Cuma, Mart 11, 2022

Şaşırtıcı ama Gerçek

Son bir hafta on gündür acıkmadan bi'şey yememeye ve tatlı tüketmemeye dikkat ediyorum çünkü sivilcelerimi kurutmak için kullandığım ilaç yüzünden değerlerim yükselmiş; doktor beslenmeme dikkat etmem gerektiğini söyledi. Hâl böyle olunca sağlıklı şeyler yemeye ve az yemeye özen gösteriyorum. Şaşırtıcı ama pek de zorlanmıyorum :) 

Spor ve diet yapmadığım hâlde sadece azıcık dikkat ederek kısa sürede 66.7'den 65'e düştüm. Bu arada fark ettim ki ben hep stresten, sinirden, sıkıntıdan acıkıyormuşum. Çünkü şu an çok daha az yiyerek çok daha az acıkıyorum. Aklıma kolay kolay yiyecek, abur cubur, tatlı gelmiyor. Gelse bile açlık hissetmediğim için ille de yemeliyim diye kıvranmıyorum.

Önceden sabah kahvaltı ettiğim halde öğle arasına kadar zor dayanıyordum. Karnımda kepçeyle kazı çalışması yapılıyordu sanki :))) Şimdi öğle arası bile tam acıkmış olmuyorum. Okuldan eve gelince yine acıkırdım, o da bitti. Akşam bile çok acıkmış olmuyorum artık. 

Günde 5-6 kez - sonuncusu yatmadan hemen önce ve mümkünse tatlı olarak - bir şeyler yerken şimdi günde 3 kez yiyorum. Yediklerim de şöyle:

Sabah:

  • 1 haşlanmış yumurta ya da tavada çırpılmış yumurta (omlet değil :) 
  • 1 muz
  • Bir parça peynir 
  • 2 siyah zeytin
  • 2 ceviz

Öğle:

  • Ev yapımı çorba ya da ton balıklı salata

Akşam:

  • Çorba ya da ev yemeği 

Arada olur da mutfağa uğrarsam:

  • Çiğ kuruyemiş
  • Hurma
  • Yoğurt 

İçecek konusuna gelince, kola vb gazlı içecekleri yıllar önce Arya'ya hamileyken bırakmıştım zaten. Genellikle ya ayran içerim ya da çok nadiren ice-tea. Bir de arada sırada yeşil çay içiyorum. Haftada bir iki kez ya bira ya şarap içiyorum, onu da atlamayayım :D Bir ara gün aşırı içiyordum ama artık pek canım çekmiyor. 

Tüm bu yazdıklarıma bakınca, mutfakla ilişkimin ruh halimle ters orantılı olduğunu görmek zor değil. Kendimi iyi hissettikçe, hayattan keyif alıp "doydukça", mutfakla ilişkim "ihtiyacım kadar" seviyesine geldi :) Önceden çoğunlukla sadece iyi hissetmek için yediğimi bilsem de şimdi karnımdaki kazınma hissinin bir kısmının da aslında gerçek açlık olmayabileceğini düşünüyorum. Artık aklıma bir şey düşünce daha tam farkına bile varmadan "Henüz aç değilim, yememe gerek yok" deyip işime devam ediyorum ki bu benim için baya hayret verici bir gelişme :D

Bakalım, umarım böyle devam eder :) 


Konuyla çok alakasız olan bu videoyu neden eklediğime gelirsek, biz Evrim'le Hercule Poirot* hayranıyız :) David Suchet'in tam 25 yıl boyunca hayat verdiği karakteri kendi sesiyle anlattığı bu video bence çok etkileyici. Böyle bir köşede dursun :) 

*Söylemesi biraz zor olan bu isim tam olarak - Herqul Puaro - şeklinde telaffuz ediliyor :D


Çarşamba, Mart 09, 2022

Bahar

Bugün "English Together" isimli mesleki eğitim semineri için Arya'nın okuluna gittim ve hazır gitmişken Arya'nın öğretmeniyle de görüştüm.

Öğretmeni, Arya'dan çok memnun olduğunu ve Arya'nın sınıfın en iyi 2 öğrencisinden biri olduğunu söyledi. "Birinciliği 2 arkadaş paylaşıyorlar" dedi :) O an ne kadar gurur duyduğumu anlatamam. Öğretmen, "Arya dersleri dışında davranışları ile de örnek bir öğrenci." deyince sevinçten havalara zıplamamak için zor tuttum kendimi :D Demek ki Evrim'le bu ebeveynlik işini iyi kotarıyoruz :) 

Eğitim sonrası eve gelip bir uyumuşum off :D Uyanınca biraz blog alemine daldım. Canım Ceren'im 3Aylık Bahar Planı'nı paylaşmış blogunda ve bizlere de yapmamız için bazı egzersizler bırakmış. İlk egzersiz kim olduğumuz ve kim olmak istediğimize dair. 

Ben Kimim?

1) Dışa dönük, sosyal biriyim.

2) İyi bir anneyim.

3) Aldığı sorumlulukları mutlaka yerine getiren biriyim.


Kim olmak isterdim?

1) Zor anlarda daha sakin kalıp mantığın sesini duyabilmek, 

2) Kendi mutluluğumu baltalama huyumdan kurtulmak, 

3) Kendimden daha az şüphe etmek, kendimi daha az suçlamak isterdim. 


Bu üç isteğime ulaşırsam daha da derdim tasam kalmaz gibi geliyor nedense :)))) 

Canım Ceren bu egzersizin devamında bahar için planlarını da yazmış ama ben cesaret edemiyorum. Çünkü ben uzun vadede planlara uyamıyorum. Anlık olarak yapayım desem de iş zora girince çok stres oluyorum. Planı yapan ben, plana uyamayan ben, kendi yaptığım plana uyamadığım için stres olan yine ben :))) 

Ocak sonu - Şubat başından itibaren hayatın bana sunduklarına odaklanıyorum. Öyle olsa, böyle olsa; şöyle yapsam... demiyorum. Sadece o gün, o an ne yapmam gerek, ne yapabilirim, ona bakıyorum. Yapılacaklar bitince kendime vakit ayırıp kitap okuyabilirsem ya da Evrim'le güzel bir film izleyebilirsek günü kârlı kapatmış hissediyorum :) Arya ile birlikte kitap okumak ya da kutu oynamak da günü kârlı hâle getiren favori aktivitelerimden oldu son zamanlarda. 

Arya'nın büyümesi ile - daha doğrusu benim sonunda onun büyüdüğünü fark etmem ile - işler epey kolaylaştı. Kendime ait daha çok vaktim ve daha çok alanım var. Evrim de son zamanlarda daha planlı programlı hareket ediyor ve bir şekilde ailecek ya da başbaşa güzel zaman geçirebiliyoruz. E daha ne olsun zaten :D İşte bir de yukarıdaki 3 maddede gelişim kaydedersem oldu bu iş :D

Bahar güzellikler getirsin hepimize :) 


Dipnot: Baharla ilgili şimdilik tek planım deniz sezonunu açmak :) Hedefim 23 Nisan, bakalım havalar izin verecek mi :D

Salı, Mart 08, 2022

Hikayenin İçinde Kal!


 "Bazen hayatın nasıl olacağına dair kafanda kurduğun resmi bırakmalı ve

içinde olduğun hikayeden keyif almayı öğrenmelisin."


O kadar doğru ki! Ne zaman şikayet etmeyi, mızmızlanmayı bıraksam ve önüme baksam - gerçekten baksam - onlarca güzellik görüyorum. Sorun durup önümüze bakabilmekte. Kafamızdaki hayaller öyle uçsuz bucaksız ki... Ama işte hayal bu, sonu yok. Birine ulaşsan diğeri içinde kalacak. Oysa elimizdeki güzellikler uzansak dokunacağımız mesafede.

İçinde yaşadığımız hikayede mutlu olmanın yolu çok kolay: "Hikayenin içinde kalmak, anı yaşamak!"

Kıymetini bilerek yaşadığım her an o kadar iyi ve mutluyum ki bu hissi hiçbir şeye değişmek istemiyorum. Kafamın karıştığı, içimin daraldığı, her şeyin boğucu geldiği anlarda kendi kafamın içinden çıkıp gerçekte olana odaklanmak gerektiğini bilmek umut veriyor. Hayat iniş çıkışlarla dolu, bunu değiştiremeyiz ama ne yöne bakacağımız bize kalmış. Uçurumun dibine de bakabiliriz, masmavi sonsuz gökyüzüne de :)

Göğe bakalım!





Pazartesi, Mart 07, 2022

Kaçamak

Her şey öyle güzeldi ve bize o kadar iyi geldi ki... 😍🥰❤️ 

Cumartesi günü Hopa'ya yarım saat mesafedeki Oce Köyü'ne kurulmuş olan DoğadaKal bungalovlarına kalmaya gittik. Evrim, 10. evlilik yıl dönümümüz için bir jest yapıp mini bir kaçamak planladı; bana da ilk kez hiçbir detayla boğuşmadan sadece tadını çıkarmak kaldı :D

O kadar güzel bir yerdi ki nasıl anlatsam eksik kalacak. Fotoğraflarla anlatmaya çalışayım :) 

Biz bu gidişimizde 10. yıl şerefine en büyük bungalovlardan birinde kaldık ama bir dahaki gidişimizde daha ufak olanları da deneyeceğiz :D Kaldığımız bungalovun altından dere akıyor; bungalovun zeminin büyük kısmı cam ve dere görünüyor.



Bungalovun içinde asma kat ve orda da çift kişilik bir yatak vardı.


Arya'yı götürmediğimizden üst katı kullanmadık ama Arya olsa bayılırdı :D


Şu yanımdaki şömineye aşık olmamak mümkün değil! 

Fırsat bu fırsat şömine yakmayı da öğrenmiş oldum; zamanında beslemek, ateşi boğmamak ama çok da boş bırakıp söndürmemek gerek 🔥 Azcık ukalalık yapayım😁 Şöminenin önünde oturup Hercule Poirot izlemek, kitap okumak, karşılıklı kahve içip sohbet etmek çooooooook keyifliydi 😍


Gece her şey ayrı bir güzel oldu, masal diyarı gibiydi :)



Bazı yerlerde her şey çok güzel olsa da yemeklerde aynı kaliteyi tutturamıyorlar.
Ama bu kez yemekler de çok lezzetliydi :)


Yemekten sonra canlı müzik de olunca değmeyin keyfimize :D



Müzikten sonra biraz da bahçede yanan ateşin başında oturup odamıza döndük. Yanımızda şarap götürmüştük; şömine başında içtik ve bir bölüm daha Poirot izledik :) 

Sabah kuş sesleriyle uyanmak şahaneydi! Kahvaltıya gelirsek, tam bir efsaneydi 😍 Kıvamında pişmiş sahanda yumurtasından sıcacık minik mısır ekmeklerine, çifte kavrulmuş bol mısır unlu muhlamadan ev yapımı reçele kadar isteyebileceğimiz her şey vardı ve miktarları da tam iki kişilikti :)


Kahvaltıdan sonra odaya dönüp toparlandık ve zor da olsa şömineyle vedalaşıp ayrıldık :))) Yaz gelip hava dereye girilecek kadar ısındığında Arya ile birlikte tekrar gidip 3-4 gün kalmayı planlıyoruz. Aşağıdaki fotoda görünen daha ufak bungalovlarda 5 gecelik kahvaltı dahil paketler şu anda çok uygun ama muhtemelen yaza kadar zam gelir. Bakalım kısmet :D 







Madem Karadeniz'deyiz, günün şarkısı da Karadeniz'den gelsin :)


İmera - İmera Fera


Cuma, Mart 04, 2022

Keyifliyim :)

Anne-kız karşılıklı kahvaltı yapıp "Hadi! Hadi!" demek zorunda kalmadan keyifle hazırlanmak ve geç kaldık telaşı yaşamadan okula gidebilmek o kadar güzel ki 😊


Bu keyfimin bir diğer sebebi Evrim'le yapacağımız 2 günlük küçük bir kaçamak olabilir tabi 🤩

Bugünün şarkısı böyle sabun köpüğü kıvamında ama bahar neşesi taşıyor yine de :) 



Çarşamba, Mart 02, 2022

Hayatı Paylaşmak ve Köfteli Çorba

Hayat zor mu yoksa onu zorlaştıran biz miyiz emin değilim. Tek bildiğim herkesin hayata bakışı farklı ve bu farklar işi biraz çetrefilli hâle getirebiliyor bazen. 

Peki n'apalım?

Konuşalım!

Biz Evrim'le ilişkimizin ilk yıllarında saatlerce bıkıp usanmadan sohbet eder. En ufak zerremize kadar birbirimizi tanımaya anlamaya çalışırdık. Tanıştığımız gece gün ışıyana dek  konuşmuştuk :) 



Zorlu geçen son 2-3 yılda pek konuşmadık. Bunun sebebi biraz Evrim biraz bendim. Evrim'in vardiyalı çalışması, sürekli değişen uyku döngüsü, iş dışı zamanda uyumak ve kendine zaman ayırmak istemesi ile benim ve Arya'nın ihtiyaçları sürekli ters düştü. Bu süreçte her konuşmamız kavgaya dönmeye başladığı için bir noktadan sonra konuşmaz olduk. Eskiden birlikte vakit geçirmeye bayılır, beraber oyun oynar, film izler, kendi öykülerimizi ve senaryolarımızı birbirimize anlatıp fikir alışverişi yapar, her seferinde bir adım ileri gitmiş ve birlikte büyümüş olurduk. Ama dedim ya işler bir noktada sekteye uğradı. 

"Günaydın, geldin mi, çıkıyor musun, iyi geceler" gibi cümleler hariç hiç konuşmadan geçen günlerimiz hatta belki de aylarımız oldu. Ne zaman oturup konuşsak kavgaya dönüştüğü için bir noktada durup "Olmuyor işte! Ayrılalım!" dediğimiz de oldu hatta. İşte o noktadan sonra bir şeylerin değişeceği kesindi. 

Ayrılığı kafamızda iyice ölçüp biçerken sakinleştik ve kavga etmez olduk. Evdeki her şeyi ayrılırsak nasıl olacaksa öyle yapmaya başladık. Bu süreçte ikimiz de kendi planlarımızı yaparken diğerine haber verdik ki planlarımız çakışmasın, Arya açıkta kalmasın. Evdeki işlere gelince, herkes kendi işini halletmeye başladı. Ortak sorumluluklar konusunda da daha dikkatliydik ki olası bir kavga çıkmasın. Hâl böyle olunca her şey planlı programlı tıkır tıkır ilerlemeye başladı. Ortada kavga edip sinirlenecek bir şey kalmayınca ikimiz de rahatladık. Oturup bir kez daha konuştuk ve uzun zaman sonra ilk kez kavga etmeden birbirimizi dinlemeyi başardık. 

Benim Evrim'den beklediğim bir çok şey için Evrim, "Ben 12 saat çalışıyorum. Gecem-gündüzüm birbirine giriyor vardiyalar yüzünden." diyerek karşılık veriyordu. İyi de ben de çalışıyorum ve yapılması gereken her şeyin bana kalması, Arya'nın tüm sorumluluğunun bende olması, ben uyanıkken Evrim'in uyuması, ben uyuyacağım zaman onun kalkması gibi şeyler beni çileden çıkarıyordu. 

Erkeğin dışarıda çalışıp tüm ekonomik getiriyi sağladığı, kadının da evin tüm işini yüklendiği bir düzende belki kadın ev işlerini paylaşalım ya da bana zaman ayır demez/diyemez. Ama o koşullarda bile çocukla ilgili sorumluluklar mutlaka paylaşılmalı. Bizim gibi her iki tarafın da çalıştığı çiftler de ise durum çok başka. Eğer ben çalışıp bu aileye katkı sağlıyorsam evdeki işlerin de paylaşılması gerekiyor. Durum gayet net. Çocukla ilgili sorumluluklara tekrar değinmiyorum bile. 



Sorunlar sadece ev işleri değildi tabi ki. Kendimize ve birbirimize ayıracağımız zaman da çok önemliydi. İşten gelip boş evde saatlerce oyun oynayıp dizi/film izleyip benim ve Arya'nın eve gelip ailecek vakit geçireceğimiz anlarda ben uyuyacağım demek de kabul edilebilir gelmiyordu bana pek. 

Düzgün bir aile hayatı için planlı programlı olmak çok önemli. Tabi ki herkes uykusunu almak, kendine vakit ayırmak, kendi istediği şeyleri istediği zamanda yapmak ister. Bekarsanız istediğinizi istediğiniz saatte yapın. Ama evli ve çocuklu iseniz maalesef öyle bir lüksünüz yok. 

Evlilik = Sorumluluk 


Evrim'le bu konuda uzlaşmaya varınca haftalık olarak plan yapmaya başladık. Plana sadık kalınca kavga gürültüye sebep olacak sıkıntılar ortadan kalktı ve biz uzun zaman sonra birbirimize zaman ayırmaya, eskisi gibi başbaşa bir şeyler yapmaya başladık. Birlikte vakit geçirirken ne kadar eğlendiğimizi yaşayarak hatırlamak ikimize de iyi geldi. Modumuz değişti, gözümüzde büyüyen işler kolaylaştı, sorunlar kendiliğinden çözülmeye başladı. Bu süreçte Arya'nın büyümesi, kendi başının çaresine bakabilir hâle gelme ile bize bağımlılık halinin giderek azalması da çok etkili oldu. 

Kısacası birbirimizi dinleyip savunmaya geçmek ya da karşı saldırı yapmak yerine anlamaya çalışınca ortak paydada buluşmamız çok uzun sürmedi. Tüm problemler çözüldü mü? Hayır. Şimdilik yolunda giden şeyler yine sekteye uğrayabilir mi? Evet. Ama artık en azından yapmamız gereken ilk şeyin oturup sakince konuşmak ve birbirimizi anlamaya çalışmak olduğunu biliyoruz.

Hayatı paylaşmak zor ama başarınca bir o kadar da keyifli oluyor :) 

Yazımı bitirirken günün çorbasını da şuraya bırakayım :) Tarifini de yazacaktım ama yazı umduğumdan çok daha uzun olduğu için vazgeçtim :D






Salı, Mart 01, 2022

Öpüşme



2022'nin ikinci kitabı da bitti sonunda. "Öpüşme - Metafizikten Erotiğe", Adrian Blue tarafından yazılmış 240 sayfalık bir kitap.  Kitabın ilk iki bölümü sıkıcı hatta yer yer rahatsız edici ama 3.bölümde işler biraz ilginçleşiyor. Bu bölümde yazar çok bilindik masallar üzerinden öpüşme temelinde toplumsal kadın ve erkek rollerini irdeliyor; Uyuyan Güzel'den Kurbağa Prens'e, Güzel ve Çirkin'den Eros ve Psyche aşkına bir sürü hikayeye değinerek toplumsal beklentilerden ve kadın-erkek arketiplerinden bahsediyor. Kitabın sevdiğim tek bölümü bu kısım oldu diyebilirim. 

Yazar, biraz ilginç olan üçüncü bölümden sonra değişik kültürlerde/ülkelerde öpüşmenin selamlaşma olarak kullanım şekillerinden bahsediyor. Sonrasında ise kitap sinemadaki öpüşme sahnelerinin tasvir ve analiz edildiği bir çeşit tez yazısına dönüşüyor maalesef. Bir noktadan sonra sürekli tekrarlanan benzer sahneler bir süre sonra sıkıcı hâle geldiği için sayfalara şöyle bir göz gezdirerek geçtim hızlıca. Genel olarak yazarın uslubunu sevdiğimi söyleyemem; beklentimi karşılamakta hayli yetersiz kaldı. 

Kitaptan birkaç alıntı paylaşmadan geçmeyeyim. Danimarkalı felsefeci Kierkegaard'ın "Diary of the Seducer" adlı eserinde geçen şu cümle bir öpüşün nelerle kıyaslanabileceğini düşündürtüyor insana:

"Beni, cennetin denizi öptüğü gibi sükûnetle, çiğin çiçeği öptüğü gibi yumuşak ve sessizce, denizin ayın yüzünü öptüğü gibi kutsalca öptü."

Aşkın kimyasal bir tepkime olduğunu ve geçiciliğini anlatan şu satırların da gerçeklik payı yadsınamaz bence:

"... evrimin bizi, çift oluşturmaya özendiren, doğuştan alışkanlık yapan kimyasal maddelerle donattığını ileri süren birden fazla insanbilimci var ama bu maddelerin ömrü 18 aydan 4 yıla kadar sürüyor. Boşanmaların çoğu dördüncü yıldan sonra gerçekleşiyor."

Daha önce başka bir yerlerde 4. ve 8. yılların ilişkilerdeki zor yıllar olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. Yani bu bilgi ikinci kez çıkıyor karşıma. Aşkın beyin kimyasının değişmesine sebep olduğu ve bu etkinin ortalama 3 yıl olduğunu gösteren çeşitli araştırmalar mevcut. Kitabın kısa da olsa bu konuya değinmesi ilginçti.

Kitabın içinde yer yer sevdiğim bölümler, çeşitli eserlerden hoş alıntılar olmakla beraber anlatım genel olarak beklentimin altındaydı. Çevirinin az da olsa negatif bir etkisi olabilir diye düşündüm ama bence asıl sıkıntı konunun çok tek düze bir bakış açısıyla ortaya konmuş olması. Sonuç olarak okumasam da olurmuş dediğim bir kitabın bitmesine sevindim.

Gelsin yeni kitaplar :) 

Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...