Cumartesi, Kasım 09, 2019

Çarşamba, Kasım 06, 2019

10 Öpücük Günü*

Bugün "10 Öpücük Günü"ymüş!

Arya öyle dedi az önce :D

Etüt merkezinden geldi, çantasını yere attı, kıyafetlerini çıkarıp koltuğun üstüne bıraktı ve öylece koşarak gelip kucağıma atladı.

- Annecim, bugün ne günü biliyor musun?
- Ne günüymüş annecim?
- Hımmm 10 Öpücük Günüymüş!
- AAAAA süpermiş öpeyim o zaman seni 10 kez :D

10 yetmedi 20 kez öptüm. Sonra o beni 10 kez öperken aklına İngilizce olarak saymak geldi ve en baştan başlayıp öyle öptü :))))))

Şimdi baktım Dünya Öpücük Günü 6 Temmuz'muş ama bizimkisi ondan farklı zaten :D Bizimkisi adı üstünde "10 Öpücük Günü". Hadi siz de kalkıp öpüverin sevdiklerinizi! Hem belki öperken fark edersiniz 10 öpücüğün bile bazen ne kadar az geldiğini :)



*Aslında bu yazıyı Anne-kız bloguma yazdım ilk başta ama sonra burda da paylaşmak istedim. Son günlerde bloga çöken ağır hava dağılsın biraz değil mi ;) 

**Fotoğraf şu adresten alınmıştır. 

Unutma, Durabilirsin! Hatta Düşebilirsin de!

*Güzel kızım,

Evet, evet senden bahsediyorum. Güzelsin! O kadar güzelsin ki... O kadar çok sevilmeyi hak ediyorsun ki... Ve inan bana o kadar çok sevileceksin ki...

Ama dayan, aşman gereken yollar, sabırla beklemen gereken yıllar var. Sakın beklemekten yorulup kestirme yollar arama. O yolların ucunda yaşlı, kurnaz bir kurt seni bekliyor. Sen hiç görmedin kurt; tanıyamaz; insan sanırsın. Ne olur sabret! Uzun ama güvenli yolları tercih et!

Herkes aynı yollardan geçmiyor büyürken. N'olur annemizle kıyaslama kendini. Sen onu fersah fersah geçeceksin. O üniversiteden döndü, sen dönmeyeceksin. O bıraktı öğretmenliği tam hak edip almasına çeyrek kala, sen bırakmayacaksın. O ne seni, ne de kardeşini kendi büyütemedi; sen ilk 2 yıl tek başına bakacaksın kızına. Sonraki yıllarda da hep yanında olacaksın. Yarışma annemizle ne olur! İlerde öğreneceğin en büyük ders kaybedeceğin savaşlara en baştan hiç girmemek olacak. Bu savaşın galibi olmayacak. İkiniz de kaybedeceksiniz ama senin kaybın daha büyük olacak. Daha kendin küçücük bir kız çocuğuyken sanki anne olan senmişçesine avuttuğun, geceleri masal anlatarak uyuttuğun gibi avut hep annemizi. Büyüdükçe küçülme! Kaybetme merhametini! Birlikte geçireceğiniz zamanların kıymetini bil.

Büyürken zor zamanların olacak. Ama yalnız olmayacaksın. Kardeşin olacak -evet sürprizi biraz bozdum ama-. Abla olmak kolay değil ama çok seveceksin, çok da sevileceksin. Sonra çok harika dostların olacak. Her biri birbirinden değerli, vazgeçilmez. En zor zamanlarında hep yanında olacaklar. Onlar olmasa bugün ben sana bu mektubu yazamazdım, büyüdükçe anlayacaksın.

Sana umuttan, yarınlardan, güzel günlerden bahsetmek istiyorum ama o günler gelene dek dayanmalısın. Vazgeçmezsen son gülen sen olacaksın. Yeter ki yan yollara sapma, önündeki yoldan ayrılma! İlerleyen yıllarda da şimdi olduğu gibi hayat çelme takıp seni düşürmeye çalıştıkça kaçmaya çalışacaksın hep. Unutma, durabilirsin! Hatta düşebilirsin ve öylece kalabilirsin bir süre! Korkma! Elbet tekrar kalkacaksın ayağa.

Bak, asla düşme demiyorum sana. Düşe kalka büyüyeceksin. Yanlışların olacak ama doğruya da varacaksın. Mesela yıllarca haybeye aradığın sevgiyi, aşkı hiç ummadığın anda bulacaksın. Ama mutlu son da çok kolay olmayacak. Gerçek hayatın tam da masalların mutlu sonla bittiği yerde başladığını öğreneceksin.

Annene sarıl, kardeşini sarmala, dostlarına güven! Kendin olmaktan vazgeçme. Sevilmek için değişmek zorunda değilsin, seni olduğun gibi sevenlerden yana kullan her daim tercihlerini.

Seni seviyorum küçük kız, sen de unutma kendini sevmeyi asla!

İmza:

Sen...
Abla, eş, anne, öğretmen, dost...

Dipnot: Öğretmen olma! Olursan da beden eğitimi öğretmeni falan ol. Tüm gün bahçede hopla zıpla, öğrencilerin göz bebeği ol ;)

*10 yaşımdaki halime yazdım bu mektubu. Bu Mim'i Sessiz Umman başlatmış, ben Deep sayesinde haberdar oldum. Diğer bloggerlarınkini okudukça çok yutkundum. Kendi 10 yaşıma zorla dönüp baktım. Çok derinlere inmek istemedim. 10 yaşındaki çocuk ne anlasın bunları demeyin. Ben 10 yaşında neredeyse 100 olmuştum.

3 kişiyi mimleyin denilmiş ama zorla güzellik olmaz. İsteyen, gönüllü olan varsa ben mimledim saysın, yazsın.

Salı, Kasım 05, 2019

Hayal Etmekten Fazlasını Yaptım

Kasım Meydan okumasını takip etmeye çalışıyorum ama hayat bu aralar çok hızlı - Ne zaman değil ki? - Yetişemiyorum maalesef ama ucundan kıyısından olduğu kadar katılmak istiyorum yine de. İşte günün sorusuna cevabım aşağıda. 


Ben bu sefer gözümü kapatıp olmak istediğim yeri hayal etmekle kalmadım direkt hayal ettiğim yere gittim. Ama eksik vardı hayalimin gerçek halinde. N'apalım her istediğimizi elde edemeyiz, etsek hayatın anlamı kalmaz belki de! 


Öğretmen olunca işler iş yerinde bitmiyor, eve de taşıyor maalesef sorumluluklar. Okumam gereken sınavları da aldım sahile giderken ama çok okuyamadım tabi manzaraya ve hayallere daldığım için :)  ama şu fotoğrafa bir bakın, siz olsanız siz de okuyamazdınız :) 


Bugün de böyle batırdım güneşi işte! Her gün aynı güzellikte olmuyor ama işte bazen, bazen çok güzel hayat! 



Pazartesi, Kasım 04, 2019

Herkese Aynı Anda mı Dank Ediyor?

Sahilde eski, kırık dökük bir bankta oturuyordu Ahmet. Oturduğu banka bakıp "Benim gibi ayakta duracak hali kalmamış ama inatla ayakta. Vakur bir tavrı var diyeceğim... Diyemem! Yok çünkü! Her yerinden sefalet akıyor. Elle tutulur yanı kalmamış, çivileri çıkmış, boyası dökülmüş, yazıları silinmiş, tahtaları eksik... İşte aynı ben!" diye geçirdi içinden.

Önünde uzanan masmavi denize bakarken düşüncelere daldı: "Derdimi anlatsam dile gelip anlatır mı o da acaba? Kim bilir ona ne zaman dank etti şu sefil hali?  Benden çok önce mi fark etti uzaktan bakınca bulut denizi sanılan şeyin sadece basit bir uçurum dibi olduğunu?  Belki de ben ondan öndeyim. Ben yıkıldım, oturup kaldım; o hâlâ ayakta. Belki de sadece sırtında taşıdıklarının hüznünden bu hâle düştüğü için hâlâ ayaktadır. Uçurum dibine bakıp kendine gelen o değil ya sonuçta!".

Ya o yerine çivilenmiş banksınızdır hayatta, başkalarını taşırken kırılıp dökülen, eskiyen, son ana dek bi'çare ayakta durmaya mahkum; ya da tüm hüznünü hoyratça üzerine boca edip çekip gidenlerdensinizdir! Bir de hiç suya sabuna dokunmadan yaşayıp gidenler var tabi! Ah onlardan olmak nasıl bir saadet acaba? Ama işte bir kez yolunu şaşırdı mı duramıyor insan, freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı son hız uçuyor adeta. Peki ya sonra? Sonrası değişir.

Ahmet ilk kıpırtıları, ilk huzursuzluğu, ilk alevi geçen yıl hissetmişti. Hayattan sıkılmış, işinden ayrılmış, eşini dostunu unutmuş, yollara vurmuştu kendini. Yollar çare olur sanmıştı. Olmadı. Bir süre sonra yoldan döndü. Eşine dostuna sarıldı yeniden ama işte bir kez girmişti kanına gitmenin cazibesi. Yine gidesi geldi Ahmet'in. Yerinde durdukça hayat ellerinden kayıp gidiyor gibi geliyordu. Duramıyordu; hayattan önce o akıp gitmek istiyordu. Ne zaman arabaya binse ibre 120'yi, 140'ı gösterir olmuştu. Önceleri ibre 100'e gelse hemen frene asılırdı Ahmet ama şimdi gaza bastıkça basası geliyordu. Gaza bastıkça radyonun sesini de açıyordu. Yeni şarkılar keşfediyor ama bir yandan da eski şarkılara bir kez daha hayran oluyordu. Tüm bunları düşünürken birden durdu Ahmet. Bunlar için gelmemişti buraya. Tüm bunları geride bırakmak için gelmişti.

O eski banktan kalkıp gitmek istiyordu Ahmet. Uçurumun kıyısına gidip dibe baktığı anları unutmak istiyordu. Tüm bencilliği ile eve dönmek, yaptığı onca şeye göz yuman, acısını çiğneyip az önce en sevdiği tatlıyı yemişçesine gülümseyen eşine geri dönmek; eskisi gibi olmak ama beraber yeni yollara çıkmak istiyordu. Hak etmediği bir sevgiyle yaralarını sarıp içindekinden çok daha büyük bir sevgiyle karşılığını vermek istiyordu. Şimdi Ahmet için öğrenme zamanıydı. Sevgiyi büyütmeyi, aldığını vermeyi, hiçlikten mutluluğa ermeyi, kadir kıymet bilmeyi, yeniden insan olmayı öğrenmesi gerekiyordu. Kara Orman'dan çıkması, içindeki derin yeşillere ulaşmanın yollarını bulması, geçmişi uğurlaması, önündeki büyük denizlere kavuşması* gerekiyordu şimdi Ahmet'in. Bu uğurda bir ömür harcaması gerekiyorsa harcayacaktı seve seve. Sıkı sıkı sarıldı yeni hayallerine ve umuda; düşecek gibi yığıldığı banktan kararlı bir adam olarak kalktı. Şimdi yeniden hayata atılma zamanıydı.




* Öykünün sonu şarkının ortası :)

Dipnot: Dışarıda onlarca Ahmet var. Her birinin öyküsü farklı, gittiği yol, döndüğü nokta farklı. Bu öyküde dönülmez yanlışlar yapmış bir adam yok. Bir hayale kapılmış, yollara düşmüş ama yolun sonunun hiç de uzaktan gördüğü gibi olmadığını anlamış, yani uçurumun dibinden değil, kıyısından dönen bir adam var. Bu yüzden evine dönebiliyor. Yoksa herkes bilir bir kez düştün mü uçurumdan dönemezsin aynı yere hiç bir şey olmamış gibi.



Cumartesi, Kasım 02, 2019

Kasım Meydan Okuması - 2.Gün

Günaydın :) 

Merhaba Kasım!

Bu yıl ilk kez farkına varıp aşık olduğum sonbaharın son ayı!

Zeynep blogunda bir meydan okuma başlatmış bu ay için. Ben de Edischar sayesinde haberdar oldum. İlk günü kaçırmışım ama onu da bugüne sığdırdım. Benim mutluluk fotoğrafım dün akşam çekildi zaten :) Can dostum, candan ötem bir sürü hediye yollamış tüm ailemize. İçime güneş doldu paketi açınca.  Günaydın fotom oldu, bir günlük değil ömürlük mutluluk böyle bir dosta sahip olmak.

Gelelim 2. günün konusuna: Sevdiğimiz sesler ve kokular.

Sevdiğim sesler deyince aklıma gelenler:

  • Çello
  • Dalgalar
  • Ateşin çıtırtıları 
  • Ormanın sesi (ağaçlar, kuşlar, rüzgar, yapraklar, tüm canlılar...)
  • Özlenen, sevilen dostların sesi
  • Sevdiklerimin gülüşleri

Kokulara gelirsek:

  • Turunçgil kokusu
  • Taze börek/kek/poğaça kokusu
  • Kızarmış ekmek kokusu
  • Kısaca sevdiğim tüm yiyeceklerin kokusu yazayım en iyisi :D
  • Kolonya ve after shave cologne kokusu 
  • Bebek kokusu (enseden buram buram) 
Aklıma hep yiyecek kokuları geliyor  :D Ne biçim bir pis boğazım siz düşünün artık :p

Başka pek bir şey gelmiyor maalesef şu an. Şimdilik böyle yayınlıyorum. Gelirse güncellerim ;) 



Cuma, Kasım 01, 2019

33 yaşım...

33 yaşım...
Ömürlük şaşkınlığım, karışıklığım, karmaşıklığım,
Taşıp taşıp sınırları aştığım.
Kim bilir nerede şu aklım başım.

Ne yıl ama!

33 yaşım çok acayip geçiyor. Zaman o kadar hızlı akıyor ki... Anılarım birbirine karışıyor. Bu sene miydi geçen sene mi? Geçen bahar mıydı, ondan önceki mi? Zihnim bulanıklaşıyor ama hissiyatım giderek yüzümden okunacak kadar berraklaşıyor. İyi mi kötü mü bilmiyorum ama ilk kez kendime bu kadar dürüst davranıyorum. Neysem oyum artık! Yüzümden, sesimden, elimden, dilimden, ruhumdan taşıyor benliğim. Hiç sakınmıyorum kendimi.

Kime ne benden!

Bana ne dünyadan!


Dipnot: Çello sesine aşığım. Dünyadan kopuyorum dinlerken. Yazarken de kopuyorum dünyadan. İkisi birleşince tadına doyum olmuyor :) 

İsteyene yukarıda Smooth Criminal coverı, isteyene aşağıda tam klasik çello keyfi :) 


Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...