Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Şubat 18, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #7

 

Rüya ne olduğunu anlayamıyordu. Evrim ne demek istemişti? Tüm o anlattıkları basit bir şakadan ibaretken birden nasıl olup da “hassas kozmik dengeler”e gelmişti konu? Evrim daha cümleler ağzından çıkmadan pişman olmuştu söyledikleri yüzünden ama yine de durduramamıştı kendini. Şimdi Rüya kafasındaki tüm sorular yüzünden okunur halde ona bakıyordu. Artık yapabileceği bir şey kalmamıştı. Rüya’yı kaybetme düşüncesiyle zonklayan beyni durmuştu adeta. Sonunda Rüya’nın yanına gidip her şeyi en başından anlattı.

 

Tüm bunlar olurken Sarge olasılık analiz kabininde oturmuş işin nereye varacağını hesaplamaya çalışıyordu. İlginç olansa hiçbir analiz paralel evrenlerde korkulan hasara yol açacak bir uyarı sinyaline yol açmamıştı henüz. Sarge bunu anlayamıyordu. Eğer her şey Şûra’nın öne sürdüğü gibi olsaydı, şu anda paralel evrenlerin çöküşünü başlatacak olaylar analiz ekranına düşmeli ve olasılıklar tehlike sinyali vermeliydi. Ama aksine tek bir tehlike sinyali bile yoktu ekranda. Evrim gerçeği Rüya’ya anlatırken Sarge hareketsizce onları izliyor ve ne yapması gerektiğine karar veremiyordu.

 

Evrim gerçeğe dair tüm bildiklerini anlatıp bitirdiğinde Rüya ne düşüneceğini bilemez hale gelmişti. Başka evrenlerden gelen sekiz farklı Evrim! Sekiz farklı hayat! Hepsi de Rüya gerçekleri öğrenmesin, Evrim’in yokluğunu deneyimlemesin ve “Evrim’siz” bir hayatla değişmesin diye kendi dünyalarından koparılıp Rüya’nın yanına gelmeye mahkûm edilmişlerdi. Bazıları Rüya’yı sevmiş, bazıları nefret etmiş, bazıları ona sadece acımıştı. Ama işte şu an karşısında duran adam ona âşıktı ve aşkı uğruna her şeyi tehlikeye atmayı göze almıştı. Evrim bildiklerini mümkün oldukça anlaşılır ama bir o kadar da hızlı anlatmaya çalışıyordu çünkü Sarge’ın şu an onları izlediğini biliyordu. O saçma sapan olasılık analiz makineleri şu an çılgınca tehlike sinyalleri gönderiyor olmalıydı. Rüya kafasının içinde dönüp duran yüzlerce sorunun içinden en önemlisini seçti.

 

“Neden ben? Neden benim için bu kadar fedakârlık, bu kadar plan, bu kadar çaba? Onca insan içinde benim ne önemim olabilir ki?

 

Evrim cevabı bilmiyordu. Kozmik Şûra bunu kimseye açıklamamıştı. Evrim’in bildiği tek şey sebep ne olursa olsun Kozmik Şûra’nın Rüya’nın gerçeği öğrenmesine asla izin vermeyeceğiydi. Asıl zorluk şimdi başlıyordu. Sarge şu ana dek onları ele vermemişti ama fikrini ne zaman değiştireceğini, tüm bu olanları Şûra’ya ne zaman anlatacağını bilemezlerdi. Belki de şu anda çoktan Şûra’yı toplamış, tüm bu olanları anlatıyor olabilirdi. Rüya ve 8. Evrim ne yapacaklarını hiç bilmeden bir süre öylece, birbirlerine bakarak oturdular. Önlerinde karmaşa ve belirsizliklerle dolu bir yol uzanıyordu şimdi.


Pazartesi, Şubat 17, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #6

Rüya hiç uyumadan öyküsünü yazmıştı tüm gece. Saate baktığında Evrim’in gelmesine birkaç saat kaldığını fark etti. Sabırsızlanıyordu hikâyesini Evrim’e okutmak için. Henüz bitmemişti tabi ki. Cevaplanacak bir sürü soru vardı ama cevaplar için Evrim’e ihtiyacı vardı Rüya’nın. Sonuçta fikir ondan çıkmıştı. Evrim gelene dek hikâyesini bir kez daha gözden geçirip bazı notlar aldı. Kafasında birkaç değişik son yazmıştı hikâyeye ama hiç biri istediği kadar vurucu olmamıştı. Bu konuda Evrim’e güveniyordu, kesin ilginç bir son bulmasına yarayacak bir şeyler söylerdi Evrim.


Sarge aktarım istasyonun çıkarken birinin onu fark edip fark etmemesine hiç aldırmadı. Artık bunun pek de önemi kalmamıştı. Doğruca kendi analiz kabinine girip son verileri gözden geçirdi. Görünüşe bakılırsa Rüya kalan iki Evrim’in değişim zamanını henüz bulamamıştı. Sarge bir an sıradaki adımını düşündü. Şimdi tüm ipler Evrim’in elindeydi. Evrim’in söylediklerini düşündükçe onun haksız olmadığını fark ediyor ve bu durum canını giderek daha çok sıkıyordu. Sonunda her şeyi akışına bırakmaya karar verdi. Olan olmuştu, şu saatten sonra ne yapılırsa yapılsın işler sarpa saracak gibi görünüyordu. Yaklaşan büyük fırtınanın öncesinde Evrim’in küçük de olsa bir şansı varsa onu kullanmasına izin verecekti Sarge.

 

 

Evrim eve ulaştığında Rüya’yı yorgun ama heyecanla onu beklerken buldu. İşten döndüğünde kıyafetlerini çıkarıp duş almadan hiçbir şey yapmazdı. Rüya, bu kez Evrim’i banyo kapısında bekledi. Sürekli konuşuyor, Evrim’e hikâyeye bulduğu farklı sonları anlatıp duruyordu. Evrim çoğunu duymuyordu ama Rüya bir kez başladı mı onu susturmanın mümkün olmadığını bildiği için sesini çıkarmıyordu. Sonunda duştan çıktığında Rüya giyinmesine bile izin vermeden laptopu eline tutuşturdu. Evrim tüm hikâyeyi okuyana dek başında bekledi ve sürekli “Nasıl olmuş? Şurası şöyle mi olsaydı acaba?” diye soru sorup durdu. Hikâye bitince Evrim tüm ciddiyetiyle “Altı Evrim’in değişim zamanını tespit etmişsin ama kalan iki tanesi nerede?” diye sordu. Rüya anlık bir şaşkınlıktan sonra kızgınlıkla “O kadar şey yazdım, sen buna mı takıldın? Ne kadar gıcıksın ya! İnsan bir “Güzel olmuş” falan der!” diyerek sitem etti. “Canım tabi ki güzel olmuş, orası zaten malum diye söylemedim.” diyerek kendini kurtarmaya çalıştı Evrim ama geç kalmıştı. Rüya bilgisayarını aldığı gibi yatak odasına geçti.

 

“Sana soranda zaten kabahat!”

“Aşkım, çok güzel olmuş hikâyen ama ben tüm o “Evrimler”in değişim zamanlarını bulup iki tanesini bulamamana şaşırdım. Yani şimdi yarın ben gitsem yerime başka biri gelse anlamaz mısın acaba diye düşündüm bir an.”

“Anlamaz mıyım? Anlarım! Umarım yeni gelen senden daha nazik, daha ince fikirli olur!”

“Öyle mi? Daha iyisi olduktan sonra yenisi gelebilir diyorsun yani. Ne güzelmiş!”

“Ben evrenden asla seni değiştirmesini talep etmedim ama demek ki yukardakilerin bir bildiği varmış.”

 

Rüya’nın bu son sözleri Evrim’in içinde olmadık yerlere dokunmuş, olmayacak telleri titretmişti.

 

“VAR! VAR TABİ! BİLDİKLERİ BİR ŞEY VAR! TEK BİLDİKLERİ KENDİ KOLTUKLARINI KORUMAK! NE GELEN EVRİMLER UMURLARINDA ONLARIN NE DE GİDEN EVRİMLER! TEK UMURSADIKLARI “HASSAS KOZMİK DENGELER” BOZULMADAN KENDİ K.ÇLARINI KURTARMAK!” dedi Evrim kontrolünü bir anlığına kaybederek.



Boyutlar Ötesi Aşk #5


Sarge, sürekli artıp azalan olasılık yüzdelerini takip etmekten yorgun düşmüştü. Aslında kozmik saat de çoktan turunu tamamlamış, mesaisi saatler önce bitmişti ama o yerinden ayrılamıyordu. Son saatler epey hareketli geçmişti. Rüya, “Evrimler”in değişim tarihlerini kusursuz şekilde bir bir tespit ettikçe tehlikeli olasılıkların yüzdeleri artmış, sınıra dayanmıştı. Rüya şu ana dek altı farklı Evrim’in değişim zamanını tespit etmiş ama mevcut gerçeklik algısı hâlâ değişmemişti. Olasılık yüzdelerinin tehlike sınırını aşmasını engelleyen tek parametre buydu ve Sarge buna şükrediyordu. Bunca yıllık emek ve bunca fedakârlık bu kadar kolay boşa gitmemeliydi. 

Paralel evrenlerin varlığı Dünya ve Rüya için bir muamma olarak kalmaya devam etmeliydi. Aksi takdirde Şûra’nın anlattığı üzere, diğer tüm evrenlerin varlığı tehlikeye girecek ve Dünya için geri dönüşü olmayan bir yola girilecekti. Bu koşullarda Şûra’nın boyutlar arası olağanüstü hâl ilan etmesi an meselesiydi. Sarge yetki sınırının epey dışına çıkmış olacağını bilmesine rağmen 8. Evrim’e ulaşmaya karar verdi. Bu derdi başlarına o açmıştı, o çözmeliydi. 8. Evrim’e ulaşmanın en kolay yolu, geçiş sağlayacak uygun bir konak bulmak ve kontrolü kısa süreliğine ele almaktı. Bunun için Sarge’ın, yakalanma riskini göze alarak mümkün olduğunca dikkat çekmeden aktarım istasyonuna gitmesi gerekiyordu. Belki de ilk kez sıradan, çok dikkat çekmeyen, hatta silik bir tipi olduğu için kendini şanslı hissetti. O saatlerde aktarım istasyonunda fazla çalışan olmaması da bir diğer avantajıydı.

 

Olasılık Analiz İstasyonu ile Aktarım İstasyonu arasında 100 metrelik bir koridor vardı. Koridorun bir yanında Boyutlar Arası İletişim Kontrol Odalarına, diğer yanında ise Çoklu Evren Çakışma Analiz İstasyonu’na açılan kapılar vardı. Sarge koridoru şans eseri kimseyle karşılaşmadan geçti ve Aktarım İstasyonu’na girdi. En yakın aktarım kabinine girer girmez derin bir nefes aldı ve hemen uygun bir konak arayışına başladı. Evrim şu anda işteydi, tam o anda 30’lu yaşlarında güzel bir kadına yardımcı oluyordu. Sarge bir an tereddüt ettiyse de sonunda aktarım için düğmeye bastı. Göz açıp kapamadan kısa bir sürede Evrim’in karşısında, az önce ekrandan izlediği kadının bedenindeydi. Aktarım kabininden seçilen bir konağın bedenine yapılan bu işlemin anlık bir baş dönmesi dışında hiçbir yan etkisi ya da zorluğu yoktu. Bilmeyen gözlerce asla anlaşılamayacak bu aktarımı Evrim anında fark etmişti. Sarge’ın gözlerine bakarak:

 

“Bu kadar acil şekilde iletişime geçtiğinize göre önemli bir mevzu olmalı” dedi.

 

“Evet. Ben Sarge Patcher. İkinci Kuşak Analist Uzmanıyım. Rüya’nın, senin ve diğer tüm “Evrimler”in olasılık analizlerinden sorumluyum. Burada oluşumun nedeni senin sorumsuzca, hatta ahmakça davranışların. Şu an seninle iletişime geçerek kendimi riske atıyorum ama buna mecburum.” diye karşılık verdi Sarge hâkim olamadığı bir öfkeyle.

 

“Sakin ol, Sarge. Gördüğün gibi burası benim iş yerim ve tahmin edersin ki iş arkadaşlarımın yabancı bir kadınla tartıştığımı görmeleri çok da hoş olmaz. Şimdi ne demek istediğini sakince açıklar mısın? Tam olarak hangi davranışlarım sorumsuzcaymış acaba?” diye sordu Evrim alaycı bir tavırla.

 

“Bilmezden gelme! Rüya’ya her şeyi anlatmandan bahsediyorum tabi ki!”

 

“ Sevdiğim kadına gerçekleri anlatmam mı sorumsuzca? Ya sizin yaptıklarınız? Kozmik Şûra’nın tüm paralel evrenleri kontrol altında tutmak için yaptıkları? Bize hiç seçme şansı vermediniz! Ne kendi isteğimizle geldik Dünya’ya ne de kendi isteğimizle ayrıldık. Hep siz karar verdiniz. Ama bu kez öyle olmayacak. Ayrılmam gerektiğine karar verilirse tüm o anlattıklarımın basit bir şaka olmadığını söyleyeceğim Rüya’ya. Ben ona ulaşamadan yerime başka bir Evrim geçirseniz bile bu kez Rüya mutlaka fark edecek bu değişikliği ve eninde sonunda ona o gün, o restoranda doğruyu anlattığımı anlayacak. Bu kez işler sizin kontrolünüzde değil ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok! Bu yüzden sen şimdi gidip o sözüm ona “Yüce Kozmik Şura”ya benimle iyi geçinmekten başka çareniz olmadığını haber ver bir an önce!”

 

Sarge ne diyeceğini bilemiyordu. 8. Evrim’in haklı olduğunu görmek için olasılık hesaplarına göz atmaya bile gerek yoktu. Evrim’le daha fazla konuşmanın bir faydası olmadığını anlamıştı. “Şansın şimdilik yaver gidiyor olabilir. Ama Şûra ipleri senin elinden almanın bir yolunu bulacaktır mutlaka. Fırsatın varken tadını çıkar. Uzun sürmeyebilir.” diyerek aktarımı geri çevirdi ve hızlıca aktarım kabinindeki vücuduna geri döndü. Sarge’ın bir süreliğine bedenini kullandığı kadın kendine gelince hafif bir baş dönmesi hissetti. Evrim, sendeleyen kadını kolundan yakalayıp “İyi misiniz?” diye sordu. Kadın “İyiyim. Yorgunluktan sanırım, bir an başım döndü.” diyerek gülümsedi ve elindekilerle kasaya yöneldi.


Pazar, Şubat 16, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #4

 

Rüya hikâyesini yazmaya devam ederken 8. Evrim’e gelene dek “Evrimler”in nerede nasıl yer değiştirdiklerine odaklandı. İlk ‘Evrim’in tanıştıktan bir yıl sonra gittiğini söylemişti 8. Evrim. Şöyle bir düşününce, gerçekten de Evrim’in o sıralarda bariz şekilde değiştiğini hatırladı Rüya. Sevgili oldukları o ilk bir yıl içinde Evrim, Rüya’ya hiç “Seni seviyorum” dememişti. Zaman zaman Rüya sinirlenip “Ya sen beni hiç sevmiyor musun?” diye sorduğunda Evrim sadece “Ne alakası var canım? Yok öyle bir şey!” demekle yetiniyordu. Sonra bir anda, kalp sıkışması sebebiyle hastaneye gittikleri o gün, ketum, mesafeli Evrim gitmiş, yerine her fırsatta Rüya’nın yanında olan, sevgi dolu bambaşka bir adam gelmişti. O zamanlar Rüya bu durumu Evrim’in ölüm korkusu ile sahip olduklarının kıymetini anlamış olmasına bağlamıştı. Rüya geçmişi düşündükçe geriye kalan altı Evrim’in değişim zamanlarını belirlemenin ve öyküyü kurgulamanın pek de zor olmadığını fark etti. Çünkü yıllar içinde Evrim, adeta adının hakkını vermek ister gibi bitmeyen bir evrim süreci geçirmişti sanki.

 

2. Evrim, askerlik döneminde gitmiş, yerini 3. Evrim almıştı.  Evrim askere gittiğinde 118 kiloydu ve oldukça modern, açık fikirli biriydi. Bir süre sonra tavırlarındaki maçolaşma bariz hale gelmişti ama askerlik psikolojisine yormuştu Rüya bu tavırları. Askerlik bittiğinde Evrim eve 98 kilo olarak döndü. Bu da normaldi, sonuçta tatile değil askere gitmişti. Evrim’in bu halleri de çok sürmemişti aslında. 1 yıl boyunca acayip tavırlarıyla ve katlanılmaz egosuyla Rüya’yı epeyce zorlamış ama sonunda burnu sürtülmüş, normale dönmüştü. Ya da o Evrim yerini yeni bir Evrim’e mi bırakmıştı acaba?

 

“Evrimler”den biri –ama kaçıncısı emin değildi Rüya– kızları Arya’nın 1. yaş gününden kısa bir süre sonra değişmiş olmalıydı. Evrim o değişimden sonra öğretmenlik yapmaya başlamış ve her fırsatta kendine en uygun işi bulduğunu söyler olmuştu. Sonra 2 yıl önce tekrar değişmişti Evrim. Öğretmenlikten mağazacılığa geri dönmüş ama bu kez o güne dek hiç denemediği bir uğraş edinmişti. Boş vakitlerinde bambaşka bir dünyayı anlatan fantastik bir roman yazmaya başlamıştı. Anlattıkları o kadar değişik, o kadar sürükleyiciydi ki, Evrim yeni bölümleri yazarken Rüya okumak için sabırsızlanıyordu.

 

Evrimler”in değişim zamanlarını kurgularken hiç zorlanmayışı şaşırtmıştı Rüya’yı. Ama öyküyü yazdıkça aklına bir sürü soru takıldı: “Evrimler” neden diğer boyutlardan Dünya’ya geliyorlardı? Onların boyutlarındaki “Rüyalar”a ne olmuştu? Yoksa orada “Rüyalar” yok muydu? Her boyutta Dünya’da oldukları gibi birlikte miydiler? Boyutlar arası yolculuğu nasıl yapıyordu peki “Evrimler”? Ayrıca tüm paralel evrenlerin bu işten haberi vardı da bir tek Dünya mı bihaberdi? Peki ya Arya’nın babası?” O kadar çok cevaplanması gereken soru vardı ki… Rüya bu hikâyenin öyle basit bir kısa öyküye sığmayacağını anladığında saat sabahın 3’ü olmuştu.


Boyutlar Ötesi Aşk #3

        Rüya eve gelir gelmez bilgisayarının başına geçti ve kendi kendine gülümseyerek paralel evrenler ve “para-Evrimler” hakkında bir öykü yazmaya başladı. Öykü restorandaki sohbetleri ile başlıyordu. Tabi ki o kadarcık gevezelik koskoca bir öykü için yeterli değildi. Giriş kısmını yazdıktan sonra nette biraz araştırma yapmaya karar verdi. Arama motoruna “Paralel Evrenler” yazması ile açılan sayfalarda kendisini kaybetmesi bir oldu. Önce Paralel Evrenler Teorisini ilk kez ortaya atan Amerikalı Fizikçi Hugh Everett ile tanıştı, ardından M-kuramı / Sicim Teorisi ve İzafiyet teorisi derken sonunda kara deliklere kadar geldi. Sicim teorisinin ileri sürdüğü on bir boyutlu evren fikri ile şaşkınlığa düşmüşken, Stephen Hawking’in Sicim teorisini modern matematik teknikleriyle güncellenmiş halini sunduğu ve kara delikler hakkındaki detayları ve önermeleri içeren son makalesine ulaştığında bir fizikçi olmadığı için çoktan üzülmeye başlamıştı. İşte tam bu sırada Kozmik Olasılık Analiz İstasyonu’nda Sarge sürekli artan olasılık yüzdeleri ile ne yapması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu. Sonunda duruma müdahale etmeden bir süre daha gözlemlemeyi seçti.

 

Rüya yaptığı araştırmadan başı dönmüş, fikirleri havada uçuşur haldeyken Evrim işe gitmek üzere hazırlanmaya başlamıştı. Rüya, alaycı bir sesle Evrim’e takılarak:

 

“Hey, 8. Evrim! Senden öncekilere ne olduğunu tam olarak anlatmadın henüz bana.” dedi.

 

“Bu konu hakkında birçok teori sunabilirim ama bence sorun sende. Kimse sana çok uzun süre katlanamıyor.” dedi Evrim tüm muzipliğiyle, Rüya’nın damarına basacağını bilerek. “Ya da belki de sana katlanamayan sadece ilk Evrim’di. Geri kalanlarımızın bu konudaki fikri hiç sorgulanmadı.” diye ekledi sessizce.

 

“Hıhı tabi, kesin öyledir canım! Neyse, şimdi enerjimi seninle didişerek harcayamayacağım aşkım. Senden önceki “Evrimler”in gidiş zamanlarını tahmin edecek olsam… Bir tanesi askerlik döneminde olmalı. Hani şu zatürre olduğun, öksürmekten telefonda konuşamadığın zaman. Birden değişip acayip maçoya bağlamıştın.”

 

“Ah, evet! Tam isabet!”

 

“Bu iş giderek daha da eğlenceli oluyor. Bu öykü epey ilginç olacak!”

 

“Farklı evrenlerden sırf senin yanında olmak için gelen ve bir süre sonra mecburen giden tüm o “Evrimler”in seni bu kadar eğlendirmesi biraz garip doğrusu!” dedi Evrim, sesinden sezilen gerçek bir kırgınlık ve kıskançlıkla.

 

“Off ya! Hemen tribe bağlamasan olayı olmaz zaten! Nedir bu kıskançlık, bu alınganlık anlamıyorum! Üniversite zamanlarımızda hiç böyle değildin. Aaa ama dur! O sen değildin tabi. Kaçıncı ‘Evrim’di acaba?” dedi Rüya acımasız bir alaycılıkla. Evrim alışmıştı Rüya’nın bu hallerine. Rüya hemen parlar, en son söylenecek lafı en başta söyler, sonra da ışık hızıyla pişman olurdu. Bu yüzden çoğu zaman sessiz kalıp Rüya’nın geri adım atmasını beklerdi Evrim.

 


Cumartesi, Şubat 15, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #2


Bu sırada Boyutlar Arası Yüksek Şûra acil durum bildirimi üzerine toplanmış, Dünya’da olanları izliyordu. Şûra üyeleri ikiye bölünmüştü. Bir kısmı bu son gelişmenin tüm planı ve evreni tehlikeye soktuğunu ileri sürüyor ve derhal olağan üstü hâl ilan edilmesini istiyordu. Diğerleri ise Dünya’daki Rüya, 8.Evrim’i ciddiye almadığı, her şeyin bir şakadan ibaret olduğunu düşündüğü sürece durumun büyük bir tehlike arz etmeyeceğini savunuyordu. Bu anlaşmazlığın çözümü için ikinci kuşak Kozmik Olasılık Analisti Sarge’ın görüşlerine başvurmaya karar verildi.

 

Sarge yıllardır Rüya ve Evrimler arasındaki tüm konuşmaları analiz ediyor ve olasılık yüzdelerini raporluyordu. Toplantı salonunda herkes ona odaklanmışken Sarge, mümkün olduğunca soğukkanlı ve sakin görünmeye çalışarak:

 

“Elimizdeki verilere bakılırsa Rüya ve Evrimler için bu türden konuşmalar oldukça olağan. Bildiğimiz üzere onlar bilimkurgu ve fantastik edebiyatla yakından ilgililer. Dünya’da paralel evrenlerle ilgili kanıtlanmış kesin bilimsel veriler bulunmamakla birlikte bu konuyu işleyen birçok kitap, dizi ve film mevcut. Rüya ve Evrimler tanıştıklarından bugüne dek bu konuyu işleyen yirmi sekiz film, on beş dizi ve on üç kitap hakkında defalarca kez sohbet etmişler ve kendilerince teoriler üretmişler. Tabi ki hepsi hayal ürünü, farazi konuşmalar. Sanırım bu yüzden 8. Evrim, Rüya’ya her şeyi olduğu gibi anlatmakta bir sakınca görmedi. Rüya’nın bunu da her zamanki farazi konuşmalardan biri sanacağından emin olmalı. Mevcut koşullar altında Rüya’nın konuşulanları ciddiye alma olasılığı %3’ten az görünüyor. Hatta tam olarak %2,34.”

 

Sarge’ın açıklamalarından sonra Şûra üyeleri arasındaki tartışma biraz yatışmış gibiydi. Sarge, olasılık yüzdelerinin her geçen saniye güncellendiğini hatırlatarak gerilimi tekrar arttırmak istemedi ve izin isteyerek analiz istasyonundaki ofisine geri döndü. Ofisine girip veri analiz sistemine bağlandığında güncel olasılıklar ve yüzdeleri ekranda parlak simgeler halinde yanıp sönüyordu. Takip edilen güncel tehlike olasılığı %5’e çıkmıştı ama bu Şûra’yı alarm durumuna geçirmeyi gerektirecek kadar ciddi bir artış değildi. Sarge ekrandaki birkaç alanı aktif hale getirerek yeni olasılık hesaplamalarında kullanacağı parametreleri inceledi ve yükselişe neyin sebep olduğunu anlamaya çalıştı.


Boyutlar Ötesi Aşk #1

        “Beni seviyor musun, Rüya? Mutlu musun benimle?”, diye sordu Evrim Rüya’ya, son derece ciddi bir yüz ifadesi ile belki yüz bininci kez. Bu soruyu farklı zamanlarda, farklı evrenlerde, farklı “Evrimler” defalarca kez sormuştu farklı “Rüyalar”a. Rüya, o bilindik göz devirmesi eşliğinde, her zamanki gibi “Sevmesem bunca yıl seninle kalır mıydın sence? Benim kadar bencil biri bunca yıl sevmediği biriyle yaşayabilir mi?” diyerek cevapladı aynı soruyu belki de yüz milyonuncu kez. Sonra durup uzun uzun Evrim’e baktı ve “Dışarıda beni senin gibi anlayacak fazla erkek yok. Anlasa bile kimse bu kadar başına buyruk, aklına eseni estiği an yapamasa çatlayacak gibi davranan, gece demeden, gündüz demeden kendini yollara, dağlara, tepelere vuran, üstelik dili de kemiksiz, benim gibi bir kadınla yaşayamaz. Sen bu konuda çok başarılısın. Üstelik seninle her gün yeni bir macera. Tam “Bitti. Çözdüm.” derken bir yenisi ekleniyor bilmecelerin. İşte bu yüzden seni seviyorum Evrim, tam da bu yüzden seninle mutluyum.” diye ekledi gülümseyerek. Evrim aldığı cevapla gerçekten rahatlamış görünüyordu. Bir süre sessizce yemeklerini yemeğe devam ettiler. Sonra birden Rüya merakla sordu Evrim’e:


“Peki ya sen? 13 yıldır nasıl katlanıyorsun bana?”


“Şöyle ki: ben 8. Evrim’im. Diğerleri çoktan gitti.” dedi Evrim yarı ciddi bir havayla.


“Hadi ya! Çok iyiymiş! Senden önceki “Evrimler”i anlatsana biraz! Bundan süper hikâye çıkar.” diyerek kafasında yeni hikâyesini yazmaya başladı Rüya. 


“Hımm… Bir bakalım. İlk Evrim siz tanıştıktan 1 yıl kadar sonra gitti. Hatırlarsan oldukça ketum biriydi, 1 yıl boyunca seni sevdiğini söylememişti bile. Kalp sıkışması sebebiyle hastaneye gittiğiniz gün onun yerine 2. Evrim geçti.”


“Çok iyiymiş cidden! Ben bundan ne hikâye yazarım! Film olur, dizi olur, seri seri kitap çıkar bu hikâyeden. Peki, nereden geliyor bu “Evrimler”? Paralel evrenlerden mi?”


“Tabi ki! Başka nereden olabilir ki zaten?”


“Neden gidip geliyorsunuz o zaman? Diğer boyutlarda Rüya kıtlığı var da bir ben mi kaldım?” diye sordu Rüya hınzırca.


“Hımmm… Bu sorunun cevabı oldukça uzun ve bu hassas bir mevzu. Her şeyi anlatacaksam yazacağın hikâyenin yazarı olarak benim adımı da eklemelisin bence. Tüm hikâyeyi ben anlatmış oluyorum sonuçta.” 


“Oldu canım! Kitabı ben yazayım, sefasını sen sür! En fazla kitabın başına, “Bu hikâyenin ilham kaynağı olan sevgili eşime ithafen…” yazarım o kadar! Sonuçta ben oturup kaç saat yazacağım, senin düşünmediğin boşlukları dolduracağım.”  Bu cevap tam da Rüya’dan beklenileceği kadar net ve bencilceydi. 


“Eh neden gelip gittiğimizi kendin bul o zaman canım.” diyerek Rüya’yı öyküsünü yazması için doldurması gereken bir sürü boşlukla baş başa bıraktı Evrim.

...


Açıklama: Bu hikaye ile bir bilim kurgu öykü yarışmasına katılmıştım yıllar önce. Öykülerimi elden geçirirken rastlayınca büyük bir heyecanla okudum ve 8 bölüm halinde blogda yayınlamaya karar verdim. Belki ileride bir romana dönüşür, kim bilir :) İlk 2 bölümü ark arkaya paylaşacağım.

Pazar, Mayıs 12, 2019

Her Şarkıya Bir Hikaye, Her Hikayeye Bir Hayat Sığdırmalı

Hayat deniz, kum, güneş, müzik ve hikayelerden ibaret olmalı.
Şarkı değiştikçe hayat da değişmeli. Her şarkıya bir hikaye yazmalı, her hikayeye bir hayat sığmalı.

2 aydır müzikle yatıyor, müzikle kalkıyorum. Tekrar tekrar dinliyorum sevdiğim şarkıları; her dinleyişte hikayesi derinleşiyor; kelime kelime uçuşuyor zihnimde şarkılar. Sanki her birine bir öykü saklamışlar da dinledikçe yavaş yavaş fısıldanıyor kulağıma. Çok uzun zamandır dinlemiyordum müzik. Şimdi duramıyorum müziksiz. Ruhum çok acıkmış, doymuyor, bıkmıyor. Her şarkıda başka bir hikayenin, başka bir dünyanın parçasıyım.

 



Salı, Nisan 30, 2019

Aşk

     "Hiç beklenmeyen anda gelip çaldı aşk kapıyı." diye başlamak isterdim ama doğru olmaz. Kapıyı aralamazsan eğer aşk gelip kapıyı falan çalmaz. Sen kafanı kaldırıp etrafa bakmadıkça, gözünü açıp birini seçmedikçe aşk meşk gelmez o kapıya. Hadi oldu da fark etmedin, bir anlık gardını düşürdüğünde sızdı aşk içeri; işte o zaman geçmiş olsun! İş işten geçmiş artık. Açtığın kapıyı kapatmak için var gücünle savaşmalısın. İşe yarar mı? Bilemem. Serra ile Kenan'a da böyle oldu işte.

     Yıllardır evliydi Kenan, kaç yıl olduğunu hatırlayamıyordu, belki de ezelden beri evliydi. Bir kez olsun kaldırmamıştı kafasını. Ta ki o güne dek. İş gezisi için Antalya'ya gitmişti. Daha önce de defalarca kez gitmişti. Hep aynı otelde kalır; aynı lokantada yemek yerdi. O akşam da aynı lokantaya gidecekti ama kader ağlarını örmeye çoktan karar vermişti. Otelden ayrıldığında karnı iyice acıkmıştı. Ne yiyeceğini düşünürken dalmıştı, kulağına çalınan hoş bir ezgi ile kendine geldiğinde lokantaya giden yoldan çok uzakta olduğunu fark etti. Duyduğu ezgi çok hoşuna gitmişti. Nereden geldiğini anlamaya çalışarak sese doğru yöneldi. Az ileride bir ara sokakta, bir grup genç müzik yapıyordu. Ufak bir kalabalık da onları izliyor ve şarkılara eşlik ediyordu. İlk kez o anda kafasını kaldırdı, gözlerini açtı, ve kapıyı araladı Kenan. Oradaydı, tam karşısında. Aşk bir duvara yaslanmış, boylu boyunca, sere serpe duruyordu işte orada. Kenan üstüne alınmadı önce. Başkasının aşkıdır bu, benimle ne ilgisi var canım dedi ama yine de kapatamadı kapıyı. Bir kez düşmüştü gardı, toplamak o kadar kolay olmayacaktı. Aşk bir cafenin duvarına yaslanmış tüm utanmazlığı ile orada duruyordu işte! Hava kararmak üzereydi, müzik çok güzeldi, Kenan çok açtı. O ana dek fark etmediği başka bir açlıktı bu. Ağır adımlarla cafeye yürüdü Kenan. -"...yürüdü" demek durumu hafife almak olacak. Düzeltelim.- ... sürüklendi adeta Kenan.

     Serra gençti, güzeldi. Hiç tanımıyordu aşkı. Gününü gün etmeyi seviyordu. Babasının cafesinde hesaplara bakıyor, kafasına estiği gibi yaşıyordu. Kenan'ı gördüğü ilk an ne kadar yorgun gözüküyor, yorgun ama çekici bir adam diye geçirdi içinden. Normalde masalara bakmazdı Serra ama o akşamlık bir istisna yapmaya karar verdi. Kenan'ın masasına yaklaştı, yüzünde engelleyemediği sıcacık bir gülümseme ile. Kenan ne istediğini hiç bilmeden sipariş verdi. Beklerken birkaç kez Serra'ya baktı istemsizce. Bakışları kesişti birkaç kez. Her seferinde biraz daha ısındı tüm evren. Siparişleri yine Serra  getirdi, bir duble rakıyı da Serra servis etti. Kenan bir kadeh yerine bir duble dediğini o an fark etti ama sesini çıkarmadı. Keyifle içti Serra'nın elinden rakısını. Yemeğini yavaş yavaş yedi, rakısını yudum yudum içti. Kenan yemek hiç bitmesin istedi, Serra Kenan hiç gitmesin. Neden öyleydi? Kenan biliyordu. Serra farkında bile değildi ama öğrenmek için her şeyi göze almaya hazırdı.

     Yemek bitince Kenan kalkmaya davrandı, tam o anda Serra belirdi tam karşısında. Çay içmez miydi acaba ya da kahve? Kenan sigarası kalmadığını söyledi. 2 sokak aşağıda büfe vardı, isterse garsonlardan biri alabilirdi. Geç oldu dedi Kenan. Sırtını dönüp cafeden çıkarken içinde  bir sızı başladı Kenan'ın. Hiç düşünmeden sızıyı dindirmek istedi. Kendini bir anda 2 sokak aşağıdaki büfeden sigara alıp cafeye geri dönerken buldu. Sanki bedenini terk etmiş, kendini uzaktan izliyordu. Serra'nın gözleri parladı Kenan'ı görünce. Hemen çay getirdi. Kendi de bir bardak çay almıştı. İlk bardak bitmeden ikincisi geldi. Gelen her bardağa ufak sohbetler eşlik etti. Sonunda Serra rahatsız olmazsanız ben de oturabilir miyim dedi Kenan'a. Tabi dedi Kenan. İçindeki sızı dinmek yerine derinleşiyordu. Konudan konuya sohbet ettiler, kitaplar, yıldızlar, gün batımı, çaylar, kahveler, sular seller... Sonra öyle bir an geldi ki kaçınılmaz olanı daha fazla tutamadı Kenan. Eşim dedi, kızlarım dedi. Serra bir an dondu. Ya öyle mi, tabi sizin yaşınızda öyle olması normal dedi acımasızca. Kendi canı yanmıştı, o da can yakmak istedi. Geç oldu dedi Kenan, yaşlıyım, artık uyusam iyi olur. Kalktı, arkasına bile bakmadan yürüyüp uzaklaştı. Ya da  öyle yaptığını sandı. Oysa orada öylece kaldı ruhu, kalbi, varlığı... Boş bir çuvaldı artık Kenan. Serra da kaldı geride öylece. Kızgındı, kırgındı. Nedenini bile bilmiyordu. Öğrenme fırsatı olsun istiyordu ama aşktan önce acısını öğrenecekti bu gidişle.

     Kenan evine, yuvasına, eşine, çocuklarına döndü. Hayat devam etti. Aşk geldiği gibi kolay gitmedi. Şiirlerde, şarkılarda kaldı inatla, gün batımında kaldı; hayallere sarıldı; umutsuzca savaştı. Sonunda kabul etti yenilgiyi. Kim istenmediği, sevilip şımartılmadığı, değer görmediği yerde kalır ki aşk kalsın. Aşk da solup gitti sonunda. Kenan eşini, kızlarını, yuvasını seviyordu, hep sevmişti. Serra gençti, güzeldi. Aşkın tadına bile varamadan acısıyla tanışınca bir daha aralamadı kapısını. Gününü gün etmeye döndü. Yeryüzünden bir aşk daha zamansız kayıp gitti.

                              


Pazar, Mart 24, 2019

Yıllar Sonra... (Yeni Öykü 1. Bölüm)

           Mutlak bir yok oluşun eşiğinde olduğum şu günlerde geriye dönüp baktığımda gördüklerimden memnun olduğumu söyleyemem asla. Boşa harcanmış bir hayat var ardımda. Yapabileceklerimin sonsuzluğuna karşın yaptıklarımın sınırlılığı kemiriyor tüm benliğimi. En başa dönüp yeniden başlayabilsem bile bazı şeyleri değiştirebileceğimi sanmıyorum.

              Henüz on yaşlarındaydım içimdeki potansiyeli keşfettiğimde. Ama bu keşif beni kamçılamak yerine vazgeçişlere sürükledi ömrüm boyunca. Zihnimde inanılmaz bir işlem kapasitesi ile, bu kapasitesiyi hiç kullanamayacağım bir hayata hapsolmuştum. Ne yaparsam yapayım belirli dezavantajlarla başladığım bu hayatta potansiyelimi gerçekleştirerek olmam gereken avantajlı konuma geçemeyecektim. Dış kaynaklı engelleri aşamadığım sürece hep geride kalacaktım. Bu geride kalış birçoğunuza göre çok ilerde olmaktı ama benim için dayanılmaz bir eksiklik hissi yaratıyordu.

            Ortaokul yıllarımda hiç çaba harcamadan başarılı bir öğrenci olup okulu dereceyle bitirmiştim. Lisede üst seviye bir okula gitmek yerine orta seviye bir okulda karar kıldım. En üste dahi çıksam mevcut koşullar için gidebileceğim nokta sınırlıydı. Lise yıllarım bir iki ufak atılım dışında oldukça sıradandı. Hatta normal hayata uyum sağlamak için terapiste gitmeye o yıllarda başladım. O günlerde durumumu daha çok sorguladığımı hatırlıyorum. 

                     Lise yıllarım geride kaldığında hissettiğim en kuvvetli şey büyük bir rahatlama olmuştu. Çünkü artık beni anlamak bir yana içimde taşıdığım potansiyelin milyonda birini bile anlayamayacak zihinlerle aynı mekanlara hapsolmak zorunda değildim. İlk kez bir parça özgürlük hisseder gibi oldum ama çok da uzun sürmedi. İş birliği yapabileceğim diğer potansiyellere ulaşamadıkça dünyanın işleyişi karşısında hiç şansım yoktu. Bir süre kendim gibi olanları aradım ama bu çabam nafile çıktı. Çevremdeki herkes "normal"di. Benimse zihnimde her saniye milyonlarca yeni sayfa açılıyor, çeşit çeşit bilgiler, hayaller, sorular, sorunlar, monologlar hiç durmadan akıyordu. Odaklanmak çok zordu.

                İçimdeki sesleri izole edip her defasında sadece birine odaklanmayı çözmem uzun zaman aldı. Bunu yaptığımda sorduğum her soruya cevap alabileceğimi keşfettim. Ama her zaman cevapları duyabilecek kadar "ari" olamıyordum ve bu durum hâlâ en büyük sorunum olmaya devam ediyor. İçimdeki öfkeye yenildiğim ya da sorduğum sorunun cevabının işime gelmeyeceğini bildiğim zamanlarda sesler birbirine karışıyor, tam bir kaos hüküm sürüyordu zihnimde. Yıllar içinde karşılaştığım düzinelerce sorunu bir şekilde çözüp atlattım. Oysa en büyük sorunu çözemiyordum. İçimden taşan bu potansiyeli anlatmalı, paylaşmalı, başkalarıyla birleştirip büyütmeliydim ama  olmuyordu işte.

         Üniversitenin bende yarattığı hayal kırıklığı hissi çok tahmin edilebilir ama kolay hazmedilemez türdendi. Profesörlerin basma kalıp dersleri, sordukları soruların vasatlığı ve bekledikleri cevap dışında her şeyi yanlış olarak itham eden şişirilmiş egoları... Üniversite, ufkumuzu açmak yerine at gözlüklerimizi iyice sıkmaya ayarlı bir tımarhane gibiydi adeta. Bittiğinde ben de bitmek üzereydim. Hayata ve diğer potansiyellere dair umutlarım tükenmek üzereydi. İçimdeki sese odaklanıp ne yapmam gerektiğini anlamaya çalıştığım o yıllarda felaketler hep üst üste geldi. Bir süre fani hayatımın günlük sorunları ile boğuşmaktan varoluşsal problemimden uzaklaştım. O dönem kullandığım ağır ilaçlar zihnimi uyuşturuyor, sesleri duyulmaz kılıyordu.

         1,5 yıllık bir terapi ve tedavi süreci sonrasında tekrar içime odaklandım ve doğru sesi yakalamaya çalıştım.  İleri gidemedikçe geri çekilmeye başladım. Yapabileceklerimi biliyor olmak yapmak için uğraşmamın önüne geçiyordu. Çevremdekiler anlam veremiyordu. Kimine göre maymun iştahlıydım, kimine göre zoru görünce kaçıyordum. Oysa ikisi de değildi geri çekilme nedenim. Ben başladığım anda sonun ne olacağını biliyordum ve bildiğim bir sonu yaşamak için yolun hepsini yürümeye katlanamıyordum. Bana bilinmedik yollar, gidilmedik yerler, denenmedik metodlar gerekiyordu. 

                Sonunda tamamen içe kapandığım bir dönem oldu. Her şeyi olduğu gibi bırakıp kendimi dış dünyaya kapattım. Sadece içimdeki seslerle konuşuyor ve istediğim her cevaba ulaşıyordum. Tabi ki kolay değildi. bazen doğru soruları sormak doğru sese odaklanmak günler alıyordu. Zihnimde açılan binlerce pencerenin içinde aradığım cevabı buldum sonunda. Oradaydılar! Benim gibi olan bir çok potansiyel tam gözümün önündeydi! Bunca nasıl göremediğimi düşünürken cevap birden belirdi zihnimde. Yeterince istememiştim bulmayı.

         Hedefe bir kez kilitlenince gerisi çorap söküğü gibi geldi. Zihnimde bulduğum diğer potansiyellere gerçek dünyada ulaşmak için kat etmem gereken uzun bir yol vardı. Yeni bir yaşam amacı edinmiştim. Diğer potansiyelleri araştırdıkça onların hayata benimkisi gibi dezavantajlarla başlamadığını, bu yüzden içlerindeki potansiyeli çok erken yaşlarda kullanmaya başlayarak benim takıldığım engellere hiç takılmadan ilerlediklerini gördüm. Onların radarına girmek, onlara ulaşabilmek için çok çabalamam gerekiyordu. Nereden başlayacağıma karar vermek için içimdeki seslere başvurdum. 


      

Çarşamba, Haziran 03, 2015

Lola'ya... (2. Mektup)

Lola’ya…


Nerdesin en derin aşkım?
Sensiz karanlıklar son bulmuyor. Kimseyi mutlu edemiyorum yokluğunda. Mutsuzluk da ise üstüme kimseyi tanımadım henüz.


Nereye gitsem, neye el atsam yitiyor; kuruyup gidiyor. Sen yoksan ne bereket var ne de neşe. Hep hüzün… Kocaman bir hüzün…


Aynalarda, camlarda, nice sularda gördüm seni. Sen dans edince hayat durur, seni izlerdi. Şimdiyse hızla akıyor zaman.


Gözündeki pırıltı, sesindeki tını, teninde gül bahçesi… Ah ne de tatlıydı gamzeli gülüşün. Dudağının nazlı kıvrımı yakardı gören herkesi. Ah Lola, tatlı Lola’m!

Nerdesin?

Sokak sokak geziyorum demiştim ya, işte vazgeçmedim hâlâ geziyorum. Bir de seni kaybettiğim o sokağı bulsam…


Henüz delirmedim. Biliyorum sen benim bir parçamsın. Kaybettiğim ruhumsun sen. Aslında biriz ikimiz. Ama olmuyor işte Lola! Yanmıyor senin ateşin içimde, gözlerim parlamıyor, ruhum dans etmiyor ateşle. Ağlamak geliyor içimden hep, boğazımda bir yumru. Kaybettiklerimiz mi yoksa kavuşamadıklarımız mı?


Devam etmeye çalışıyorum Lola. Ama gücüm kalmadı. Lütfen geri dön Lola! Beni böyle yalnız, ruhsuz ölüme itme!

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...