Cuma, Nisan 30, 2021

Bir Limon, Bir Çiçek

Geçen yıl ektiğim limon çekirdeği büyüyor yavaş yavaş :) 

Şu limonu geçen sene okullar yeni kapandığı zamanlarda ekmiştik Arya ile. Zaman nasıl geçmiş! 1,5 yıldır yasaklarla, açılmalarla, kapanmalarla yaşıyoruz. "Evde kal", "Hayat eve sığar", "Maske, mesafe, temizlik"... sloganları havada uçuyor. Ama şimdi birbirimizi hiç kandırmayalım, bir çoğumuz için Hayat eve sığmıyor! 

İlk zamanlardaki en ateşli sosyal mesafe taraftarları bile artık yasakları delip sevdikleriyle, eşle dostla görüşüyor çünkü insan doğası gereği sosyalleşmeye meyilli bir varlık. Tabi ki eskisi gibi sarmaş dolaş, can ciğer, kuzu sarması modunda değil hiç kimse ama işte yine de buluşup görüşüyoruz bir şekilde. 

Tam ne güzel havalar da ısındı, park, bahçe, sahillerde mesafeli mesafeli görüşürüz artık derken tam kapanma geldi ki evlere şenlik!  Biz çoğunluğa göre oldukça şanslıyız çünkü deniz gören balkonlu bir evde yaşıyoruz. Balkonu da epeyce yeşillendirdik. 1 haftadır hep balkondayız :) 

Tüm fotolara şarkı ekledim. Bakalım ne çıkacak şansınıza :)






Dipnot: Avocado şarkısı için özür dilerim dicem ama itiraf ediyorum ki ben çok sevdim klibi ve melodiyi :)))) Nasıl da eğleniyorlar, kıskanmamak elde değil :D

Pazartesi, Nisan 26, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #88

Bu haftanın konusu geçen haftadan ilhamla ortaya çıktı aslında. Sessiz Gemi'nin izlememizi istediği video beni çok etkiledi. Videodaki konuşmacı en başta tüm izleyicilere bir kağıt dağıtılmasını istemiş ve izleyicilerden onları farklı kılan şeyleri yazmalarını istemiş. Videonun devamında farklılıklardan ve bu farklılıklar yüzünden "öteki"leştirilmekten bahsediyor. 

Şimdi ben de size sormak istiyorum:

Sizi başkalarından ayıran, sizi "ötekileştiren" bir niteliğiniz var mı ya da bugüne dek kendinizi hiç "ötekileştirilmiş" hissetiniz mi? Sizi "öteki" yapan niteliğinizin aslında sizi "özel" ve "güçlü" kıldığını farkında mısınız? 

Hiç "öteki" olmayanlar için bir soru daha eklemem gerektiğini hissettim:

"Fark etmeden sizin yaptığınız ya da yapıldığına şahit olduğunuz bir ötekileştirme hikayeniz var mı?" 

Kendi deneyimlerimden bahsetmeden önce ötekileştirmenin bir yüzünü ailem üzerinden anlatmak istiyorum. Annem ve dayım sarışın, bembeyaz tenli, yeşil gözlü ama dedem ve anneannem inadına esmer, koyu tenli, kara gözlü, kara kaşlı. Çalışmak için Almanya'ya ilk gittiklerinde evlerine polis gelmiş "Hakkınızda şikayet var, Alman çocuklar kaçırdığınızdan şüpheleniyoruz" diye. Anneannem o polisler tekrar gelip annemleri alırlar diye o kadar korkmuş ki annemleri apar topar Türkiye'ye yollamış hemen. İnsanların onlara bakıp düşündükleri ilk şeyin "Bunlar kara kuru Türkler, güzelim Alman çocukları kaçırmışlar (?!)" olması ne kadar acı! 

Toplumun genelinden farklı olmanın direk suça meyilli olmakla ilişkilendirilmesi ne kadar garip! Oysa farklılıklarımız utanmamız gereken şeyler olmanın tam aksine bizi özel kılan şeylerdir aslında. Biz bazen onları önümüzdeki engeller gibi görürüz ama tam tersine bizim için zıplama tahtası olabilirler. Yeter ki onları sahiplenelim. Videodaki gazeteci Mariana Atencio önceleri "öteki" olmasına sebep olan kökeninin, daha sonra yardım amaçlı bir açık artırma etkinliğinde açtığı dans derslerinin diğer tüm etkinliklerinden daha çok talep görmesini sağladığını anlatıyor.  Ben de birçok defa onun gibi "öteki" olduğumu hissettim ama bir noktadan sonra olumsuzlukların içindeki iyi yanları görmeyi öğrendim. 

Benim "öteki" olmamın sebebi boşanmış aile çocuğu oluşumdu. Buna bir de annemin kalıcı psikolojik rahatsızlığı da eşlik ediyordu. Çok uzatmadan anlatacak olursam toplumun "arızalılar" sınıfına kafadan yazdığı bir bileşimdi benimkisi. Tüh tüh, vah vah derken bile üzülmekten çok "Aman bizden uzak olsun, böyleleri(?!) hep arıza çıkarır" diye bakılan kategorideydim maalesef. Hatta "Annen hasta, sen de hastasındır ya da hastalanırsın"a kadar gitti bu mevzunun ucu. Hasta olmak da bir suç bizim topumumuzda.

Kendi kişisel ötekiliğimi bir kenara bırakıp yakın zamanda eşimin yaşadığı bir olumsuzluktan bahsedeceğim. İş yerinde açılan bir konu uzayıp mevzu Evrim'in inancına kadar gitmiş; o da "Ben Deistim" demiş saklamadan(?!). "Biz gayrimüslim biriyle çalışmak istemeyiz" den önceden bilinse işe bile alınmayacağına kadar gitti bu mevzu ama kimse daha öteye gidip bunu eyleme dökmedi. Açılacak davalardan, olayın büyümesinden çekinmeseler onu da yaparlardı.

Şimdi belki "Aman canım sen de! Bunlar mı seni "öteki" yapan şeyler? Hiç de öyle büyük şeyler değilmiş. Sayılmaz bile bunlar!" diyeceksiniz. Evet, Türk / Kürt / Ermeni / siyah / beyaz /  sağcı / solcu ya da eşcinsel diye ötekileştirilmedim belki ama inanın mücadele etmek zorunda kaldığım onca şeyin üstüne bunlar da beni toplumun dışına itiyor, kendimi sürekli savunmak, korumak, ispatlamak zorunda bırakıyordu. 

Ya sizinkiler?

Cumartesi, Nisan 24, 2021

Uzun Zamandır Gördüğüm En Tatlı Rüya

 Az önce uyandım ve aynı Mr. Kaplan gibi rüyamı yazmak için koşarak bilgisayar başına geçtim :)

Rüyamda genç kızım ve ailemle bir apartmanda yaşıyorum. Apartmandaki daire kapılarının ikisi bitişik, bir katta 3 ya da 4 daire var. Yan dairede Evrim bir arkadaşıyla yaşıyor. O da delikanlı çağlarında :D Arya da var rüyamda ama kızımız değil tabi ki, benim kardeşim ve işe bakın ki Evrim'i çoooook seviyor.

Evrim'le sevgiliymişiz ama bir şey olmuş ayrılmak üzereyiz sanırım. Hafta sonundayız. Odamda kitap okuyorum, Arya geliyor. "Evrim abiyi görmek istiyorum ben. Hava ne kadar güzel, hadi dışarı çıkalım beraber." diyor. "Aryacım şimdi hafta sonu ya, Evrim abin ailesinin yanına gitmiştir." diyorum ama Arya mızmızlanmaya başlayınca dışarı çıkıyoruz. Telefonla Evrim'i arıyorum, telefonu çalıyor ama Evrim açmıyor. Sonra bir bakıyorum karşıda otobüsten iniyor. Bugünkü haliyle görüyorum bir an Evrim'i, bir an sonraysa Evrim bambaşka biri. İşte rüyanın en güzel kısmı burası!

Evrim 18-20'li yaşlarında, acayip tatlı 😍 Açık gri penye bir şort, sarı tshirt, beyaz spor çorap ve spor ayakkabı giymiş. Üzerinde sanırım grili siyahlı bir kapüşonlu (ne acayip bir kelime bu) fermuarlı bir sweat var. Saçları omuzlarına kadar uzun sanırım, düzleştirmiş ve arkada tek, gevşek bir örgü yapmış. Yüzüne düşen bir perçem var. Allahııııııımmm, nasıl tatlı anlatamam görmeniz lazım :)))))  

Evrim yolda beni ilk gördüğünde hızla caddenin karşısına geçiyor, koşarak sahildeki kayaların oraya iniyor. Ben arkasından sesleniyorum: "Arıyorum açmıyorsun. Arya seni görmek istediği için aramıştım. Biz konuşmuyoruz diye Arya ile de mi konuşmayacaksın yani?" diyorum ve Evrim'in cevabını beklemeden hızla eve doğru yürüyoruz Arya ile. Sanırım Arya eve gidiyor, ben ellerim cebimde yürümeye devam ediyorum. Evrim arkamdan geliyor, elini uzatıyor omzuma dokunmak için ama son anda vazgeçiyor. Yürümeye devam ediyorum. Bir arkadaşımı arıyorum ama bulamıyorum. Tam görüyorum ama o da benden kaçıyor. Bir binaya giriyor, peşinden ben de giriyorum, içerisi inanılmaz kalabalık. Galiba mevlüt gibi bir şey var. Bina iki katlı, inanılmaz aydınlık, içeri güneş ışığı doluyor. Arkadaşımı bulmak için üst kata çıkıyorum. Arkadaşım orda ama epeyce arkalarda. Orda durmak istemediğim için çıkıyorum. Bu kez de kendimi karmakarışık bir sokakta bir sürü dönerci, pideci, börekçi dükkanı arasında buluyorum. Nereye gideceğimi tam bilemediğim anda uyandım.

Rüyam gerçekten çok ilginçti. Evrim'i ilk önce şimdiki haliyle görüyorum, demek ki mevcut haliyle aramızda bir şeyler olmuş ve ayrı düşmüşüz. Sonrasında Evrim değişmiş, zayıflamış gençleşmiş. Arya benimle ama onun yanına gidelim istiyor. Evrim, Arya'yla tabi ki görüşecek ama beni görmeye hazır değil. Elini uzatıyor ama vazgeçiyor. Ben olan biteni anlatmak için bir arkadaşımı arıyorum ama bulamıyorum. Bulunca o da benden kaçtığına göre o da bana kızgın demek ki. Sonuçta yanımda Evrim yok, arkadaşım yok, Arya yok. Rüya burada karamsarlaşıyor gibi ama öyle de değildi o anki hislerim :) 

Durduğum nokta karmaşık, hareketli, kalabalık  bir sokağın ortası. Kavşak gibi bir yerdi diyeceğim ama sokaklar daracık ve düzgün bir 4 yol ağzındansa karmaşık bir labirent gibi farklı yönlere uzanıyor. İçimde şimdi nereye gitsem hissiyle orda durup merakla etrafıma bakarken yani önümdeki yeni olasılıkları değerlendirmeye çalışırken bitti rüyam. Geldiğim yoldan geri dönüp eve gidebilir ya da yeni yerler keşfetmek için önümdeki o karmaşık yollardan birini deneyebilirdim.

Rüyamın en çok hoşuma giden anı Evrim'in 20'li yaşlarında, uzun saçlı halini gördüğüm andı. O kadar tatlıydı ki o halini fotoğraflaştırabilmeyi ve Evrim'e gösterebilmeyi çok isterdim. Yüzündeki o tatlı, masum ve hafif mahzun ifade o kadar tatlıydı ki gözümün önünden gitmiyor. Bilinçaltım kendini bu rüya ile feci açık ediyor. Yeniden genç olalım, üzerimizdeki fazla sorumluluk azalsın, birileri alsın o yükleri; gençleşelim, yeniden aşık olalım, atışalım, barışalım :)  Keşke bu rüyanın devamını görmem mümkün olsa :D



Cuma, Nisan 23, 2021

Arya ve 23 Nisan

Günlerdir 23 Nisan ile yatıp kalkılıyor bizim evde çünkü bu yıl anne-kız görevliyiz kendi okullarımızın etkinliklerinde. Arya hem okul için hazırlanan ana videoda hem de kendi sınıfının videosunda görevli. Birinde mektup okuyor, birinde şiir. Şiir videosu nispeten kolaydı ama mektup videosu için 6-7 kez video çektik. Neyse ki hallettik hepsini :) Ben de kendi okulumun online kutlama programı koordinatörü ve sunucusuyum. 

Programı belirleyip öğretmen arkadaşlarımdan yardım istedim. Kısa, sıkmayan, dinamik bir program olsun istedim. Öğrencilerin kutlama videosu, 23 Nisan resim çalışmaları ve 23 Nisan şarkısının aralarına günün anlam ve önemi konuşması ile bir adet şiir sıkıştıracağız :D Umarım program esnasında her şey yolunda gider*. Defalarca online ders yaptım ama ilk kez böyle bir program yapacağım. Heyecandan sabah 07.30'da kalktım, hazırlandım :D

23 Nisan coşkusu için şuraya bir adet Arya videosu bırakıp kaçıyorum :D


Yaşasın 23 Nisan!


*Gitmedi :( Programın sonlarına doğru sesle ilgili sorun oldu maalesef ve şarkıların sesi gitmedi katılımcılara ama n'apalım alıştık artık teknik hatalara.


Çarşamba, Nisan 21, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #87

 Bu haftanın konusu Sessiz Gemi'den:

"Dünyayı geniş bir açıdan görebildiğinizi düşünüyor musunuz? "Ötekileştirme" kavramı size ne ifade ediyor? Hümanist olmanın tam anlamını biliyor muyuz? "Normal" kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?"

Bu sorularla birlikte bir de video paylaşmış ve video ile ilgili fikirlerimizi de paylaşmamızı istemiş Sessiz Gemi. Videoyu izlemekten büyük keyif aldım. Aşağıda paylaşıyorum. TEDx videolarını ne kadar ilham verici bulduğumdan mutlaka söz etmişimdir blogta. Öğrencilerime de sürekli tavsiye ediyorum Hem İngilizcelerini geliştirmek hem de dünya görüşlerini genişletmek için.

Videonun konusu "öteki" olmak. Ne zaman ve nasıl "öteki" oluyor insan ve bu "öteki" etiketi bireyi nasıl etkiliyor? Ben oldum olası ötekileştirmeyi mantık dışı bulurum. İçine doğduğumuz hiç bir koşulu seçme şansımız yokken nasıl olup da doğduğumuz anda mecbur olduğumuz ırk, din, dil, renk, cinsiyet ya da fiziksel özelliklerimiz sebebi ile ayrımcılığa maruz kalabiliyoruz ki? Hangimiz kendi ırkını, rengini, cinsiyetini, dilini hatta dinini kendi seçti ki? Hepimiz bunların içine doğduk ve bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Amerika'da doğan birinin Meksika'da doğan birine ya da bir beyazın bir siyahiye ya da Asyalı'ya 2. sınıf insan muamelesi yapmasının ardındaki mantık nedir? Hepimiz "insan" değil miyiz? Detaylara inecek olursak hepimiz birbirimizden farklıyız tabi ki ama bu farkları hayatı güzelleştiren, çeşitlendiren şeyler olarak görüp kucaklamalıyız. 

21. yüzyılda hâlâ böyle saçma şeyleri tartışıp mantıklı olanı anlatmaya çalışmak zorunda olmamamızı çok garipsiyorum. Benim gördüğümü bir başkası nasıl göremiyor anlayamıyorum. Bir insanı ten rengi yüzünden ya da doğduğu yer yüzünden "ötekileştirmek" ne kadar trajikomik ve saçma! Mr. Kaplan yazısında "Ötekileştirmeyi bütün toplumlara sinsice kabul ve nüfuz ettiren iki önemli kurumdan biri siyaset, diğeri ise dindir." demiş. Tamamen katılıyorum. Tarihteki tüm savaşlar ve en saçma anlaşmazlıklar hep siyaset ve din yüzünden, daha doğrusu bunların altında yatan güç arzusu yüzünden olmuştur. Parçala-Böl-Yönet metoduyla insanları birbirine düşürüp çıkan kargaşa sayesinde durumdan çıkar sağlamıştır güç peşinde koşanlar. 

Maalesef bugün bizim ülkemizde de dünyanın geri kalanı gibi "öteki"leştirme kavramına örnek teşkil eden şeyler yaşanmaktadır.  Türk, Kürt, Laz, Hemşin, Ermeni, Yahudi, Müslüman, Hristiyan, Sağcı, Solcu... Herkes diğerini "öteki"leştiriyor. Farlılıklarımız hayatın renkleri olmak yerine aramıza ekilen nifak tohumlarının kaynağı oluyor maalesef. Peki bu "ötekileştime" kimin ekmeğine yağ sürüyor sizce? Hangimiz ne kazanıyoruz bu saçma tutumdan? Bu noktada milliyetçiliğin de bir çeşit ötekileştirme olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Sırf burada doğduğum için "Türklüğüm"e sahip çıkmam gerektiğini söylemek, herkesten bunu beklemek çok saçma. Almanya'da doğsam Alman, İsveç'te doğsam İsveç, Fransa'da doğsam Fransız olacaktım yahu. Neden böylesine basit gerçeklerden saçma çıkarımlara varıyoruz ki? 

Siyah, beyaz, çekik gözlü, koyu tenli, Avrupalı, Asyalı, Afrikalı, Hristiyan, Müslüman, Hindu, Yahudi, gay, trans... Ne olursa olsun karşımızdakinin "insan" olduğunu unutmamalıyız. Etiketlerin hepsi sökülüp atılınca geriye ortak payda kalıyor: "İnsanlık". İşte hümanist olmak da burda başlıyor bence. Din, dil, ırk, siyasi görüş... Bizi tanımlayan, kaçıncı sınıf insan olduğumuzu belirleyen kriterler bunlar değil, olmamalı da! Hümanizmin temelinde insanın önce kendini bilmesi esastır. Kendini bilen karşıdakini ön yargıların esiri olmadan tanıyabilir. 

Her türlü ötekileştirmeye karşıyım ama eminim ki ben de bir yerlerde, bir noktada birilerini ötekileştirdim, dışladım, itham ettim. Aynı şekilde birileri de mutlaka beni ötekileştirdi bir noktada. Maalesef insan doğası gereği bazı şeylerden ne kadar istesek de kaçamıyoruz. Ama her fırsatı değerlendirip bu konuda bilinçlenmeli ve çevremizi de bilinçlendirmeliyiz.

"Normal" kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz sorusuna gelirsek, hep aynı şeyi soruyorum kendime "Bu normal kime göre, neye göre belirleniyor?", "İnsanlığın da Greenwich meridyeni gibi bir sıfır noktası mı var acaba?" Yani kısacası gerçeklikte "normal" diye bir şey olduğunu düşünmüyorum, sözüm ona "normal" denen şey sadece toplumun dayattığı bazı kısıtlamalara birebir uyan kişi ya da durum bence. Ama hiçbirimiz bir başkasının fikrini, dayatmasını, "normal" bulduğunu yapmak ya da "normal" olmak zorunda değiliz. Herkes "kendi" olma ve kendi fikirlerini savunma hakkına sahip, tabi ki saygı çerçevesini göz önünde bulundurarak.

Yazımı videoda da yer alan ve Voltaire'e ithaf edilen şu alıntı ile bitirmek istiyorum:

"Fikirlerinize katılmıyorum ama onları söyleme hakkınızı ölümüne savunabilirim." 





Salı, Nisan 20, 2021

"An"da kalmak...

Anda kalmaya, anı yaşamaya çalışıyorum. Her an olması zor ama bir yerinden tutmak lazım hayatı. 

Günün yaşamaya değer anları:

  • Bağıra çağıra şarkı söyleyerek araba sürdüğüm anlar,
  • Bisiklete binip kendimi rüzgara bıraktığım anlar,
  • Şu Playlisti oluşturup dinlediğim anlar... 

Bu da sevdiğim başka bir playlist

Bugünlük bu kadar! 



Pazar, Nisan 18, 2021

Belki de kolektif bir acı bu bizimki...

Tezer Özlü ile tanıştığımda bir kez daha  anlamıştım yalnız olmadığımı. Benim gibi kendi içinde kendiyle boğuşan başkalarının da olduğunu... Geçenlerde Mr. Kaplan yazınca dönüp yeniden okumaya başladım Özlü'nün yazdıklarını.

Sözü Tezer Özlü'ye bırakıp bir köşeye çekiliyorum şimdi.

"Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelerde otur - artık hiçbir yerdesin."


"Nereye gitmek istiyorum ki? Nereye gidebilirim ki? Sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi? Olabileceğim bir yer kaldı mı? Hiçbir yerdeyim." 


Hayatın boyunca "kendin gibi" olman konusunda telkinler dinlersin, olacağın bir yer ararsın; en kendin olduğun haldeyse değişmen istenir."


"İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir." 


"Bilirsin, yazılmadıkça bitmeyen şeyler biriktirir kadınlar."


Biriktirmek istemiyorum. Olduğu gibi yazıp bırakmak istiyorum tüm yüklerimi ama işte "en kendin olduğun haldeyse değişmen istenir" sözü bağlıyor elimi kolumu. 


"Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altında alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için. Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim." 

Ben henüz öğrenemedim, öğrenebileceğimi de sanmıyorum pek.


"Ve bana geceler yetmiyor. Günler yetmiyor. İnsan olmak yetmiyor. Sözcükler, diller yetmiyor."

"İnsan ne denli derin düşünebiliyorsa, sevgisi o denli derindir. O denli doyumsuzdur. Ve acısı da o denli büyük."


Bir kez düşünmeye başlayınca hiçbir şey yetmiyor insana. Gece de, gündüz de, sevgiler de, hayat da...





Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...