Çarşamba, Aralık 08, 2010

Bir Kış Gecesi Masalı

...
Ne o parıldayan taş gerçek pırlantaydı, ne de o taşı saran halka altın. Ama Yusuf'un kalbi Elif için gerçek pırlantadan da altından da hatta o yüzüğün temsil ettiklerinden de daha değerliydi. Yusuf'la Elif'in birlikteliklerinin 5. yılı dolmak üzereydi. Yusuf, uzun zamandır evlilik teklifi için plan yapıyordu. Tam yeni yıl gecesi yapacaktı evlilik teklifini. Ama yüzüğü alıp kutusunu cebine attığı an o kadar bekleyemeyeceğini hissetmişti Yusuf.

Dışarısı çok soğuktu, insanlar tüm gün çalışmış olmanın yorgunluğuyla yüzlerine vuran şiddetli rüzgarın soğuğuyla baş etmekte zorlanıyor, mümkün olduğunca hızlı adımlarla evlerine gitmeye çalışyorlardı. Yusuf ne soğuğu ne de tüm gün ayakta çalışmanın yorgunluğunu hissediyordu. Tek düşüncesi bir an önce Elif'e ulaşmaktı. Elif'e sürpriz yapıp onu iş çıkışında şaşırtmaya karar verdi. Elif çalıştığı binadan arkadaşlarıyla sohbet ederek çıktı. Yusuf'u gördüğü ilk anda yaşadığı şaşkınlık hemen sevince dönüştü. İki sevgili el ele yürümeye başladıklarında Elif "Yemek yiyelim mi? Sonra da sinemaya gidebiliriz. Ne dersin?" dedi. Yusuf cevap vermiyordu. Bu sırada ilk kez buluştukları cafenin önüne gelmişlerdi. Yusuf hınzır bir ifadeyle "Hadi, biraz nostaljik takılalım bugün." dedi. Bu cafeye yıllardır hiç gelmemişlerdi. Daha doğrusu bu cafeye sadece ilk buluşmalarında nereye gideceklerini bilemediklerinden öylesine gelmiş ve bir daha da hiç uğramamışlardı. İçeriye girdiklerinde hatırladıklarından çok daha farklı bir mekan bekliyordu onları. Cafe değişmiş, gece kulübü gibi bir mekan olmuştu. Bu durum Yusuf'un canını sıkmışa benziyordu. Elif hemen "İstersen hiç oturmayalım." dedi. Yusuf, bir an duraksadıktan sonra Elif'in elini sıkıca kavrayarak ilk kez buluştuklarında oturdukları masanın yerine en yakın masaya doğru yöneldi.

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Belki de İlk Kez


farklı olsun bu kez her şey

             ...
bu kez sonuna kadar devam etsin, 
sonunda huzur olsun bu kez.

gözyaşı olmasın
pişmanlık olmasın
kaçış yolu aramaya gerek kalmasın bu kez.
           ...
oyun bozan olmak istemiyorum
kimsenin gözünde...

yorgunum...
güçlü değilim artık o kadar.

o kadar kırılgan ki ruhum...
yaralarımı saran o eli hiç bırakmak istemiyorum.

kimseyi kırmak istemiyorum artık.
ama kırılmak eğilip bükülmek de istemiyorum.

bu kez farklı olsun her şey.
nefes almak daha kolay olsun bu kez 

ve sadece bir kez.



Pazartesi, Eylül 27, 2010

denedim ama...

uzun zaman oldu yazmayalı.
                 ...
sanırım hâlâ hazır değilim yazmaya...

Pazar, Eylül 12, 2010

Başımı Dik Tutayım Derken Dikine Dikine Gittim

Hep böyle oluyor.
Savunmaya geçeyim derken saldırıya geçiyorum.
Yara almayayım derken yara açıyorum.
Kuyruğumu sıkıştırıp kaçmak ya da susmak yerine acı çekmek uğruna kuyruğumu dik tutmaya çalışıyorum.
Başımı dik tutmak için dikine dikine gidiyorum.
Sevilmediğimi düşündüğüm için nefret edilecek hale geliyorum.
Susmak istedikçe çığlık çığlığa bağırırken buluyorum kendimi.
Yaklaşmak istedikçe itiyorum herkesi.
Ne yapsam doğru olanı bulamıyorum.
Bile bile lades diyorum.
Üzgünüm...

Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Tenimden Önce Duvarlarım Var

uzun zaman oldu yazmayalı.

pek başarılı olmayan bir aile evine dönüş girişiminden sonra yine İstanbul'da, kendi evimdeyim. denedim geri dönmeyi ama olmadı işte. evden bir kez çıkınca bir daha geri dönülmüyor. kalanlar aynı kalıyor da giden fazlasıyla değişiyor. yumurta kabuğundan çıkıp kabuğunu beğenmez oluyor.

işin aslı insan bir kez herşeyi tek başına yapmaya ve yalnız yaşamaya alışınca bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. yattığın saat, kalktığın saat, izlediğin kanal, giydiğin etek... hepsi içinden çıkılmaz sorunlara dönüşebiliyor.

6 yıldır yalnız yaşıyorum. 6 yıl önce isteyerek aldığım bir karar bu. istemek kelimesi yetersiz kalıyor aslında; bunu elde etmek için kalan son gücümle savaşıp anneme meydan okuyarak geldim İstanbul'a.

ilk zamanlar çok zor oldu. Oktay, Derya, Pınar ve İpek Hoca olmasa belki de vazgeçip geri dönerdim eve. ama ilk yıl bittikten sonra herşey yoluna girdi. üstelik şansım yaver gitti; Evrim ve ailesi girdi hayatıma:)

ama hâlâ yolunda gitmeyen şeyler var. çocukluğumdan beri yaşadıklarım öylesine katılaştırdı ki içimi... aynı o şarkıdaki gibi tenimden önce duvarlarım var artık benim. herkesi sevemiyorum. kolay kolay güvenemiyorum ve beni mutsuz edecek hiçbir şeye katlanamıyorum.

sorun ne istediğimi bilmemek değil. istediğim şey için bana fırsat verilmemesi. lütfen kimse fırsatları kendin yaratacaksın demesin. çünkü artık öyle bir düzen yok. torpilin yoksa ister üniversite mezunu ol, ister iki dil bil... hiçbir faydası olmuyor.

neyse...

gelelim bu aralar ne yaptığıma. DeFacto'da işe girdim, Yönetici Adayı olarak, 20 gün oldu. şimdi de eğitimin 2. aşaması için otele gidiyorum.

ayrıntılaralarla yeniden karşınızda oluncaya dek iyi akşamlar:)

Salı, Ağustos 03, 2010

Justin Timberlake Yapar da Beren Saat Durur mu?


Patos Rolls reklamını ilk gördüğüm andan itibaren birşeyler yazmak istiyordum; bigumigu.com'un haberi tam üstüne geldi. Beren Saat'li Patos reklamının ilham kaynağı (?) olan reklama bigumigu.com'dan ulaşabilirsiniz.

Pepsi'nin 2 yıl önceki Super Bowl reklam filmini alıp içine Justin yerine Beren'i, Pepsi yerine de Patos Rolls koyunca süper bir reklama imza attığını düşünen reklamcılar sanırım "yaratıcılık" konusunda epey bir sıkıntıya düşmüş.

Aslında iki reklam filmini arka arkaya izleyince söylenecek söze gerek kalmıyor ama... Daha önce de reklamlarla ilgili bir yazımda Beren Saat'in oynadığı başka bir reklamı eleştirmiştim ama bu kez durum daha da vahim.

Pepsi içen kızın pipetten her çektiği yudumda Justin Timberlake'in uçarak ona yaklaşması neyse de cips yiyen birinin aynı şeyi yapması nasıl bir beyin fırtınasının sonucunda akla yatkın görünmüş anlayamadım doğrusu.

Bence bugüne kadar çekilen cips reklamlarının içinde en iyileri Patos Critos reklamlarıydı. Tek boyutlu cipslerden 3 boyutlu cipse geçişle bir anda 3 boyutlu olup seksileşen hatunlar güzel bir espriydi. Ama şu son reklamdan sonra o fikrin de benzer bir ilham kaynağı(?!) olup olmadığını merak ediyorum.

Pazar, Ağustos 01, 2010

Doğum Günü

Bugün benim doğum günüm.

24. yaşımı doldurdum; 25'e adım attım. Ne zaman 20'ydi ne zaman 25 oldu hiç anlamadım.

Yine yalnız geçireceğim doğum günümü. Hâl böyle olunca da keşke bugün hiç olmasaydı diye geçiyor içimden.

Yıllardır hep böyle oluyor. Yaz olduğu için herkes tatilde oluyor; ben de hep yalnız kalıyorum. Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz; arada sürprizli doğum günlerim de oluyor.

Neyse yine mızmızlanmaya başladım. Bu gecelik bu kadar yeter.

Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak :)))

Birkaç gündür canım hem poğaça hem de böyle çikolatalı fındıklı fıstıklı kurabiye istiyor. Hâl böyle olunca daldım mutfağa ama ölçüyü kaçırm...