Cumartesi, Şubat 08, 2020

Bir Yolu Var Mutlu Olmanın

Bir yolu var mutlu olmanın. Hem de dahil olan herkesin aynı anda mutlu olabileceği bir yol! Ama... Ama işte "AMA"sı var bu işin ve çok büyük bir "AMA". Bu "ama"yı ya yok sayıp görmezden gelecek taraflar ya da bile bile lades diyecek taraflardan biri. Bu yolu bir anlasa taraflar her şey çözülecek ne sorun kalacak ne mutsuzluk. Tüm olumsuzlukların yerini bir huzur, bir coşku, yepyeni bir düzen alacak. Nasıl mı bu kadar eminim? Eminim çünkü ben o yolu görebiliyorum. Keşke herkes görebilse! Anlat o zaman diyeceksin şimdi. Olmaz ki anlatmakla! O yolu kendi göremezse kişi yürüyemez ki görmediği, varlığına inanmadığı bir yolda. Herkes anlatır, herkes dinler, herkes hak verir ama herkes kendi bildiğini okur sonunda. Bildiği yollara çıkmayı bile sevmeyene görmediği, inanmadığı, hayali bir yolu sevdiremem ki ben. Keşke olsa! Keşke anlatmak işe yarasa!



Edit: İçimdeki ses dayanamadı, "Dürüst ol!" dedi, "Önce kendine sonra da tüm dünyaya! Bulduğun yol kimi mutlu edecek? Sadece seni!"

O yolun herkesi mutlu etmesi için herkesin benimle aynı yerden, aynı dünyaya bakması, aynı şeyleri görmesi, aynı şeyi hissetmesi lazım! Mümkün mü? Keşke olsa! Bu kadar çok "keşke" ve öyle büyük bir "ama" varken yine de umut ediyorum bir yolunu bulmayı :)

Nefes aldıkça, nefes alacak pencereler, kapılar, nefes aldıracak yazılar, şiirler, şarkılar oldukça umut var :)

Cuma, Şubat 07, 2020

Evsiz Kapı

Evler yıkılır, kapılar kalır bazen...



Duman Yeri




Ay saçı burma
Uzakta durma
Gel ay sevgilim
Boynunu burma

Dağda duman yeri var
Kaşta keman yeri var
Yarim benden incinmiş
Dinip danışmayır*
Duman** yeri var

Güllü yazımsan
Hoş avazımsan
Gel ay sevdiğim
Telli sazımsan

Gel ay gülüm
Barışak barışak
Diyek, gülek, danışak, danışak***
Yarim benden incinmiş
Dinip danışmayır
Duman yeri var

Dağda duman yeri var
Kaşta keman yeri var
Yarim benden incinmiş
Dinip danışmayır
Duman yeri var



*Dinip danışmak: Susup konuşmamak
**Türkünün orijinal halinde "güman" dendiğini söyleyen kayıtlar var. "Güman" kelimesinin tam anlamına ulaşamadım maalesef. Bulduğum anlamlar türküye uymuyor pek. Keşke bir bilen çıksa da öğrenebilsem.
***Danışmak: Konuşmak

Çarşamba, Şubat 05, 2020

Kaybederken Kazanmaya Çalışmak* - Ahmet'in Hikayesi

Kırgındı Ahmet. Kırgın olmakta haklıydı da kendince. Bunca yolu yalnız kalmak için kat etmemişti. Bunca yılı kaldırıp çöpe atmak için yaşamış olduklarına inanamıyordu. Tam yokuşun tepesine gelmiş rahat bir nefes alacakken eli boşlukta asılı kalmıştı. Boşluk Ayşe'nin içinde, derinlerde bir yerdeydi. O boşluk yolda bir yerde kara deliğe dönüşmüş, her şeyi içine çekiyordu şimdi. Öyle bir boşluktu ki Ayşe'nin içindeki ne yapsa, ne yapılsa dolmayacaktı. Ahmet yokuşun başından sonuna dek yanında da olsa Ayşe görmüyordu. Çünkü Ayşe yanına yöresine, eline, elindekilere, kalbinin içine bakmıyor, sadece boşluğa bakıyordu. Yokuşun tepesinde de olsa dönüş yolunu yarılamış da olsa, Ayşe'nin tek gördüğü boşluktu.

Ahmet kendi için tırmanmamıştı bu yokuşu. Ayşe için atmıştı her adımı. Aslında zamanında kendi için tırmanmalıydı zaten ama işte, içinden gelmemişti. Gerek duymamıştı. Ta ki Ayşe'yi görene kadar. Doğrudur, ilk başlarda belki görmemiştir Ayşe'yi ama o zamanlar kendinden hiç umudu yoktu Ahmet'in. Ama sonra Ayşe ondan vazgeçmedikçe Ahmet oldu, Ahmet. Anladı ki aynı yastığa baş koyacaksa Ayşe'yle önce bu yokuşu tırmanmalıydı. Yolda eksikleri tamamlamalı, fazlalıkları atmalıydı. Bilmiyordu ki o ne yaparsa yapsın Ayşe kendi yüklerini atmayacaktı; içindeki onulmaz boşluğu yolda kazandıklarıyla dolduramayacaktı.

İlk yıllarda boşluk itici bir güç olmuştu. Son yıllarda ise yıkıcı... O kadar sevdi ki Ayşe Ahmet'i, içindeki tüm boşluğun üzerine Ahmet'i serdi; hayata dört elle sarıldı. Ahmet o kadar sevdi ki Ayşe'yi yolun yarısında herkesi sildi, Ayşe'yi evi bildi. Yokuşu bile gözü görmedi Ahmet'in, yürümüyor kuş gibi uçuyordu. Ama yolun ikinci yarısında işler birden zorlaştı. Ayşe yoruldu. Ahmet geçmişin tüm yüklerini atmış, yenilerini ise nasılsa az ötede bunlardan da kurtuluruz diye gık demeden taşımayı öğrenmişti. Ama Ayşe görmezden geldiği yüklerine yenilerini ekliyor, yolda kazandıklarını değil, sadece yanından akıp geçenleri görüyordu.

Tek yokuş onlarınki değildi elbet. Yan yana bir sürü yokuş vardı ve her yokuşta başka manzaralar, başka mevsimler hüküm sürüyordu. Diğer yokuşlara baktıkça Ayşe'yi bir "Hayat akıp gidiyor" sanrısı sarmış, bu korkuyla yüküne yük eklemiş, içindeki boşluğu büyütmüştü. 365 gün doya doya yaşasalar kalan 6 saatte "Ölüyoruz işte, hayat akıp gidiyor yanımızdan, üstümüzden başımızdan! Herkes yaşıyor, biz ölüyoruz usul usul!" diyecekti Ayşe neredeyse. Ahmet ne yapsa yetişemiyordu. Kolunu kanadını açmış, Ayşe'nin içindeki kara deliğe siper olmaya çalışmış ama Ayşe'yi boşluktan uzak tutamamıştı. Şimdi hem yorgun hem kırgındı Ahmet. Ne yapacağını bilmez halde eli boşlukta asılı bekliyordu Ayşe'yi. Dayanacak çok gücü kalmamıştı. Son bir gayret gözünü, kulağını kapatıp kalbini açmış bekliyor; Ayşe'ye göre kaybederken, kendince elinde kalan son kaleyi savunarak kazanmaya çalışıyordu.


*Öykünün ilk versiyonu: Kazanırken Kaybetmek

Dipnot: Bu öyküde haklı ya da haksız yok bence. Bu öykü aynı zaman tünelinden farklı zamanlarda geçen, aynı yokuşta ayrı düşen bir çiftin hikayesi sadece. Taraf tutmak pek mümkün değil, kim haklı kim haksız bilmek de. Zaten haklı olmakla çözülse tüm problemler hayat bu kadar karmaşık olmazdı :)

Pazartesi, Şubat 03, 2020

Kazanırken Kaybetmek

Kazandığını sandı Ahmet tam o anda. Zafer onundu. İstediğini almıştı. Oysa büyük kaybetmişti Ahmet. Tam da kazandığını sandığı o anda yılların sevgisini bir kez daha zedelemiş, saygısından bir parça daha kaybetmişti karşısındakinin. Bu ne ilkti, ne de son olacaktı. Defalarca kez anlatmıştı derdini Ayşe, Ahmet'e ama işte Ahmet anlamamakta ısrar ediyordu.

Ahmet ne zaman şüpheye düşse, kendini altta kalmış hissetse aynı şeyi yapıyordu. Ayşe'ye hükmetmeye, kendi isteklerine boyun eğdirmeye çalışıyordu. Sorunların üstünü örtmek için çok daha büyük bir sorun yarattığının farkına varamıyor muydu yoksa aklına başka bir çözüm gelmediği için denize düşen misali aklına gelen tek yola mı sarılıyordu bilinmez ama işe yaramıyordu bu yöntem. Attığı her adım onu daha da geri götürüyor, Ayşe'ye yaklaştıkça uzak düşürüyordu. 

18 yıldır birlikteydiler. İlk yıllarda Ayşe sırılsıklam aşıktı, son yıllarda Ahmet. Hayat hep böyleydi. Hep bir taraf daha çok sever, daha çok acı çekerdi. İlk yıllarda Ayşe az beklemedi Ahmet'i sözleştikleri yerde, sözleştikleri saatten saatlerce sonrasında bile... Yıllarca herkese, her şeye inat direndi Ayşe Ahmet için. Başlarda kimse yakıştırmadı ne Ayşe'yi Ahmet'e, ne de Ahmet'i Ayşe'ye. Evet ortak zevkleri, ortak ilgi alanları vardı ama aslında çok başkaydı mizaçları. Biri yerinde duramaz, diğeri yerinden kalkmaz; biri "tez canlı" kelimesinin vuku bulmuş hali, diğeri miskinler prensi; biri koşar diğeri uyur. Ama işte aşkın gözü kördü ya olmuştu, birbirine denk düşmüştü gönülleri bir noktada. Birkaç yıl aynı dalda attı kuş gibi kalpleri pır pır. Sonra Ayşe yokuş aşağı inerken Ahmet yokuşu tırmanmaya niyetlendi. Ahmet tepeye vardığında Ayşe yokuşu yarılıyordu.

Ayşe yıllarca tek başına tırmanırken yokuşu çok yara almıştı ama en çok kendinden vazgeçtiğini anladığında yaralandı. Ahmet bu yarayı anlayamıyordu bir türlü çünkü o kendini Ayşe'de bulmuştu. Oysa Ayşe kendini bırakıp Ahmet olmuştu yıllardır. Ahmet kendini bulurken Ayşe yok olmuştu sanki. Yıllar geçmiş Ahmet büyümemiş, Ayşe yaşlanmıştı. Kendini büyütemeden yaşlandığını anlamak ölüm gibi ağır geldi Ayşe'ye. Yolda kaçırdıklarını dönüşte bulamayacağını anlayınca ayağa kalkamaz, adım atamaz oldu Ayşe. Ne ileri, ne geri... Öylece kaldı yokuşun ortasında. Ne geri tırmanacak hevesi ne de en başa dönecek hali kalmadı. 

Ahmet tepede durmuş Ayşe'yi izliyor, anlamaya çalışıyordu önceleri. "Canı sıkıldı herhalde, şöyle bir dolaşıp gelecek" diyordu kedi kendine. Süre uzadıkça kulaklarını tıkayıp gözlerini kapattı Ahmet. İnkar ediyordu gözünün gördüğü, kalbinin duyduğu gerçeği. Ayşe yorgundu. Kendini kaybetmiş, arayıp bulamamıştı. Ahmet tepede onu beklerken sil baştan da var edemiyordu kendini. Ahmet o tepeden inse, bıraksa kendini yokuşa... Ayşe'yi tepeye çıkmaya zorlamak yerine ne olduğunu anlasa... Ama olmuyordu. Ahmet başka, Ayşe başkaydı. İlk yıllarda Ayşe sırılsıklam aşıktı, son yıllarda Ahmet. Hayat hep böyleydi. Hep bir taraf daha çok sever, daha çok acı çekerdi.

Önlerinde çok fazla seçenek yoktu artık. Ya ikisi de yokuş aşağı salacaklardı kendilerini ya da tam oldukları yere kamp kurup tepeye tırmananlarla tepeden inenler arasında, tüm bu gürültü patırtının tam ortasında birbirlerine ulaşmanın ve hayatta kalmanın bir yolunu bulacaklardı. Ayşe yorgun, Ahmet kırgındı. 

...



Cumartesi, Şubat 01, 2020

Broken

Is the life broken or is it just me?

Not sure but Ain't wanna take all the blame by myself.


Mektubun ucunu yak da gönder, Sevgilim!

*
Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm,
Elimde süt yanığı,
Göğsümde kağıt kesiği gibi
İnce bir sızı...

İlginçtir
İyi geliyor bazı sızıların varlığı...





Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...