Serzeniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serzeniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Ağustos 07, 2019

Tutamadığım sözler, Düzeltemediğim kusurlar

21 yıllık bir dostum var, Şehnaz. Ortaokuldan beri arkadaşız, sırdaşız, dostuz. Çok şey paylaştık, çok yollar aştık, kavgalar ettik, kırgınlıkları geçtik, dertleri, ölümleri, doğumları paylaştık. Birbirimizi çok sarstık, kimisi gerekliydi, kimisi çok, çok gereksizdi. Zaman zaman uzak düştük ama şükür kopmadık.

Bugünkü halimde Şehnaz'ın etkisi yadsınamaz. Beni ilk sarstığında çok alınmıştım hatta küsmüştük bir süre. O zaman çok kızmıştım Şehnaz'a, kırılmıştım ama sonra onun haklı olduğunu kabul ettim. Bugün hâlâ haklı Şehnaz. Bu arada ben de ona az hayal kırıklıkları yaşatmadım tabi. 

O yıllarda Şehnaz'ın sık sık görüştüğü yakın bir arkadaşı için "Ya şu kızdan uzak dur. Adın çıkacak onun gibi! " ...' nın arkadaşı" diyecekler bak senin için" demiştim. Şehnaz da haklı olarak sinirlenerek "Kıskandığın için böyle yapıyorsun. Senin de için gidiyor onun yaptıklarını yapabilmek için. Neden sevmiyorsun acaba  ...'i? İçten içe ona benzediğin ama onun yaptıklarını yapamadığın için olabilir mi? Ya da ben onunla vakit geçirdiğim için kıskanıyor olabilir misin? " demişti. O zaman "Şehnaz, sen beni yanlış anladın, ben sadece seni düşünüyordum. Madem böyle anladın, ne istersen yap! " diyerek küsmüştüm. Ama sonra kendi kendime düşünürken söylediklerinde gerçeklik payı olduğunu kabul ettim. Hatta fırsat bulunca o kızdan beter olduğuma bile şahit oldu da hiç yüzüme vurmadı Şehnaz. O kızı sevmiyordum çünkü aslında ben de o kız gibiydim ama o zamanlar onun yaptıklarını yapacak fırsata sahip değildim. Onlar gece dışarı çıkabiliyordu, ben çıkamıyordum. Onlar konsere, tiyatroya, şiir dinletisine gidebiliyordu, ben gidemiyordum. Onlar doğum günlerini kızlı-erkekli kutluyordu, ben izin alamadığım için kös kös evde oturuyordum. Ve daha bir sürü özgürlük/kısıtlanma ikilemi... Sonraları anladım ki bazen karşılaştığımız kişiler bize en derinimizde sakladığımız kendi hırslarımızı, arzularımızı, zaaflarımızı, zayıflıklarımızı hatırlattığı için onları sevmiyoruz. 

Olmak istediğimiz kişi başka, olmak zorunda olduğumuz kişi başka olunca içimizde biriken sıkışmışlığı/çatışmayı bize hatırlatanlardan uzaklaşıyoruz yavaş yavaş, kaçıyoruz. Şimdi dönüp geriye baktığımda o kızı nasıl kıskandığımı, kendimi tanımaktan ne kadar uzak olduğumu görüyorum. 

Geçen bunca yıldan sonra kendimi tanıyorum tabi ki ama hâlâ "Ben kimim?" sorusu karnımı ağrıtıyor, ruhumu sıkıyor. Çünkü hâlâ sevmediğim, istemediğim ama bir türlü de kurtulamadığım yanlarım var. Yol henüz bitmedi, önümde fazlalıkları atacak fırsat var ama kendimde o gücü bulamıyorum bazen en kritik anlarda. Bir arpa boyu yol gidemedim diyerek kendime haksızlık etmeyeceğim ama bir buğday tarlasını aşmış gibi de hissetmiyorum kendimi pek. 

Şu sıralar arayışım kendi içimde. Kimim, neyim, neden böyleyim? Cevapların bir kısmı net, bir kısmı çok bulanık. Yaşadıklarımdan diye kestirip atmakla bitmiyor. Yaşananlar bir etki, yaptıklarımız onlara bir tepki ama bir sürü olasılık içinde o tepkileri vermek bizim tercihimizken tüm suçu kadere atmak sadece kolaya kaçmak, kendimizi kandırmak olmaz mı? 

Sorular bitmiyor da hayat akıp gidiyor. Şimdilik soruları kenara, kendimi akışa bırakıyorum. 




Pazar, Temmuz 21, 2019

Akıl Tutulması

Hani olur ya bazen bodoslama çarpar insan bir yere, işte tam öyle hissediyorum. Gözüm açık, önüme bakıyorum ama görmüyorum. Çarpa çarpa gidiyorum. Her yerim çürük çarık... Güpegündüz karanlıkta kalmış gibiyim. Alt yazı geçiyor hayat, akıl tutulması en güzel benim zihnimden izleniyormuş bu yaz.

Cuma, Temmuz 19, 2019

Hayatı Sorgulatan Pazar Arabası

Bazen kendimi uçsuz bucaksız bir hiçlikte savruluyor gibi hissediyorum. Mesela boş bir pazar arabası ile yaz sıcağının dibinde pazara ulaşmaya çalışırken... Mesela pazarda daracık tezgah aralarında durup sohbet eden teyzelerle karşılaştığımda... Mesela 100 yaşında amcalar inatla araba kullandığı, daha doğrusu kullanamadığı için sıkışan trafikten karşıya bile geçemediğimde... Mesela ölmek üzere eve geldiğimde hadi denize gidelim diyen Arya'nın gözlerinde bitmiş yansımamı gördüğümde...

Bu aralar mütemadiyen sorguluyorum hayatı! Ne yapıyorum ben? Ömrümün sonuna dek bunları mı yapacağım? Nasıl kabullenip, nasıl sindireceğim? Neden diğerleri gibi ben de basitçe her şey süper deyip devam edemiyorum? Aklımda deli sorular... Deliliğimi sorgulayan bir akıl...

Şimdilik bir bira açıp, nefes alıp, Arya'yı denize götürmeye odaklanacağım. Tüm soruların üstünü ağır bir kapakla kapatıp basıp geçeceğim şimdilik.

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...