Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Mr.Kaplan'dan geldi:
"Karşı cinste sizi en çok şaşırtan şeyler nelerdir? Sosyal yaşamda cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak için neler önerirsiniz?"
O kadar güzel ki soru! Maalesef az sonra yazacaklarım bazı açılardan cinsiyetçi bulunabilir. Yine de yazacağım. Yapıcı eleştirilere ve seviyeli tartışmalara açığım. Bence bu sohbetlerin en güzel yanı bu fikir alışverişleri.
Karşı cinste beni en çok şaşırtan şey inanılmaz öz güvenleri. Belki de kendini bilmezlikleri demeliyim. Mesela sokakta gezen 40-50 yaşındaki göbekli, kel, bakımsız amcaların kızları yaşlarındaki kadınlara bakmaları, laf atmaları, o kadınların onlardan etkilenme ihtimali olduğuna inanmaları... Kendiyle barışık olmak başka bir konu, kendini bilmezlikse bambaşka. Erkekler çoğunlukla -istisnalar hariç- kendilerini olduklarından daha ince, daha fit, daha yakışıklı, daha karizmatik, daha çekici, daha daha daha... görüyorlar. Hatta bazıları kendilerini bir nimet, bir lütuf olarak görüyor. Bu konudan girmişken zengin ve yaşlı erkeklerin kendilerinden genç, güzel, çekici kadınlarla evlenmelerine de çok şaşırıyorum. Bu hikayedeki kadına şaşırmıyorum çünkü genel olarak onun amacı belli ama erkeğe çok şaşırıyorum. Seninle sırf paran için birlikte olduğunu bile bile biriyle birlikte olmak? Ya öyle olmadığını düşünüyor ki bu durumda ilk söylediğime varıyor yani kendine aşırı güveniyor, paramla ilgisi yok, beni sevdiği için benimle birlikte diyor ya da sebebin parası olduğunu bile bile buna razı oluyor. Belki de sebebi hiç umursamıyordur. İşte bu noktada çok şaşırıyorum. İstisnalar tabi ki vardır. Yaş farkına ve aradaki ekonomik uçuruma rağmen birbirini gerçekten sevdikleri için birlikte olan çiftler olabilir. Benim kastettiklerim onlar değil tabi ki.
Genel olarak bakınca karşı cinste en çok şaşırdığım konular farklı bakış açılarımızdan kaynaklanıyor. Her şeye çok farklı açılardan bakıyoruz. Kendimize ve dış dünyaya çok farklı pencerelerden bakıyoruz. Kadınlar genelde kendi vücutları, bedensel durumları, zihinsel durumları ve ilişkileri ile ilgili daha gerçekçi bakış açısına sahiptirler. Kaç kilo olduklarını, aynada nasıl göründüklerini, dışarıdan nasıl göründüklerini/algılandıklarını daha objektif değerlendirebilirler. Etrafta neler olup bittiğini daha kolay analiz ederler. Erkekler analiz etmeye odaklanmaz, görüp geçerler.
Erkekler konusunda şaşırdığım o kadar çok şey var ki... Neyle devam etsem? Bakalım... Şaşırdığım bir başka şey eşyalarını bulamayıp sürekli annelerine ya da eşlerine sormaları: "O nerede?" "Bu nerede?". Bu kadarla da kalmıyor. Şurada diyorsun ama yine de bulamıyor çünkü aradığı şey bir şeylerin altında ya da arkasında ama oralara bakınmak aklına dahi gelmiyor. Mesela elmalar nerede diyor, dolabın sebzelik bölümünde diyorsun, sebzeliği açıyor ama elmaları bulamıyor. Burada yooook diye bağırıyor, gidip bakıyorsun elmalar orada, sadece portakalların altında kalmışlar. Bu basit örnek hemen hemen her şeye uygulanabilir. Çoraplar, kişisel eşyalar... Çevremdeki neredeyse tüm kadınlar bu konudan şikayetçi ama henüz "Karım mütemadiyen çoraplarını/ çantasını/anahtarını vs. bulamayıp bana soruyor, ben de elimle koymuş gibi buluyorum" diyen bir erkeğe pek rastlamadım :)))
Mr. Kaplan yazısında kadınların erkekler için değil, diğer kadınlar için giyindiğini yazmış. Kısmen haklı. Biz kendimizi iyi hissetmek için giyiniyoruz. Genelde de giysilerimizi, saçımızı hem cinslerimiz fark edip iltifat ediyor ve bu bizi daha da iyi hissettiriyor. Yani kadınlar "Bugün şu kırmızı elbisemi giyineyim de tüm erkeklerin aklını başından alayım" demiyor giyinirken. O kırmızı elbiseyle aynaya bakınca kendini beğeniyor, iyi hissediyor ve bu ruh hali tüm benliğine yansıyor. Öz güveni yükseliyor, adımları güçleniyor, gülümsemesi ile etrafına ışık saçıyor. Kendini sevince güzelleşiyor dünya. Ne kastettiğimi okuyan tüm kadınlar anlayacak. O kırmızı elbise sadece bir elbise değil aslında. O bir zırh, bir kalkan, bir kılıç. O elbiseler, makyaj, saç baş bizim dünyayla, hayatla başa çıkma silahlarımız. Aynadaki görüntümüzden memnunsak daha rahat, daha mutluyuz, daha güçlüyüz.
Yabancı filmlerde gördüğümüz rengarenk giyinmiş siyahi kadınlara hayranlık duyarım. Çoğu kilolu ve iridir ama asla saklamazlar bedenlerini. Kıvrımları ile mutludurlar, rengarenk elbiseler giyerler; başlarına rengarenk şallar sararlar ve inanılmaz da çekici gelirler bana. Tam bu noktada ayrımcılık yaptığım söylenebilir.
Erkekler kilolu/göbekli olunca "keşke kendilerine dönüp bir baksalar" derken, söz konusu kıvrımları ile barışık olan kadınlar olunca işler değişiyor mu yani diyebilirsiniz. Ama benim ilk başta bahsettiğim o "amcalar" kendilerine bakmıyorlar bile. Yani kilolu olabilir, kel olabilir, bıyıklı ya da sakallı olabilir ama kendine bakar, giyim kuşamına, kişisel temizliğine özen gösterir, haliyle tavrıyla, aurasıyla, kişiliğiyle kendini öyle bir ortaya koyar ki -bahsettiğim o siyahi kadınların yaptığı gibi- işte o zaman ben de haddimi bilir, saygı gösterir, ağzımı bile açmam.
Özetlemem gerekirse durup kendine şöyle bir alıcı gözle bakmadan tüm dünyanın ayakları altına serilmesini bekleyen, tüm kadınların onun için yaratılmış olduğunu, onun için giyinip onun için süslendiklerini sanan, varlığımızın tek sebebinin erkeklere bakmak, yedirmek, içirmek, eşyalarını bulmak olduğunu sanan ve her türlü isteklerini yerine getirerek onları mutlu etmek için yaratıldığımızı düşünen erkeklere çok ama çok şaşırıyorum. Tüm erkekler böyle değil. Ben özellikle böyle olan erkeklerden bahsediyorum. Her birini tek tek gördükleri bu akıl almaz rüyadan uyandırmayı o kadar çok isterdim ki!
En başta da dediğim gibi söz konusu erkekler olunca şaşırdığım o kadar çok şey var ki... Ama haksızlık etmeyeyim kadınlarla ilgili de şaşırdığım çok şey oluyor. Onlar da başka bir yazının konusu olur belki :)
Eleştirilerinizi, fikirlerinizi bekliyorum merakla :)




