bir nefes alırsın ki ömre bedel! 


...


Bu hafta Instagram'da karşılaştığım alıntılardan biri şöyleydi:

"Belki de mutluluk şudur: Başka bir yerde olmanız, başka bir şey yapmanız, başka biri olmanız gerekirdi duygusuna kapılmamak.

- Isaac Asimov

Arkadaşlarım bilir sıkı bir Asimov hayranıyım. Boşuna olmadığını da sık sık anlıyorum. Bu alıntıya, daha önce de bahsettiğim ve severek takip ettiğim bir Instagram hesabında rastladım. Aynı hesapta paylaşılan şu cümleler de epey düşündürdü beni:

"İnsan en az 3 kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü kişi. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayal." 

Düşünceye olduğu haliyle katılmak istesem de bazı kısımları tam oturtamıyorum kafamda. "Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen." kısmı tam sinmiyor içime ama tam reddedemiyorum da. Böyle bir kararsızlık noktası var, tam ordayım. En çok o aralıkta yaşıyoruz evet ama o kişi değiliz işte. "Kendi" olmakla yetinemeyen ama "olmak istediği kişi" olmayı da beceremeyen, o aradaki farkla boğuşan kişi olmamalıyız bence. Eğer bunu kabul edersek durum oldukça acınası insanlık için. "Kendi"mizi kabul edip hayal ürünü olmayan, tanımlarken ayaklarımızın yere sağlam basacağı "daha iyi bir ben" hedeflemeliyiz ki boş hayaller uğruna kendimizi hırpalayarak bir ömrü harcamayalım. 

Yazımı Paul Auster'dan sevdiğim  bir alıntı ile bitireyim:

"Ben 4 kişiyim: 1 ben, 2 içimdeki, 3 aynadaki, 4 kalbimdeki. Beni geç, içimdeki zaten deli, kır aynadakini, ya kalbimdeki?"

Bugünün şarkısı yazıyla alakasız olacak çünkü içimden böyle geliyor :) 


Bu şarkı nerden geldi aklına diyenler için aşağıya okulumuzun kedisi Şukufe'nin çok sevimli kızçelerinden birinin bugün çektiğim videosunu da şuraya bırakayım :)





Perşembe, Ekim 08, 2020

Hayat ve Hayati Kaptan - 11. Bölüm REVİZE***

Rıfat sözünü bitirdiğinde Hayat ne diyeceğini bilemez bir halde kaldı. Rıfat'la yıllardır çok yakın arkadaştılar ama aralarındaki ilişki asla bunun ötesine geçmemişti. Hatta lise yıllarında Hayat'ın en çok kızdığı şey aralarında arkadaşlıktan fazlası olduğuna yönelik imalardı. Şimdi anlıyordu ki Rıfat onun bu tavrından çekindiği için hislerini kendine saklamış ve onca yıl sadece arkadaş olmakla yetinmişti. Hayat ne düşüneceğini, ne diyeceğini bilmiyordu. 

- Rıfat, ben gerçekten çok şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemiyorum.

- Anlıyorum. Zaten saat de çok geç oldu ve benim yüzünden yeterince yoruldun bugün.

Yolun geri kalan kısmına sessizlik hakim oldu. Eve ulaştıklarında Rıfat iyi geceler dileyerek ayrıldı. Hayat tüm gece Rıfat'ın söyledikleri ışığında geçmişi düşünüp durdu. Rıfat'ı çok seviyordu, birlikte hep çok eğlenir, harika vakit geçirirlerdi. Rıfat yurt dışına gittiğinde Hayat onun yokluğunu derinden hissetmişti. Gelmediği yıllarda neler yaptığını hep merak etmiş, sık sık olmasa da arada sırada telefonla ve mektuplaşarak haberleşmişlerdi. Ama bu gece olanlara hiç hazır değildi Hayat. Hayati Kaptan'ı ilk kez gördüğü andaki o heyecanı Rıfat için hissetmiyordu. Belki bir zamanlar onun da içinde farklı duygular oluşmuştu ama o zamanlar sadece arkadaş oldukları gerçeğine o kadar sıkı sıkıya sarılmıştı ki Hayat... "Keşke..." diye geçirdi içinden, keşke her şey farklı olsaydı.

Hayat, Rıfat'ın ondan bir cevap bekleyeceğini biliyordu. Ertesi sabah aklında düşünceler ve soru işaretleri ile ayrıldı evden. Dalgın bir halde yürürken kafasını kaldırdığı anda Hayati Kaptan'ı buldu karşısında.

Hayati Kaptan tüm gece uyumamış, kendiyle ve içinde kopan sessiz fırtınayla hesaplaşmıştı bir kez daha. görmezden gelmeye, inkar etmeye, yok saymaya çalışsa da oradaydı işte gerçek. İlk kez gördüğü andan itibaren tek düşüncesi Hayat olmuştu. Görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir sancıydı göğsündeki. Ne yapacağını bilmiyordu. Bildikleri elini kolunu bağlıyordu. Yasemin, çocuklar, sorumluluklar...

Hayat ve Hayati Kaptan kısacık bir bakışmanın ardından selamlaşarak birlikte yürümeye başladılar.

- Günaydın.

- Günaydın.

- Yorgun görünüyorsunuz.

- Haklısınız Hayat Hanım. Zor bir gece geçirdim. Hayat... Hayat elini kolunu bağlıyor bazen insanın. 

- Bazen de biz duvarlar örüyoruz sanırım hayatın önüne. 

- Sanırım sizin için de zor bir gece olmuş. Haddim değil ama umarım Rıfat Bey sizi kıracak bir şey yapmamıştır.

Hayat, bir anlık şaşkınlıktan sonra;

- Hayır, hayır asla! Rıfat o uçarı görüntüsünün aksine çok ince ruhlu, ince düşünceli biridir. Asla beni kıracak bir şey yapmaz.

- Haddimi aştıysam mazur görün.

- Rica ederim. Kötü bir niyetiniz olmadığından eminim.


Vapur iskelesine vardıklarında Rıfat'ı iskelenin girişinde Hayat'ı beklerken buldular. Hayati Kaptan istemeyerek de olsa onları yalnız bırakarak kaptan köşküne çıktı.


- Günaydın Hayat.

- Günaydın Rıfat.

- Dün gece söylediklerimin seni şaşırttığını biliyorum ama senden bir şans istiyorum. Sadece sana kendimi anlatabilmek için. Hemen bir cevap vermek zorunda değilsin. Sadece benden uzaklaşma yeter benim için. Sen kendini hazır hissedene dek ben bir daha bu konuyu hiç açmayacağım

Hayat, Rıfat'a minnettarlıkla gülümsedi ve birlikte vapura bindiler.


*** Hikayenin sonunu çoktan yazdım ve maalesef aşırı derecede sonuç odaklı biri olduğumdan aradaki bölümleri tamamlamak için acele ediyorum ama bu şekilde hem hikayeye hem de karakterlere haksızlık olacak. Sevgili Mr. Kaplan'ın bahsettiği okura yansıyan "acelecilik" hissini ortadan kaldırmak için bu bölümü revize ettim.


*Şarkı: Seni Her Gördüğümde - Erkin Koray


Salı, Ekim 06, 2020

Acı Çağla

Bir gülüştü görmeyi umduğum 

Uzun uzadıya dalıp gidemesek de rastlaşırdı belki bakışlarımız. 

Kelimelerimiz değil, susuşlarımız...

Biliyorum

Denk düşmeyecek asla vukubuluşlarımız. 

Ayrı ayrı döküleceğiz aynı suya,

Yağmur olup başka ovalara düşeceğiz.

Ben bir kırmızı domates olacağım, 

Sen acı çağla.

Kimsenin aklına düşmeyecek bizi birbirimize katıp aynı kapta kavuşturmak.







Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...