Gece hastalanıp güne hasta olarak başlamış biri olarak şu an fiziksel olarak oldukça iyiyim. Ama ruhsal olarak pek öyle değil. Öğleden beri iş arıyorum. Bir sürü yere online başvuru yaptım. Defalarca CV doldurdum. Tesadüf bu ya bloguma göz atayım dediğimde karşıma Tunç Kılınç'ın yazısı çıktı. O linkten o linke geçerken de epey eğlendim. Özellikle de şu yaratıcı CV fikirleri ve örneklerine bayıldım. Bence herkesin göz atmasında fayda var.
Şimdi kendim için yaratıcı cv hazırlama yolları düşünüyorum. Başvuracağım ilana özel cv.ler hazırlamayı hedefliyorum. Mesela bankaya başvururken kişisel bilgiler kredi kartı şeklindeki kalıplara yazılabilir ya da banka broşürlerine benzer bir düzende hazırlanabilir. Tabi benim epeyce profesyonel yardıma ihtiyacım olacağı kesin:(
İşsizlik ve işe alınmama korusu insanı gerçekten yaratıcı yapabiliyor demek ki. Şu anda aklıma bir sürü değişik fikir geliyor. Bazıları komik ama bazıları da işe yarayabilir. Bakalım şu okul bitse de tam zamanlı iş arayabilsem.
Pazartesi, Nisan 06, 2009
Cumartesi, Nisan 04, 2009
Ne Hissedeceğimi Bilemiyorum Bugünlerde
İyice garipleştim ben. Ne hissetiğimi, neden böyle hissettiğimi ya da nasıl hissetmem gerektiğini kestiremiyorum. Bir öyleyim bir böyle. İyice zayıfladı ruhumun sesi sanki.
Geceleri uyuyamıyorum, gündüzleri gözlerim kapanıyor. Bir enerji doluyum bir bitkin. Bir huzurluyum bir deli. İstikrarsızlığın bu kadarı da fazla bu bünye için.
I need stabilization(?)
Kendimi sokaklara vuruyorum bir süredir; geziyorum da geziyorum. Bir de okuma açlığı çekiyorum. Sürekli yeni birşeyler okumak istiyorum. Dış dünyayla bağlantımı koparmak istemiyorum ama bunun için çaba harcamak da zor. Bilemiyorum işte.
Ne hissettiğimi, neden öyle hissettiğimi ya da nasıl hissetmem gerektiğini kestiremiyorum.
Geceleri uyuyamıyorum, gündüzleri gözlerim kapanıyor. Bir enerji doluyum bir bitkin. Bir huzurluyum bir deli. İstikrarsızlığın bu kadarı da fazla bu bünye için.
I need stabilization(?)
Kendimi sokaklara vuruyorum bir süredir; geziyorum da geziyorum. Bir de okuma açlığı çekiyorum. Sürekli yeni birşeyler okumak istiyorum. Dış dünyayla bağlantımı koparmak istemiyorum ama bunun için çaba harcamak da zor. Bilemiyorum işte.
Ne hissettiğimi, neden öyle hissettiğimi ya da nasıl hissetmem gerektiğini kestiremiyorum.
Cuma, Nisan 03, 2009
Sıcak Bir Kucak Özlemi
Bugün de güzel bir bahar günü olacak sanırım.
Uykusuz ve baş ağrısıyla geçen bir gecenin daha ardından sabaha varmak az da olsa rahatlatıcı. Soğuk duşla başladığım günü sıcak bir kucaklaşmayla bitirmeyi çok isterdim. Annemi çok özledim; kardeşimi çok özledim; kalbimin sahibini çok özledim. Sıcacık ve huzur dolu kollarda uyumayı -uyuyabilmeyi- çok özledim. Biraz umutsuzum ama yine de bugün yeni birgün ve yeni bir günün neler getireceğini henüz kimse bilmiyor.
2 saat sonra dersim var, o saate kadar yapmam gereken de bir sürü iş. Benim tek isteğimse kendimi yollara vurup ordan oraya savrulmak. Belki de tüm günü vapurlarda geçirmek. Kulağımda eski bir şarkı, elimde sevdiğim bir kitap ya da bir kalem bir kağıt. Özgürlük kısacası. Belki de kaçmak, yeni başlangıçlar aramak. Ruhum yaşamak, nefes almak istiyor; kalbim yeniden uçarcasına çarpmak istiyor. Hayata geri dönmek istiyorum. Canımın çekmediği hiç birşeyi zorla yapmak istemiyorum artık.
Hayatın herkese hakettiği fırsatı sunduğu mutlu bir dünya hayal edip orda yaşamak isiyorum bugün.
Uykusuz ve baş ağrısıyla geçen bir gecenin daha ardından sabaha varmak az da olsa rahatlatıcı. Soğuk duşla başladığım günü sıcak bir kucaklaşmayla bitirmeyi çok isterdim. Annemi çok özledim; kardeşimi çok özledim; kalbimin sahibini çok özledim. Sıcacık ve huzur dolu kollarda uyumayı -uyuyabilmeyi- çok özledim. Biraz umutsuzum ama yine de bugün yeni birgün ve yeni bir günün neler getireceğini henüz kimse bilmiyor.
2 saat sonra dersim var, o saate kadar yapmam gereken de bir sürü iş. Benim tek isteğimse kendimi yollara vurup ordan oraya savrulmak. Belki de tüm günü vapurlarda geçirmek. Kulağımda eski bir şarkı, elimde sevdiğim bir kitap ya da bir kalem bir kağıt. Özgürlük kısacası. Belki de kaçmak, yeni başlangıçlar aramak. Ruhum yaşamak, nefes almak istiyor; kalbim yeniden uçarcasına çarpmak istiyor. Hayata geri dönmek istiyorum. Canımın çekmediği hiç birşeyi zorla yapmak istemiyorum artık.
Hayatın herkese hakettiği fırsatı sunduğu mutlu bir dünya hayal edip orda yaşamak isiyorum bugün.
Çarşamba, Nisan 01, 2009
Keşke Yanımda Olsaydın
Bahar kendini hissettirmeye başladı bir iki gündür. Kendimi daha iyi hissediyorum ama yine de eksik kalıyor hayat. Hala bekliyorum. Son 45 gün.
Sabretmek, özellikle de benim gibi biri için, gerçekten çok zor. Hergün, her an, her nefeste kendimi avutmak zorundayım. Sürekli kendimi günlerin geçtiğine ikna etmem gerekiyor. Geçen 3,5 aydan sonra sabrım can çekişiyor.
Okul olmasa sanırım daha da zor olurdu herşey. Derslerle, kitaplarla oyalanıyorum, zaman geçiyor. Herkes "45 gün ne ki? az kalmış işte." diyor ama bana pek öyle gelmiyor. Hayatın akışı o kadar yavaş ki...
Keşke yanımda olsaydın, herşey kolay olurdu o zaman.
Sabretmek, özellikle de benim gibi biri için, gerçekten çok zor. Hergün, her an, her nefeste kendimi avutmak zorundayım. Sürekli kendimi günlerin geçtiğine ikna etmem gerekiyor. Geçen 3,5 aydan sonra sabrım can çekişiyor.
Okul olmasa sanırım daha da zor olurdu herşey. Derslerle, kitaplarla oyalanıyorum, zaman geçiyor. Herkes "45 gün ne ki? az kalmış işte." diyor ama bana pek öyle gelmiyor. Hayatın akışı o kadar yavaş ki...
Keşke yanımda olsaydın, herşey kolay olurdu o zaman.
Cuma, Mart 27, 2009
Öldün, Duydun Mu?
Yine Acıbadem'deyim, yine Acıbadem'in 3 atlısındayım:) Az önce o çılgın 3 atlı delicesine bir savaşa girişti. Onlara göre bu sadece bir şakalaşma, fazla enerjilerini dışa atmanın ve rahatlamanın bir yolu; bana göreyse bildiğimiz ilkel ve vahşi güreş türlerinden biri. Şu an 3'ü de ayrı bir köşede nefes almaya çalışıyor ve hepsinin değişik yerlerinde kızarıklıklar var.
Günlerdir hiçbir şey yazmadım. Yeniden yazmak, bir yerlerden başlamak zor geliyor. Uzun bir süredir depresyondayım ama sanırım artık iyileşme sürecindeyim. 1 haftadır kendimi daha iyi ve enerjik hissediyorum. Acıbadem'e dün geldim, ev oldukça kalabalıktı ama ben muhabbete pek katılamadım çünkü muhabbet masasındaki içkiden uzak durmak zorundaydım reflü ve depresyon yüzünden. Bugün de yemeğe misafirlerimiz vardı; hayat yeniden hareketleniyor ve ben yeniden yaşamaktan zevk aldığımı hissediyorum. Yemekten sonra Volkan ve Oktay'la tiyatroya gittik. Oyunun adı "Öldün, Duydun mu?". Gerçekten çok güzel bir oyundu. Oyunun bir bölümü beni ağlattı biraz; bir bölümü de Volkan'ı biraz etkiledi sanırım. Ama yine de eğlenceli bir oyundu.
Evrim'in gelmesine 50 gün kaldı. 100 gündür hergünü hesaplıyorum, her saniyeyi sayıyorum. 100 gün bitince iyice sabırsızlanmaya başladım. 2/3'si geçti ama son 50 günü beklemek benim için oldukça zor. Yine de bu bahardan umutluyum; bu kez bahar benim için de güzel günler getirecek.
Bugünlük bu kadar yazabiliyorum sanırım. Az sonra Volkanlarla "The Reader"ı izleyeceğiz. Umarım güzel bir filmdir.
Günlerdir hiçbir şey yazmadım. Yeniden yazmak, bir yerlerden başlamak zor geliyor. Uzun bir süredir depresyondayım ama sanırım artık iyileşme sürecindeyim. 1 haftadır kendimi daha iyi ve enerjik hissediyorum. Acıbadem'e dün geldim, ev oldukça kalabalıktı ama ben muhabbete pek katılamadım çünkü muhabbet masasındaki içkiden uzak durmak zorundaydım reflü ve depresyon yüzünden. Bugün de yemeğe misafirlerimiz vardı; hayat yeniden hareketleniyor ve ben yeniden yaşamaktan zevk aldığımı hissediyorum. Yemekten sonra Volkan ve Oktay'la tiyatroya gittik. Oyunun adı "Öldün, Duydun mu?". Gerçekten çok güzel bir oyundu. Oyunun bir bölümü beni ağlattı biraz; bir bölümü de Volkan'ı biraz etkiledi sanırım. Ama yine de eğlenceli bir oyundu.
Evrim'in gelmesine 50 gün kaldı. 100 gündür hergünü hesaplıyorum, her saniyeyi sayıyorum. 100 gün bitince iyice sabırsızlanmaya başladım. 2/3'si geçti ama son 50 günü beklemek benim için oldukça zor. Yine de bu bahardan umutluyum; bu kez bahar benim için de güzel günler getirecek.
Bugünlük bu kadar yazabiliyorum sanırım. Az sonra Volkanlarla "The Reader"ı izleyeceğiz. Umarım güzel bir filmdir.
Salı, Mart 03, 2009
Ne Garipsin Sen Hayat
Herşey o kadar garip ki hayatımda... Hergün daha da şaşırtıcı oluyor. Birşeyler kaybediyorum ama hiç ummadığım başka şeyler kazanıyorum.
İnsan birşeyin değerini kaybedince anlar diyorlar. Sanırım ben bazı değerleri ancak elde ettikten sonra anlayabiliyorum. Kaybetmeyi çok iyi biliyorum ve artık hayatımdakileri kaybetmeden sevmeyi, değer vermeyi öğrendim. Ama bu kez hiç sahip olmadığım şeylerin değerini öğrendiğim bir sürecin içindeyim. Gerçek sevginin, dostluğun, ailenin ve sakinliğin değerini öğreniyorum hiç beklemediğim bir zamanda, hiç ummadığım bir yerde, garip bir şekilde.
Yıllarca iyi kötü bir ailem olduğunu sanmışım sanırım. Ama şimdi geriye dönüp bakınca aslında herşeyin boşlukta yalnız kalmamak için birbirine pamuk ipliğiyle bağlanmış, suyun üstünde her an parçalanacakmışçasına yüzen bir saldan ibaret olduğunu hissediyorum. O sal kimseyi nehrin diğer kıyısına sağsalim yarasız taşıyamadı maalesef. Belki herkes elinden gelenin en iyisini yaptı ama bu yeterli olmadı. Hepimiz yara bere içinde kaldık. Şimdi yeni yeni gerçekte bir ailenin nasıl olması gerektiğini görüyorum. Bu durum kendi ailemde olmadığı için içimi bir burukluk kaplıyor hatta ara ara kıskançlığa dönüşüyor burukluğum ama yine de huzurluyum. Belki de tüm kaybettiklerimden sonra hayat bana hiç sahip olmadığım birşey veriyor. Sakin, sıcak, güvenli bir aile hayatı. Kavgadan, gürültüden, sorunlardan, saçma sapan bir dolu şeyden uzak sakin dingin bir hayat.
Bugünlerde öğrendiğim başka birşeyse gerçek dostların anlatılamaz değeri. Bazen en sıkı arkadaşlıklar bile yanıltıcı olabiliyor ya da zamanla yıpranıp değerini, anlamını yitirebiliyor. Ama bazı arkadaşlar hiç umulmadık şekilde hayata bağlıyor insanı. Yaslanıp ağlayabileceğin bir omuzun varlığı yetiyor sabretmeye ve yola devam edecek gücü bulmaya. Enerjinizi alan arkadaşlardan uzak durmak, onlardan destek beklemekten daha kolay. Bırakın o arkadaşlıklara harcadığınız yıllar boşa gitsin, bırakın sizi yargılamadan derdinizi paylaşamayan arkadaşlarınız sizi kötü bilsin. Hayatınızda sadece size enerjisini, anlayışını, sevgisini karşılıksız olarak veren, sizi yargılamadan dinleyebilen gerçek dostlarınız kalsın sadece. Bırakın sevginiz boşa değil gerçekten hakeden yüreklere gitsin. Kendimi şanslı hissediyorum çünkü kendimi kötü hissettiğimde yanımda olacak gerçek dostlarım var. Hatalı olsam bile beni suçlayıp, laf dokundurmayacak sadece beni hatamın sonuçlarına karşı uyaracak gerçek dostlarım var.
İlla birşeyleri kaybetmek gerekmez değerini anlamak için bazen birşeye gerçekten sahip olmak da yeter değerini anlamak için. Umarım herkes birgün gerçek dostlara ve gerçek bir aileye sahip olur ve kazandığı zenginliğin değerini anlayabilir.
İnsan birşeyin değerini kaybedince anlar diyorlar. Sanırım ben bazı değerleri ancak elde ettikten sonra anlayabiliyorum. Kaybetmeyi çok iyi biliyorum ve artık hayatımdakileri kaybetmeden sevmeyi, değer vermeyi öğrendim. Ama bu kez hiç sahip olmadığım şeylerin değerini öğrendiğim bir sürecin içindeyim. Gerçek sevginin, dostluğun, ailenin ve sakinliğin değerini öğreniyorum hiç beklemediğim bir zamanda, hiç ummadığım bir yerde, garip bir şekilde.
Yıllarca iyi kötü bir ailem olduğunu sanmışım sanırım. Ama şimdi geriye dönüp bakınca aslında herşeyin boşlukta yalnız kalmamak için birbirine pamuk ipliğiyle bağlanmış, suyun üstünde her an parçalanacakmışçasına yüzen bir saldan ibaret olduğunu hissediyorum. O sal kimseyi nehrin diğer kıyısına sağsalim yarasız taşıyamadı maalesef. Belki herkes elinden gelenin en iyisini yaptı ama bu yeterli olmadı. Hepimiz yara bere içinde kaldık. Şimdi yeni yeni gerçekte bir ailenin nasıl olması gerektiğini görüyorum. Bu durum kendi ailemde olmadığı için içimi bir burukluk kaplıyor hatta ara ara kıskançlığa dönüşüyor burukluğum ama yine de huzurluyum. Belki de tüm kaybettiklerimden sonra hayat bana hiç sahip olmadığım birşey veriyor. Sakin, sıcak, güvenli bir aile hayatı. Kavgadan, gürültüden, sorunlardan, saçma sapan bir dolu şeyden uzak sakin dingin bir hayat.
Bugünlerde öğrendiğim başka birşeyse gerçek dostların anlatılamaz değeri. Bazen en sıkı arkadaşlıklar bile yanıltıcı olabiliyor ya da zamanla yıpranıp değerini, anlamını yitirebiliyor. Ama bazı arkadaşlar hiç umulmadık şekilde hayata bağlıyor insanı. Yaslanıp ağlayabileceğin bir omuzun varlığı yetiyor sabretmeye ve yola devam edecek gücü bulmaya. Enerjinizi alan arkadaşlardan uzak durmak, onlardan destek beklemekten daha kolay. Bırakın o arkadaşlıklara harcadığınız yıllar boşa gitsin, bırakın sizi yargılamadan derdinizi paylaşamayan arkadaşlarınız sizi kötü bilsin. Hayatınızda sadece size enerjisini, anlayışını, sevgisini karşılıksız olarak veren, sizi yargılamadan dinleyebilen gerçek dostlarınız kalsın sadece. Bırakın sevginiz boşa değil gerçekten hakeden yüreklere gitsin. Kendimi şanslı hissediyorum çünkü kendimi kötü hissettiğimde yanımda olacak gerçek dostlarım var. Hatalı olsam bile beni suçlayıp, laf dokundurmayacak sadece beni hatamın sonuçlarına karşı uyaracak gerçek dostlarım var.
İlla birşeyleri kaybetmek gerekmez değerini anlamak için bazen birşeye gerçekten sahip olmak da yeter değerini anlamak için. Umarım herkes birgün gerçek dostlara ve gerçek bir aileye sahip olur ve kazandığı zenginliğin değerini anlayabilir.
Salı, Şubat 03, 2009
Sömestr Tatili, Şansızlıklarım ve Ben
Bu sabah tatili geçirmek için anneannemin ve kardeşimin yanına Manisa'ya geldim. Gelirken tabi ki lanetimi de getirip ilk günden başıma iş açmayı başardım. Cep telefonumu suya düşürdüm. Doğal olarak çalışmıyor. Dakka 1, gol 1. Lanet şansızlığım 1, ben 0.
Hayatım hep böyle küçük ve basit görülen aksiliklerle geçiyor. Tek tek bakıldığında o kadar sorun yaratmayan aksilikler birleşince hayatım kabusa dönüyor. Cep telefonunda kayıtlı olan birçok numaraya ve bilgiye ulaşamıyorum şu anda ve tamir edilene kadar beklediğimde yapmam gerekenler için çok geç olacak. Neyse o kadar takmıyor artık, ben alışkın hayatın böyle saçma sapan şakalarına.
Tatili ilk günden kendime zehir etmek istemiyorum. Bugün ÜDS başvurumu halledip yarın da kardeşimi alıp Çandarlı'ya ufak bir kış tatili yapmaya gideceğim:) Bu kez tatili güzel ve yararlı bir şekilde geçirmeye niyetliyim. Yemek blogum için yeni tarifler keşfedip kendimi geliştirmek istiyorum. Fotoğraf çekmeye de devam edeceğim tabi ki. İlerde bir gün "Yollarda" isimli bir fotoğraf sergisi açmayı istiyorum. Sürekli ylculuk yapmayı ve yollarda fotoğraf çekmeyi alışkanlık haline getirdim. Bir şekilde bu deneyimi paylaşmak istiyorum. Ama çok da uzun vadeli planlar yapmamak gerekli hayatta. Ne de olsa hayat bizimle oyunlar oynayıp dalga geçmeyi çok seviyor.
Hayatım hep böyle küçük ve basit görülen aksiliklerle geçiyor. Tek tek bakıldığında o kadar sorun yaratmayan aksilikler birleşince hayatım kabusa dönüyor. Cep telefonunda kayıtlı olan birçok numaraya ve bilgiye ulaşamıyorum şu anda ve tamir edilene kadar beklediğimde yapmam gerekenler için çok geç olacak. Neyse o kadar takmıyor artık, ben alışkın hayatın böyle saçma sapan şakalarına.
Tatili ilk günden kendime zehir etmek istemiyorum. Bugün ÜDS başvurumu halledip yarın da kardeşimi alıp Çandarlı'ya ufak bir kış tatili yapmaya gideceğim:) Bu kez tatili güzel ve yararlı bir şekilde geçirmeye niyetliyim. Yemek blogum için yeni tarifler keşfedip kendimi geliştirmek istiyorum. Fotoğraf çekmeye de devam edeceğim tabi ki. İlerde bir gün "Yollarda" isimli bir fotoğraf sergisi açmayı istiyorum. Sürekli ylculuk yapmayı ve yollarda fotoğraf çekmeyi alışkanlık haline getirdim. Bir şekilde bu deneyimi paylaşmak istiyorum. Ama çok da uzun vadeli planlar yapmamak gerekli hayatta. Ne de olsa hayat bizimle oyunlar oynayıp dalga geçmeyi çok seviyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Azade Zamanlar
Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Yorulduğum bir okul haftası bitti. İyi miyim? Fena değilim ama iyiyim de yazamadım... Belimin solundan kalçama inen bir ağrı var. Kalçamdan...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...