İngilizce'de "feel blue" diye bir deyim var ve üzgün/hüzünlü hissetmek manasında kullanılıyor. Benim sık sık kullandığım bir deyim bu. Corona günlerindeki genel ruh halimi anlatıyor tam olarak. Ama bugün kendimi mavi değil de daha çok yeşil ve sarı hissediyorum. Çünkü bugün doğaya sığındım. Bahara güvendim. Kendimi dağ yoluna attım. Sapsarı güneş, yemyeşil doğa, renk renk çiçekler... Ben de güneşle sarı, ağaçla yeşil, çiçeklerle pembe, mor, mavi, kırmızı oldum. Yani sanırım ben bugün kendimi gökkuşağı gibi rengarenk hissediyorum :)
4. Günün sorusu: Evindeki nostaljik ya da antika bir objenin fotoğrafını ve hikayesini bizimle paylaşmak ister misin?
İlk başta aklımdan maalesef evde öyle bi'şey yok ki diye geçti ama biraz düşününce aklıma anneannemin kahve fincanları geldi. Bu fincanlar yıllarca anneannemin büfesinde, vitrinde durdu. Anneannem için çok değerliydi her biri. O ölünce fincanları ben aldım ve benim için de çok değerli her biri. Üzerlerindeki motiflere oldum olası aşığım. Nostaljik ya da antika sayılır mı bilmiyorum ama benim için çok özel ve paha biçilemezler.
Fotoğraflar pek estetik değil maalesef. Gece 00.44'te tabletle çekince böyle oldu ama fincanları görseniz kesinlikle anında vurulursunuz siz de :)
Kahve demişken Bob Dylan'ı anmadan gecmeyelim. Kahveler ve fincanlar farklı ama olsun, önemli olan hisler :)
Handan abla yeni bir "Meydan Okuma"ya dahil olmuş. Meydan okumayı Ezgi başlatmış. Gün gün yazılacakları şu yazısında paylaşmış. Ben her gün yazabilir miyim bilmiyorum ama en kötü 2-3 günü toplayıp toplayıp yazarım. Dün başlayamadım bugün 2 günü birlikte yazıyorum.
İlk günün konusu:
1 . Belki aramıza yeni katılanlar vardır ya da olacaktır. Önce birbirimizi tanıyalım. Karantina döneminden önce neredeydin nasıl bir yaşam şeklin vardı, şimdi neredesin ne yapıyorsun, günlerini nasıl geçiriyorsun, neler değişti hayatında bu süreçte?
Karantina öncesi haftanın 5 günü okula gidip İngilizce öğretmeye çalışan 5 yıllık bir öğretmen, 14 yıllık sevgili, 8 yıllık eş, neredeyse 7 yıllık anne, 22 yıllık ablayım. Daha derinlere inip nasıl biri olduğumu öğrenmek isteyen olursa şuraya eski bir Ağaç Ev Sohbeti olan "Kimsin sen?" yazımı ve beni o yazıyı yazan kişi yapan geçmişimi şuraya bırakayım.
Karantinadan sonra neler değişti? İlk günler durumu kabullenmek istemedim. Normal yaşantıma devam ettim. Sonraları duruma isyan etmeye başladım. Hâlâ ara ara modum çok düşüyor. Ama son 1 haftadır epeyce yavaşladı hayat benim için ve ilk günlere nazaran biraz daha uyum sağlamaya başladım. Biraz dinginleştim sanırım.
Karantinanın başına dönecek olursak, 13 Mart itibari ile öğretmenlik askıya alındı, full-time ev kadını ve annelik başladı. Okullar kapandı ama 1. sınıf kızım için ev okulu başlayınca ben de yarı zamanlı sınıf öğretmenliğine geçiş yapmış oldum. Bu süreçte anladım ki sınıf öğretmenlerini baş tacı yapmalı, milletvekili maaşı bağlamalıyız. Bir çocuğa anlatmak, öğretmek, sabırla, sevgiyle, boğuşmadan ders çalıştırmak bu kadar zorken sınıftaki onca çocukla aynı anda ve o kadar saat üst üste uğraşmak hiç kolay değil.
Sınıf öğretmenliğinden arta kalan zamanlarımda yemek, çamaşır, dolap-çekmece düzeni gibi ev işleri ile vakit geçiriyorum. Ama bunlardan çok online kurslar ve bloglar ile haşır neşir oluyorum sanırım. Gitar çalmaya çalışıyorum. Henüz sadece 4 parça çalabiliyorum. Spor yapıyorum. Instagram'da inanılmaz güzel canlı antrenmanlar var. Mesela ben Muay Thai öğrenmeye başladım :)
Sadece spor değil akademik gelişim için de inanılmaz fırsatlar var bugünlerde. Misal bugün 5 günlük bir "IELTS Writing Challenge"a katıldım. 5 gün boyunca ders videolarını izleyip verilen günlük görevleri yaparak 5 günün sonunda IELTS sınavında yazma bölümünden 7 ve üzeri puan almayı hedefleyen bir çalışma. İlgili site şurda :)
Gevezelik edesim gelmiş, anlatttıkça anlattım :)) İkinci günün konusuna geçeyim.
2. Şu sıralar evde en sevdiğin köşen neresi? Orayı özel kılan nedir?
Evde en sevdiğim köşe mutfak masası. Çünkü manzarası büyüleyici :) Özellikle günbatımlarını hiç kaçırmadan o köşeden izliyorum. O masada gitar çalışıyorum. Ödevleri o masada yapıyoruz. Yemekleri de deniz manzarası eşliğinde o masada yiyoruz tabi ki :)
Mutfak dışında ikinci favorim kütüphane/bilgisayar odamızdaki L koltuğun uzun köşesi :) Oraya uzanıp nette takılmaya ya da dergi okumaya bayılıyorum. Bir zamanlar bağımlısı olduğum kitap okumaya henüz dönemedim ama o köşede kitap okumak da zevkli.
Yeni gelenler için belirteyim ki bir süredir yazıları müzikle bitirmeyi seviyorum. O an nasıl eserse rüzgar, müzikler de öyle :) Eskiden "Yazarken fonda ... çalıyordu." diye bitirilirdi dergilere yollanan mektuplar, bu şarkılar da o günlere olan özlemin yansımaları sanırım :)
Aşağıdaki şarkının başında Haluk Bilginer'in söylediklerinin aksine ben ölmekten pek korkmuyorum çünkü aynen Epikuros gibi düşünüyorum: "Ben varsam ölüm yok, ölüm varsa ben yokum. O halde üzülecek ne var?". Tabi ki ardımda kalanlar var üzülecek ama ölüm karşısında yapacak da bir şey yok sonuçta :) Peki neden bu şarkı? Bilmiyorum. Aklıma bu şarkı geldi birden :)
Evet, biz mutfakta Tango, balkonda clubber takılıyoruz. Ama bu yeni değil, biz eşimle evi oldum olası hep bir club, bir dans pisti, bir eller havaya mekanı olarak kullanıyoruz :))))) Yani deliliğimiz Corono'dan değil, doğuştan :D
Dün gece saat yarım sularında mutfağı toplarken telefondan çok sevdiğimiz ve Ghost filminden de herkesin aşina olduğu Unchainted Melody'i parçasını açarak dans etmeye başladık. Ardından Scent of A Woman filminden Por Una Cabeza ile Tango'ya geçtik ve finali de Dirty Dancing'ten Time of My Life ile yaptık.
Bizim böyle favori filmlerden favori sahnelerimiz ve şarkılarımız var. Sık sık açıp izleriz ya da dans ederiz. Epeydir yapmıyorduk. Dün gece iyi geldi.
Sanmayın ki hep böyle tarz takılıyoruz :P Bazen de Erik Dalı ile coşup Ankara'nın Bağları'na bağlıyoruz :))) Bak onu da epeydir yapmadık. İlk fırsatta onu da yapalım :)))
Peki dans dışında ne yapıyoruz? Daha önceki yazılarda anlattıklarımdan çok farklı değil günlerimiz. Ben sporla başlıyorum güne, tam bitirirken Arya uyanıyor çizgi filmler için. Kahvaltıyı hazırlarken Evrim kalkıyor. sonrası ödevler, oyun, çizgi film, etkinlik... Belki 1-2 bölüm dizi ya da bir film izliyoruz Evrim'le. Bazen gitar çalıyorum. Gün aşırı internetten çeşitli kaynakları tarayıp Whatsapp gruplarından ödevlendirme yapıyorum öğrencilerime. Daha önce verdiğim ödevlerin cevaplarını gönderiyorum. Yemekti, bulaşıktı, çamaşırdı derken günler geçiyor. Geçmiyor desem yalan olur.
Günler geçiyor da dışarı çıkmadan, okula gitmeden, arkadaşlarımı görmeden, okul çıkışı ya da akşam bir yerlerde oturup bir şeyler yemeden, içmeden, sohbet etmeden, hayatı paylaşmadan geçip gidiyor işte. Az önce okul grubumuzda okullar 1 Haziran'da açılacakmış gibi bir duyumdan szö edildi. Bir yanım çok sevindi ama diğer yanım bunu çok mantıksız buldu çünkü yaz sıcağında ders yapmak neredeyse imkansız. Günün çok erken saatlerinde ya da akşam saatlerinde 1-2 ders belki verimli olur. Ondan fazlası sadece işgüzarlık olarak tarihe geçer bence.
Ben bu aralar Instagram'daki canlı yayınları sebebiyle Yalın'ı çok samimi ve sempatik bulduğum için bu versiyonu koydum ama dileyen tabi ki hemen altındaki linki tıklayarak orjinaline ulaşabilir.
Bugün müziğe çok ihtiyacım var. Her zamankinden daha çok! Saatlerdir klasik müzik çalıyor fonda. Normalde fanatiği değilim ama ara ara dinlediğim ve sevdiğim parçalar var. Bugünse sakinleşmek için dinliyorum. Günlerdir sakindim aslında ama...
Birkaç gün önce halamızın kayınpederi vefat etti Corona yüzünden. Bu sabah da kayınvalidesi. Henüz orta yaşların başında olan kayınbiladeri Yavuz abi, yoğun bakıma alınmıştı 2 gün önce. Şimdi onu da solunum cihazına bağlamışlar. Bu kadarı bile yeterliyken bir de en yakın arkadaşlarımdan birinin annesi başka bir şehirde yoğun bakıma alındı. Arkadaşım kaymakamlık izni ile yola çıktı annesinin yanına gitmek için.
Kötü haberler üst üste gelince moralim iyice bozuldu. Gerçekleri inkar etme üzerine kurduğum savunma mekanizmam arıza verdi. Bugüne dek ne aldıklarımı yıkadım, ne kendimi sakındım. İlk kez ve sadece bir kez zorunlu olduktan sonra markete giderken maske taktım. Eve gelen poşetleri, kargoları her zaman olduğu gibi çıkarıp öylece kullandım. Ama... Evet işte kocaman bir AMA! Az önce netten sprey dezenfektan aldım.
Hopa'da Corona vakası yok ama İstanbul'da ve diğer büyükşehirlerde vakalar günden güne artıyor. Buraya her şey o büyük şehirlerden geliyor. Corona da oralardan gelecek. Hâlâ aldığım her şeyi 3 gün balkonda bekletip ya da çamaşır suyuyla yıkayıp kurulayıp kullanabileceğimi düşünmüyorum. Ama işte en azından şöyle bir dezenfektan sıkarım, kendimi avuturum diye aldım bir şişe sprey dezenfektan. Bir de buralarda bulamadığım ne varsa Trendyol üzerinden Migros sanal marketten sipariş verdim. Tahmini teslimat tarihi 22 Nisan diyor ama zaten burda hiç bulamadığım için geç gelmesinin çok bir kayıp yok benim açımdan. İnternetten alışveriş yapmak da kargoculara ekstra iş yükü oluyor diye tedirgin ve üzgünüm ama şu an gerçekten ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. Burada bulamadığım ve evden çıkamadığımız bu günlerde elzem olan şeyleri istedim. Ya da şu an sadece vicdanımı kandırmaya çalışıyorum.
Bunun dışında günlerimin büyük kısmı Arya'nın ödevleri ile geçiyor. İyi de oluyor, oyalanıyorum. Ödevler bitince biraz gitar çalıyorum. Spor yapıyorum. Her gün başka bir şey deniyorum. Bir gün Muay Thai, bir gün yoga, bir gün kickboks, bir gün HIIT... Önüme ne çıkarsa ya da o an vücudum neyi başarabilirse. Tüm bunlardan sonra bloglara bakıyorum. Bir sürü blog okuyorum. Okuduğum blogların yazarlarının takip ettiği diğer bloglara göz atıp onları da okuyorum.
Kendi blogumu açıp yazmaya çalışıyorum ama işte olduğu kadar. Öykü yazmmayalı asırlar oldu sanki. Taslaklar birer cümlelik hiç yazılamayan öykülerle doluyor. Başlıklar ve birkaç cümle... Hâlâ kitap okuyamıyorum ama uyumak için kullanıyorum kitapları. Uykum kaçınca açıyorum bir kitap, okumamak için direk uyuyor bünyem. Eskiden kitap bitmeden gözümü kırpamazdım, şimdi gözümü kapatmak için adice kullanıyorum kitapları. Çok ilginç! İnsan denen varlık cidden çok ilginç!
"Müzik, günümüzde her kültürde ve toplumda icra edilmektedir. Bazı insanlar müziğin bireylere ve toplumlara faydalı olduğunu düşünür. Ancak, bireyler ve toplumlar üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşünenler de var. Sizce?"
Müziğin insan üzerindeki etkisi yadsınamaz. Hislerimize tercüman olduğu gibi ruh halimizi değiştirebildiğini de hemen herkes kabul edecektir. Canımız sıkıldığında sevdiğimiz bir şarkıyı açıp dinlemek daha iyi hissetmemize yol açabileceği gibi, üzgün olduğumuzda dinleyeceğimiz acıklı parçalar melankolimizi daha da arttırıp bizi olumsuz etkileyebilir.
Ne diyor o meşhur şarkı:
"Çoktan unuturdum ben seni çoktan Ah bu şarkıların gözü kör olsun"
Çocukluktan beri hep Türkçe şarkıları daha çok sevdim. İngilizce öğretmeniyim, az biraz Almanca ve İspanyolca da biliyorum ama bayılarak dinlediğim yabancı şarkı sayısı kesinlikle Türkçe şarkılara yetişemez. Neden böyle bilmiyorum. Yazarken kullanmayı çok sevdiğim İngilizce kelimeler varken, müzik dinlerken hislerime ulaşıp onları yansıtan çok fazla İngilizce şarkı yok ya da bana denk gelmedi. Severek dinlediğim yabancı şarkılar var elbet. Hatta blogda da paylaşıyorum sık sık ama işte yine de derdimi sevincimi kendi dilimden şarkılarla yaşamayı daha çok seviyorum ben sanırım.
Eskiden utanırdım sevdiğim bazı şarkılardan, bazı şarkıcılardan ama işte içten içe de sevip dinlerdim gizli gizli :) Çünkü genelde yabancı müzik dinleyen arkadaşlarım benim Türkçe müzik aşkımı "banal" bulacaklar diye çekinirdim. Sonraları - büyüdükçe - fark ettim ki sevdiğim şeyler için kimseden utanmama gerek yok. Mesela ben bayılırım Yıldız Tilbe şarkılarına. Kadın yazıyor arkadaş! Yazmakla kalmıyor, güzel de okuyor. Ben de bayıla bayıla dinliyorum.
Soru müziğin olumsuz etkileri üzerineydi ama ben nerelere gittim değil mi? Maalesef bugünlerde böyle düşüncelerimin akışı dağınık, yazmak zor. Şimdilik benden bu kadar sanırım. Şuraya da sevdiğim bir kaç şarkıyı bırakayım.
Tam bu noktada Deep'e bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. İyi ki bu konuyu seçmiş. Şarkı ekleyeyim derken 80'ler 90'lar Türkçe pop şarkılarına bir daldım, şu an zevkten dört köşeyim :) Müzik kesinlikle ruhun gıdası! Dinlediğim şarkıları şuraya yazsam... :)))))))))
Diğerlerini olmasa da aşağıdakini mutlaka dinleyin! Pişman olursanız adım Rüya değil :))))))
Biraz da ustalara saygı kuşağı:
Biraz da yabancı şarkı koyayım diyordum ki vazgeçtim. Bugünlük yerli müzikle haşır neşir olayım sadece :)
Lütfen dinleyin! Sonra okursunuz nasıl olsa... Önce sadece durup dinleyin!
Kapatın gözlerinizi, lütfen! O girişteki ud alsın sizi de sizden beni aldığı gibi benden...
...
Vazgeçilir gibi değil bahar!
Yetmiyor yüzünü bir gösterip bir saklanan güneş!
Yağmurla gelen Nisan yetmiyor!
Kalbim güneşle dolmak istiyor
Her yeri kuş cıvıltıları kaplasın
Yemyeşil bir bahar gelsin eteklerinde renk renk çiçeklerle...
Hadi be Bahar!
Gel artık!