uzun zaman oldu yazmayalı.
...
sanırım hâlâ hazır değilim yazmaya...
Pazartesi, Eylül 27, 2010
Pazar, Eylül 12, 2010
Başımı Dik Tutayım Derken Dikine Dikine Gittim
Hep böyle oluyor.
Savunmaya geçeyim derken saldırıya geçiyorum.
Yara almayayım derken yara açıyorum.
Kuyruğumu sıkıştırıp kaçmak ya da susmak yerine acı çekmek uğruna kuyruğumu dik tutmaya çalışıyorum.
Başımı dik tutmak için dikine dikine gidiyorum.
Sevilmediğimi düşündüğüm için nefret edilecek hale geliyorum.
Susmak istedikçe çığlık çığlığa bağırırken buluyorum kendimi.
Yaklaşmak istedikçe itiyorum herkesi.
Ne yapsam doğru olanı bulamıyorum.
Bile bile lades diyorum.
Üzgünüm...
Pazartesi, Ağustos 30, 2010
Tenimden Önce Duvarlarım Var
uzun zaman oldu yazmayalı.
pek başarılı olmayan bir aile evine dönüş girişiminden sonra yine İstanbul'da, kendi evimdeyim. denedim geri dönmeyi ama olmadı işte. evden bir kez çıkınca bir daha geri dönülmüyor. kalanlar aynı kalıyor da giden fazlasıyla değişiyor. yumurta kabuğundan çıkıp kabuğunu beğenmez oluyor.
işin aslı insan bir kez herşeyi tek başına yapmaya ve yalnız yaşamaya alışınca bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. yattığın saat, kalktığın saat, izlediğin kanal, giydiğin etek... hepsi içinden çıkılmaz sorunlara dönüşebiliyor.
6 yıldır yalnız yaşıyorum. 6 yıl önce isteyerek aldığım bir karar bu. istemek kelimesi yetersiz kalıyor aslında; bunu elde etmek için kalan son gücümle savaşıp anneme meydan okuyarak geldim İstanbul'a.
ilk zamanlar çok zor oldu. Oktay, Derya, Pınar ve İpek Hoca olmasa belki de vazgeçip geri dönerdim eve. ama ilk yıl bittikten sonra herşey yoluna girdi. üstelik şansım yaver gitti; Evrim ve ailesi girdi hayatıma:)
ama hâlâ yolunda gitmeyen şeyler var. çocukluğumdan beri yaşadıklarım öylesine katılaştırdı ki içimi... aynı o şarkıdaki gibi tenimden önce duvarlarım var artık benim. herkesi sevemiyorum. kolay kolay güvenemiyorum ve beni mutsuz edecek hiçbir şeye katlanamıyorum.
sorun ne istediğimi bilmemek değil. istediğim şey için bana fırsat verilmemesi. lütfen kimse fırsatları kendin yaratacaksın demesin. çünkü artık öyle bir düzen yok. torpilin yoksa ister üniversite mezunu ol, ister iki dil bil... hiçbir faydası olmuyor.
neyse...
gelelim bu aralar ne yaptığıma. DeFacto'da işe girdim, Yönetici Adayı olarak, 20 gün oldu. şimdi de eğitimin 2. aşaması için otele gidiyorum.
ayrıntılaralarla yeniden karşınızda oluncaya dek iyi akşamlar:)
pek başarılı olmayan bir aile evine dönüş girişiminden sonra yine İstanbul'da, kendi evimdeyim. denedim geri dönmeyi ama olmadı işte. evden bir kez çıkınca bir daha geri dönülmüyor. kalanlar aynı kalıyor da giden fazlasıyla değişiyor. yumurta kabuğundan çıkıp kabuğunu beğenmez oluyor.
işin aslı insan bir kez herşeyi tek başına yapmaya ve yalnız yaşamaya alışınca bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. yattığın saat, kalktığın saat, izlediğin kanal, giydiğin etek... hepsi içinden çıkılmaz sorunlara dönüşebiliyor.
6 yıldır yalnız yaşıyorum. 6 yıl önce isteyerek aldığım bir karar bu. istemek kelimesi yetersiz kalıyor aslında; bunu elde etmek için kalan son gücümle savaşıp anneme meydan okuyarak geldim İstanbul'a.
ilk zamanlar çok zor oldu. Oktay, Derya, Pınar ve İpek Hoca olmasa belki de vazgeçip geri dönerdim eve. ama ilk yıl bittikten sonra herşey yoluna girdi. üstelik şansım yaver gitti; Evrim ve ailesi girdi hayatıma:)
ama hâlâ yolunda gitmeyen şeyler var. çocukluğumdan beri yaşadıklarım öylesine katılaştırdı ki içimi... aynı o şarkıdaki gibi tenimden önce duvarlarım var artık benim. herkesi sevemiyorum. kolay kolay güvenemiyorum ve beni mutsuz edecek hiçbir şeye katlanamıyorum.
sorun ne istediğimi bilmemek değil. istediğim şey için bana fırsat verilmemesi. lütfen kimse fırsatları kendin yaratacaksın demesin. çünkü artık öyle bir düzen yok. torpilin yoksa ister üniversite mezunu ol, ister iki dil bil... hiçbir faydası olmuyor.
neyse...
gelelim bu aralar ne yaptığıma. DeFacto'da işe girdim, Yönetici Adayı olarak, 20 gün oldu. şimdi de eğitimin 2. aşaması için otele gidiyorum.
ayrıntılaralarla yeniden karşınızda oluncaya dek iyi akşamlar:)
Salı, Ağustos 03, 2010
Justin Timberlake Yapar da Beren Saat Durur mu?

Patos Rolls reklamını ilk gördüğüm andan itibaren birşeyler yazmak istiyordum; bigumigu.com'un haberi tam üstüne geldi. Beren Saat'li Patos reklamının ilham kaynağı (?) olan reklama bigumigu.com'dan ulaşabilirsiniz.
Pepsi'nin 2 yıl önceki Super Bowl reklam filmini alıp içine Justin yerine Beren'i, Pepsi yerine de Patos Rolls koyunca süper bir reklama imza attığını düşünen reklamcılar sanırım "yaratıcılık" konusunda epey bir sıkıntıya düşmüş.
Aslında iki reklam filmini arka arkaya izleyince söylenecek söze gerek kalmıyor ama... Daha önce de reklamlarla ilgili bir yazımda Beren Saat'in oynadığı başka bir reklamı eleştirmiştim ama bu kez durum daha da vahim.
Pepsi içen kızın pipetten her çektiği yudumda Justin Timberlake'in uçarak ona yaklaşması neyse de cips yiyen birinin aynı şeyi yapması nasıl bir beyin fırtınasının sonucunda akla yatkın görünmüş anlayamadım doğrusu.
Bence bugüne kadar çekilen cips reklamlarının içinde en iyileri Patos Critos reklamlarıydı. Tek boyutlu cipslerden 3 boyutlu cipse geçişle bir anda 3 boyutlu olup seksileşen hatunlar güzel bir espriydi. Ama şu son reklamdan sonra o fikrin de benzer bir ilham kaynağı(?!) olup olmadığını merak ediyorum.
Pazar, Ağustos 01, 2010
Doğum Günü
Bugün benim doğum günüm.
24. yaşımı doldurdum; 25'e adım attım. Ne zaman 20'ydi ne zaman 25 oldu hiç anlamadım.
Yine yalnız geçireceğim doğum günümü. Hâl böyle olunca da keşke bugün hiç olmasaydı diye geçiyor içimden.
Yıllardır hep böyle oluyor. Yaz olduğu için herkes tatilde oluyor; ben de hep yalnız kalıyorum. Tabi ki istisnalar kaideyi bozmaz; arada sürprizli doğum günlerim de oluyor.
Neyse yine mızmızlanmaya başladım. Bu gecelik bu kadar yeter.
Çarşamba, Temmuz 28, 2010
Belirsizlik
Bunca yıldan sonra hâlâ yolun başında olmak ve yolun beni nereye götüreceğini bilmemek beni mahvediyor.
Yine herşey muallak... Önümde bir sürü seçenek var ama hiçbiri tam bir seçenek değil aslında.
Ya tüm köprüleri yıkıp büyüdüğüm şehre geri döneceğim ya da kalan son gücümle asılıp hayata, beni büyüten, her anını yaşamayı sevdiğim şehre, İstanbul'a bir şans daha vereceğim.
Neyi nasıl yapacağımı bilmiyorum. Geri dönsem halletmem gereken o kadar çok sorun var ki... İstanbul'da kalsam yeniden iş aramam, hem çalışıp hem de formasyon almam gerekecek. Karar vermek o kadar zor ki... Karar vermekle de bitmiyor; işler karar verdikten sonra iyice karmaşık hale gelecek.
Hem aklımın hem de kalbimin kabul edeceği bir çıkış yolu istiyorum. Mümkün mü? Hiç bilmiyorum.
Çarşamba, Temmuz 07, 2010
PR ve Reklam Çalışmaları

son günlerde fırsat buldukça ilgimi çeken tüm sektörlere şöyle bir göz atıyorum. hatta bazen durumu abartıp rapor hazırlayacakmışım gibi ciddi ciddi araştırma bile yapıyorum. bugünlerde taktığım konu PR çalışmaları ve tanıtım/reklam çalışmaları.
PR (Public Relations) adı üstünde Halkla İlişkiler", yani karşılıklı bir etkileşimin söz konusu olduğu, interaktif aktiviteler içermesi gereken bir çalışma alanı ama nedense çoğu markanın PR çalışmaları tek taraflı tanıtım çalışmaları gibi geliyor bana. günümüzde sosyal medya kullanılarak yapılan PR çalışmalarını reklam çalışmalarından keskin hatlarla ayırmak çok da mümkün değil. ama PR çalışmalarının amacı halkın gözünde marka imajını korumak ve marka bilincini oluşturmaksa öncelikle markanın imajını doğru şekilde yansıtacak çalışmalara imza atılmalı bence.
PR uzmanı ya da reklamcı değilim; doğal olarak bu konuda ahkâm kesecek de değilim. benimki naçizane amatör bir gözlem sonuçta. yine de eğer PR çalışmaları ve reklamlar mevcut ve potansiyel müşteriler için yapılıyorsa konunun uzmanlarının yanısıra benim gibi potansiyel müşterilerin de fikri önemli sanırım.
kötü örneklerden bahsedip sadece sorunuişaret etmekle kalmak istemiyorum. onun yerine iyi örneklerden bahsetmek daha faydalı olabilir.
PR (Public Relations) adı üstünde Halkla İlişkiler", yani karşılıklı bir etkileşimin söz konusu olduğu, interaktif aktiviteler içermesi gereken bir çalışma alanı ama nedense çoğu markanın PR çalışmaları tek taraflı tanıtım çalışmaları gibi geliyor bana. günümüzde sosyal medya kullanılarak yapılan PR çalışmalarını reklam çalışmalarından keskin hatlarla ayırmak çok da mümkün değil. ama PR çalışmalarının amacı halkın gözünde marka imajını korumak ve marka bilincini oluşturmaksa öncelikle markanın imajını doğru şekilde yansıtacak çalışmalara imza atılmalı bence.
PR uzmanı ya da reklamcı değilim; doğal olarak bu konuda ahkâm kesecek de değilim. benimki naçizane amatör bir gözlem sonuçta. yine de eğer PR çalışmaları ve reklamlar mevcut ve potansiyel müşteriler için yapılıyorsa konunun uzmanlarının yanısıra benim gibi potansiyel müşterilerin de fikri önemli sanırım.
kötü örneklerden bahsedip sadece sorunuişaret etmekle kalmak istemiyorum. onun yerine iyi örneklerden bahsetmek daha faydalı olabilir.
sağa sola bakarken gördüğüm birkaç aktivite etkili PR ve reklam çalışmaları arasında gösterilebilir. örneğin Mavi'nin Uçuk Mavi adlı blogu güzel bir çalışma olmuş. Uçuk Mavi, blog yazarlarından Fashion Kido ile bir iş birliği yapmış, blogda Fashion Kido'nun kıyafet postları yayınlanıyor. bu postlarda sadece Mavi'nin ürünleri değil, başka markaların da adı geçiyor. postlara yorum da yapılabiliyor. bu durum Mavi'nin kendine olan güvenini ve dinamik imajını yeterince ortaya koyuyor sanırım.
fotoğraflar Mavi ürünlerinin, istediğiniz markayla ve istediğiniz ürünle kombinlenebileceğini, hergüne bir parça Mavi'yle renk katılabileceğini vurguluyor. ayrıca blogda sadece giyim kuşam ve Mavi ürünleri yok; aynı zamanda site ve mekan önerileri de yer alıyor. değişik konu ve içerikler blogu ilginç ve takip edilir hale getiriyor.
başka bir örnekler vermem gerekirse yine birçok marka hem ürünlerini tanıtıp hem de müşterileriyle yakın ilişkiler kurmak adına düzenlediği blogger aktivitelerinden bahsedebilirim. bu aktiviteler sayesinde potansiyel müşteriler yeni ürünlerle ilgili bilgileri takip ettikleri bloggerlar aracılığıyla öğrenmiş oluyor. bu aktiviteler doğru planlandığında doğrudan bir reklam kampanyası kadar yararlı olabilecek bir tanıtıma dönüşebilir.
aklıma şimdi gelen çok güzel bir PR çalışması daha var. yeni rakı'nın "Gerçek sofralar, gerçek muhabbet..." konulu bir hikaye yazan 100 bloggerı güzel bir çilingir sofrasıyla ağırladığı aktivite bence süperdi. bir de o yazılar kitap olarak basılınca yeni rakı* benim gözümde tadından içilmez oldu:)
değişik sektörler için düzenlenen blogger aktivitelerinden de bahsedebiliriz. mesela "Eyvah Eyvah" ve birkaç film vizyona girmeden hemen önce bloggerlar için bir ön gösterim düzenlenmişti. bunlar dışında cocostar, gilette, uno, nokia ve hp'nin blogger aktiviteleri de bu alanda yapılan ilginç çalışmalardan.
fotoğraflar Mavi ürünlerinin, istediğiniz markayla ve istediğiniz ürünle kombinlenebileceğini, hergüne bir parça Mavi'yle renk katılabileceğini vurguluyor. ayrıca blogda sadece giyim kuşam ve Mavi ürünleri yok; aynı zamanda site ve mekan önerileri de yer alıyor. değişik konu ve içerikler blogu ilginç ve takip edilir hale getiriyor.
başka bir örnekler vermem gerekirse yine birçok marka hem ürünlerini tanıtıp hem de müşterileriyle yakın ilişkiler kurmak adına düzenlediği blogger aktivitelerinden bahsedebilirim. bu aktiviteler sayesinde potansiyel müşteriler yeni ürünlerle ilgili bilgileri takip ettikleri bloggerlar aracılığıyla öğrenmiş oluyor. bu aktiviteler doğru planlandığında doğrudan bir reklam kampanyası kadar yararlı olabilecek bir tanıtıma dönüşebilir.
aklıma şimdi gelen çok güzel bir PR çalışması daha var. yeni rakı'nın "Gerçek sofralar, gerçek muhabbet..." konulu bir hikaye yazan 100 bloggerı güzel bir çilingir sofrasıyla ağırladığı aktivite bence süperdi. bir de o yazılar kitap olarak basılınca yeni rakı* benim gözümde tadından içilmez oldu:)
değişik sektörler için düzenlenen blogger aktivitelerinden de bahsedebiliriz. mesela "Eyvah Eyvah" ve birkaç film vizyona girmeden hemen önce bloggerlar için bir ön gösterim düzenlenmişti. bunlar dışında cocostar, gilette, uno, nokia ve hp'nin blogger aktiviteleri de bu alanda yapılan ilginç çalışmalardan.
*resim catalogs.com sitesinden alınmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak :)))
Birkaç gündür canım hem poğaça hem de böyle çikolatalı fındıklı fıstıklı kurabiye istiyor. Hâl böyle olunca daldım mutfağa ama ölçüyü kaçırm...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Dün gece eşimle "Tanrı kim, nerede? Merhametli mi, tam aksine sadist mi? Bizi izliyor mu yoksa umurunda bile değil miyiz?" gibi so...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...