Cuma, Kasım 19, 2021

Doppler

Sevgili Buraneros'un blogunda okuyup merak ettiğim Doppler ile şahsen tanıştım :) Buraneros gibi anlatmam mümkün değil ama ben de elimden geldiğince bahsetmek istedim bu kitaptan :)


Doppler, 3 kitaplık bir serinin ilk kitabı. İsmini hikayenin baş kahramanından alıyor kitap. Doppler, evli ve iki çocuklu sıradan bir şehir insanıyken bir gün bisikletten düşmesi sonucunda ansızın her şeyi bırakıp ormanda yaşamaya karar veriyor. Bir süre sonra açlıktan avladığı bir geyiğin yavrusu da ona katılıyor. Aralarında dostluk diyebileceğimiz bir tür ilişki gelişiyor zamanla. Doppler, geyiğe Bongo ismini veriyor.

Yer yer çok gıcık olmakla beraber yer yer de çok kıskandım Doppler'i. Onun yerinde olmak, ormanda yaşamak, bir geyikle arkadaşlık etmek çok cazip geldi. Üstelik onun ormana kaçış sebebini de anlayabiliyorum. Doppler'in eşi olsaydım onunla çadıra taşınmak isterdim ama muhtemelen Doppler bundan pek hoşnut olmazdı :)) Ama n'apalım hayatta her zaman kendi istediğimiz olmuyor maalesef :D Gerçi dürüst olmam gerekirse bu kitabın herhangi bir kahramanı olacaksam Doppler'in eşi değil aksine Doppler'in taa kendisi olurum :D

Kitapta okurken altını çizdiğim bazı kısımları paylaşmak istiyorum.

"İnsanların arasına karışmak başını belaya sokmak demek."

"Bütün bu başarıların arasında yıllarca dolanıp durdum. Başarılarla yattım, başarılarla kalktım. Başarılarla uyudum. Başarı soludum ve yavaş yavaş yaşamımı yitirdim."

"Yalnız doğar, yalnız ölürüz. Buna bir an evvel alışmak lazım. Yalnızlık yapının temeli. Yani taşıyıcı kolonun ta kendisi, insan başkalarıyla bir arada yaşayabilir, ancak "bir arada" demek, kural gereği yan yana olmak anlamına gelir. Bu da iyi sayılır. İnsanlar yan  yana yaşar, şanslarının yaver gittikleri anlarda belki bir arada bile olabilirler."

"Ben de herkes gibi çalışması için ara sıra doğru bir şekilde yağlanması gereken bir makineyim."

"... tarihin belli bir noktasında doğmuş olmanın sonucuna katlanan diğer milyonlarca normal genç kadar normal biri olduğuna inanıyorum."

"Sen mevcut düzenin gerçek bir hamisiyken, ben halk düşmanıyım. Sen konuşmak istiyorsun, bense yıkmak istiyorum. Sen her şeyin olduğu gibi kalmasını isterken ben her şeyin son bulmasını istiyorum. Senin köpeğin, benimse geyiğim var. Sen satın almayı seviyorsun, bense takastan yanayım."

"Sürekli bir şeyler yapmak ya da yapacak bir şeyler icat etmek zorunda olduğumuz fikri içimize işlemiş. İnsanın bir meşguliyetinin olması iyi bir şey uğraştığımız şey çok aptalca olsa bile. Ne pahasına olursa olsun sıkılmak istemiyoruz ancak ben sıkılmaktan hoşlandığımı fark ettim. Sıkıntının hakkı yeniliyor. Gregus'a planımın mutlu olana dek sıkılmak olduğunu söylüyorum. Sıkıntının ötesinde tatmine benzer bir şeyin olduğuna şüphem yok."

"Birkaç parça kıyafetin ve eşyanın bu derece büyük bir anlam taşıdığını görmek şaşırtıcı. Doğru zamanda yeni bir eşya fark yaratıyor."

"Anlam ve birlikteliğe dair kırılgan yanılsamada delik açmaya yeltenen halk düşmanları, akıllarını başlarına toplasınlar diye anında yollanıyorlar. Mesela denizlere ya da dağlara sepetleniyor ya da üzerine bir kapı kapanıveriyor ya da benim durumumda olduğu gibi ormana yollanıyor. Bu, ödül hissi de uyandıran kurnazca bir ceza."

"Aslında doğru ya da yanlış diye bir şey yok. Mesele kim olduğun ve ne zaman olduğun."

"Ortada hayatı boyunca dünyevi şeyler toplayıp durmuş, düzeni korumuş zavallı bir sağcı vatandaş var ve birdenbire dağılıveriyor; hiç kimse durumunu anlayıp on yardım etmiyor. Uzun bir yaşamdan sonra gençliğine dönmek gibi bir şey bu. İnsan birdenbire kendini tanıyamaz oluyor. Beden kendini yabancı ve korkmuş hissediyor. Alışkın olduğun o hâl ve sahip oldukların birden itici gelmeye başlıyor ama öyle zırt diye başka biri de olamıyorsun; çoktan iş işten geçmiş sandığından da fazla. Allahın cezası iş işten geçmiş."

"Paranın her kapıyı açmasına alışmış; paranın kapıları kapattığını tecrübe edince, dünyanın başa çıkamadığı bir şekilde ona karşı olduğunu sanıyor."

"Yalan nadiren kullanılan muhteşem bir araç aslında. İnsanın söylediğiyle kast ettiği şey bambaşka. Fevkâlede."

"Kızların sorunu bu işte: Nerede durduklarını kestirmek mümkün değil. Uzun süre sorun olmayan bir şey birdenbire yanlış oluyor. Hem de zırt diye."

"Orman hem veriyor hem alıyor. Ona gelenleri de kendine benzetiyor. Ben orman olmak üzereyim, ormanın ta kendisiyim."

"...Bildiğim tek şey, harekete geçmemiz gerektiği çünkü orman bize sesleniyor."

"...Bu hayatın dışında başka hayatlar da var."

"Hangi başka hayat?"

"İşte tam da bunu keşfedeceğim. Cevabı bulduğumda sana da söylerim."

...

Biliyorum birazcık (?) uzun oldu ama buna rağmen yılmadan okuduğunuz için çok teşekkürler :)


Salı, Kasım 16, 2021

İcat Çıkarma!

Sevgili Handan'ın blogunda görüp aldığım 2 kitaplık "İcat Çıkarma" serisinin ilk kitabını bitirdim. Biraz uzun sürdü bitirmem :D Aynı anda 2-3 kitap okuyunca böyle oluyor maalesef.

255 sayfalık kitabın yazarı Albert Jack, çevirmeni Murat Çetinbakış. Yazar bizi Peter Ustinov'un "Dünya infilak etse duyulan son şey bir uzmanın `Bu yapılamaz` diyen sesi olur." alıntısı ile karşılıyor ve ilerleyen sayfalarda da dünyayı değiştiren icatlar ilk kez ortaya çıktıklarında nasıl tepkilerle karşılaştıklarını gösteren alıntılara yer veriyor.

Kitapta bugün hayatımızın vazgeçilmezi(?!) olan bir çok yeniliğin nasıl ortaya çıktığı, kimin bulup kimin geliştirdiği anlatılıyor. İcatlar konusunda beni her zaman en çok şaşırtan şey birçoğunun son 100-150 yıl içinde gerçekleşmiş olması. Sanki onca yüzyıl sonra bir anda sihirli bir değnek değmiş insanlığa ve o andan itibaren teknolojik icatların ardı arkası gelmez olmuş.

Her icat ortalama 1-1,5 sayfa içinde anlatılmış, okunması kolay, kullanılan dil nüktedan, hikayeler eğlenceli. Okulda teneffüslerde ve boş derslerde okudum keyifle hatta bazı icatların hikayelerini öğrencilerimle paylaştım. 

Kitabın sonlarına doğru olan "Engellenen İcatlar: Gerçek mi Şehir Efsanesi mi?" isimli bölüm oldukça ilginç ama beklediğimden çok daha kısa. Bence bu bölümde daha bir sürü icat vardır anlatılabilinecek. 

İcatların ortaya çıkış anları kadar insanların gösterdikleri direnç de ilginç. Mesela İngiliz Kraliyet Cemiyet Başkanı, İngiliz matematikçi ve Fizikçi Lord Kelvin (William Thompson), 1895 yılında "Havadan ağır makinelerin uçması imkansızdır." demiş.  Yanıldığını söylemeye gerek yok bildiğimiz üzere :))) 

Sonuç olarak ben kitabı severek okudum. Bazı icatların hikayeleri o kadar ilginç ki karşıma çıkan herkese anlatasım geldi. Anlattım da :)) Bence tam çantayı atıp yolda falan okumalık bir kitap. Gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum :)



Ağaç Ev Sohbetleri #117

Bu hafta konu Mr. Kaplan'dan geliyor:

"Kötülüğün kaynağı nedir? Size bilerek kötülük yapan birine tavrınız ne olur?" 

Kötülüğün kaynağı insandır. Yaradılışımızdan kaynaklı yaptıklarımız. Aslında kötülük denen şeyin ne olduğunu net olarak tanımlamak mümkün mü emin değilim. "İyi" ve "kötü" bence tamamen yapay kavramlar. Kime göre, neye göre karar veriliyor? Canlı yaşamına kasteden ve temel insan haklarına aykırı olan durumlar haricinde yapılan iyi ve kötü tanımlaması muğlak bence. Duruma göre değişir. Duruma göre değişiyorsa kararı kim veriyor? 

Kötülüğün kaynağı yaradılışımız dedim yukarıda. Peki neden bazılarımız daha kötü(?), bazılarımız daha iyi(?)? Bu noktada çevre ve yaşantılar giriyor işin içine. Bazıları şanslı, içine doğdukları hayat onları iyiye sevk ediyor ya da hayatta kalmak için kötülüğe bulaşmalarına gerek kalmıyor. Ama bazıları o kadar şanslı değil. İçine doğdukları ortam, çevrelerindeki insanlar ve yaşantıları onları toplumun "kötü" olarak nitelendirdiği şeyleri yapmaya itiyor. 

Biri bana bilerek kötülük yaptığında ne yapacağıma gelince... Zor bir soru. Açıkça söylüyorum aynı şekilde karşılık verme iç güdüm ağır basarsa ben de "kötülük" yapabilirim. Ama bu koşullarda kendimi haklı göreceğimi ve yaptığımı "kötülük" olarak değerlendirmeyeceğimi belirteyim. Bu kötülükten çok kötülüğe verilen bir karşılık olur. Baştan da söylediğim gibi bence iyilik ve kötülük oldukça muğlak ve öznel kavramlar. 

Mr. Kaplan'ın yazısına yaptığım yorumun bir bölümünü buraya taşımak istiyorum. Bazı durumlarda yapılan şeyin mutlaka somut karşılığı olmalı. Yoksa isteyen istediği gibi elini kolunu sallayarak istediğini yapar istediği kişiye. Hatta bazı konularda o kadar sert ki fikirlerim, cani olduğumu düşünebilirsiniz. Misal tecavüze uğrayan kadınlara kesinlikle tecavüzcüsünü istediği gibi kesip parçalama hakkı verilmeli diye düşünüyorum. Ya da küçücük yaşta çocukları kaçırıp türlü sapkınlıktan sonra öldürüp cesedini oraya buraya saklayanları o çocuğun ailesi linç edebilmeli mesela. Kanundu, hukuktu, mahkemeydi falan çok boş bazı durumlar söz konusu olduğunda. Bazı net kötülükler karşısında verilen hiçbir ceza insanın içini soğutmaya yetmez.

Gündelik hayatta yapılan çok daha önemsiz ufak tefek(?) kötülükler içinde hiç enerjimi harcamam döner sırtımı görmezden gelirim yapan kişiyi. Ama tabi arkadaşlarımla da oturup konuşurum bana yapılan kötülük hakkında. Anlatıp içimden atarım ve hayatıma devam ederim. İnsanların doğuştan bencil ve kötülüğe eğilimli olduğunu düşündüğüm için zaten yapılan kötülüklere de şaşırmam kolay kolay. 

Bu haftanın konusunu çok beğendim. Sayfalarca yazabilirim ama tutayım kendimi :) Hadi siz de anlatın küçük-büyük kötülükler karşısında içinizden geçenleri! 

Pazartesi, Kasım 15, 2021

Nehrin İki Yakasındaki Aşıklar

Bugün Arya'ya fotoğraf albümü yapmak için fotoğrafların içine daldım ama ne dalış! Bir sürü anı, bir sürü güzel gün... O günleri elde edene dek, hatta elde ettikten sonra da çektiklerimiz... Onca şey bir anda hücum edip fırtınalar kopardı içimde. Evrim'le 16. yılı deviriyoruz yeni yılda! Şubat sonu 10. evlilik yıldönümümüz. Ne zaman geri dönüp baksam şaşırıyorum, Evrim gayet sakin, her zamanki gibi :)) Onun bu sakinliği olmasa bunca yılı atlatamazdık zaten. Onun gibi bir adamın 8 milyarlık dünyada denk gele gele bana denk gelmesini, ben şansızlık olarak görüyorum ama o şansına sonuna dek güveniyor. "Deli mi ne?" diyorum sık sık içimden, hatta dışımdan da :))) Şu dünyada emin olduğum tek şey Evrim'in bana rağmen beni seviyor oluşu ki bazen ben bile beni sevmiyorum. "Umarım gözün açılıp nehirde boğulmazsın Evrim" diyorum sık sık.

Sözüme konu olan hikaye şöyle: Nehrin iki farklı yakasında yaşayan aşıklar gece olunca kadının yaşadığı taraftaki kıyıda buluşurlarmış. Erkek her gece nehri yüzerek geçermiş karşıya. Kavuşup hasret giderirler sonra erkek yine yüzerek geri dönermiş karşı kıyıya. Gecelerden birinde sevgilisinin yüzüne bakan erkek "Aman Allah'ın ne oldu sana? Gözlerin?.." deyip susmuş şaşkınlık içinde.  Kadının gözünden yaşlar süzülmüş. "Sakın bu gece yüzerek geçme nehri, sabaha dek sürecek olsa da köprüye kadar yürü." demiş ve gözyaşları içinde koşarak kaçmış oradan. Ne olduğunu anlayamayan erkek aklında bin türlü soru işareti ile atlamış nehrin azgın suyuna. Bu kez karşı kıyıya varamamış, yüzme bilmezmiş aslında. Günler sonra cesedini bulmuşlar. Erkeğin her gece yüzerek nehri geçtiğini bilenler bu işe akıl sır erdiremeyip sonunda kadına sormuşlar ne olduğunu. "Benim gözlerim doğuştan şehlâ, ama Aşk'ın gözü de kördü. Taa ki o geceye dek. O gece Aşk'ın gözü açılınca kalbi nehre karşı verdiği savaşı kazanamadı." demiş kadın.












Bu videoyu yıllar önce Evrim'in doğum günü için hazırlamıştım :)




Pazar, Kasım 14, 2021

Rüyalar

Gece 3 farklı Rüya gördüm. İlk rüyam ve son rüyam çok güzeldi, ortadakiyse biraz gıcıktı :))

İlk rüyamda Evrim'leyiz ama bir şeyler olmuş galiba aramız biraz limoni. Böyle olunca genelde Evrim türlü şirinlik yapıp güldürür, aramız düzelir ama bu kez Evrim çok cool takılıyor. Ben nasıl bozuluyorum, istiyorum ki benle ilgilensin ama o baya anlamaz ayağına yatıyor. Arya yanımıza geliyor, ben ona oyalanacağı bir şeyler arıyorum ki Evrim'le yalnız kalalım ama bir dönüyorum Evrim gitmiş. Peşinden gidiyorum, mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Babası da bizdeymiş o sırada. Mecburen oturup kahvaltı yapıyoruz ama ben zor dayanıyorum kahvaltı bitsin de bir fırsat bulup Evrim'e sitem edeyim, o da dayanamayıp şirinlik yapsın, aramız düzelsin diye :))

İkinci rüyamda Arya'yı doktora götürmüşüm. Yanakları nasıl al al, böyle domates gibi kıpkırmızı yüzü, belli ki ateşi var. Doktor ateşini ölçüyor ve diyor ki "Hiç mi ölçmediniz evde ateşini? Ölçmemişsiniz belli, çocuk yanıyor!" Arya'ya bakıyorum, yüzündeki kırmızılık hariç çok iyi görünüyor, gayet bıcır bıcır yine. Doktora dönüp "Ölçmez olur muyuz hiç? Ölçtük tabi ki ama belki de ateş ölçerimiz bozuktur. Bilemiyorum." diyorum. Doktor tüm gıcıklığı ile "Yok, yok, ölçmemişsiniz işte!" diyor. O an böyle panter gibi üstüne atlayıp boğasım geliyor adamı. 

Üçüncü rüyamda yine Evrim var ❤️ Birlikte 2 günlük bir İstanbul kaçamağı yapıyoruz. Taksim'de ya da Maçka civarında bir otelde kalıyoruz. Sabah erken saatte kalkıp yürüyüşe çıkmışız ama şehir sessiz, sakin hava ılık... O kadar güzeldi ki... 

Sabah mutlu mutlu uyandım :) Dışarda mis gibi güneşli bir var. Arya ile Evrim bugünü baba-kız günü ilan etmişlerdi önceden, ben de okuldan arkadaşlarımla Fındıklı sahiline pikniğe gideceğim.

Herkese mutlu pazarlar dilerim :) 



Update: Gerçekten çok güzel bir gündü :) 





Cuma, Kasım 12, 2021

O zaman dans...

Günler süren yağmurdan sonra bugün güneş açtı. Güneş varsa, umut var ☀️☀️☀️

Çok ilginç bir hafta geçiriyorum. Vücudum her gün başka bir noktadan hata verdi ama hepsi de bir gün içinde kendi kendine geçip gitti. Dün gözlerim inanılmaz acıyordu ama öyle böyle değil. Eve zar zor gidip saatlerce yorganın altında karanlıkta yattım. Gece yataktan kalktığımda gözlerim hâlâ çok acıyordu ama bu sabah uyandığımda iyiydim.

Zor bir haftaydı ama şaşırtıcı şekilde giderek hafiflediğimi hissediyorum. Bugün içimden durmadan dans etmek, şarkı söylemek geliyor. Bulduğum her boşluğu müzikle, güneşle, dansla, neşeyle doldurmak istiyorum.

Güneşli günlerin tadını çıkarmak gerek :)




Salı, Kasım 09, 2021

İnsanlar Ölür, Fikirler Ölmez

Yarın 10 Kasım...

Kasım denince içime düşen ateş bambaşka... 

Bugün kendi bayrağımızın dalgalandığı topraklarda yaşayıp kendi dilimizi konuşabiliyor, özgürlükten, bağımsızlıktan bahsedebiliyorsak O'nun ve O'na inanıp kanlarının son damlasına kadar mücadele eden atalarımız sayesinde. Unutmayalım, unutturmayalım! O'nu anlatmak, ideallerini benimsemek, öğretmek ve gerçekleştirmek boynumuzun borcu. 




Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...