Cumartesi, Nisan 30, 2022

Ordan Burdan

Dün'e kadar Blogger'ın mobil uygulaması olduğundan bihaberdim. Öğrenince hemen indirdim şimdi uygulama üzerinden yazıyorum. Aman aman süper değil ama idare eder. 

Dün gece netleşen tatil fiyaskosu yüzünden hâlâ canım sıkkın. Evrim'le yürüyüşe çıktık güya sağlıklı yaşam için ama yarı yolda izin mevzu yüzünden tartışıp ters istikametlerde yürüdük. O sinirle 6km yürüdüm. Eve gelince de diyet listemdeki spor sonrası ara öğün alternatiflerinden birini seçip yedim az önce. 

1/2 muz, 2-3 çilek, 2 yemek kşğ. ince öğütülmüş yulaf ezmesi, 4 yemek kşğ. yoğurt ve birazcık balı karıştırıp afiyetle mideye indirdim. 

Yürümek her koşulda iyi geliyor. Hava bugün kapalı ama bahar, ağaçlardan yayılan çiçek kokularıyla "Ben burdayım!" diyor adeta.


Arya yeni kıyafetlerini denerken çektiğim fotolarını da şuraya bırakayım (Kendisine sorup paylaşmak için izin aldım :) 


Bugün de böyle işte! 

Cuma, Nisan 29, 2022

Kraldan çok kralcılık!

Bizim ülkenin genel sorunu bu: Kraldan çok kralcılık!


(by Selçuk Erdem) 


Evrim her sene Temmuz'un 2. haftası yıllık izin kullanıyordu. Bu yıl vermiyorlar izin. Neymiş? Kimse Temmuz ve Ağustos'ta izin kullanamazmış, Evrim şimdiye kadar nasıl kullanmış, hiç anlayamamışlarmış! Zaten başka da kimse o aylarda kullanmak istemiyormuş. E tamam işte herkes başka zamanda kullanmak istiyorsa bir tek Evrim'in yokluğu ile firma batmaz ya! Ama yok efendim, kural böyleymiş!

Okullar 17 Haziran'da kapanıyor ama öğretmenler 1 Temmuz'a kadar çalışmaya devam ediyor. Sene başında da okul Eylül'ün 2. haftası açılır ama öğretmenler 1 Eylül'de çalışmaya başlar. Yani Evrim Haziran'da ya da Eylül'de izin kullanınca bize bir faydası olmuyor.

"Olmuşla ölmüşse çare yok." atasözünü severim. Şu an tam yeri geldi, yazayım. 

Son tahlilde Evrim, 17 Haz. - 1 Tem. için izin talebi yaptı. Baba-kız önden gidecekler ben de seminer döneminin sonuna doğru 1-2 gün izin almayı deneyeceğim. Bakalım bu yaz bizi nasıl bir macera bekliyor. 


Bazı günler...

Bazı günler sebepsiz yere huysuz oluyorum ben. Aslında sebepsiz değil tabi ama görünürde somut bir sebep olmuyor. Bugün de o günlerden biri: Huysuzum. Fizyolojik bir sebep olmadığına göre demek ki psikolojik bir sebep var.

Acaba neden böyleyim? Şöyle bir düşünüp bugünkü huysuzluk sebebimi tespit etmeye çalışayım. 

...  

Buldum sebebi ve gerçekten çok salakça bir şey. Şimdi bulduğum bu saçma sebeple yapmam gereken tek şey onu hiçe saymak :) Peki saçma olduğunu bildiğim halde canımı sıkan bir şeyi nasıl hiçe sayabilirim? Cevap basit: Sevdiğim bir şeyi yapıp zihnimi saçmalıktan uzaklaştırarak :) Fiziksel aktiviteler beni mutlu ediyor, bu yüzden şimdi kalkıp hemen spora gideceğim :) 

Dönüşte görüşürüz 🙋🏻‍♀️


*Fotolar Salı gününden. 

Pazartesi, Nisan 25, 2022

Her Güne Bir Mutluluk

Uzun zamandır - sömestr tatilinden beri - hemen hemen her gün mutluyum :) 

Bugünün mutluluğu Arya ile sahilde bisiklet sürmek :)



Sabah kahvaltı yaparken "Bugün okuldan sonra bisiklete binelim mi? Yemeği de dışarda yeriz. Olur mu?" diye soran Arya'ya mutlulukla "Olur tabi" dedim :) Bisiklet turumuz bitti, kurt gibi acıktık. Evrim'i uyandırıp yemeğe gideceğiz :)

Herkese iyi haftalar dilerim 🙋🏻‍♀️


Pazar, Nisan 24, 2022

Bitmeyen Coşku

Bu yıl 23 Nisan coşkusunu iliklerimize kadar hissettik :) 

4 farklı etkinlik ile 2 gündür kutluyoruz 23 Nisan'ı. Kutlamalara Cuma günü okul için hazırladığım törenle başladık ve umduğumdan eğlenceli geçti :) Son dakika programa dahil olan ana sınıfı ve özel eğitim sınıfı öğrencilerimiz programı renklendirdi. 6. sınıf öğrencim Buğra bağlaması ile çok güzel iki türkü çaldı. En son okulca halka olup söylediğimiz şarkılar ve devamında oynadığımız Hemşin ve erik dalı ile bitirdik eğlenceyi :D





Okuldaki tören bitince Hopa Kültür Evi olarak meydanda düzenlediğimiz çocuk şenliğinin heyecanı başladı. Ben oyun masası standı açtım. Masa oyunları dışında çuval yarışı, halat çekme, sandalye kapmaca, kaşıkla yumurta taşıma gibi geleneksel çocuk oyunları da oynattık. Şenlikte çocuk korosu, yüz boyama standı ve takı stantları vardı. Çocukların atölyede deniz kabukları ve kurumuş ağaç parçaları ile yaptıkları takı, anahtarlık ve çanta süsleri satıldı. Toplanan para sokak hayvanlarına mama almak için kullanılacak. Sokak Hayvanları Dayanışma Derneği ile iletişime geçip kültür evinde çocuklarla buluşmalarına sağlayıp bağışları onlara teslim edeceğiz.









Tüm şenliği şurada yorgun ama mutlulukla duran 9 kadın ve  işe dönmesi gerektiği için fotoğrafta aramızda olamayan 3 kadın birlikte organize edip tamamen kendi imkanlarımızla gerçekleştirdik.

Cuma günü yorgunluktan bayılırken bitti. Bugün Arya'nın da görevli olduğu ilçe kutlaması vardı. Sabah heyecanla hazırlanıp festival alanına gittik. Arya arkadaşlarının yanına gitti, ben de kendi okulumun öğrencilerinin yanına. Gösteriler coşkulu ve çok güzeldi.






İlçe töreninden sonra arkadaşlarımızla Fındıklı'daki çocuk şenliğine gittik. Orda da mendil kapmaca, yakartop ve masa oyunları vardı. Arya ve Meloş doya doya oynadılar. Şenlik sonrası bi' yarım saatte de parkta takıldılar. Yorulup kurt gibi acıkmıştık ki Fındıklı'nın meşhur tostçusu Orme'nin fanı olduğumuz özel tostundan yiyip eve döndük. 





Eve girdiğimizde saat 6 civarıydı. 6,5 gibi uyuyakaldım sanırım ve 9 gibi Evrim aramasa sabaha kadar da uyuyabilirdim. Çok yorucu ama bir o kadar da keyifli bir 2 gündü :)



Çarşamba, Nisan 20, 2022

Ne Yaparsan Yap Aşk ile Yap

Aşağıdaki videoyu 1.40 dk.dan itibaren izleyelim ve insanın sevdiği işi yapmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görelim. Ne kadar keyif aldıkları her hallerinden belli oluyor. Aşk'la dans ediyorlar! 


Hayatta ne yapıyorsak Aşk'la yapmalıyız. Aşk'la, tutkuyla, seve seve yapılan işler diğerlerinin arasından öylesine kolay sıyrılıyor ki! Aşk'la yapılan her şeyin kendine has bir ışıltısı oluyor. Diğer yandan zorla yapılan işler de bir o kadar kasvetli, bir o kadar tek düze oluyor.

Bu yıl her alanda nasıl daha iyisini yapabilirim diye zorluyorum kendimi. Yaptığım işi severek yapınca gerçekten iyi olduğunu görüyorum. Şimdi önümde Cuma gününe yetiştirmem gereken bir 23 Nisan programı var. Bir yanım "Yap gitsin!" diyor, diğer yanım "Nasıl daha eğlenceli yapabilirim acaba?" diye çırpınıyor.

Her yıl 23 Nisan için okulda tüm gün süren yemekli, şarkılı, oyunlu bir şenlik yapıyoruz ve gerçekten çok eğlenceli oluyor ama bu yıl Ramazan sebebiyle Mayıs ayına ertelendi şenliğimiz. Bu yüzden de bocalıyorum. Çocukları, klasik, çıkıp 3-5 şiir okunulan sıkıcı bir programa maruz bırakmak gelmiyor içimden. Sıkıcı kısmı kısa tutup programı şarkılarla bitirmeyi planlıyorum.

Programda öğrenciler tek tek sahneye çıkıp başta Atatürk olmak üzere ünlü yazar ve düşünürlerin çocuklar için olan sözlerini seslendirecekler. Sonra iki öğrencimiz şiir okuyacak. Bir öğrencimiz bağlama çalıp şarkı söyleyecek ve kapanışı da müzik öğretmenimiz eşliğinde tüm okul birlikte şarkı söyleyerek yapacağız. İçimden çoooook daha eğlenceli şeyler yapmak geçiyor ama 1 ders saatine sığdırılan ayak üstü bir program ancak bu kadar oluyor.

Umarım çocuklar sıkılmaz ve o gün olması gerektiği gibi gönüllerince eğlenirler :) 

Salı, Nisan 19, 2022

Şaşkınlık ve Hayal Kırıklığı

Geçtiğimiz haftalarda Arthur C. Clarke'ın Rama serisine başlamıştım ki serinin 2. kitabını bulamayınca uzun zamandır bir köşede beni bekleyen Zülfü Livaneli kitaplarına bakayım bari diyerek Serenad'a başladım ama kelimenin tam anlamıyla şok oldum. Bambaşka bir üslup, daha derin bir hikaye, daha incelikli işlenmiş karakterler bekliyordum. Şu an elimde çok amatörce yazılmış, tutarlılık problemleri olan, edebi olarak çok zayıf, anca sahilde okumalık çerez bir kitap var.



Hikaye üniversitede çalışan bir kadının ağzından anlatılıyor ama o kadar amatörce anlatılıyor ki sanki deneyimli bir yazar değil de yoldan geçen biri yazmış gibi. Gerçekten üniversite rektörlüğünde çalışan bir kadın yazsaymış bir ihtimal daha iyi olabilirmiş diye geçiriyorum içimden okudukça. Henüz başlarındayım kitabın ama ilerisi için de pek umut göremiyorum. Bakalım. Okudukça yazıyı güncelleyeceğim.

Kitabın üslubundan sonra beni rahatsız eden ikinci şey mantık hataları / tutarsızlıklar. Örnek vermem gerekirse, Maya'nın babaannesi ile ilgili bir sır varmış; bir takım istihbaratçılar(?) Maya'yı ajanlığa ikna etmek için bu durumu kullanıp hafiften şantaj yapmaya kalkıyorlar. Bu arada Maya Hanım'ın abisi harp okulunu bitirmiş ve istihbarat subaylığı yapmış. Hâlâ da orduda görevli ve yükselmeye devam ediyor. Madem ortada babaanneleri ile ilgili şantaj için kullanılabilecek şüpheli bir durum var o zaman abi için de problem olmaz mıydı bu durum? Olmamış. Bu, kitaptaki tutarsızlıklardan sadece birisi. İlerledikçe işler iyice sarpa sarıyor. Öyle saçma şeyler oluyor ki... Maya'nın çevresindekilere ilişkileri de gerçeklikten uzak, fazlasıyla yapay. Oğluyla, abisiyle, sevgilisiyle(?) olan diyalogları o kadar sakil ve manasız ki...

Eleştirilerim konusunda yalnız mıyım acaba diye nette şöyle bir dolandım ve yalnız olmadığımı gördüm. Beni rahatsız eden şeylere başka okuyucular da parmak basmış. Aşağıya ekşisözlükten bir alıntı ve farklı yorum daha bırakayım:

"... Kitap, bir roman yazayım da şu üstü kapalı kalmış konulara değinip insanları bilgilendireyim amacıyla yazılmış. Şu konuya da değineyim, şu düşünürün şu teorisini de buraya koyayım, eğitici olayım, düşündürürken öğreteyim vs. Bütün bunlarda sorun yok aslında, sorun Livaneli'nin Maya'nın ağzından anlatırken Maya'nın gerçekliğine beni inandıramamış olması. Adını koyamıyorum ama bir olmamışlık var Maya karakterinde, Livaneli'nin konu için oldukça fazla araştırma yaptığı çok belli. Belki de bu araştırmaların arasında Maya'nin karakterini oturtmak için düşünmeye çok vakti olamamış. Sonuçta Maya'ya gerekli önem verilmemiş. E bütün hadiseyi de Maya anlattığı için bende roman değil de bir öğreti hissiyatı uyandırdı... "

https://eksisozluk.com/entry/31173750

Katıldığım diğer bir yorum:

"... Erkek yazarların kadın karakterin ağzından hikaye yazmaması gerek, Murathan Mungan hariç (yüksek topuklarda anlatılan kadın, benden daha kadındı, hiç tartışmam). Kürşat Başar'ın Başucumda Müzik'inde de var aynı sorun, bunda da. Bir kadının takılacağı, deşeceği, sorgulayacağı ve dikkat edeceği şeyler farklıdır, bir erkekle prensip olarak aynı şeylere takılsa da takılma süresi, üzerinde durma süresi farklıdır. İnandırıcılıktan uzaklaştıran da bu zaten... "

https://eksisozluk.com/entry/37362674

Kitabın üslubu, üzerinde çok durulmadan, bir erkek tarafından çalakalem yazılmış bir kadın karakterin ağzından anlatılması sebebiyle oldukça yavan kalmış maalesef. Yukarıdaki üç farklı yorum okurken hissettiklerimi yansıtıyor diyebilirim. Kitap hayli uzun ve ben bir ümit bir yerlerde bir kırılma olur ve toparlanır diye sonuna dek okudum. Toparlanmadı. 

Kısacası daha önce hiç Zülfi Livaneli kitabı okumadıysanız bu kitapla başlamayın. Belki daha iyi kitapları vardır. 

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...