Cumartesi, Temmuz 13, 2019

3 Yeni Yarışma

      Yıllardır öykü yarışmalarına katılmak için heveslenip duruyorum ama yarışma koşulları yüzünden vazgeçiyordum. Çoğu öykü yarışması tek bir öyküyü kabul etmeyip birden fazla öyküden oluşan dosyalar ile başvuru yapılmasını talep ediyordu. Öykülerin daha önce yayınlanmamış olma koşulu yüzünden bu beni çok zorluyordu. Ama son zamanlarda sık sık 1000-2000-3000 kelime sınırlı ve tek öykü ile başvurulan yarışmalar yapılıyor. Şimdiye kadar katıldığım 2 yarışma için verilen sürede sıfırdan 2 öykü yazarak başvuru yaptım ve ilkinde 9., ikinci yarışmada 7. oldum. Şimdi önümde katılmayı planladığım 3 yeni yarışma daha var. Halihazırda 2 öyküm ve 1 öykü için de fikrim var. 

         Yarışmalar için başvuru linklerini paylaşıyorum. Belki benim gibi heveslenip şansını denemek isteyenlere faydası olur :)

2019 Gio Başvuru Şartları

2019 TBD Bilim Kurgu Öykü Yarışması

YBKY 8. Öykü Yarışması






Cuma, Haziran 28, 2019

Bazen En çok Söylenmeyenler Acıtır Boğazını - Vol. 2

... Serra bu haberi büyük bir sevinç ve heyecanla Serdar'la paylaşmak istedi ama mevcut durumu hatırlayınca heyecanı pek de uzun sürmedi. Yine de her zaman yaptığı gibi iş çıkışı Serdar'ın kapısına dayandı. Kapıyı çaldı yine defalarca kez. Sonunda pes edip çöktü kapının dibine ve bağırarak "Bu son gelişim Serdar, 1 aydan kısa bir süre içinde Barcelona'da açılan yeni ofiste çalışmak üzere gideceğim" dedi. Aylar sonra ilk kez içeriden bir ses geldi. Bir şeyler yere düştü, bir şeyler kırıldı. Ama kapı yine de açılmadı. Sonraki günler Serra'nın taşınma hazırlıkları ile hızlıca akıp geçti.

Serra gerçekten bir daha gitmedi Serdar'ın kapısına. Serdar her gün bekledi. Sonunda Serra'nın gideceği gün kalan son gücünü toplayıp evden çıktı Serdar. Serra'nın evine vardığında boğazındaki düğüm dayanılmaz bir hal almıştı. Kapıyı çalacak takati bulamıyordu kendinde. Beklemeye karar verdi. Az sonra Serra kapıyı açtı ve öylece kalakaldı. Karşısında Serdar'ı gördüğüne inanamıyordu. Serdar ağzını açtı ama sesi çıkmıyordu. Yalvaran gözlerle Serra'ya baktı, elleriyle boğazını tutuyordu. Acısı dayanılmaz bir hal almıştı, sonunda yorgunluktan ve heyecandan bayılıp olduğu yere yığıldı. Serra telaşla ambulans çağırdı. Hastaneye vardıklarında Serdar kendine gelmişti ama konuşamıyordu. 1 yılı aşkın süredir konuşmadığı için zorlanıyordu Serdar. 

Çarşamba, Haziran 26, 2019

Bazen En Çok Söylenmeyenler Acıtır Boğazını - Vol. 1

"Bazı sözler karanlıkta söylenir diyorum uykularımın birinde. Bazı sözler hiçbir zaman diyorum kendi sesime uyanırken. Bazı sözler karanlıkta söylenir, bazı sözler hiçbir zaman. "

- Murathan Mungan

Murathan Mungan kim bilmiyordu Serdar ama bu söz onu derin düşüncelere salmıştı. Söylemek isteyip de söyleyemedikleri vardı. Günlerce, gecelerce kafasında evirip çevirdiği, uykusuz kaldığı düşünceler... Tam söylemeye karar verdiği anda bu söz çıkmıştı karşısına. Ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Bir süre daha susmaya karar verdi.

Günler geçiyor, Serdar susmaya devam ediyordu. Ne zaman konuşmaya niyetlense aynı cümleler yankılanıyordu zihninde: "Bazı sözler karanlıkta söylenir, bazı sözler hiçbir zaman." Acaba hangi sözlerdi karanlıkta söylenebilenler ve hangilerini asla söylememeliydi. Belki de gece olduğunda bir çırpıda her şeyi söyleyip kurtulmak en iyisiydi ama emin olamıyordu işte Serdar. Üstelik insanların geceleri daha cesur ve daha umursamaz olduklarını; sabah uyanınca gece yaptıklarından, söylediklerinden ölümcül bir pişmanlık duyduklarını çok görmüştü. Bir pişmanlığı daha kaldıramayabilirdi bünyesi. 

İçindekileri anlatamadıkça daha da içine kapandı Serdar. Mecburi ihtiyaçları dışında evden çıkmaz olmuştu. Arkadaşları aradığında telefonu açmıyor, merak edip eve gelenler olduğunda kapıyı açmıyor, dışarıda bir tanıdık görürse hızlıca yolunu değiştiriyordu. Gittikçe daha çok korkuyordu. Ya ağzımdan kaçırıverirsem, ya her şeyi bir çırpıda söyleyiverirsem diye düşünmekten geceyi sabah, sabahı gece ediyordu. Günler, haftalar, aylar geçti. Arkadaşları vazgeçmedi Serdar'dan. Her gün arıyor, soruyor, kapıya gelip dakikalarca yalvarıyorlardı. En çok da Serra uğraşıyordu. 

Serra, çocukluk arkadaşıydı Serdar'ın. Yan yana apartmanlarda büyümüşler, sadece yaz tatillerinde Serralar Bodrum'a gittiklerinde ayrı kalmışlardı. Bunca yıllık arkadaşının bu halini bir türlü anlayamıyordu Serra. Oysa oldum olası neşeli, konuşkan, esprili biriydi Serdar. Birden bire nasıl olup da böylesine içine kapanmıştı anlaşılacak iş değildi. Her gün iş çıkışı Serdar'ın evine gidiyor, dakikalarca kapıyı açması için bekliyordu. Çoğu zaman kapının dibine oturup eski anılarından, birlikte ne kadar eğlendiklerinden, dostluklarının ne kadar özel ve onun için ne kadar değerli olduğundan bahsedip kapıyı açmaya ikna etmeye çalışıyordu Serdar'ı.

İşler iyice sarpa sardığında Serdar kendini eve kapatalı 1 yıldan uzun bir süre olmuştu. Bu sürede çalıştığı şirket şehir değiştirmiş ama hali hazırda evden çalıştığı için bu durum onu pek etkilememişti. Ama şimdi işler biraz değişmek üzereydi çünkü bu kez Serra'nın şirketi yurt dışında yeni bir ofis açıyordu. Serra da ofise yönetici olarak atanmıştı. Bu kaçırılmayacak bir fırsattı. 

Pazar, Mayıs 12, 2019

Her Şarkıya Bir Hikaye, Her Hikayeye Bir Hayat Sığdırmalı

Hayat deniz, kum, güneş, müzik ve hikayelerden ibaret olmalı.
Şarkı değiştikçe hayat da değişmeli. Her şarkıya bir hikaye yazmalı, her hikayeye bir hayat sığmalı.

2 aydır müzikle yatıyor, müzikle kalkıyorum. Tekrar tekrar dinliyorum sevdiğim şarkıları; her dinleyişte hikayesi derinleşiyor; kelime kelime uçuşuyor zihnimde şarkılar. Sanki her birine bir öykü saklamışlar da dinledikçe yavaş yavaş fısıldanıyor kulağıma. Çok uzun zamandır dinlemiyordum müzik. Şimdi duramıyorum müziksiz. Ruhum çok acıkmış, doymuyor, bıkmıyor. Her şarkıda başka bir hikayenin, başka bir dünyanın parçasıyım.

 



Salı, Nisan 30, 2019

Aşk

     "Hiç beklenmeyen anda gelip çaldı aşk kapıyı." diye başlamak isterdim ama doğru olmaz. Kapıyı aralamazsan eğer aşk gelip kapıyı falan çalmaz. Sen kafanı kaldırıp etrafa bakmadıkça, gözünü açıp birini seçmedikçe aşk meşk gelmez o kapıya. Hadi oldu da fark etmedin, bir anlık gardını düşürdüğünde sızdı aşk içeri; işte o zaman geçmiş olsun! İş işten geçmiş artık. Açtığın kapıyı kapatmak için var gücünle savaşmalısın. İşe yarar mı? Bilemem. Serra ile Kenan'a da böyle oldu işte.

     Yıllardır evliydi Kenan, kaç yıl olduğunu hatırlayamıyordu, belki de ezelden beri evliydi. Bir kez olsun kaldırmamıştı kafasını. Ta ki o güne dek. İş gezisi için Antalya'ya gitmişti. Daha önce de defalarca kez gitmişti. Hep aynı otelde kalır; aynı lokantada yemek yerdi. O akşam da aynı lokantaya gidecekti ama kader ağlarını örmeye çoktan karar vermişti. Otelden ayrıldığında karnı iyice acıkmıştı. Ne yiyeceğini düşünürken dalmıştı, kulağına çalınan hoş bir ezgi ile kendine geldiğinde lokantaya giden yoldan çok uzakta olduğunu fark etti. Duyduğu ezgi çok hoşuna gitmişti. Nereden geldiğini anlamaya çalışarak sese doğru yöneldi. Az ileride bir ara sokakta, bir grup genç müzik yapıyordu. Ufak bir kalabalık da onları izliyor ve şarkılara eşlik ediyordu. İlk kez o anda kafasını kaldırdı, gözlerini açtı, ve kapıyı araladı Kenan. Oradaydı, tam karşısında. Aşk bir duvara yaslanmış, boylu boyunca, sere serpe duruyordu işte orada. Kenan üstüne alınmadı önce. Başkasının aşkıdır bu, benimle ne ilgisi var canım dedi ama yine de kapatamadı kapıyı. Bir kez düşmüştü gardı, toplamak o kadar kolay olmayacaktı. Aşk bir cafenin duvarına yaslanmış tüm utanmazlığı ile orada duruyordu işte! Hava kararmak üzereydi, müzik çok güzeldi, Kenan çok açtı. O ana dek fark etmediği başka bir açlıktı bu. Ağır adımlarla cafeye yürüdü Kenan. -"...yürüdü" demek durumu hafife almak olacak. Düzeltelim.- ... sürüklendi adeta Kenan.

     Serra gençti, güzeldi. Hiç tanımıyordu aşkı. Gününü gün etmeyi seviyordu. Babasının cafesinde hesaplara bakıyor, kafasına estiği gibi yaşıyordu. Kenan'ı gördüğü ilk an ne kadar yorgun gözüküyor, yorgun ama çekici bir adam diye geçirdi içinden. Normalde masalara bakmazdı Serra ama o akşamlık bir istisna yapmaya karar verdi. Kenan'ın masasına yaklaştı, yüzünde engelleyemediği sıcacık bir gülümseme ile. Kenan ne istediğini hiç bilmeden sipariş verdi. Beklerken birkaç kez Serra'ya baktı istemsizce. Bakışları kesişti birkaç kez. Her seferinde biraz daha ısındı tüm evren. Siparişleri yine Serra  getirdi, bir duble rakıyı da Serra servis etti. Kenan bir kadeh yerine bir duble dediğini o an fark etti ama sesini çıkarmadı. Keyifle içti Serra'nın elinden rakısını. Yemeğini yavaş yavaş yedi, rakısını yudum yudum içti. Kenan yemek hiç bitmesin istedi, Serra Kenan hiç gitmesin. Neden öyleydi? Kenan biliyordu. Serra farkında bile değildi ama öğrenmek için her şeyi göze almaya hazırdı.

     Yemek bitince Kenan kalkmaya davrandı, tam o anda Serra belirdi tam karşısında. Çay içmez miydi acaba ya da kahve? Kenan sigarası kalmadığını söyledi. 2 sokak aşağıda büfe vardı, isterse garsonlardan biri alabilirdi. Geç oldu dedi Kenan. Sırtını dönüp cafeden çıkarken içinde  bir sızı başladı Kenan'ın. Hiç düşünmeden sızıyı dindirmek istedi. Kendini bir anda 2 sokak aşağıdaki büfeden sigara alıp cafeye geri dönerken buldu. Sanki bedenini terk etmiş, kendini uzaktan izliyordu. Serra'nın gözleri parladı Kenan'ı görünce. Hemen çay getirdi. Kendi de bir bardak çay almıştı. İlk bardak bitmeden ikincisi geldi. Gelen her bardağa ufak sohbetler eşlik etti. Sonunda Serra rahatsız olmazsanız ben de oturabilir miyim dedi Kenan'a. Tabi dedi Kenan. İçindeki sızı dinmek yerine derinleşiyordu. Konudan konuya sohbet ettiler, kitaplar, yıldızlar, gün batımı, çaylar, kahveler, sular seller... Sonra öyle bir an geldi ki kaçınılmaz olanı daha fazla tutamadı Kenan. Eşim dedi, kızlarım dedi. Serra bir an dondu. Ya öyle mi, tabi sizin yaşınızda öyle olması normal dedi acımasızca. Kendi canı yanmıştı, o da can yakmak istedi. Geç oldu dedi Kenan, yaşlıyım, artık uyusam iyi olur. Kalktı, arkasına bile bakmadan yürüyüp uzaklaştı. Ya da  öyle yaptığını sandı. Oysa orada öylece kaldı ruhu, kalbi, varlığı... Boş bir çuvaldı artık Kenan. Serra da kaldı geride öylece. Kızgındı, kırgındı. Nedenini bile bilmiyordu. Öğrenme fırsatı olsun istiyordu ama aşktan önce acısını öğrenecekti bu gidişle.

     Kenan evine, yuvasına, eşine, çocuklarına döndü. Hayat devam etti. Aşk geldiği gibi kolay gitmedi. Şiirlerde, şarkılarda kaldı inatla, gün batımında kaldı; hayallere sarıldı; umutsuzca savaştı. Sonunda kabul etti yenilgiyi. Kim istenmediği, sevilip şımartılmadığı, değer görmediği yerde kalır ki aşk kalsın. Aşk da solup gitti sonunda. Kenan eşini, kızlarını, yuvasını seviyordu, hep sevmişti. Serra gençti, güzeldi. Aşkın tadına bile varamadan acısıyla tanışınca bir daha aralamadı kapısını. Gününü gün etmeye döndü. Yeryüzünden bir aşk daha zamansız kayıp gitti.

                              


Pazar, Mart 24, 2019

Yet Each Man Kills The Thing He Loves

Yet each man kills the thing he loves
By each let this be heard,
Some do it with a bitter look,
Some with a flattering word,
The coward does it with a kiss,
The brave man with a sword!
...
Some love too little, some too long,
Some sell, and others buy;
Some do the deed with many tears,
And some without a sigh:
For each man kills the thing he loves,
Yet each man does not die.
Oscar Wilde

"Splash" by Charles Bukowski

the illusion is that you are simply
reading this poem.
the reality is that this is
more than a
poem.
this is a beggar's knife.
this is a tulip.
this is a soldier marching
through Madrid.
this is you on your
death bed.
this is Li Po laughing
underground.
this is not a god-damned
poem.
this is a horse asleep.
a butterfly in
your brain.
this is the devil's
circus.
you are not reading this
on a page.
the page is reading
you.
feel it?
it's like a cobra. it's a hungry eagle circling the room.

this is not a poem. poems are dull,
they make you sleep.

these words force you
to a new
madness.

you have been blessed, you have been pushed into a
blinding area of
light.

the elephant dreams
with you
now.
the curve of space
bends and
laughs.

...


Just a poem and everything else...

Şans ☘️ (4 yapraklı değil, sıradan 3 yapraklı yonca :)

Başka zaman olsa sinirden delireceğim bir aksiliğe bugün kolayca gülüp geçtim :) Sabah yürüyüşe çıktım, yolda ayakkabımın tabanı yollarımızı...