Salı, Ekim 13, 2020

Gerçeği Bilmenin Dayanılmaz Ağırlığı

Yalanlar değil, gerçeklerdir elimizi kolumuzu bağlayan...

Yalan bağlamaz. Eklersin, çıkarırsın, eğersin, bükersin, katlarsın...

Ama gerçeği eğip bükemezsin. 

Ortada tüm çıplaklığıyla, öylece apaçık durur gerçek!

Tek yapabileceğin başını başka yana çevirip etrafından dolanmaktır bir süreliğine,

Ama kafanı çevirecek yer kalmadığında tökezler, gerçeklere çarpar, düşersin.

Eninde sonunda gözüne sokar Hayat gerçekleri!

Görmezden gelmek bir gram hafifletmez gerçeği bilmenin dayanılmaz ağırlığını.

Ama bazen... Bazen o ağırlık bile sıkılır gerçeklerden,

"Hadi, unut! Unut her şeyi bir anlığına!" der.

Göğse oturan öküzler otlamaya gider,

Bir nefes alırsın ki ömre bedel! 


...


Bu hafta Instagram'da karşılaştığım alıntılardan biri şöyleydi:

"Belki de mutluluk şudur: Başka bir yerde olmanız, başka bir şey yapmanız, başka biri olmanız gerekirdi duygusuna kapılmamak.

- Isaac Asimov

Arkadaşlarım bilir sıkı bir Asimov hayranıyım. Boşuna olmadığını da sık sık anlıyorum. Bu alıntıya, daha önce de bahsettiğim ve severek takip ettiğim bir Instagram hesabında rastladım. Aynı hesapta paylaşılan şu cümleler de epey düşündürdü beni:

"İnsan en az 3 kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü kişi. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayal." 

Düşünceye olduğu haliyle katılmak istesem de bazı kısımları tam oturtamıyorum kafamda. "Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen." kısmı tam sinmiyor içime ama tam reddedemiyorum da. Böyle bir kararsızlık noktası var, tam ordayım. En çok o aralıkta yaşıyoruz evet ama o kişi değiliz işte. "Kendi" olmakla yetinemeyen ama "olmak istediği kişi" olmayı da beceremeyen, o aradaki farkla boğuşan kişi olmamalıyız bence. Eğer bunu kabul edersek durum oldukça acınası insanlık için. "Kendi"mizi kabul edip hayal ürünü olmayan, tanımlarken ayaklarımızın yere sağlam basacağı "daha iyi bir ben" hedeflemeliyiz ki boş hayaller uğruna kendimizi hırpalayarak bir ömrü harcamayalım. 

Yazımı Paul Auster'dan sevdiğim  bir alıntı ile bitireyim:

"Ben 4 kişiyim: 1 ben, 2 içimdeki, 3 aynadaki, 4 kalbimdeki. Beni geç, içimdeki zaten deli, kır aynadakini, ya kalbimdeki?"

Bugünün şarkısı yazıyla alakasız olacak çünkü içimden böyle geliyor :) 


Bu şarkı nerden geldi aklına diyenler için aşağıya okulumuzun kedisi Şukufe'nin çok sevimli kızçelerinden birinin bugün çektiğim videosunu da şuraya bırakayım :)





Perşembe, Ekim 08, 2020

Hayat ve Hayati Kaptan - 11. Bölüm REVİZE***

Rıfat sözünü bitirdiğinde Hayat ne diyeceğini bilemez bir halde kaldı. Rıfat'la yıllardır çok yakın arkadaştılar ama aralarındaki ilişki asla bunun ötesine geçmemişti. Hatta lise yıllarında Hayat'ın en çok kızdığı şey aralarında arkadaşlıktan fazlası olduğuna yönelik imalardı. Şimdi anlıyordu ki Rıfat onun bu tavrından çekindiği için hislerini kendine saklamış ve onca yıl sadece arkadaş olmakla yetinmişti. Hayat ne düşüneceğini, ne diyeceğini bilmiyordu. 

- Rıfat, ben gerçekten çok şaşırdım. Ne diyeceğimi bilemiyorum.

- Anlıyorum. Zaten saat de çok geç oldu ve benim yüzünden yeterince yoruldun bugün.

Yolun geri kalan kısmına sessizlik hakim oldu. Eve ulaştıklarında Rıfat iyi geceler dileyerek ayrıldı. Hayat tüm gece Rıfat'ın söyledikleri ışığında geçmişi düşünüp durdu. Rıfat'ı çok seviyordu, birlikte hep çok eğlenir, harika vakit geçirirlerdi. Rıfat yurt dışına gittiğinde Hayat onun yokluğunu derinden hissetmişti. Gelmediği yıllarda neler yaptığını hep merak etmiş, sık sık olmasa da arada sırada telefonla ve mektuplaşarak haberleşmişlerdi. Ama bu gece olanlara hiç hazır değildi Hayat. Hayati Kaptan'ı ilk kez gördüğü andaki o heyecanı Rıfat için hissetmiyordu. Belki bir zamanlar onun da içinde farklı duygular oluşmuştu ama o zamanlar sadece arkadaş oldukları gerçeğine o kadar sıkı sıkıya sarılmıştı ki Hayat... "Keşke..." diye geçirdi içinden, keşke her şey farklı olsaydı.

Hayat, Rıfat'ın ondan bir cevap bekleyeceğini biliyordu. Ertesi sabah aklında düşünceler ve soru işaretleri ile ayrıldı evden. Dalgın bir halde yürürken kafasını kaldırdığı anda Hayati Kaptan'ı buldu karşısında.

Hayati Kaptan tüm gece uyumamış, kendiyle ve içinde kopan sessiz fırtınayla hesaplaşmıştı bir kez daha. görmezden gelmeye, inkar etmeye, yok saymaya çalışsa da oradaydı işte gerçek. İlk kez gördüğü andan itibaren tek düşüncesi Hayat olmuştu. Görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir sancıydı göğsündeki. Ne yapacağını bilmiyordu. Bildikleri elini kolunu bağlıyordu. Yasemin, çocuklar, sorumluluklar...

Hayat ve Hayati Kaptan kısacık bir bakışmanın ardından selamlaşarak birlikte yürümeye başladılar.

- Günaydın.

- Günaydın.

- Yorgun görünüyorsunuz.

- Haklısınız Hayat Hanım. Zor bir gece geçirdim. Hayat... Hayat elini kolunu bağlıyor bazen insanın. 

- Bazen de biz duvarlar örüyoruz sanırım hayatın önüne. 

- Sanırım sizin için de zor bir gece olmuş. Haddim değil ama umarım Rıfat Bey sizi kıracak bir şey yapmamıştır.

Hayat, bir anlık şaşkınlıktan sonra;

- Hayır, hayır asla! Rıfat o uçarı görüntüsünün aksine çok ince ruhlu, ince düşünceli biridir. Asla beni kıracak bir şey yapmaz.

- Haddimi aştıysam mazur görün.

- Rica ederim. Kötü bir niyetiniz olmadığından eminim.


Vapur iskelesine vardıklarında Rıfat'ı iskelenin girişinde Hayat'ı beklerken buldular. Hayati Kaptan istemeyerek de olsa onları yalnız bırakarak kaptan köşküne çıktı.


- Günaydın Hayat.

- Günaydın Rıfat.

- Dün gece söylediklerimin seni şaşırttığını biliyorum ama senden bir şans istiyorum. Sadece sana kendimi anlatabilmek için. Hemen bir cevap vermek zorunda değilsin. Sadece benden uzaklaşma yeter benim için. Sen kendini hazır hissedene dek ben bir daha bu konuyu hiç açmayacağım

Hayat, Rıfat'a minnettarlıkla gülümsedi ve birlikte vapura bindiler.


*** Hikayenin sonunu çoktan yazdım ve maalesef aşırı derecede sonuç odaklı biri olduğumdan aradaki bölümleri tamamlamak için acele ediyorum ama bu şekilde hem hikayeye hem de karakterlere haksızlık olacak. Sevgili Mr. Kaplan'ın bahsettiği okura yansıyan "acelecilik" hissini ortadan kaldırmak için bu bölümü revize ettim.


*Şarkı: Seni Her Gördüğümde - Erkin Koray


Salı, Ekim 06, 2020

Acı Çağla

Bir gülüştü görmeyi umduğum 

Uzun uzadıya dalıp gidemesek de rastlaşırdı belki bakışlarımız. 

Kelimelerimiz değil, susuşlarımız...

Biliyorum

Denk düşmeyecek asla vukubuluşlarımız. 

Ayrı ayrı döküleceğiz aynı suya,

Yağmur olup başka ovalara düşeceğiz.

Ben bir kırmızı domates olacağım, 

Sen acı çağla.

Kimsenin aklına düşmeyecek bizi birbirimize katıp aynı kapta kavuşturmak.







Pazar, Ekim 04, 2020

Muhalif

Bugün karşıma çıkan 3 farklı alıntı var ki üçüne de KATILMIYORUM. Belki de ilk kez bu kadar muhalifim yazarlara!


İlk alıntıyı sevgili Momentos paylaşmış. Tarihe not düşelim, ilk kez fikir ayrılığına düştük. Bence bir yanlışa devam etmek, yanlış olduğunu bildiğin ama geri de dönemediğin bir yolda yokuş aşağı yuvarlanmaktır bazen. Yol biter, mecburi geri dönüş başlar. Bilmek ayrıdır, karar vermek ayrı, verdiğin kararı uygulayabilmekse apayrı!

İkinci alıntı Instagram'da severek takip ettiğim, Özdemir Asaf ismiyle açılmış bir hesapta çıktı karşıma. Turgut Uyar'a çok şaşırdım. Beklediğin gelecek de zamansız geldin diyeceksin, bir de elin kolun dağınık diye sarılmayacaksın??? Demek ki pek de ölüp bitmiyorsun gelsin diye!



Sonuncusunu canım arkadaşım Melike paylaşmış. Yanılmıyorsam Kafa Dergi'den. Eğer o aşktan birileri sağ çıktıysa o aşk ölmüştür çoktan. Başımız sağolsun! 

Bugün de böyleyim işte!

#edebiyat #Hayat #muhalif



Sen uyurken...

Sen uyurken ben, 

Nice şiirler, nice şarkılar, nice hayaller yazdım suya...

Sen uyurken ben, 

Nice arzular boğdum gecenin karanlığında...

Sen uyurken ben, 

Döndüm durdum dünyanın dört bir yanında

Sen uyurken ben, 

Hep öldüm aynı çıkmaz sokakta.







*Bu kez şarkıyı kendime saklıyorum. 

Hadi siz bulun bir şarkı daha bana! 

Cumartesi, Ekim 03, 2020

Bazen Çok, Bazen Hiç Yok

Bazen bir şeyler yazmak için zorluyorum kendimi, bazen de yazmamak için savaş veriyorum kendimle. Ortası yok hayatın hiç!

Şu anda deli gibi yazmak istiyorum ama yazamam. Yazmamalıyım.



Perşembe, Ekim 01, 2020

Ağaç Ev Sohbetleri #58

Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Andromeda'n gelmiş. Ben konuyu çok sevdim. Sorumuz şöyle: 

Hangi mevsimin insanısınız? Neden?

Bu soruyu 2 sene önce sorsa biri kesinlikle "Yaz insanıyım" derdim. Yaz gelsin, denize girelim, güneşlenelim, akşam sahil boyu gezelim... Sonra dolma yapalım, karnıyarık, taze fasulye, karpuz-peynir-ekmek... Of daha ne olsun! Ama... Evet ama artık yaz insanı değilim. Geçen sene sonbaharla tanıştım. Ömrümde ilk kez sonbahar mevsiminin farkına vardım. Nasıl güzelmiş, nasıl aşık oldum! Yaz bitsin de sonbahar gelsin diye hevesle bekledim. 

Renk renk yapraklar, yağmurun tatlı sesi, toprağın kokusu... Hafif hırkalara sarınarak yapılan yürüyüşler... Koşmak, yüzmek... Su soğumuştur diye terk edilen sahillerde denizin, sessizliğin, sakinliğin tadını çıkarmak... Akşam olunca iyice serinleyen hava, battaniyeye sarılıp okunan kitaplar, sıcacık sütlü kahve keyfi :) Anlatmakla olmaz, hadi tam şimdi siz de tanışın ca'nım sonbaharla!




Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca

Storytel'de şu an dinlediğim kitapta anlatılanlar o kadar tanıdık ki... Gücü elinde tutanların güçsüzleri nasıl ezdiği, ezerken bir de a...