Bazı şeyler sigara gibi, insan "İstesem bırakırım" diyor ama istemediğinden mi yoksa beceremediğinden mi bilinmez, bırak(a)mıyor. Zararlı olduğunu bile bile iyi(?!) hissetmek için kendini zehirleyip duruyor mütemadiyen.
Sigaranın zararı içenle sınırlı değil tabii, yakındakiler de zehre maruz kalıyor. İnsan kendi için olmasa sevdikleri için bırakmalı sigara gibi zehirli şeyleri.
Bugün şarkı Mirkelam'dan gelsin, "Hatıralar" ile biraz nostalji yaşayalım :)
"Her şeyin olabileceği ya da hiçbir şeyin olmayacağı, bütün ihtimallere gebe, cüretkâr, vaatkâr anlardan biriydi."
Bu cümle sevgili Handan'ın okuduğu bir kitaptan alıntı. Yazar belirli bir andan bahsetmiş ama bence her an için geçerli bu tanımlama.
Tam şu anda oturduğum salıncaktan kalkabilir ve tüm hayatımızı değiştirebilirim mesela. Tam şu anda dünyanın herhangi bir yerinde ölümsüzlüğü keşfedebilir bir bilim insanı. Tam şu anda yepyeni hayatlar başlıyor bir yerlerde mutlaka. Tam şu anda "Hayat kısa, hayallerimizi ertelemek ahmaklık" diyerek işinden istifa ediyor olabilir biri. Tam şu anda kalbinin kafesini açmış, ruhunu özgür kılıyordur belki de biri. Tam şu anda birilerinin dünyasını başına yıkılırken birilerinin başına talih kuşu konuyordur.
Bence nefes aldığımız her an sonsuz olasılığa gebe. Ama biz özel bir anın hep çok başka olacağını, o özel an gelse hissedeceğimizi sanıyoruz. Oysa her an özel aslında. Her an her şey olabilir. Tam şu anda hayatımızın kontrolünü ele alabilir ya da tam şu anda tüm kontrolü yitirebiliriz.
Evrim katılmıyor bu düşünceme. Şu anın sonsuz olasılığa gebe olmadığını, olabileceklerin sınırlı olduğunu iddia ediyor. Oysa tam şu anda söyleyeceğim bir cümle ile ömrünce aklına gelmeyen olasılıklar ile karşı karşıya kalabilir. Ama insan inkar etmeye meyilli.
İşte şu an da "Her şeyin olabileceği ama hiçbir şeyin olmadığı an"lardan birisi sadece. Şu 'an'ı doldurmak bizim elimizde. Bu yüzden oturduğum yerden kalkıp kahvemi de alıp sahile gidiyorum dışarıdaki muhteşem sonbahar güneşinin tadını çıkarmaya :)
Dipnot: İnişli çıkış hayat tahteravallisinde yukarıda olduğum günler o kadar az ki... Havalanıyorken tadını çıkarmak için her şeyi yapmaya hazırım :) İnişe geçmeden ne alsam kâr kalacak yanıma :)
Bugün Handan bana büyük bir iyilik yaptı hiç bilmeden. "Akşama ne yesek?" derdinden şıp diye ve çoook lezzetli bir çözümle kurtardı beni :))
Bugün okulda nöbetçiydim. Bahçe nöbetçisi. Hava çok soğuktu ama güneş vardı. Dışım dondu ama kalbim sonbahar güneşi ve Handan'ın yazısıyla ısınıp sıcacık oldu 🧡
Handan sarımsaklı ekmekten bahsetmiş blogunda. Okuyunca tabii ki canım çekti ve tüm gün sarımsaklı ekmekler uçuştu zihnimde. Çok da iyi oldu, gereksiz şeylere yer kalmadı :D
Akşam yemeği için sarımsaklı ekmek ve domates çorbası yapmaya karar verince alışverişe gittim ve hazır gitmişken sıcak şarap için gerekli malzemeleri de aldım :D
Alışveriş dönüşü önce şu manzaranın tadını çıkardım.
Sonra sarımsaklı ekmek ve domates çorbasının 😋
Şimdi de sırada sıcak şarap var 🤩
Blogger ve telefonum izin verirse şuraya bırakacağım onun da fotosunu 😁😁😁
Momentos'un paylaştığı şarkıyı dinliyorum 2 gündür 🤗
Merak ettim, Türkçe halini de dinleyeyim dedim. Önce Ajda Pekkan'dan dinledim sonra Renan Bilek'ten. Aşağıya her iki versiyonu da bırakıyorum.
Ajda Pekkan - Ne Tadı Var Bu Dünyanın
Renan Bilek - Ne Tadı Var Bu Dünyanın
Şarkının Türkçe sözleri hoş. Sonlara doğru bir yerde "Vazgeçtim ben bu sevgiden / Sen düştün kalbimden*" diyor şarkı. Dinlerken aklıma geçenlerde izlediğim bir TEDx konuşması geldi. Konuşmacı "aşk"ın kalpteki değil de beyindeki etkilerinden bahsediyor:
"But romantic love is much more than a cocaine high -- at least you come down from cocaine. Romantic love is an obsession, it possesses you. You lose your sense of self. You can't stop thinking about another human being. Somebody is camping in your head. As an eighth-century Japanese poet said, "My longing has no time when it ceases." And the obsession can get worse when you've been rejected."
Çevirisine bakarsak:
"Ama aşk (romantic love), kokain kafasından daha fazlasıdır - en azından kokain kafasından çıkarsınız (gerçekliğe geri dönersiniz demek istiyor :) Aşk, bir saplantıdır, sizi esir alır. Benlik algınızı kaybedersiniz. Başka bir insanı düşünmekten kendinizi alamazsınız. Biri kafanızda kamp yapar. Bir 8.yy. Japon şairinin dediği gibi "Arzumun/hasretimin dindiği bir an bile yoktur". Ve bu saplantı, reddedildiğinizde daha da kötüleşebilir."
...
"And indeed, it has all of the characteristics of addiction. You focus on the person, you obsessively think about them, you crave them, you distort reality, your willingness to take enormous risks to win this person. And it's got the three main characteristics of addiction: tolerance, you need to see them more, and more, and more; withdrawals; and last: relapse. I've got a girlfriend who's just getting over a terrible love affair. It's been about eight months, she's beginning to feel better. And she was driving along in her car the other day, and suddenly she heard a song on the car radio that reminded her of this man. Not only did the instant craving come back, but she had to pull over from the side of the road and cry. So, one thing I would like the medical community, and the legal community, and even the college community, that indeed, romantic love is one of the most addictive substances on Earth. "
"Ve aslında, aşk, bir bağımlılığın tüm karakteristik özelliklerini taşır. O kişiye odaklanırsınız, saplantılı bir şekilde onu düşünür, onu çok arzular, gerçeği çarpıtır, o kişiyi kazanmak için büyük riskler almaya hazırsınızdır. Ve bağımlılığın 3 temel ayırt edici niteliğine de sahiptir: tolerans, giderek daha çok görmeye ihtiyaç duyarsınız; gerileme ve son olarak, nüksetme. Berbat bir aşk ilişkisini yeni yeni atlatan bir kız arkadaşım var. Neredeyse 8 ay oluyor ama yeni yeni iyi hissetmeye başlıyor. Önceki gün tek başına arabasını kullanırken, radyoda ona, o adamı hatırlatan bir şarkı duymuş. Karşı konulmaz bir arzulama hissi gelmekle kalmamış, kız arabayı kenara çekmek zorunda kalmış ve ağlamış. Yani, tıp camiasına, hukuk camiasına ve hatta akademik camiaya söylemek istediğim tek şey, "Aşk"ın gerçekten yeryüzündeki en bağımlılık yapıcı maddelerden biri olduğudur."
Konuşmanın yapılan bilimsel çalışmalara dayandığını belirtmekte fayda var. Yani ellerinde somut kanıtlar var. Mr. Kaplan'ın da dediği gibi aşk bir çeşit hastalık, saplantı hatta kokain bağımlılığı gibi bir çeşit bağımlılık.
Şarkının sözlerinden yola çıkıp yine Aşk'a vardı yolum :)
Sizce aşk nerede başlar, nerede biter? Kalpten mi düşer aşıklar, beyinden mi? Beyninizde kamp yapan bir yabancı olsaydı nasıl kovalardınız? Ya da kovalamayıp bırakır mıydınız kendi haline?
Update: Evrim'in beynimde kamp yaptığı ilk zamanları hatırlıyorum. Gecem o, gündüzüm o :) Tam da videoda anlatıldığı gibi giderek daha çok görmek istiyor, ondan şüpheye düşünce geri çekiliyor ama çok geçmeden yine nüksediyordu ona olan saplantı seviyesindeki bağımlılığım. Reddedildikçe değil de görüşemedikçe daha da kötüleşiyordu halim. Sevgisinden emin olana dek böyle devam etti sanırım. Birlikte geçen 15 yılın ardından Evrim'in beynimdeki yeri ayrı, kalbimdeki yeri apayrı :) İstediğini seçip kamp kurabilir her daim :))))
Bugün Face sağolsun 12 yıl önce yazdıklarımı hatırlattı. Çocukluk hayalimi anlatmışım:
"Çarşamba günleri resmi tatil ilan edilsin herkes şimdi olduğundan 2 kat fazla çalışıp üretken olmazsa adım Rüya değil! Düşünsene 2 gün çalışıyosun 1 gün yatıyosun sonra yine 2 gün çalışıyosun. Böyle işe canım feda yani canla başla çalışırım ben."
12 yıl sonra gerçek oldu hayalim ve bu yıl Çarşamba günlerim boş, dersim yok :) Ben de sözümde duruyor ve canla başla çalışıyorum bu yıl :) Her ünite için çocuklara oyunlar ve ünite özetleri hazırlıyorum keyifle. Hafta ne ara başlayıp ne ara bitiyor fark etmiyorum bile :) Okula neşeyle gidiyorum ve tükenmişlik hissi başlamadan ara verip kendimi toplama fırsatım oluyor :) Yüzüm genelde gülüyor (bkz. Foto 1:)))