Bazen tüm gücümle anlamaya çalışıyorum olup biteni ama kavrayışım yetmiyor sanırım. Empati yetisinden yoksun yaratılmış olmam da işleri zorlaştırıyor olabilir. Bilemiyorum.
Görünmez olmak istediğim, yer yarılsa da içine düşsem, yok olsam dediğim günler oluyor. Bir de tüm benliğimle burdayım, benim ve ben böyleyim diye haykırmak istediğim günler. Herbir hücremden ışık saçtığım, içimin içime sığmadığı günler!
Bugün ikisinin arasında gidip geliyorum. Tüm enerjimle evden çıktığım ama tüm enerjimin hiç de hak etmeyenlerce yok edildiği bir gün olurken okul çıkışı yakın arkadaşlarımla oturup "Su" terapisi aldım biraz. Su, Funda'nın dünya tatlısı kızı :)
Evrim'i kandırıp sahilde mini piknik yapsam daha da iyi hissederek bitirebilirdim günü ama dersi varmış, öğrencisi geldi. Biraz evde dolaşıp sahile attım kendimi. Güneş batana dek burdayım.
Mesela ben geçen hafta ilk kez taze bakla pişirdim ve öğrendim ki baklaları yıkarken içine limon suyu ve bir kaşık un atmak gerekiyormuş kararmaması için. Limon tahmin edilebilir ama un şaşırttı beni.
Öğrendiğim yeni şeyler hayatı kolaylaştırıp zenginleştiriyor :)
Bir süredir "göze batma"mayı, "görmezden gelinebilir" olmayı öğrenmeye çalışıyorum. Benim için biraz zor çünkü normalin bi' tık üstünde uzunum (1.78) ve her zaman yüksek sesle konuşuyorum. Sadece yüksek sesle konuşsam iyi bir de tanıdığım herkesle paldır küldür konuşuyorum maalesef. Her daim ordan oraya koşuşturan ve konuşan bir kadınım. Hâl böyle olunca görünmez olmak için epeyce çaba gerekiyor.
Önce konuşmayı, daha doğrusu etrafımdaki her mevzuya atlamayı bırakmakla başladım değişmeye. Artık düşünüp çok gerekliyse konuşuyorum. Kimin için gerekliyse o konuşup halletsin. Sonra ordan oraya koşuşturmayı, işim olmadığı halde sağa sola bakıp bir şeyleri organize etmeyi bıraktım. Kimin işiyse o düşünsün.
Birebir bana hitaben konuşan olmadıkça, birebir benim sorumluluğumda bir iş olmadıkça ya da şahsen fikrim sorulmadıkça, benden yardım istenilmedikçe hiçbir konuşmaya ya da işe müdahil olmuyorum bir süredir.
Gün içinde yüksek sesle konuştuğumu fark ettiğimde durup sesimi kontrol etmeye çalışıyorum. İstemsizce göze batmama sebep olacak kıyafetler yerine daha pastel tonlarda ve mümkünse ton sür ton giyinmeye çalışıyorum. Midi ve maxi etekler giderek daha çok hoşuma gidiyor. Kıvırcık kabarık saçlarımı eskiye nazaran daha çok topluyorum.
Görmezden gelinebilir olmaya çalışırken sadeleşmeyi öğreniyorum aslında. Zırt pırt çıkan pop up reklamlar gibi herkesin gözüne batmaya hiç gerek yok. "Herkes beni görsün/duysun/sevsin" der gibi tam ortada gökkuşağı gibi gezinmenin anlamı yok.
Ben sadeleştikçe hayat kolaylaşıyor. Üstüme vazife olmayan işlere/mevzulara müdahil olup gereksiz yere stres olmuyorum. Misal her yıl okul yemeği düzenleme işi bana kalıyordu çünkü ben illa ki soruyordum iftar yapmıyor muyuz bu yıl diye. Ondan sonra uğraş dur günü herkese uysun, mekanı için hemfikir olunsun, yer ayrılsın, son dakika gelen gelmeyen, mekana verdiğim sayının tutup tutmaması... Yemekler geldi mi, herkes memnun mu?... Gece bitene dek stres küpü oluyordum. Bu yıl hiç açmadım mevzuyu. Ramazan'ın son haftası başka bir öğretmen sorup kimseden olumlu cevap alamayınca iftar planı yapılmadı. Ne kaybettim? Hiçbir şey. Ne kazandım? Stressiz bol huzurlu günler :)
Organizasyon mevzusu sadece iftar yemeği ile sınırlı değil tabi. Normal zamanda da öğretmenler hadi buluşalım bir şeyler yapalım deyince ortak gün ve mekan belirlenene kadar uğraşmak bana kalıyordu. Belirlenen gün 5 kişiye uysa 3 kişiye uymaz, değiştirsen uyan bozulur, değiştirmesen uymayan... Biri piknik der, biri hazır olsun biz uğraşmayalım... Bu yıl hiiiiiiç girmiyorum o topa :))) Siz ayarlayın ben gelirim deyip çekiliyorum :))
Önceden mantıksız bulduğum her şeye ucu bana dokunmasa bile muhalefet olurdum. Ama tam tersi olduğunda kimse benim için aynısını yapmıyor. Artık ben de kulağımı tıkayıp geçiyorum. Herkesin ağzı dili var, bi zahmet kendileri için konuşuversinler.
Geri dönüp okuyunca sanki sitemkâr bir yazıymış gibi olduğunu fark ettim ama aslında öyle değil. "Beni küstürdüler de böyle oldum" yazısı değil bu :) Tam tersine "Büyüdüm, doğrusunu öğrendim." yazısı :) Daha önce yazdığım şu yazımın devamı diyebiliriz.
Hayattaki önceliklerimiz karışıyor, kayboluyoruz bazen. Neyin iyi geldiğini, neyin öncelikli olduğunu hatırlayıp kendimizi bulalım yeniden.
Düzenli egzersiz her zaman iyi gelir bana ama bunu bile bile bırakmıştım hareket etmeyi. Arya'nın bebekliğinden itibaren düzenli spor yapıyordum. Pandemide reformer pilates derslerimi bıraktım ama evde spor yapmaya devam ettim uzun süre. Sonra pandemi bitti, Hayat yeniden hareketlendi ve nasıl olduysa ben sporu komple bıraktım. Bir ara koşuyordum, bisiklete biniyordum ama sonra ipin ucu kaçtı hatırlamadığım bir noktada. O andan sonra vücut ağrılarım giderek artmaya başladı ve son 3-4 ay ağrılar yüzünden hayatım kâbusa dönüştü. Sürekli egzersiz videosu izleyip, kaydedip sonra da oturduğum yerden kalkmadan devam ettim ağrılarla yaşamaya.
1 ay önce fizik tedavi doktoruna muayne oldum; belim için 2 haftalık fizik tedavi gördüm ama zerre iyileşmedim. Tekrar doktora gidip MR için randevu aldım, dün gece hem boyun hem de bel MR'ı çekildim. MR raporları 27 Nisan'da çıkacakmış. O tarihe kadar bile boş boş oturup ağrı içinde yaşamaya devam etmek istemiyorum. Bu yüzden üç gün önce başlangıç seviye yoga ve fıtık egzersizleri yapmaya başladım. Baktım daha iyi hissediyorum, bugün bir de kardio - dans çalışması ekledim günlük rutinime :)
Ağrılar tamamen geçmedi tabi ki ama kendimi biraz da olsa hafiflemiş hissediyorum. Bu hisse tutunup spora devam etmem gerekiyor. Videoları şuraya bırakayım.
Yeni başlayanlar için diyor ama ben ilk gün hareketlerin bazılarını yapamadım. Bittiğinde kan ter içindeydim. Ara verince vücut resetliyor, hemen salıyor kendini. Ama alışacak tekrar eninde sonunda :)
Bu hafta okul yok, ara tatil ve bayram tatili bir arada :) Dönüşte okulda geleneksel bahar şenliğimiz var; Nisan bitiyor, Mayıs geliyor. Yani yaz tatiline son 1,5 ay desek yeridir :)