Bugün de böyle 🥳💃🏻🧿
"I don't really, really wanna fight anymoreI don't really, really wanna fake it no more"
(Artık gerçekten tartışmak/karşı koymak istemiyorum
Artık gerçekten numara yapmak yapmak istemiyorum)
Bugün de böyle 🥳💃🏻🧿
"I don't really, really wanna fight anymore
I don't really, really wanna fake it no more"
(Artık gerçekten tartışmak/karşı koymak istemiyorum
Artık gerçekten numara yapmak yapmak istemiyorum)
"Sanki bir film karakteri gibi, bir filmin içinden çıkmış gibisiniz."
Geçtiğimiz hafta ek binadan çıkıp ana binaya geçerken arkamdan gelen bir öğretmen arkadaşım sarfetti bu cümleyi. Teşekkür edip kendimi böyle motive ettiğimi söyledim. Sanırım aldığım en güzel iltifatlardan birisiydi :)
O gün tek omzu düşük lacivert çizgili beyaz bir bluz, siyah tafta maxi bir etek ve siyah uzun çizmeler giymiştim okula giderken. Üstüme de yıldızlı siyah bir şal almıştım. Küpelerimi tam hatırlayamıyorum. Kalp şeklinde kiremit rengi kil küpeler takmış olabilirim, emin değilim.
Birkaç yıl önce çok benzer bir iltifat daha almıştım başka bir öğretmen arkadaşımdan. O da "Türk filmlerindeki kadınlar gibi olmuşsunuz. Çok nostaljik, çok hoş" demişti. O gün üzerimde siyah-beyaz kaz ayağı desenli bir kalem etek, siyah bluz ve omuzları karpuz kol gibi hafif kabarık sarı bir hırka vardı. Saçımda da bir fular :) Gerçekten eski Türk filmi karakterleri gibiydim :)
Zaman zaman öğrencilerimden benzer yorumlar alıyorum: "Öğretmenim bugün çizgi film / anime karekterleri gibisiniz" :) Ya pembe tafta eteğimi giyince ya da pembe mus çoraplarımı ve fırfırlı etek/elbise giyip saçımı da iki yanda iki küçük topuz yaptığımda söylüyorlar.
Kısacası bazen pek de normal öğretmenler gibi giyinmiyorum sanırım :)) Biraz rutin dışı olmayı seviyorum :) Filmlerden fırlamışçasına, fonda en sevdiğim şarkı çalıyor, ben de bir filmin içinde salınıyormuşum gibi hissetmeyi çok seviyorum.
Bazı sabahlar giyinip evden çıkarken kulaklığımı takıp o günkü ruh halimi yansıtan ya da ruh halimi tamamen değiştirmesini umduğum bir şarkı açıyorum. Okula gidene dek bir filmin/klibin içinde olduğumu hayal ediyorum. Bazen bir tren garında, bazen bir metro istasyonunda çıkışa doğru yürüyüp yeni kararlar alıyor o an oynadığım karakter. Bazen her şeyi arkasında burakıp gidiyor, bazen tüm gücüyle zorlukların karşısına dikilmek için geri gelmiş oluyor. Tüm bunlar okula girip kulaklığı çıkarınca son buluyor tabi ki :))
Hopa küçük bir yer olduğu için giyim tarzım dikkat çekiyor bazen ama bir-iki istisna hariç olumsuz bir tepkiyle karşılaşmadım hiç. Hatta tam tersine başka okullardaki öğretmenler arasında tarzımı benimseyip asimetrik saç kesimime kadar kopyalayanlar oluyor :)
Güzel olmaya çalışmak değil de rutinin dışında olmak mutlu ediyor beni. Alışıldık kurumsal tarzın dışına çıkmak, hayata giysilerle renk katmak iyi geliyor. Kışın gri, siyah, lacivert soğukluğunu beyazlarla pembelerle kırmak; bir şal ya da bir fularla o nostaljik havayı yakalamak, yansıtmak... Düşününce bile iyi geliyor :)
Bir sene Melike'nin Instagram.dan takip ettiği bir astrolog her güne bir renk diye tavsiyeler veriyordu ve biz de tamamen gırgırına ona uyup tüm kadın öğretmenler olarak o renklerde giyindik bir süre. O kadar eğlenmiştik ki :) Düşünsenize kadın, yarının rengi sarı diyor ve biz hepimiz ertesi gün sarı giyiyoruz. Tabi ki gülmekten kopuyorduk; bu yaptığımız küçük bir oyundu bizim için :))
Aradım ama o zamana ait fotoğrafları bulamadım. Onun yerine yine çok sevdiğim birkaç fotoğrafı bırakayım, anlaşmadan tamamen tesadüfen aynı renk / benzer desenler giyip pişti olduğumuz günlerden :)
Hadi gelin, güne dans ederek başlayalım 💃🏻💃🏻💃🏻
Bu sabah kahvaltı sonrası önce sahilde yürüyüş yaptım sonra kahve alıp denize karşı KAFA dergisini okudum. Kahveyi Müdavim uygulaması sayesinde önceden içtiğim 6 kahvenin hediyesi olarak ücretsiz aldım :)
Okurken sevdiğim iki yazıyı Volkan'a ve Derya'ya da gönderdim. Sonra Volkan bana iki yazı atıp "Bunları da okusana, güzelse ben de okuyayım" dedi.
İlk yazı Kafka'nın Dönüşüm'ünden ilhamla yazılmış ama bence çok saçmaydı. Zaten yazının başlığı "Ne saçma!" ve yazının sonunda yazar "Anlamsız mı? Saçma mı? Saçma olmayan bir şey kaldı mı?" diye sormuş okura. Yani yazının amacı saçmalıkları eleştirmek ama pek başarılı değil.
İkinci yazı ise Vedat Milor tarafından yazılmış ve Trump'la ilgiliydi. "Yazılar zaman kaybı, okuma hiç" dedim Volkan'a ve ordan sohbet ilerledi. Ona yazdıklarımı buraya taşımak istedim.
Mikro Hayat felsefem var benim. Sabah kalktım, iyi miyim, hava güneşli mi tamam, gerisi boş.
Hatta artık güneş yoksa bile mutlu olmayı başarıyorum. Mesela bugün. O yüzden hiç öyle haberler, ekonomi, felaketler falan gelemem.
"Ignorance is bliss."*
Neşeli şeyler lazım bana.
Hayatın gerçek amacı, anlam arayışı... Bunlar düşününce insanı mutsuz ediyor. Ciddiyim. Ben bıraktım o mevzuyu. Düşündüm ve kesin karar verdim: Hayatın ardında öyle büyük bir amaç yok.
Yaşanan her andan keyif almaya bakıyorum. Şu an neyse onda bir güzellik bulup devam ediyorum. Vallahi çok işe yarıyor. 39 yıllık hayatımda işe yarayan tek yöntem bu.
Şu an sıcacık evimde, yumuşacık kıyafetlerimin içinde dergi okumak o kadar keyifli ki benim için şu an hayatın anlamı bu. Yemek yerken hayatın anlamı o yemekten aldığım keyif. Bira içerken o an hayatın anlamı: Oh be mis gibi bira içiyorum!
Kısacası Hayat tek bir an, o da şu an! Ben epeydir bu kafa ile yaşıyorum ve gayet güzel gidiyor. B.ktan anlarda da çok işe yarıyor çünkü en boktan an bile bitiyor. "Şu an çok boktan ama nasılsa bitecek" diyorum oh bi' ferahlık geliyor.
...
Şimdi ben bunları yazıyorum ya, Hayat bir köşeden izleyip gülüyor bana. Biliyorum. Çünkü Hayat öyle! Yazdığını sildirir, tükürdüğünü yalatır insana. Ama nasıl Hayat öyle ise, insan da böyle! Yazmaktan ve tükürdüğünü yalamaktan geri kalamıyor maalesef.
İnsan denen varlığın en büyük becerisi her şeye adapte olmak bence. Bu yüzden Hayat ne yaparsa yapsın bir şekilde devam ediyor insanoğlu yaşamaya.
Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizler, hastalıklar, kayıplar... O şiirdeki gibi, ölüm gibi bir şey oluyor ama kimse ölmüyor. Yani tabi ki insanlar ölüyor ama geride kalanlar bir şekilde devam ediyor yaşamaya. Bu yüzden kişisel sorunları büyük trajediler gibi algılamaktan vazgeçip onların da var olan her şey gibi gelip geçici olduklarının bilincinde olmak lazım.
Hayat, dün olduğu gibi yarın da yapacak bir p.ştluk tabi ki ama o da geçecek eninde sonunda :)
An'da kalıp mutlu olanlara selam olsun 🙋🏻♀️
*Matrix filminin en sevdiğim repliği. Anlamı: "Bilmemek mutluluktur."
Sana değil,
Sonu sana çıkan yollara aşıktım ben.
İşte tam da bu yüzden
Seni değil,
Ellerini, gözlerini, dizlerini özledim ben.
...
Geçenlerde yazdığım Suyun Gücü yazısından sonra sürekli neyle uğraşıyorum bilin bakalım. Tabi ki çıkmayan lekeler!
Geçen kış aldığım ve severek giydiğim kısa montumun kollarında tanımlayamadığım lekeler peydah olmuş. Yağ lekesi gibi görünüyor ama nereden nasıl bulaşmış hiç fikrim yok. Lekelerin üzerine bulaşık deterjanı sıkıp makinede yıkadım ama çıkmadılar.
İkinci denememde lekeli kısımları beyaz sirkeye yatırıp karbonatla çiteledim ve leke çıkarıcı ekleyerek makineye attım. Sonuçtan çok da umutlu değildim ve lekeler yine çıkmadı. Bir de Bind ile deneyeceğim.
Az önce de bir tencere tavuk suyuna şehriye çorbasını küçük tencereye alayım derken yarısını pijamama boca ettim. Hrrrrr!..
Hayat neden hep böyle? Tam çözdüm bitti derken tokat gibi yapıştırıyor yeni problemleri yüzüne, "Al, çöz bakalım!" diye. Çok büyük bir mevzu olması da gerekmiyor çözdüm sandığın şeyin. Lekeler kadar günlük ve basit bir konu bile olabilir. Çözdüm dememek gerekiyor demek ki!
Hayat sevmiyor problem çözücüleri ya da şöyle bakabiliriz. "Madem sen seviyorsun problem çözmeyi, ben sana yenilerini vereyim çöz, oyalan!" diyor Hayat belki de.
Bilemiyorum.
...
Nerde izledim, kim anlatıyordu bilmiyorum. "Dua ederken sabır dilemeyin, sabretmeniz gereken şeyler gelir başınıza" diyordu konuşan kişi. Yola çıkarken kazadan beladan korunmayı dilemek de yanlış bu mantıkla. Onun yerine sağsalim varmaya odaklanmak daha güvenli. Yani neye odaklandığımıza dikkat etmek gerek.
Gidişatı değiştirecek pozitif dileğimi şuraya yazayım ben en iyisi:
Tertemiz, sağlıklı, huzurlu, neşeli, güneşli günleri çok seviyorum. Her günümüz öyle olsun!
Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...