... Tam da o günlerde tanıdı Kadir'i.
Kadir civar kasabalarda dolaşıp hurdacılık yapıyordu ama onun gibi hurdacı bulmak zordu. Başkalarının işe yaramaz diye attığı, sattığı ne varsa Kadir'in elinde yeniden can bulur, bambaşka evlerde baş köşelere yerleşirdi. Kadir, hurdacılıktan arta kalan zamanlarında balık tutmaya bayılırdı. Yine balık tuttuğu birgün yolu Gül Hanım'ın Mezeleri'ne düştü. Civar kasabalarda dolaşırken buranın methini çok duymuştu. Şansına o gün içerisi pek kalabalık değildi.
Gül Hanım, vefat ettikten sonra dükkan bir süre kapalı kalmış ama sonunda konu komşunun da yüreklendirmesi ile Şiraze dükkanın kapılarını yeniden açmıştı. Gül Hanım'ın dükkandaki yokluğu hissedilse de Şiraze'nin hazırladığı mezeler de en az annesininki kadar lezzetliydi.
Kadir'in anne-kızı kıyaslama şansı yoktu ama Şiraze'nin elinden çıkan mezeleri tattığı ilk anda ortak bir noktaları olduğunu hissetmişti. O ana kadar ne dükkana ne de mutfak tezgahının ardına bakmamıştı. Bakışlarını etrafta şöyle bir gezdirip mezeleri hazırlayan usta ellerin sahibini aradı.
Şiraze üstündeki bakışları hissetmedi. Dışarıdan bakınca közlediği patlıcanlara odaklanmış gibi görünse de aslında içten içe gelecek günlerin kaygısıyla boğuşmaktaydı. Kadir, Şiraze'nin dalıp gitmiş olduğunu anlayınca masadan kalkıp mutfağa geçti. Tuttuğu balıkları pişirilsin diye tezgaha bırakmış, önden mezelerle rakısını yudumlamaya başlamıştı ama Şiraze'nin haline bakılırsa balıkların ya kendi kendine pişecek ya da Kadir'in işe el atması gerekecekti. Birden arkasından gelen tencere tava takırtıları ile daldığı derinlerden çıkıverdi Şiraze:
- Ne oluyor? N'apıyorsunuz? İstediğiniz bi'şey varsa söyleseydiniz, ben getirirdim? Ne işiniz var mutfağımızda?
Kadir dönüp de henüz 16-17 yaşlarındaki Şiraze ile göz göze geldiğinde mutfağa böyle izinsiz dalarak onu aslında ne kadar korkutmuş olduğunu anladı. Hemen bir adım geri çekilerek:
- Özür dilerim niyetim seni korkutmak değildi. Patlıcanlara dalmıştın, ben de kendi işimi kendim halledeyim diye düşündüm. Balıkları pişirmek istiyorum sadece tabi eğer izin verirsen.
Bu sırada kasabanın yaşlılarından Osman dayı da mutfağa gelmişti.
- N'oluyor burda? İyi misin Şiraze kızım? Ne istiyormuş bu delikanlı?
- Bir şey yok Osman dayı. Tuttuğu balıkları pişirmek istiyormuş, ben yaparım dedim. O da çıkıyor zaten şimdi mutfaktan.
- Yoo, çıkmıyorum. Balığı ben tuttum, ben pişireyim diyorum. Baya da balık tutmuştum, buyur beraber yiyelim Osman dayı.
- Eh, sen geç otur biraz dinlen o zaman Şiraze kızım. Bu delikanlı pişirsin bakalım balıkları.
- Peki, Osman dayı.
Şiraze, ansızın belirip mutfağımızı ele geçiren bu deli de kim acaba diye düşünerek Osman dayının masasına oturdu. Peşi sıra gelen Osman Dayı masaya oturunca mutfağa doğru dönerek:
- Sen kimsin delikanlı, kimlerdensin? diye sordu sanki Şiraze'nin içini okumuşçasına.
- Adım Kadir, hurdacıyım.
