Pazartesi, Ekim 21, 2019

Rembrandt Siyahı

Düşünsene bir renksin ve kimse elde edemiyor seni bir kişi hariç!
Bir kişi biliyor senin içini dışını, nereden gelip nasıl vuku bulduğunu!
Sadece bir kişi tanıyor seni iliklerine dek!
O yoksa sen de yoksun!


Pazar, Ekim 20, 2019

Lola'ya... (4. Mektup)



Ah Lola!

Yaptın yine yapacağını! Koca bir şehri ateşe verip kaçmak da nereden çıktı? Daha kaç kişiyi yakmayı düşünüyorsun? Yetmedi mi için için yandığımız beraber?

Yakalanmak mı istiyorsun yoksa kül olup gitmek mi? Çözemiyorum artık seni Lola? Bak, "benim tatlı Lola'm" bile diyemiyorum artık sana! Tanıyamaz oldum seni!

Böyle miydin yoksa sen hep? Ben mi görmek istemedim yıllarca? Enkaz olan sendin sanıyordum. Ama şimdi bakıyorum da sen o enkazların sebebi miydin acaba? Kızıyorum sana ama hâlâ içimdesin. Vazgeçemiyorum.

Sevilmek mi ağır geliyor sana acaba? Unutulmak, bir köşede yalnızlığa terk edilmek mi istiyorsun? Yıllarca sevilmeyince unuttun mu sevmeyi, sevilmeyi? Şimdi seni sevenleri tanıyamaz mı oldun? Yoksa çoktan kaybedip kalbinin sesini çıktın mı aklın yolundan?

İnanılır gibi değil ama elini uzatıyor hâlâ insanlar sana! Alev olmuşsun; cayır cayır yakacaksın önüne gelen herkesi! Yapma, dur dedikçe coşuyorsun! Yakma dedikçe yanıyorsun alev alev! Ateşe divane oldun ama adı üstünde "ateş" bu! Oyun değil ki! Eninde sonunda kül edeceksin kendini de koskoca şehri de!

Dur Lola'm! Dur yakma bizi! Görmüyor musun nasıl da seviyor bu şehir seni?






Perşembe, Ekim 17, 2019

Ey Sevgili!

Seninle ben bir elmanın iki yarısı...

Mavi beyaz bir Ege tavernasındayız. Saçlarım uçuşuyor rüzgarda, tam da senin sevdiğin gibi. Benim üzerimde bembeyaz keten bir elbise, senin üzerinde bej rengi keten salaş bir takım.

Tüm masalarda kurulmuş çilingir sofraları. Neşeyle gülümseyen erkekler, kahkahalarıyla müstesna kadınlar... Altına yerleştiğimiz koca çınarın dallarında renk renk ışıklar.

Fonda Fevgo'yu söylüyor Orfeas Pifidis


Ve biz sevgili dans ediyoruz seninle. Ayaklarımız yere değmiyor. Kelebekler sığmamış, taşmış içimizden. Yıllara inat sil baştan demişiz hayata!

Olur mu? Neden olmasın!

Çok sevgili eşime ithafen yazdım. Burayı okumaz diye kulağına fısıldadım bu hayali :D Sıra onda, o da bana seveceğim bir öykü yazacak. Çok güzel yazıyor ama hikayelerinin sonu beni hep gıcık ediyor. Bakalım bu kez etmeyecek diye umut ediyorum :)


Pazar, Ekim 13, 2019

Sil baştan yaz beni! Sil baştan oku!


Ah yazdıkça yazmak istiyorum. 
Sabahlara kadar anlatmak, 
Konuşmak, 
Yeniden keşfedilmek, 
Sil baştan yazılmak, 
Sil baştan okunmak istiyorum. 

Ne çok yazasım var...
Geceler boyu... Belki günlerce...
Kızıl gün batımlarından turuncu gün doğumlarına kadar...
Paylaşacak ne çok güzellik var!
Ne acı...
Bazen elde değil yok saymak bazı şeyleri.
Üstünü örtsen, geçti desem...
Ama elbet geçiyor her şey.
Hayat geçip gidiyor!
Ben de gülüp geçeceğim az sonra.
Çiçekli bir yolda yürürcesine, muhteşem bir gün batımına şahitlik edercesine gülümseyeceğim sadece.
Ama birkaç dakika daha hüzünlenmek istiyorum mümkünse. Bir şarkı tutuyorum radyodan, şansıma çıkan:
"Ne sen Leyla'sın, ne de ben Mecnun"
Hayat acımasız ve açık sözlü, tam da olması gerektiği gibi!
Az kaldı gülümseyeceğim yine bir kaç dakika sonra...








Cumartesi, Ekim 12, 2019

Eksik miyim, Fazla mı?

Herkesin dediği gibi "fazla" mıyım yoksa hissettiğim gibi "eksik" mi? Emin değilim.
Belki ikisi de değil. Arada derede, kaybolmuşum bir yerde.

Hayat, el âlem ne der diye yaşamak için çok kısa ve çok değerli bence. Bunu sık sık kendime hatırlatıyorum ama yine de zaman zaman ruhuma çöreklenen iç sıkıntısından kurtulamıyorum. Biliyorum dışarıdan nasıl göründüğümü. Hoşuma gitmiyor öyle görülmek ama bir yanım tam da öyle işte! Ateş olmayan yerden duman çıkmaz sonuçta. Aslında öyle görülmek değil de öyle olduğum için yargılanmak hoşuma gitmiyor.

                                

Bağıra bağıra konuşuyorum. Büyük büyük yaşıyorum duygularımı. Her şeyim ortada, içim dışım neyse o. "Fazla" geliyor insanlara benimle ilgili her şey. Sesim "fazla"; boyum "fazla" (her seferinde zaten uzunsun, bir de neden topuklu giyiyorsun? sorusunu duymaktan sıkıldım); tepkilerim "fazla"; sevincim, coşkum "fazla"; hüznüm "fazla"... "Fazla" açığım dışarıya, "fazla" rahat, "fazla" fevri! İşte tüm bu "fazla"lık hali batıyor.


I want to fit in but I do not want to change to fit in!


Bir mizacımız var doğuştan gelen, yaşadıklarımızla son şeklini alan. Ne kadar uğraşsak da çok değişmek mümkün değil. Tabi ki yıllar içinde sivri köşeler yontuluyor biraz ama insan yedisinde neyse yetmişinde de o olmaya devam ediyor gerçekten. Ben de öyleyim maalesef. Değişmeye çalışsam da en zorlu anlarda en derindeki benliğim geri dönüyor; büyümüş halim yanlış olduğunu bilse de hâlâ çocukluğumdaki gibi burnumun dikine gitmeyi tercih ediyorum. Daha yapmadan pişman olduğum şeyleri bile bile yapıyorum. Pişman oluyorum ama yine de dönmüyorum. Zararın neresinden dönsen kardır ya ben o dönemeçleri hep göz göre göre es geçiyorum. Her defasında yanlış yapıp ucuz atlatmak için mucize bekliyorum. Eh aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuç bekleyenlere Einstein ne demiş bir çoğumuz biliyoruz. Ben de ahmak olduğumu bilerek yapıyorum aynı hataları.

Neden peki? Bilmiyorum niye böyleyim. Bilmiyorum işte! Olmam gerektiği gibi olamıyorum, olduğum gibi de kabul edemiyorum kendimi. Arada derede sıkışmış, kaybolmuş hissediyorum.




Kendimi arıyorum. Nerede bittiğimi, nerede başladığımı bilmiyorum. Buluyorum bir sokak arasında ama sevemiyorum işte kendimi kimi zaman! Oysa ki en çok kendimi sevmek istiyorum, en çok kendimle mutlu olmak! Olmuyor! Ama suçlusu başkaları değil! Onlar ne düşünür, ne der değil. Derdim başkasının düşündüğü değil de ben öyle olunca üzülecek olan sevdiklerim. Gerisi zerre umurumda değil ama işte olmuyor ben beceremiyorum kendimi bulmayı, kendimi sevmeyi...

Sevmiyorum bu hezeyanlarımı. Sevmiyorum kaybolmuşluk hissini. Yerim yurdum belli; ruhum da belli olsun istiyorum. Ama "fazla" geliyor ruhum bazen. Yine de azalmıyorum; inadına daha da çoğalıyorum! Yazarak hafifliyorum sadece :)




Çarşamba, Ekim 02, 2019

Denize inen kıvrımlı bir yol..

Ağaca, ormana, derin uçurumlara paralel bir yol olsam...
Kıvrıla kıvrıla insem dağlardan denize...
Varınca denize, dalgalara huzur bulsa o yolda giden...
Üzerime basa basa geçenler ezse içimdeki nankörlüğü, ezildikçe huzur sızsa çatlaklarımdan derinime...
Kafası esen çantasını bile almadan kaçsa, kucağımda bulsa kendini...
Aksam yüksek dağlardan bir nehir gibi denize...
Bahar hüküm sürse 4 mevsim o yolda,
Bulamadığım huzur, adım olsa...

Yukarıdaki kısmı okulda, ders çıkışı, toplantı öncesi yazdım. Kulağımda bu ara çok sevdiğim şu iki şarkı çalıyordu:





Sonra Kaystros'un blogunda okuduklarım çok sevdiğim hüzünlü bir hikayeyi getirdi aklıma. Onu da paylaşayım dursun yolun bir kenarında.

"Bir zamanlar iki aşık yaşarmış bir nehrin karşılıklı iki yakasında. Erkek her gece yüzerek geçermiş nehri; buluşurlarmış aşıklar nehrin kıyısında.

Cennet!

Bir gece erkek kadına bakmış ve "Aman tanrım! Gözlerine ne oldu, kim ne yaptı sana?" demiş. Kadın susmuş; iki damla gözyaşı akmış o gözlerden. Ayrılık vakti geldiğinde sadece, "Yüzerek geçme nehri bu gece, ilerideki köprüden geç sevdiğim" demiş. Erkek dinlememiş kadını, dalmış nehrin serin sularına. O gece o nehirde bir aşk, iki aşık ölmüş. Biri ezelden şehla, diğeri hiç yüzme bilmezmiş."

Aşkın gözü kör, kulağı sağır, dili dimağı lâl, muhakemesi façalı... Gözler bir kez açılınca değil nehire, bir bardak suya düşse korkudan, hayretten boğulur kalır feryat bile edemeden insan.

Ama masal bu ya, değiştirelim sonunu!
Aşk bitmesin! Kalsın bir kahve kokusunda, bir deniz kıyısında, bir mum ışığında, bir yer yatağında, buruk bir gülüşte...




Salı, Ekim 01, 2019

İyi ki... - Ağaç Ev Sohbetleri #5

Bu haftanın sohbet konusu şükrettiklerimiz, gün içinde bizi mutlu eden ufak tefek şeyler. İşte benimkiler:

  1. Güneşli günler, kızıl gün batımları, 
  2. Okuldaki derslerimin en geç 15.30'da bitmesi, Arya'nın eve 6'da gelmesi. Arada bana kalan zaman en büyük günlük şükür kaynağım :D
  3. Ne kadar çıldırsam isyan etsem de Arya'nın sabah gelip koynuma yatması, her gece uyumadan önce sarılıp "Seni seviyorum annecim" demesi, çocukluktan, bilmeden, istemeden açtığı yaraları saf sevgisiyle bir anda iyileştirmesi, 
  4. Araba kullanmak, araba ile yollara, dağlara, denize uzanmak, 
  5. Kahvemi alıp deniz kenarında oturmak, 
  6. Bir dostla laflamak, 
  7. Sevdiğim diziyi izlemek, 
  8. Tabi ki tatlı bir şeyler yemek :D
  9. Müzik dinlemek,
  10. Eşimin sabır küpü gibi olup tüm deliliklerime, isyanlarıma, hatalarıma, kapanmayan çeneme katlanması, 
  11. Last but not least*: Okumak, yazmak, çizmek




*Sonuncu ama bir o kadar da önemli olanı.





Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...