Ne kadar çoğunu müziksiz geçirmişim ömrümün!
En son üniversitedeyken dinlemişim doya doya saatlerce, günlerce müzik. 6 ay önce fark ettim. Nasıl olmuş da eksikliğini hissetmemişim bilmiyorum ama bir kez anlayınca müziksiz yapamaz oldum. Şimdi 7/24 -evet uyurken bile- müzik dinliyorum. Kulaklıkla yatıyorum yatağa.
Sevdiğim müziklerden başladım, yavaş yavaş yeni sulara yelken açtım. Hiç duymadığım bir sürü isimle tanıştım. Sanırım en çok da grupları sevdim. Şuraya favori parçalarımdan birkaçını bırakıyorum :)
Yüz Yüzeyken Konuşuruz - Boş Gemiler
Adamlar - Hepinize El Salladım
Dolu Kadehi Ters Tut - Yapma N'olursun
Ve Ben - Yaşlı Amca
Bağzıları - Evleniyormuşsun Bugün
Son Feci Bisiklet - Bikinisinde Astronomi
İkiye On Kala - Bakkala Diye Çıkıp Sana Gelesim Var
Birileri - Halledebilirdik
Yeni tanıştığım ve sevdiğim diğer isimlere gelince:
Can Kazaz - Sürsün Bahar
Kahraman Deniz - Böyle Sever
Tuğkan - Ele Layık
Ufuk Beydemir - Ay Tenli Kadın
Onur Can Özcan - Şarkı seçemedim, sıradan dinleyin hepsini
Hande Mehan - Sen Beni Güzel Hatırla
Bir de eskiden de bildiğim ama bir süredir dinlemediğim isimler var tabi
Cem Adrian - Mutlu Yıllar
Can Bonomo - Kal Bugün
Gökhan Türkmen - Ben Unuturum
Şu sıralar dönüp dönüp dinlediğim parçalar bunlar işte :)
Salı, Ağustos 20, 2019
Pazar, Ağustos 18, 2019
Bir koltuk, bir müzik...
Tek hayalim var şu anda, hiçliğin ortasında bir koltuk ve sonsuz müzik!
O kadar bunaldım ki... Tükenmez kalemle pimapenlere çizilmiş resimlerden, koşudan gelip duşa girdiğimde kapatıldığını gördüğüm kombiden, her yere dağılmış legolardan, tek tek katlanıp yerleştirilmiş giysileri daha gün bitmeden sağdan soldan toplamaktan, defalarca kez aynı şeyleri anlatmaktan... Yoruldum. Pişmanım.
Bu hayatı ben yarattım. Ama şu anda ben aynı ben değilim. İstemiyorum tüm bu karmaşayı! Tek istediğim kendimle kalmak, yazmak, yazmak, yazmak, okumak, tekrar yazmak... Sonra biraz koşmak, biraz yüzmek, kaçmak, ormanlara dalmak... Dünyaya kapatmak kendimi, hiçe saymak her şeyi... Ben benden gidiyorum. Tek istediğimse tüm yolları aşıp sadece kendime varmak!
O kadar bunaldım ki... Tükenmez kalemle pimapenlere çizilmiş resimlerden, koşudan gelip duşa girdiğimde kapatıldığını gördüğüm kombiden, her yere dağılmış legolardan, tek tek katlanıp yerleştirilmiş giysileri daha gün bitmeden sağdan soldan toplamaktan, defalarca kez aynı şeyleri anlatmaktan... Yoruldum. Pişmanım.
Bu hayatı ben yarattım. Ama şu anda ben aynı ben değilim. İstemiyorum tüm bu karmaşayı! Tek istediğim kendimle kalmak, yazmak, yazmak, yazmak, okumak, tekrar yazmak... Sonra biraz koşmak, biraz yüzmek, kaçmak, ormanlara dalmak... Dünyaya kapatmak kendimi, hiçe saymak her şeyi... Ben benden gidiyorum. Tek istediğimse tüm yolları aşıp sadece kendime varmak!
Cuma, Ağustos 09, 2019
Gülümse Kadın
Bazı şarkıların bazı sözleri çok güzel!
Şimdi her sokak ezberlemiş adını, gülümse kadın
...
...
Söz-müzik: Onur Can Özcan
Mekanın cennet olsun çocuk!
Çarşamba, Ağustos 07, 2019
Tutamadığım sözler, Düzeltemediğim kusurlar
21 yıllık bir dostum var, Şehnaz. Ortaokuldan beri arkadaşız, sırdaşız, dostuz. Çok şey paylaştık, çok yollar aştık, kavgalar ettik, kırgınlıkları geçtik, dertleri, ölümleri, doğumları paylaştık. Birbirimizi çok sarstık, kimisi gerekliydi, kimisi çok, çok gereksizdi. Zaman zaman uzak düştük ama şükür kopmadık.
Bugünkü halimde Şehnaz'ın etkisi yadsınamaz. Beni ilk sarstığında çok alınmıştım hatta küsmüştük bir süre. O zaman çok kızmıştım Şehnaz'a, kırılmıştım ama sonra onun haklı olduğunu kabul ettim. Bugün hâlâ haklı Şehnaz. Bu arada ben de ona az hayal kırıklıkları yaşatmadım tabi.
O yıllarda Şehnaz'ın sık sık görüştüğü yakın bir arkadaşı için "Ya şu kızdan uzak dur. Adın çıkacak onun gibi! " ...' nın arkadaşı" diyecekler bak senin için" demiştim. Şehnaz da haklı olarak sinirlenerek "Kıskandığın için böyle yapıyorsun. Senin de için gidiyor onun yaptıklarını yapabilmek için. Neden sevmiyorsun acaba ...'i? İçten içe ona benzediğin ama onun yaptıklarını yapamadığın için olabilir mi? Ya da ben onunla vakit geçirdiğim için kıskanıyor olabilir misin? " demişti. O zaman "Şehnaz, sen beni yanlış anladın, ben sadece seni düşünüyordum. Madem böyle anladın, ne istersen yap! " diyerek küsmüştüm. Ama sonra kendi kendime düşünürken söylediklerinde gerçeklik payı olduğunu kabul ettim. Hatta fırsat bulunca o kızdan beter olduğuma bile şahit oldu da hiç yüzüme vurmadı Şehnaz. O kızı sevmiyordum çünkü aslında ben de o kız gibiydim ama o zamanlar onun yaptıklarını yapacak fırsata sahip değildim. Onlar gece dışarı çıkabiliyordu, ben çıkamıyordum. Onlar konsere, tiyatroya, şiir dinletisine gidebiliyordu, ben gidemiyordum. Onlar doğum günlerini kızlı-erkekli kutluyordu, ben izin alamadığım için kös kös evde oturuyordum. Ve daha bir sürü özgürlük/kısıtlanma ikilemi... Sonraları anladım ki bazen karşılaştığımız kişiler bize en derinimizde sakladığımız kendi hırslarımızı, arzularımızı, zaaflarımızı, zayıflıklarımızı hatırlattığı için onları sevmiyoruz.
Olmak istediğimiz kişi başka, olmak zorunda olduğumuz kişi başka olunca içimizde biriken sıkışmışlığı/çatışmayı bize hatırlatanlardan uzaklaşıyoruz yavaş yavaş, kaçıyoruz. Şimdi dönüp geriye baktığımda o kızı nasıl kıskandığımı, kendimi tanımaktan ne kadar uzak olduğumu görüyorum.
Geçen bunca yıldan sonra kendimi tanıyorum tabi ki ama hâlâ "Ben kimim?" sorusu karnımı ağrıtıyor, ruhumu sıkıyor. Çünkü hâlâ sevmediğim, istemediğim ama bir türlü de kurtulamadığım yanlarım var. Yol henüz bitmedi, önümde fazlalıkları atacak fırsat var ama kendimde o gücü bulamıyorum bazen en kritik anlarda. Bir arpa boyu yol gidemedim diyerek kendime haksızlık etmeyeceğim ama bir buğday tarlasını aşmış gibi de hissetmiyorum kendimi pek.
Şu sıralar arayışım kendi içimde. Kimim, neyim, neden böyleyim? Cevapların bir kısmı net, bir kısmı çok bulanık. Yaşadıklarımdan diye kestirip atmakla bitmiyor. Yaşananlar bir etki, yaptıklarımız onlara bir tepki ama bir sürü olasılık içinde o tepkileri vermek bizim tercihimizken tüm suçu kadere atmak sadece kolaya kaçmak, kendimizi kandırmak olmaz mı?
Sorular bitmiyor da hayat akıp gidiyor. Şimdilik soruları kenara, kendimi akışa bırakıyorum.
Pazartesi, Ağustos 05, 2019
Karma
Bir kez daha saygıyla eğiliyorum Evrim'in karmasının önünde.
Ben büyürken hiç bilmezdim karma falan. Sonra Evrim'le ve pek saygıdeğer karması ile tanıştım. Kim Evrim'e bir yamuk yapsa yılı dolmadan karşılığını alıyor evrenden. Hatta çok iddialı olacak ama Evrim'e yamuk yapanın burnu b.ktan zor kurtulur öyle söyleyeyim.
Bu yaz ben düştüm o acımasız karmanın kucağına. Önce boşaltım sistemim, sonra sindirim sistemim bozuldu. 2 gün migren tuttu. Sonra belim sakatlandı, 3 gün zor yürüdüm. Bugün de eve döneceğimiz uçak 3,5 saat rötar yaptı, havaalanına gelince öğrendim tabi ki. 18.30'dan 22.30'a kadar Arya ile havaalanında takıldık(?!) Ama durun, daha bitmedi! Şu an uçaktayız ve uçaktan inmek isteyen 2. yolcunun eşyalarının ayrılıp uçaktan inmesini bekliyoruz. Evet, evet 1. değil, 2. yolcu iniyor! 19.40'ta kalkacak olan uçak 23.40'ta kalkarsa şükredeceğim.
Peki, neden mi böyle oldu? Cevap basit! Evrim'e yamuk yaptım, onu 3 hafta evde bırakıp Arya ile tatile çıktım. Daha ne olsun!
Ben büyürken hiç bilmezdim karma falan. Sonra Evrim'le ve pek saygıdeğer karması ile tanıştım. Kim Evrim'e bir yamuk yapsa yılı dolmadan karşılığını alıyor evrenden. Hatta çok iddialı olacak ama Evrim'e yamuk yapanın burnu b.ktan zor kurtulur öyle söyleyeyim.
Bu yaz ben düştüm o acımasız karmanın kucağına. Önce boşaltım sistemim, sonra sindirim sistemim bozuldu. 2 gün migren tuttu. Sonra belim sakatlandı, 3 gün zor yürüdüm. Bugün de eve döneceğimiz uçak 3,5 saat rötar yaptı, havaalanına gelince öğrendim tabi ki. 18.30'dan 22.30'a kadar Arya ile havaalanında takıldık(?!) Ama durun, daha bitmedi! Şu an uçaktayız ve uçaktan inmek isteyen 2. yolcunun eşyalarının ayrılıp uçaktan inmesini bekliyoruz. Evet, evet 1. değil, 2. yolcu iniyor! 19.40'ta kalkacak olan uçak 23.40'ta kalkarsa şükredeceğim.
Peki, neden mi böyle oldu? Cevap basit! Evrim'e yamuk yaptım, onu 3 hafta evde bırakıp Arya ile tatile çıktım. Daha ne olsun!
Pazar, Ağustos 04, 2019
Valizlerle Yaşamayı Sevmiyorum
Ne zaman konu dönüp dolaşıp bugüne dek yaptığım işlere gelse hemen "Hosteslik iyiydi ya, onu niye bıraktın?" sorusu geliyor. İyiydi, değildi tartışılır ama bana göre değildi. Hiç hayalim olmadı, hatta Evrim'le ve dolayısıyla Dilek abla ile tanışmasam aklımın kıyısından bile geçmezdi.
Üniversitede okurken birden bire "Hostes olsana sen de Dilek ablan gibi" dedi bir gün annem (o zamanlar sadece Evrim'in annesiydi tabi ki :) Sonra kendimi AtlasJet'te buldum. Eğitimdi, ilk uçuşlardı, yatıydı, yurt dışıydı derken yattığım, kalktığım, uçtuğum saatler birbirine girdi. Her gün elimde valizlerle oradan oraya uçtum. Sonunda anladım ki ben o valizlerle yaşamayı hiç sevemedim. Hâlâ da sevmiyorum. Bu yüzden son 2 yıldır tatil dönüşlerini ayrı bir seviyorum.
Geçen yaz Yunan adaları turu yapmıştık. Tur bitip gemiden indiğimizde acayip iyi hissetmiştik kendimizi. Bu yıl da Antalya'daki otelden ayrılırken yine aynı his vardı içimde. Birkaç gündür yine aynı hisler var içimde. Tabi ki tatil bittiği için seviniyor değilim, sadece eve dönüp valizleri boşaltıp yerleşik düzene geri döneceğim için seviniyorum. Çünkü ben oldum olası sevmiyorum bir valizin içinde tıkış tıkış yaşamaya çalışmayı. Sırt çantası ile yollara düşme hayalimi de sorguluyorum bu sebepten. Her şey süper olsa da bana yine çanta stresi basar eminim. :p
Otele gittiğim zaman 2 gün bile kalacak olsam mutlaka çıkarırım eşyalarımı valizden. Babamda kalırken yapamadım maalesef ve çok darlandım bu konuda. 20 gündür valizlerle boğuşuyorum. Ne kadar az eşya almış olsam da yine de zor oldu Arya ve benim için.
Bugün evden uzakta kaldığımız son gün. Yarın dönüyoruz ve inşallah gece kendi yataklarımızda uyuyacağız. Tabi ki uyumadan önce ilk iş valizleri boşaltacağım :D
Üniversitede okurken birden bire "Hostes olsana sen de Dilek ablan gibi" dedi bir gün annem (o zamanlar sadece Evrim'in annesiydi tabi ki :) Sonra kendimi AtlasJet'te buldum. Eğitimdi, ilk uçuşlardı, yatıydı, yurt dışıydı derken yattığım, kalktığım, uçtuğum saatler birbirine girdi. Her gün elimde valizlerle oradan oraya uçtum. Sonunda anladım ki ben o valizlerle yaşamayı hiç sevemedim. Hâlâ da sevmiyorum. Bu yüzden son 2 yıldır tatil dönüşlerini ayrı bir seviyorum.
Geçen yaz Yunan adaları turu yapmıştık. Tur bitip gemiden indiğimizde acayip iyi hissetmiştik kendimizi. Bu yıl da Antalya'daki otelden ayrılırken yine aynı his vardı içimde. Birkaç gündür yine aynı hisler var içimde. Tabi ki tatil bittiği için seviniyor değilim, sadece eve dönüp valizleri boşaltıp yerleşik düzene geri döneceğim için seviniyorum. Çünkü ben oldum olası sevmiyorum bir valizin içinde tıkış tıkış yaşamaya çalışmayı. Sırt çantası ile yollara düşme hayalimi de sorguluyorum bu sebepten. Her şey süper olsa da bana yine çanta stresi basar eminim. :p
Otele gittiğim zaman 2 gün bile kalacak olsam mutlaka çıkarırım eşyalarımı valizden. Babamda kalırken yapamadım maalesef ve çok darlandım bu konuda. 20 gündür valizlerle boğuşuyorum. Ne kadar az eşya almış olsam da yine de zor oldu Arya ve benim için.
Bugün evden uzakta kaldığımız son gün. Yarın dönüyoruz ve inşallah gece kendi yataklarımızda uyuyacağız. Tabi ki uyumadan önce ilk iş valizleri boşaltacağım :D
Perşembe, Ağustos 01, 2019
Doğum Günü Çocuğu (?!?!?)
Bugün doğum günüm benim! Dolu dolu 33 oldum!
Hiç büyümüş gibi hissetmiyorum kendimi. Aksine aklı hiç tanımadığı bir dünyada sürekli karışan, yeni şeyler görmeye, yeni şeyler öğrenmeye aç bir çocuk gibi hissediyorum. Evet tabi ki eskisi gibi değil bir çok şey. Mesela sabahlara kadar coşup eğlenemez bedenim ya da karda kışta sokaklara çıkıp gezemem aynı umursamazlık ve enerjiyle. Ama işte isteklerimden bir nebze vazgeçmiş de değilim. Hâlâ aynı hatalara düşmeye meyilliyim, hâlâ asiyim, hâlâ fevri, hâlâ inatçı 😁
33 demeyi sevdim de 33 olmayı pek anlayamadım. Yirmilerin sonunu da anlayamamıştım. Epeyce bir zaman 23-24 yaşımda takılı kalmıştı aklım, yaşımı soranlara 23-24 diyor sonra da pardon ya 28/29 oldum ben diyordum 🙈🙈🙈 şimdi 33 yaşımdayım diyorum rahatlıkla ama aklım hâlâ 18-19larımda. Garip bir Benjamin Button sendromuna yakalanmış gibiyim. Bedenim, yaşım ilerliyor da zihnim çocuklaşıyor gitgide sanki 🙄 Büyüdükçe küçülüyormuşum gibi geliyor bazen ama şikayetçi de değilim. Tanıyorum kendimi, biliyorum huyumu suyumu, artımı eksimi 🙂 kendimle inatlaşmıyorum, kendimle savaşmıyorum eskisi gibi. Evet hâlâ asiyim, hâlâ başıma buyruk, hâlâ inatçı ama zarar vermekten kaçınıyorum eski benin aksine. Yani yıkıcı değil de daha kendi halimde, daha yapıcı olmaya çabalıyorum. Her şeyi yeni öğrenen çocuklar gibi, hayatla mücadele etmenin daha barışçıl yollarını öğrenmeye çalışıyorum. İlkinde de fena iş çıkarmamıştım ama bu kez daha az kalp kırmayı hedefliyorum 🙂 Yolun yarısına 2 kala hem çocuklaşıp hem büyümeyi hayal ediyorum. Napalım biraz delilik var serde ama böyle de idare ediyor ailem, arkadaşlarım, sevdiklerim, sevenlerim, 🥰
Doğumgünümü kutladığınız için hepinize çok teşekkürler. İyi ki doğmuşum, iyi ben olmuşum, iyi ki beni böyle seven, böyle kabul eden, beni iyileştiren kocaman gepgeniş bir ailem var 🥰
Hiç büyümüş gibi hissetmiyorum kendimi. Aksine aklı hiç tanımadığı bir dünyada sürekli karışan, yeni şeyler görmeye, yeni şeyler öğrenmeye aç bir çocuk gibi hissediyorum. Evet tabi ki eskisi gibi değil bir çok şey. Mesela sabahlara kadar coşup eğlenemez bedenim ya da karda kışta sokaklara çıkıp gezemem aynı umursamazlık ve enerjiyle. Ama işte isteklerimden bir nebze vazgeçmiş de değilim. Hâlâ aynı hatalara düşmeye meyilliyim, hâlâ asiyim, hâlâ fevri, hâlâ inatçı 😁
33 demeyi sevdim de 33 olmayı pek anlayamadım. Yirmilerin sonunu da anlayamamıştım. Epeyce bir zaman 23-24 yaşımda takılı kalmıştı aklım, yaşımı soranlara 23-24 diyor sonra da pardon ya 28/29 oldum ben diyordum 🙈🙈🙈 şimdi 33 yaşımdayım diyorum rahatlıkla ama aklım hâlâ 18-19larımda. Garip bir Benjamin Button sendromuna yakalanmış gibiyim. Bedenim, yaşım ilerliyor da zihnim çocuklaşıyor gitgide sanki 🙄 Büyüdükçe küçülüyormuşum gibi geliyor bazen ama şikayetçi de değilim. Tanıyorum kendimi, biliyorum huyumu suyumu, artımı eksimi 🙂 kendimle inatlaşmıyorum, kendimle savaşmıyorum eskisi gibi. Evet hâlâ asiyim, hâlâ başıma buyruk, hâlâ inatçı ama zarar vermekten kaçınıyorum eski benin aksine. Yani yıkıcı değil de daha kendi halimde, daha yapıcı olmaya çabalıyorum. Her şeyi yeni öğrenen çocuklar gibi, hayatla mücadele etmenin daha barışçıl yollarını öğrenmeye çalışıyorum. İlkinde de fena iş çıkarmamıştım ama bu kez daha az kalp kırmayı hedefliyorum 🙂 Yolun yarısına 2 kala hem çocuklaşıp hem büyümeyi hayal ediyorum. Napalım biraz delilik var serde ama böyle de idare ediyor ailem, arkadaşlarım, sevdiklerim, sevenlerim, 🥰
Doğumgünümü kutladığınız için hepinize çok teşekkürler. İyi ki doğmuşum, iyi ben olmuşum, iyi ki beni böyle seven, böyle kabul eden, beni iyileştiren kocaman gepgeniş bir ailem var 🥰
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Azade Zamanlar
Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Yorulduğum bir okul haftası bitti. İyi miyim? Fena değilim ama iyiyim de yazamadım... Belimin solundan kalçama inen bir ağrı var. Kalçamdan...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...

