Cuma, Aralık 24, 2021
Ortaya Karışık
Salı, Aralık 21, 2021
Ağaç Ev Sohbetleri #122
Bu haftanın konusu Deep'ten gelmiş:
“Size, ailenize, akrabalarınıza özel davranışlar, sözler, espriler, aktiviteler var mı? Aile içi gelenekleşmiş hareketler?”
Ben çok küçük bir çocukken annemle babam kavga edip ayrılınca onlar barışana dek büyükannem ve Osman dedemin evinde yaşardık. Aslında annemin teyzesi ve eniştesiydiler ama anneannem işçi olarak Almanya'ya gidince annemi ve dayımı onlar büyütmüşler. Osman dedem her gün evden çıkarken içeri seslenir: "Makbule, ben çıkıyorum. Akşama bir şey lazım mı?" diye sorardı. Akşam yemeklerini hep beraber yer, büyükanneme eline sağlık derdik. Osman dedem de eline sağlık derdi ama her akşam illa ki bir kusur bulurdu yemeğe: "Tuzunu biraz fazla koymuşsunuz Makbule", "Salçası sanki az olmuş Makbule", "Sulu olmuş Makbule", "Kuru olmuş Makbule"... Her akşam acaba bu kez ne diyecek Osman dedem diye bekler ve gülerdik. Büyükannem arada sitem eder: "Bir kere de her şeyi tam olmuş Makbule, deyiversen ya Osman" derdi. Yıllar sonra o atışmaları hatırlayınca bunun, onların arasındaki tatlı bir sevgi atışması olduğunu fark etmiştim. Ama dedem o kadar ciddi yapardı ki o tek cümlelik eleştirisini, o zamanlar asla anlamazdım aslında büyükanneme takılıyor olduğunu :)
Bizim evde şakalaşmalar genelde isimlerimize bağlı ironi üzerine kurulu. Mesela benim adım Rüya Kara (kızlık soyadım) ama tüm ailede lakabım "Kara Kabus" :D Annem arada "Kabus gibi çöktün oğlumun hayatına" diyor :))) Öz babam beni bebekliğimden beri "Kara yılanım" diye seviyor. Babamın sülaledeki lakabı "Deli Mustafa" ki bence sonuna dek hak ediyor. Ailecek bir garibiz :)))
Evrim'in ismi üzerinden yaptığımız esprileri çeşitlendirmek daha kolay :D
- O kadar rahat, o kadar yavaş ki insanlık onu beklerken "Evrim" geçirebilir.
- Adı Evrim ama daha süreci tamamlanmamış galiba :)))
- Sen "Evrim" sürecini tam anlayamadın galiba, yarıda bırakmamak lazım :)))
- İsminin hakkını veriyorsun cidden!
Tabi ki bu cümlelerin hepsi aramızda yaptığımız espriler, gülüp geçtiğimiz şeyler :)
Benim Evrim'e en çok yaptığım espri:
- Aaaa aşkım alnına ne olmuş?
- He Rüya, he Rüya...
Evrim'le 4-5 aydır çıkıyorduk ve parkta pikniğe gitmiştik. Evrim dizime yattı ve ben de elimi yüzünde gezdirirken birden bastım çığlığı: "Aşkım alnına ne oldu senin böyle? Bir yere mi çarptın? Niye söylemedin?" Evrim bana uzun uzun baktı: "Rüya, ciddi değilsin di mi? Benim alnım böyle, çıkık. Normal halim bu yani!" dedi. Vallahi ciddiydim :))))) Alnının o kadar çıkık ve kemikli olduğunu daha önce fark etmemiştim :))))) 16 yıl geçti ama ben her defasında çok gülüyorum :)))) Hatta şu an yazarken de baya baya güldüm :))))
Arya için de benzer espri anlayışımızı sürdürüyoruz. Babaannesi, Arya'yı prensesim benim diye seviyor; ben "Sonuçta Xena da prenses" diyorum :))
Aaaa neredeyse en çok güldüğümüz mevzuyu unutuyordum. Annemin dışarıda yemek yemekle ilgili bir takıntısı var. Nereye gitsek "tost" yemek istiyor, ilk iş "Tost var mı?" diye soruyor. Ya da dışarıda karnımız acıksa direk "Tost yiyelim" diyor. Tabi ki Evrim'le ben bu fırsatı hiç kaçırmıyoruz. Annem ne zaman bir şey anlatsa ve "Babanla dışarı çıktık" dese ya da bir şey anlatırken "Sonra karnımız acıktı, biz de..." dese "Tost yediniz di mi?" diye atlıyoruz kadının lafının ortasına ve basıyoruz kahkahayı :)))) Yıllar önce bir defasında o kadar sinirlendi ki baya kavga çıktı evde, annem ağzına geleni saydı döktü. Ama bu bizi durdurdu mu? Tabi ki hayır :))) Yine her fırsatta yapıyoruz ve delice gülüyoruz Evrim'le :D
Yazmaya ilk başladığımda aklıma pek bir şey gelmemişti ama yazdıkça açılıyorum sanki :P
Son olarak aklıma gelen bize özgü bir şey de Yaz ve Kış sorusu. Büyükannemin anlattığı bir masal vardı: Yaz ile Kış'ın masalı. Masalın bir yerinde 2 farklı yaşlı kadına farklı zamanlarda aynı soru soruluyor: "Yaz'ı mı seversin, Kış'ı mı? İyi kalpli ve fakir olan kadın, "Yaz'ı da severim, Kış'ı da" derken; zengin ama kötü kalpli kadın, "Yaz'ı da sevmem, Kış'ı da sevmem. Biri yakar, bir dondurur. İkisinin de canı cehenneme!" diyor. Ben de zaman zaman bu soruyu kullanıyorum insanları tanımak için. Çok zararsız gibi duran ama bakış açımızı ve sevme kapasitemizi gösteren bir soru aslında.
Bu haftanın sorusunu düşününce aklıma gelenler böyleydi. Ben yazarken çok keyif aldım, umarım siz de okurken alırsınız :)
Pazartesi, Aralık 20, 2021
Şımartalım kendimizi!
Son günlerde farklı bloglarda hayatın anlamı, yaşamaya değip değmediği (Recep Altun), her şeyin boşunalığından (Klio'nun Şarkısı) bahsedilen yazılara rastladım. İsyankâr ergenlik/gençlik yıllarımda hayatın boşunalığı üzerine isyan dolu karamsar şiirler, yazılar yazmışlığım var :))) Ama şimdilerde çok farklı bakıyorum mevzuya.
Hayat kısa ve her anı çok değerli bence. Öyle ilahi bir amaç, hayatın ardına gizli kutsal bir mana falan aramak çok gereksiz. Geldik gidiyoruz işte. Burda olduğumuz süreyi en iyi şekilde değerlendirmeliyiz bence. Dolu dolu yaşamalı, mümkün olduğunca çok şey deneyimlemeliyiz. Doğanın, sanatın, güneşin, havanın, meyvenin, sebzenin tadını çıkarmalıyız. Her anımızı son anımız gibi düşünüp öyle yaşamalıyız. Nefes alırken, nefes alabildiğimizi, yaşadığımızı, Dünya üzerindeki zamanımızın hâlâ devam ettiğini fark edip gülümsemeliyiz.
Her anımı dolu dolu geçirmek için sevdiğim şeyleri elimden geldikçe çok yapmaya çalışıyorum. Geçen hafta bisiklet aldığımdan bahsetmiştim. Bisikletim henüz gelmedi ama ihtiyacım olan diğer malzeler bugün geldi. Ben de çocuklar gibi getirip yılbaşı ağacının altına dizdim :D
Kaskım, montum, kadro çantalarım, bisiklet pompası, branda, kilit... Hemen hemen her şey tamam. Bisiklet hariç :))) Umarım o da yarın gelecek. Hava cumaya kadar yağmurlu ama hafta sonu yağmur görünmüyor şimdilik. Yani endi bisikletimle ilk turumu bu hafta sonu yapabilirim :)
Ne için çalışıp çabalıyoruz? Yaşamak için, hayatımızı belirli standartlarda idame ettirmek için. Ama çoğu zaman tüm bunları yaparken gerçekten yaşamayı unutuyoruz. Unutmayalım. Yaşayalım!
Dünya fani, hadi sen de şımart kendini!
Cumartesi, Aralık 18, 2021
Anime*
*Anime: Bir tür Japon çizim sanatının (manga), dizi ya da film uyarlamalarına "anime" denilir. Örnek vermem gerekirse eskiden televizyonda yayınlanan Ay Savaşçıları, Kaptan Tsubasa, Pokemon, Dragon Ball birer animedir.
Duygu Emanet'in anime karakterleri için yazdığı "Bir Karakter Mevzusu" serisini görünce benim de anime yazasım geldi. Duygu'nun Top 10 Anime listesine yaptığım yorumdan yola çıkarak şöyle bir liste oluşturdum ama sıralama karışık. Çünkü seçemiyorum hangisini daha çok sevdiğimi :)
- Bleach
- Black Butler: Sebastian,
- Fairy Tale,
- Death Note (ama zıvanadan çıkmadan önceki bölümler),
- Hunter x Hunter,
- Sword Art Online
- Black Clover
- Devil May Cry
- Full Metal Alchemist
Yaparım, yaparım. Yaparım ya di mi?
Günün yapılacaklar listesi:
- Ocak ve tezgah temizlenecek ✔️
- Balkondaki dolap düzenlenip kiler dolabı haline getirilecek ✔️
- Erzaklar dolaba yerleşecek ✔️
- Ardiye dolabı düzenlenecek ✔️
- Temizlik malz. yerleştirilecek ✔️
- Çamaşırlar: Yıka ✔️ - Kurut ✔️ - Katla ❗- Yerleştir ❗
- Haftalık temizlik: Salon ✔️ - Mutfak ✔️ - Banyo ❗- Koridor ❗
- Market alışverişi ❗
- Çöpleri ayrılıp atılacak ✔️
- Buzluğa atmak için köfte hazırlanacak ✔️
- TV için yeni kumanda alınacak❗ (Aradım çarşıda ama bulamadım. Netten sipariş vereceğim. )
- Arya: Karate Kursu ✔️ - Kurabiye Atölyesi ✔️ - Ödevler ✔️
- Okul için 4.ünite özeti hazırlanacak ❗
- Kelime quizi hazırlanacak ❗
- Sulu köfte ✔️
Perşembe, Aralık 16, 2021
İçi içine sığmamak
Dün gece bir hayalim daha gerçekleşti
Bisiklet aldım kendime :)
Tabi bisiklet almakla bitmiyor, kask, bisiklet pompası, kadro çantası, brandası, kilidi... Tüm gece hevesle site site gezdim eksikleri tamamlamak için. Heyecanla bekliyorum şimdi kargoyu :)
Çarşamba, Aralık 15, 2021
İzle Butonu - Takip mevzusu
Konuya nereden girsem, nereden başlasam bilmiyorum. Kestirmeden gideyim.
Şimdi şöyle ki bloguma gelip yazılarımı okuyan, yorum yapan herkes benim için çok değerli. Yorum bırakan herkesi cevaplamaya ve bloglarını ziyaret etmeye çalışıyorum. Sağ alt köşede bulunan "İzle" kısmına yönelik hissiyatım ise biraz çetrefilli. Oradaki sayı artıyor, azalıyor... Azalınca anlıyorum ki birileri aradığını bulamadı ya da ben farkedip onu takip etmediğim için izlemeyi bıraktı. Bunu gayet normal buluyorum. O sayının az olması, artıp azalması gibi durumlar beni etkilemiyor çünkü ben ilk önce kendim için yazıyorum. Yani o sayı sıfıra da düşse ben yine yazacağım :)
Yazılarıma yorum bırakanların bloglarına baktığımda, "İzle" butonu varsa ve eğer dalıp unutmazsam tıklıyorum ama bunun pratikte bir etkisi yok maalesef çünkü blogu izle desem bile yeni yazıların bildirimi gelmiyorum. Ben de her zaman tüm blogları tek tek gezip yeni yazı var mı diye bakamıyorum. Bazen baktığım bloglardaki yeni yazılara yorum yapacak bir şey bulamıyorum çünkü ilgi alanıma girmiyor içerikler. Sırf yorum yapmış olmak için de anlamsız bir şeyler yazmak istemiyorum. Hâl böyle olunca bu konuda bir açıklama yazısı yazmak istedim.
En başta dediğim gibi bloga gelip okuyan, yorum yazan, takip eden herkese çok değer veriyorum. Herkese çok teşekkürler. Elimden geldiğince ben de sizlere uğrayıp takip etmeye çalışıyorum ama çocuklu ve tam zamanlı çalışılan bir hayatta her yere yetişmek pek mümkün değil. Bu yüzden affınıza sığınıyor ve kırılmamanızı rica ediyorum. Yetişemediğim durumlar olursa kasıtlı değildir, gözümden kaçmıştır ya da cidden söyleyecek söz bulamamışımdır :)
Hayat, insanı bazen o kadar yoruyor ki değil bloglar, bloggerlar; 40 yıllık arkadaşları bile gözü görmüyor insanın yani demem o ki, karşılık beklemeden zevk aldığımız bloglarda takılalım, ötesine de pek takılmayalım bence :)
Hafta ortasından selamlar, sevgiler ❤️
Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak :)))
Birkaç gündür canım hem poğaça hem de böyle çikolatalı fındıklı fıstıklı kurabiye istiyor. Hâl böyle olunca daldım mutfağa ama ölçüyü kaçırm...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Dün gece eşimle "Tanrı kim, nerede? Merhametli mi, tam aksine sadist mi? Bizi izliyor mu yoksa umurunda bile değil miyiz?" gibi so...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...