Pazar, Şubat 16, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #3

        Rüya eve gelir gelmez bilgisayarının başına geçti ve kendi kendine gülümseyerek paralel evrenler ve “para-Evrimler” hakkında bir öykü yazmaya başladı. Öykü restorandaki sohbetleri ile başlıyordu. Tabi ki o kadarcık gevezelik koskoca bir öykü için yeterli değildi. Giriş kısmını yazdıktan sonra nette biraz araştırma yapmaya karar verdi. Arama motoruna “Paralel Evrenler” yazması ile açılan sayfalarda kendisini kaybetmesi bir oldu. Önce Paralel Evrenler Teorisini ilk kez ortaya atan Amerikalı Fizikçi Hugh Everett ile tanıştı, ardından M-kuramı / Sicim Teorisi ve İzafiyet teorisi derken sonunda kara deliklere kadar geldi. Sicim teorisinin ileri sürdüğü on bir boyutlu evren fikri ile şaşkınlığa düşmüşken, Stephen Hawking’in Sicim teorisini modern matematik teknikleriyle güncellenmiş halini sunduğu ve kara delikler hakkındaki detayları ve önermeleri içeren son makalesine ulaştığında bir fizikçi olmadığı için çoktan üzülmeye başlamıştı. İşte tam bu sırada Kozmik Olasılık Analiz İstasyonu’nda Sarge sürekli artan olasılık yüzdeleri ile ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Sonunda duruma müdahale etmeden bir süre daha gözlemlemeyi seçti.

 

Rüya yaptığı araştırmadan başı dönmüş, fikirleri havada uçuşur haldeyken Evrim işe gitmek üzere hazırlanmaya başlamıştı. Rüya, alaycı bir sesle Evrim’e takılarak:

 

“Hey, 8. Evrim! Senden öncekilere ne olduğunu tam olarak anlatmadın henüz bana.” dedi.

 

“Bu konu hakkında birçok teori sunabilirim ama bence sorun sende. Kimse sana çok uzun süre katlanamıyor.” dedi Evrim tüm muzipliğiyle, Rüya’nın damarına basacağını bilerek. “Ya da belki de sana katlanamayan sadece ilk Evrim’di. Geri kalanlarımızın bu konudaki fikri hiç sorgulanmadı.” diye ekledi sessizce.

 

“Hıhı tabi, kesin öyledir canım! Neyse, şimdi enerjimi seninle didişerek harcayamayacağım aşkım. Senden önceki “Evrimler”in gidiş zamanlarını tahmin edecek olsam… Bir tanesi askerlik döneminde olmalı. Hani şu zatürre olduğun, öksürmekten telefonda konuşamadığın zaman. Birden değişip acayip maçoya bağlamıştın.”

 

“Ah, evet! Tam isabet!”

 

“Bu iş giderek daha da eğlenceli oluyor. Bu öykü epey ilginç olacak!”

 

“Farklı evrenlerden sırf senin yanında olmak için gelen ve bir süre sonra mecburen giden tüm o “Evrimler”in seni bu kadar eğlendirmesi biraz garip doğrusu!” dedi Evrim, sesinden sezilen gerçek bir kırgınlık ve kıskançlıkla.

 

“Off ya! Hemen tribe bağlamasan olayı olmaz zaten! Nedir bu kıskançlık, bu alınganlık anlamıyorum! Üniversite zamanlarımızda hiç böyle değildin. Aaa ama dur! O sen değildin tabi. Kaçıncı ‘Evrim’di acaba?” dedi Rüya acımasız bir alaycılıkla. Evrim alışmıştı Rüya’nın bu hallerine. Rüya hemen parlar, en son söylenecek lafı en başta söyler, sonra da ışık hızıyla pişman olurdu. Bu yüzden çoğu zaman sessiz kalıp Rüya’nın geri adım atmasını beklerdi Evrim.

 


Cumartesi, Şubat 15, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #2


Bu sırada Boyutlar Arası Yüksek Şûra acil durum bildirimi üzerine toplanmış, Dünya’da olanları izliyordu. Şûra üyeleri ikiye bölünmüştü. Bir kısmı bu son gelişmenin tüm planı ve evreni tehlikeye soktuğunu ileri sürüyor ve derhal olağan üstü hâl ilan edilmesini istiyordu. Diğerleri ise Dünya’daki Rüya, 8.Evrim’i ciddiye almadığı, her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu düşündüğü sürece durumun büyük bir tehlike arz etmeyeceğini savunuyordu. Bu anlaşmazlığın çözümü için ikinci kuşak Kozmik Olasılık Analisti Sarge’ın görüşlerine başvurmaya karar verildi.

 

Sarge yıllardır Rüya ve Evrimler arasındaki tüm konuşmaları analiz ediyor ve olasılık yüzdelerini raporluyordu. Toplantı salonunda herkes ona odaklanmışken Sarge, mümkün olduğunca soğukkanlı ve sakin görünmeye çalışarak:

 

“Elimizdeki verilere bakılırsa Rüya ve Evrimler için bu türden konuşmalar oldukça olağan. Bildiğimiz üzere onlar bilimkurgu ve fantastik edebiyatla yakından ilgililer. Dünya’da paralel evrenlerle ilgili kanıtlanmış kesin bilimsel veriler bulunmamakla birlikte bu konuyu işleyen birçok kitap, dizi ve film mevcut. Rüya ve Evrimler tanıştıklarından bugüne dek bu konuyu işleyen yirmi sekiz film, on beş dizi ve on üç kitap hakkında defalarca kez sohbet etmişler ve kendilerince teoriler üretmişler. Tabi ki hepsi hayal ürünü, farazi konuşmalar. Sanırım bu yüzden 8. Evrim, Rüya’ya her şeyi olduğu gibi anlatmakta bir sakınca görmedi. Rüya’nın bunu da her zamanki farazi konuşmalardan biri sanacağından emin olmalı. Mevcut koşullar altında Rüya’nın konuşulanları ciddiye alma olasılığı %3’ten az görünüyor. Hatta tam olarak %2,34.”

 

Sarge’ın açıklamalarından sonra Şûra üyeleri arasındaki tartışma biraz yatışmış gibiydi. Sarge, olasılık yüzdelerinin her geçen saniye güncellendiğini hatırlatarak gerilimi tekrar arttırmak istemedi ve izin isteyerek analiz istasyonundaki ofisine geri döndü. Ofisine girip veri analiz sistemine bağlandığında güncel olasılıklar ve yüzdeleri ekranda parlak simgeler halinde yanıp sönüyordu. Takip edilen güncel tehlike olasılığı %5’e çıkmıştı ama bu Şûra’yı alarm durumuna geçirmeyi gerektirecek kadar ciddi bir artış değildi. Sarge ekrandaki birkaç alanı aktif hale getirerek yeni olasılık hesaplamalarında kullanacağı parametreleri inceledi ve yükselişe neyin sebep olduğunu anlamaya çalıştı.


Boyutlar Ötesi Aşk #1

        “Beni seviyor musun, Rüya? Mutlu musun benimle?”, diye sordu Evrim Rüya’ya, son derece ciddi bir yüz ifadesi ile belki yüz bininci kez. Bu soruyu farklı zamanlarda, farklı evrenlerde, farklı “Evrimler” defalarca kez sormuştu farklı “Rüyalar”a. Rüya, o bilindik göz devirmesi eşliğinde, her zamanki gibi “Sevmesem bunca yıl seninle kalır mıydın sence? Benim kadar bencil biri bunca yıl sevmediği biriyle yaşayabilir mi?” diyerek cevapladı aynı soruyu belki de yüz milyonuncu kez. Sonra durup uzun uzun Evrim’e baktı ve “Dışarıda beni senin gibi anlayacak fazla erkek yok. Anlasa bile kimse bu kadar başına buyruk, aklına eseni estiği an yapamasa çatlayacak gibi davranan, gece demeden, gündüz demeden kendini yollara, dağlara, tepelere vuran, üstelik dili de kemiksiz, benim gibi bir kadınla yaşayamaz. Sen bu konuda çok başarılısın. Üstelik seninle her gün yeni bir macera. Tam “Bitti. Çözdüm.” derken bir yenisi ekleniyor bilmecelerin. İşte bu yüzden seni seviyorum Evrim, tam da bu yüzden seninle mutluyum.” diye ekledi gülümseyerek. Evrim aldığı cevapla gerçekten rahatlamış görünüyordu. Bir süre sessizce yemeklerini yemeğe devam ettiler. Sonra birden Rüya merakla sordu Evrim’e:


“Peki ya sen? 13 yıldır nasıl katlanıyorsun bana?”


“Şöyle ki: ben 8. Evrim’im. Diğerleri çoktan gitti.” dedi Evrim yarı ciddi bir havayla.


“Hadi ya! Çok iyiymiş! Senden önceki “Evrimler”i anlatsana biraz! Bundan süper hikâye çıkar.” diyerek kafasında yeni hikâyesini yazmaya başladı Rüya. 


“Hımm… Bir bakalım. İlk Evrim siz tanıştıktan 1 yıl kadar sonra gitti. Hatırlarsan oldukça ketum biriydi, 1 yıl boyunca seni sevdiğini söylememişti bile. Kalp sıkışması sebebiyle hastaneye gittiğiniz gün onun yerine 2. Evrim geçti.”


“Çok iyiymiş cidden! Ben bundan ne hikâye yazarım! Film olur, dizi olur, seri seri kitap çıkar bu hikâyeden. Peki, nereden geliyor bu “Evrimler”? Paralel evrenlerden mi?”


“Tabi ki! Başka nereden olabilir ki zaten?”


“Neden gidip geliyorsunuz o zaman? Diğer boyutlarda Rüya kıtlığı var da bir ben mi kaldım?” diye sordu Rüya hınzırca.


“Hımmm… Bu sorunun cevabı oldukça uzun ve bu hassas bir mevzu. Her şeyi anlatacaksam yazacağın hikâyenin yazarı olarak benim adımı da eklemelisin bence. Tüm hikâyeyi ben anlatmış oluyorum sonuçta.” 


“Oldu canım! Kitabı ben yazayım, sefasını sen sür! En fazla kitabın başına, “Bu hikâyenin ilham kaynağı olan sevgili eşime ithafen…” yazarım o kadar! Sonuçta ben oturup kaç saat yazacağım, senin düşünmediğin boşlukları dolduracağım.”  Bu cevap tam da Rüya’dan beklenileceği kadar net ve bencilceydi. 


“Eh neden gelip gittiğimizi kendin bul o zaman canım.” diyerek Rüya’yı öyküsünü yazması için doldurması gereken bir sürü boşlukla baş başa bıraktı Evrim.

...


Açıklama: Bu hikaye ile bir bilim kurgu öykü yarışmasına katılmıştım yıllar önce. Öykülerimi elden geçirirken rastlayınca büyük bir heyecanla okudum ve 8 bölüm halinde blogda yayınlamaya karar verdim. Belki ileride bir romana dönüşür, kim bilir :) İlk 2 bölümü ark arkaya paylaşacağım.

Perşembe, Şubat 13, 2025

Çok Acayip #2

Başlamadan önce uyarayım: Uzun bir yazı bekliyor sizi ama başlayınca bir çırpıda okunur olmasını umut ediyorum 😅

Bir önceki yazımda gördüğüm rüyadan ve onu gerçeğe taşımak istediğimden bahsetmiştim. Şimdi de beni o noktaya getirdiğini sandığım süreçten / akıştan bahsedeceğim. Aslında bu akış çoooook eskiye gidiyor; ortaokul - lise yıllarıma, belki de kitap okumayı çok seven babamın ilk görüşte aşık olduğu annemi - ki o da kitap okumayı çok severdi - 3 ay yalvararak sonunda evlenmeye ikna ettiği ana kadar :)) Ama korkmayın ben o kadar geriye gitmeyeceğim :)) Birkaç gün önceye döneceğim.

Şubat'ın ilk günlerinde - tam olarak 6 Şubat'mış - blogu düzenlerken etiketlerin olduğu alandan kısa hikayeler etiketi gözüme çarptı ve tıklayıp sırayla hikayelerimi okumaya başladım. 

Okurken şaşkınlıkla karışık bir mutluluk yayıldı içime. "Bunları ben yazdım, her biri benim bir parçam ama aynı zamanda benim dışımda, başka bir şeyin parçaları gibi." diye düşündüm ve öykülerimi bir araya toplayıp yayınevlerine göndermeye karar verdim. O günden beri kitap nasıl basılır, yayınevine dosya nasıl gönderilir gibi yazılar okuyup araştırıyorum. Kitap için isim düşünüp not alıyorum. Kapak resmini düşlüyorum. Öyküler hazır olunca daha önce kitabı basılmış blogger arkadaşların da fikirlerini alıp yayınevlerine göndermeyi planlıyorum.

İşte bu araştırmalarım devam ederken Ceren'in şu yazısında kumçocuk'a verdiği cevabı okuyunca ben de gidip dinleyeyim bahsettiği bölümleri dedim. Bahsi geçen İlk Sayfası adlı podcastin Ahmet Ümit, Hakan Günday ve Ayşe Kulin bölümlerini çok önceden dinlemiştim ama beni o kadar etkilememiş sanırım ya da ben şu an hatırlamıyorum. 

Ceren'in önerdiği bölümlerde yazarlardan biri olan Nermin Yıldırım'ın "Unutma Dersleri" kitabını çok severek okumuştum ve "Unutma Beni Apartmanı" da hâli hazırda okuma listemde ama Sezgin Kaymaz'ı hiç duymamıştım. Canım Ceren'im öneriyorsa vardır bir bildiği dedim ve Spotify'ı açtım :) 

Nermin Yıldırım'ı dinlerken bazı açıklamaları beni o kadar şaşırttı ve etkiledi ki eve gelir gelmez Evrim'e anlattım hepsini. Benim de aklımdan geçtiği gibi "A sana benziyormuş!" dedi Evrim :) Bana benzediğini düşündüğümüz şeyler Nermin Yıldırım'ın kelimelerle ve sözlüklerle haşır neşir oluşu ve şu an Barcelona'da yaşıyor oluşuydu. Birisi benim çocukluğum, diğeri benim uzun süre hayalimdi... 

Nermin Yıldırım küçükken sözlükte görüp sevdiği kelimeleri kağıtlara yazıp odasının duvarlarına asarmış. Ben öyle yapmadım hiç ama daha önce bahsetmişimdir, biz Şehnaz'la koca koca sözlüklerle Scrabble oynardık ve yıllar içinde sözcük dağarcığımız o kadar genişledi ki kimsenin duymadığı kelimeleri bilir, kullanır hâle geldik :D 

Sözcük dağarcığıma katkısı olan diğer bir kişi ise babamdır. Babam kitap okumayı sevdiği kadar bulmaca çözmeyi de çok sever ve ben küçükken bana da bulmaca çözdürürdü. Bu alışkanlığım hâlâ devam ediyor. Hatta ben de Arya'ya bulmaca dergileri alıyorum :) Momentos'un "Bir Kelime" serisini de atlamadan yazayım, ondan da yeni kelimeler öğreniyorum :)

Neyse konuyu çok dağıttım, kusura bakmayın :) Nermin Yıldırım'ı dinlerken etkilendiğim şeylerden biri de yazar 9 yaşındayken yazdığı öyküleri amcasının daktiloda temize çekerek kitap haline getirip "Al, bu senin kitabın" deyişi oldu. Değer görerek, ciddiye alınarak, birey olduğu küçük yaşlardan kabul görmüş olarak büyüyen bireyler hayatta başarılı oluyor. Podcastin tamamı çok iyi. Linkini buraya bırakıyorum ve ben de Ceren gibi mutlaka dinlemenizi tavsiye ediyorum.

Nermin Yıldırım'ın bölümünden sonra Ceren'in önerdiği üzere Sezgin Kaymaz'ın bölümünü dinleyecektim ama Hikmet Hükümenoğlu diye birinin bölümü başladı otomatik olarak. Ben de merak edip dinlemeye başladım. Hikmet Hükümenoğlu, sırasıyla Robert Koleji, Boğaziçi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi'nden mezun olmuş ve 10 yıl finans sektöründe çalışmış.  Sonra bir anda bu kadar yeter diyerek finans sektörünü bırakmış. Ne yapmak istediğine dair iki fikri varmış; biri müzik, diğeri kitap yazmak. Müziği denemiş, olmamış; yazmayı denemiş ve yazdığı ilk kitap Everest Yayınları tarafından yayınlanmış. Hikayesinin bu kadar kolay ilerlemiş olması beni kıskandırmadı desem yalan olur. 

Hikmet Bey, ilk kitabından sonra tabi ki kitap yazmaya devam etmiş; iki tane önemli edebiyat ödülü kazanmış; Mimar Sinan Üniversitesi'nde "Yaratıcı Yazarlık" dersleri vermiş. Hâlâ da yazmaya devam ediyor. Robert Koleji ve Boğaziçi Üniversitesinde okumuş olması ve iyi bir alt yapıya sahip olması onu hızlıca başarıya götüren etmenler olmuş bence. 

Podcasti dinlerken Google'dan bir araştırayım dedim ve yazarın substack hesabına ulaştım. Substack, Blogger'ın ücretli ve çok daha üst sürümü gibi bir paylaşım platformu yani başlı başına ayrı bir mevzu; onu sonra anlatayım. 

Substack'te dolaşırken karşıma bir paylaşım çıktı. Kabaca "Bir gün yaparım dediğin ne varsa bugün yapmaya başla." yazmış. Benim de içinde bulunduğum haleti ruhiyeye çok uygun olduğu için bunu da alıp cebime koydum. Spotify'a geri döndüm ve Sezgin Kaymaz'ın bölümünü dinlemeye başladım.

Sezgin Kaymaz daha önce duyduğum bir yazar değil. Kendisini şöyle anlatmış. Yıllarca hentbol antrenörlüğü yaptıktan sonra bir gece daktiloyu önüne alıyor, başlıyor yazmaya ve sonrası çorap söküğü gibi geliyor. Onun da ilk kitabı yayınevinden hemen onay alıyor. Kitap basılana dek o, 3 kitap daha yazmış oluyor. Şu anda basılmış 17 kitabı var. 

Kıskanmıyoruz, çalışıyoruz, biz de başarıyoruz :))

Tüm bunların o rüya ile ne alâkası var diyorsunuz şu anda muhtemelen. Oraya geliyorum :) 

Bahsettiğim üç yazar da birbirinden çok farklı tekniklerle yazıyor. Yazdıkları tür ve hikayeler de farklı. Ama yazar olma hikayelerinin ortak noktaları var. Üçünün de sağlam bir bilgi birikimi var, üçünün de yazarlık öncesi farklı kariyerleri var; bir nokta da üçü de oturup yazmaya karar veriyor. Yıllarca edindikleri bilgi birikimlerini de kitaplarına yansıtıyorlar. Sadece kitaplarında kullandıkları epigraflarla bile başlı başına bir hikaye anlatıyorlar neredeyse.

İşte ben de tam olarak bunu istiyorum. Ben de içimden geçen, bazen delip geçen, öyküleri anlatmak, biriktirdiklerimi paylaşmak, beni besleyen sözlerle, alıntılarla - epigraflarla - kendi hikayelerimi aynı sayfalarda buluşturmak istiyorum. Bunun ilk ayağı hikayelerimi kitap haline getirmek ama bir adım sonrası yıllardır rüyalarımda izlediğim hikayeleri senaryolaştırıp başkalarına da izletebilmek.

Son günlerde aklımdan geçen mevzular böyle olunca, haliyle bilinçaltım ben uykuya geçer geçmez hünerlerini ortaya koyup büyük bir prodüksiyonla tüm kurgusu ve karakterleriyle eksiksiz hazırlanmış bir anime izletiyor bana :D Eh bana da, bilinçaltımı dinleyip "ne yapmak istiyorsam bugün başlamak" düşüyor sanırım  :)



Çok Acayip #1

"İnsan beyni" diyorum, "çok acayip"!

Okuldan gelip Evrim'le kahvaltı yaptım. Kahvaltı sonrası koltukta televizyon izleyecekken daha televizyonu açmadan gözlerim ağrımaya başlayınca Evrim'in dizlerine başımı koyup gözlerimi kapattım. Uyuyakalmışım. 

Bir rüya gördüm, inanılmazdı. Uyanır uyanmaz her detayı yazdım. İnanılmaz bir anime izlemiş gibiydim. Tüm karakterler, olay örgüsü, sahneler... Yazmakla anlatabileceğim bir şey değil. Şimdilik elimden geldiğince her şeyi yazıya dökmeye çalıştım. Keşke çizim yeteneğim olsaydı :( Hemen oturup tüm hikayeyi çizerdim.

Bu işin kolayı kesin vardır. Araştıracağım. Teknolojinin geldiği noktaya bakınca komut girildiğinde çizimlere dönüştüren, istenilen tarzda çizgi roman / manga yapan bir AI vardır mutlaka. Aklımdakini görselleştirmeyi başarırsam Netflix'e göndermeyi düşünüyorum.

... 

Tam burada bir es verdim ve manga / anime için destek alabileceğim AI araştırması yaptım. Bulduklarımı deneyeceğim ama çok yabancı oldupu bir alan. Keşke rüyamı Evrim'e ya da Arya'ya izletebilseydim. Onlar şıp diye çizerlerdi bir bölümlük hikayeyi. Gerisi kolay zaten. Önümdeki tek engel ilk bölümü görselleştirip ordan ilerlemek.

Belki hemen olacak bir şey değil ama bir kenara atılacak bir şey de değil. Üzerinde durup bir sonuca erdirmeye çalışacağım.



Elinde kocaman bir kılıç taşıyan havuç kafa benim en sevdiğim anime olan Bleach'in baş karakteri: Ichigo Kurosaki. Onun yanındaki yeşilli kimonolu da Arya'nın favorisi Demon Slayer'dan Tanjiro Kamado. 

Rüyamda gördüğüm karakterler daha çok Okarun'a benziyordu ama daha nostaljik bir tarzdaydı. 



Dandadan - "Okarun" 

Konu animeye gelmişken. En sevdiklerimi yazmadan geçmeyeyim: Bleach, Death Note, Devil May Cry, Black Butler, Fairy Tale, Black Clover aklıma ilk gelenler. 

Bu heyecanla anlatmak istediğim ilk kısımdı. Bir sonraki yazımda beni buralara sürükleyen perde arkasındaki asıl arka fonu anlatacağım.

Görüşmek üzere 🙋🏻‍♀️

Salı, Şubat 11, 2025

Hayat'la Dansa Devam :)

Bugün de böyle 🥳💃🏻🧿


Günün filmi: Life of An English Teacher 
Tür: Animasyon :)) 


Orijinali :)) 



Luis Fonsi ft. Demi Levato - Échame La Culpa

Şarkının en sevdiğim kısmı:

"I don't really, really wanna fight anymoreI don't really, really wanna fake it no more"

 (Artık gerçekten tartışmak/karşı koymak istemiyorum

Artık gerçekten numara yapmak yapmak istemiyorum) 

Bir filmden çıkmış gibi... *

"Sanki bir film karakteri gibi, bir filmin içinden çıkmış gibisiniz." 

Geçtiğimiz hafta ek binadan çıkıp ana binaya geçerken arkamdan gelen bir öğretmen arkadaşım sarfetti bu cümleyi. Teşekkür edip kendimi böyle motive ettiğimi söyledim. Sanırım aldığım en güzel iltifatlardan birisiydi :)

O gün tek omzu düşük lacivert çizgili beyaz bir bluz, siyah tafta maxi bir etek ve siyah uzun çizmeler giymiştim okula giderken. Üstüme de yıldızlı siyah bir şal almıştım. Küpelerimi tam hatırlayamıyorum. Kalp şeklinde kiremit rengi kil küpeler takmış olabilirim, emin değilim. 

Birkaç yıl önce çok benzer bir iltifat daha almıştım başka bir öğretmen arkadaşımdan. O da "Türk filmlerindeki kadınlar gibi olmuşsunuz. Çok nostaljik, çok hoş" demişti. O gün üzerimde siyah-beyaz kaz ayağı desenli bir kalem etek, siyah bluz ve omuzları karpuz kol gibi hafif kabarık sarı bir hırka vardı. Saçımda da bir fular :) Gerçekten eski Türk filmi karakterleri gibiydim :)

Zaman zaman öğrencilerimden benzer yorumlar alıyorum: "Öğretmenim bugün çizgi film / anime karekterleri gibisiniz" :) Ya pembe tafta eteğimi giyince ya da pembe mus çoraplarımı ve fırfırlı etek/elbise giyip saçımı da iki yanda iki küçük topuz yaptığımda söylüyorlar.


Bu eteği çok seviyorum cidden :) 
Eteği bir de püsküllü pembe crop kazak ve krem rengi mus çorap ile hayal edin :)) 



Minnie Mouse modeli ben :P

Kısacası bazen pek de normal öğretmenler gibi giyinmiyorum sanırım :)) Biraz rutin dışı olmayı seviyorum :) Filmlerden fırlamışçasına, fonda en sevdiğim şarkı çalıyor, ben de bir filmin içinde salınıyormuşum gibi hissetmeyi çok seviyorum. 

Bazı sabahlar giyinip evden çıkarken kulaklığımı takıp o günkü ruh halimi yansıtan ya da ruh halimi tamamen değiştirmesini umduğum bir şarkı açıyorum. Okula gidene dek bir filmin/klibin içinde olduğumu hayal ediyorum. Bazen bir tren garında, bazen bir metro istasyonunda çıkışa doğru yürüyüp yeni kararlar alıyor o an oynadığım karakter. Bazen her şeyi arkasında burakıp gidiyor, bazen tüm gücüyle zorlukların karşısına dikilmek için geri gelmiş oluyor. Tüm bunlar okula girip kulaklığı çıkarınca son buluyor tabi ki :))

Hopa küçük bir yer olduğu için giyim tarzım dikkat çekiyor bazen ama bir-iki istisna hariç olumsuz bir tepkiyle karşılaşmadım hiç. Hatta tam tersine başka okullardaki öğretmenler arasında tarzımı benimseyip asimetrik saç kesimime kadar kopyalayanlar oluyor :)

Güzel olmaya çalışmak değil de rutinin dışında olmak mutlu ediyor beni. Alışıldık kurumsal tarzın dışına çıkmak, hayata giysilerle renk katmak iyi geliyor. Kışın gri, siyah, lacivert soğukluğunu beyazlarla pembelerle kırmak; bir şal ya da bir fularla o nostaljik havayı yakalamak, yansıtmak... Düşününce bile iyi geliyor :)

Bir sene Melike'nin Instagram.dan takip ettiği bir astrolog her güne bir renk diye tavsiyeler veriyordu ve biz de tamamen gırgırına ona uyup tüm kadın öğretmenler olarak o renklerde giyindik bir süre. O kadar eğlenmiştik ki :) Düşünsenize kadın, yarının rengi sarı diyor ve biz hepimiz ertesi gün sarı giyiyoruz. Tabi ki gülmekten kopuyorduk; bu yaptığımız küçük bir oyundu bizim için :))

Aradım ama o zamana ait fotoğrafları bulamadım. Onun yerine yine çok sevdiğim birkaç fotoğrafı bırakayım, anlaşmadan tamamen tesadüfen aynı renk / benzer desenler giyip pişti olduğumuz günlerden :) 



İkiz gibiyiz :)) 



Sarı kardeşliği :)) 



Çiçek bahçesi gibiyiz :)) 




Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak :)))

Birkaç gündür canım hem poğaça hem de böyle çikolatalı fındıklı fıstıklı kurabiye istiyor. Hâl böyle olunca daldım mutfağa ama ölçüyü kaçırm...