Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sonbahar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Eylül 03, 2026

Eylül... Yine yeniden...

Belki de ilk kez "yaz yine boş boş geçti gitti ve hiç yetmedi" hissi yaşamıyorum. Dolu dolu ve çok da güzel geçti bu yaz. Darısı gelecek yazların başına 🤞🧿

Bu yaz aile büyüklerimiz Hopa'ya taşındı, kardeşimle beraber ailece tatile gittik, dönüşte onun evini toparladık, sonra kendi evimizin eksiklerini hallettik. Hem gezdik tozduk, hem işleri hallettik, yorulduk ama yorulduğumuza değdi. Bol bol dinlendik, eğlendik de 🧿 🥳💃🏻🕺🏻 Arada aksaklıklar da oldu tabi ama çok da mühim değil. 

Haftaya öğretmenlerin seminer dönemi başlıyor, sonra da okullar açılacak. Hazır hissediyorum kendimi. Çünkü biliyorum ki ne olursa olsun eninde sonunda geçip gidecek :)  

Bazı günler içindeyken çok zor olsa da onlar da bitip gidiyor, mazi oluyor her şey. Bunu unutmamak gerekiyor. Unutunca işler sarpa sarıyor - geçen Kasım'da olduğu gibi - sonra hızla dibe batıyor insan. Öyle olmaması için iyi gelen şeylere sıkı sıkı tutunmak lazım. 

Deniz, dere, doğa... Benim ilacım bunlar. Yazdan kalma günler Eylül'de hatta Ekim'de bile devam edecek. Ben de mümkün olan her fırsatta - umarım Kasım sonuna dek - denize girmeye devam edeceğim :) 

Son zamanlarda sporu yeniden rutinime eklemeyi başardım. Aynen böyle devam etmek istiyorum. Sadece kilo vermek için değil, spor sonrası hissedilen "başardım, tamamladım" fikriyle gelen hafiflik hissiyatı insana iyi geldiği için :) 






Su kuşum ve Duru bebişim 🧿😍 





Cumartesi, Eylül 06, 2025

Eylül

Seminer haftamız bitti, Pazartesi ziller öğrenciler içi in çalacak :) 

Bugün Arya, Artvin'de hazırlık maçında; Evrim, İstanbul'da aile ziyaretinde yani yalnızım. Kendimi sahile attım :)


Bir(a)mos :)) 

3 gecedir koltukta sızıyorum. Evrim yokken yatak odasında uyuyamadım nedense. Sabahları da erkenden - 5 ve 5.45 - uyandım hep. Evrim bu gece geliyor çok şükür.

Henüz ders programım belli değil ama Pzt sabahı anestezi uzmanı ile görüşeceğim; onay verirse genel cerrah endoskopi - kolonoskopi tarihi verecek. Sonra okula dönüp yeni eğitim - öğretim yılına başlayacağım :)

Hevesli ve heyecanlıyım 🤗🧿

Umarım bu halimi koruyup çoğaltarak güzel bir yıl geçiririm öğrencilerimle :)

Bugünlük bu kadar 😃🙋🏻‍♀️

... 


Update: Az önce saç derimden arı soktu!!! Yok böyle bir şey gerçekten!!! Elimi attım ve arıyı silkeledim, iğnesi de elime geldi saçlarımın içinden!!! Daha önce çok kez arı soktu ama hiç kafamdan olmamıştı. Şoktayım 😱



Çarşamba, Eylül 03, 2025

Yok böyle şans!

Zorlu bir gündü. 

Sabah duşta elimden kayan duş jelini yakalamaya çalışırken dizimi musluğa çarptım. Sonra o acıyla giyineyim edeyim derken okula geç kaldım.

Okulda kurul toplantısı vardı ki maşallah sorunsuz geçti denilebilir. Okuldan apar topar çıkıp Rize'ye gittim. Diş kaplaması için beşinci kez gittim ama öncekilerde hep Evrim götürmüştü. Bu kez mecburen yalnız gittim. 

Giderken bir yağmur başladı anlatamam. Silecekler yetişemiyor, göz gözü görmüyor. Randevuma 5dk kala varıp arabayı AVM otoparkına bıraktım ve oradan hastaneye yürüdüm. Bir miktar ıslandım, ayaklarım dereye girip çıkmış gibi oldu.

Hastaneden çıktığımda yağmur seviye atlamıştı. AVM'ye dönene kadar delice ıslandım. Vardığımda her yerimden şakır şakır sular damlıyordu. O şekilde arabaya binip 1,5 saat yol gitmem mümkün olmadığı için gidip kendime kıyafet aldım. Hazır başlamışken Arya'ya da bir şeyler aldım; ordan markete geçtim; market alışverişimi de yapıp yola öyle çıktım.

Yaradan halime acımış olacak ki şehir içinden çıkana dek yağmur önümü, sağımı solumu görmeme izin verdi. Transit yola çıktığım gibi görüş mesafem neredeyse sıfıra indi. Öndeki aracın ışıklarını takip ede ede ilerledim ama bazı anlarda korkudan çığlık attığım oldu. Bir ara sollama yapan bir aracın tekerinden sıçrayan su kütlesi büyük bir gürültü ve şiddetle ön cama çarpıp aklımı aldı. Direksiyona yapışıp yavaşça frene bastım. Halihazırda çok yavaş ve tetikte gittiğim için sorun olmadı ama yine de anlık korktum.

Hopa'ya geldiğimde yağmur tüm hızıyla devam ediyordu. Arya'yı voleybol kursundan alıp eve öyle geçmeye karar verdim. Şu an spor salonunun önünde bekliyorum. Şükür yağmur biraz azaldı yazıyordum ki yine bir anda şiddetlendi. 

... 

Yine de şanslıyım ki sağsalim geldim onca yolu. Bir de ne zamandır canım incir istiyordu ama Hopa'da bulamamıştım, hastanenin köşesinde seyyar satıcıda görünce hemen aldım :)

Şu an evdeyiz. Sıcacık çorba eşliğinde yazıyorum bu son satırları :)

Evim, evim, güzel evim :)


🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰

Pazartesi, Aralık 02, 2024

Pardon, tam olarak neye yetişemiyorsun?

Kendime soruyorum soruyu. 

Bu saçma sapan yetişme tutkusu ya da takıntısı nereden geliyor anlayamıyorum. Neye yetişeceğiz acaba? Kaçan ne? Neden sürekli bir şeylerin kaçtığını ya da bir şeyleri kaçırdığımızı düşünüyoruz?

Durup düşününce saçma değil mi? Kaçan bir şey yok aslında. Sadece Hayat normal akışında akıyor. Her şeyi yakalamaya çalışmak yerine olabildiğince Hayat'ın akışına dahil olup keyfini çıkarmalıyız. Bundan öte yapabileceğimiz pek bir şey yok. Ne yaparsak yapalım her şeye yetişemeyiz. 

Tüm kitapları okuyamam, tüm filmleri izleyemem, tüm podcastleri dinleyemem, gitmek istediğim her yere gitmeye yetecek zamanım yok. Bunu kabul etmek dünyanın sonu değil hatta tam tersine bunu kabul etmekle yepyeni bir hayata başlayabilirim tam burada, tam şu anda. 

Kendime durmadan hedefler koyup o hedeflere yetişmek için koşmak zorunda değilim. Elimdeki kitabı bitirip üstüne kendime koyduğum 24 kitap hedefimi yıl bitmeden tamamlamak için 3 kitap daha okumak zorunda hiç değilim sanırım. Olmazsa olmaz değil. 24 değil de 21 kitapla, sayısız blog yazısı ve sayılı miktar dergi ile kapatırım bu yılı. Yine de kazanç haneme yazabilirim üstelik.

Her şeyi yapamayacağımı baştan kabul edince her şeye yetişmeye çalışmaktan da vazgeçebilirim. Misal her akşam dört başı mamur sofralar kurmaya yetişemem. Yetişmek zorunda da değilim zaten. O zaman sürekli bugün ne pişirsem diye kendimi paralamaya da gerek yok. 

Her hafta pazara gidip en taze sebze-meyveyi almaya çalışmak sonra da onlar dolapta bozulmasın diye dert etmek zorunda değilim. Günler çuvala girmiş gibi hem evi temizleyip hem alışverişi halledip üstüne de akşama yemekli misafir ağırlamam gerekmiyor mesela. Temizliğin bir günde bitmesi bile gerekmiyor! Tamam, kabul; bu biraz zorlayıcı oldu bizim gibi temizlik deyince evin bir ucundan girip diğer ucundan çıkmayı marifet sanan bir nesil için :))) 

Kendi kendimin iki ayağını bir pabuca sokma konusunda çok başarılıyım. Her şeyi aynı anda yapmak istiyorum mütemadiyen. Bir yandan çamaşır yıkansın, bir yanda yemek pişsin, bir yandan lavabolar temizlensin, okul işlerim de hallolsun... Hepsi bir gün de bitsin ki yarın bana kalsın. Bugün değil, yarın yaşayayım(?). Ne saçma! 

Sahip olduğumuz tek şey "şu an". Şu an iyi olmaya, şu an yaşamaya, şu an mutlu olmaya bakmalıyız. Tam şu an tüm işleri bırakıp ailecek film izlemeliyiz, tam şu an aramalıyız sevdiklerimizi, tam şu an annemizle bir bardak çay, bir fincan sahlep içmeliyiz, tam şu an ellerimiz yana yana kestane ayıklayıp üfleye üfleye yemeliyiz. 

Tam şu an arkadaşlarımızla buluşup telefonları kaldırıp sessiz sinema ya da tabu oynamalıyız. Tam şu anda bir kadeh şarap eşliğinde küvete dalmalı, mumlar yakmalı, en sevdiğimiz müzikleri çalmalıyız. Belki bir gün değil tam şu anda gitmeliyiz o en sevdiğimiz şehre... Gidemiyorsak da üzülmeyi bırakıp başka bir alternatif bulmalıyız kendimize tam şu anda.

Her şeye yetişmeye, Hayat'ı yakalamaya çalışmaktan tam şu an vazgeçmeliyiz. Şu an neredeysek tamamen orada olmalı, kaçırdığımız şeyleri düşünmeyi bırakmalıyız. 

Hayat kaçmıyor; sadece akıp gidiyor kendi doğası gereği ve biz de kendi doğamız gereği o akışın sadece kısacık bir bölümüne şahitlik edebiliriz. Daha fazlası için yırtınmamızın anlamı yok. Hayat neyse o, biz de buyuz. Bu kadarız. Koskoca evrende bir toz zerresi kadarız ve göz açıp kapayana dek hiçliğe ya da her şeyliğe karışıp gideceğiz. 

Bu satırlar bitince, tam şu anda, ne yapmamız gerekiyorsa onu değil de gerçekten ne yapmak istiyorsak onu yapalım, olur mu?







Japon İğdesi / Güz Zeytini


*Fotolar geçen haftasonu Fındıklı'dan... 

Perşembe, Kasım 14, 2024

Kısacık da olsa gitmek...

Gittim. Döndüm.

Bugün kısacık bir doğa gezisi yaptık sonunda. Sonbaharın renklerini ucundan yakaladık.


Gittiğimiz mekanın adı "Odun Ateşinde Çay"
Odun sopasında patates, kestane, çay yapıyorlar.







Uçmaya hazır binlerce kelebek misali
🍁🦋🧡🍁🧡🦋🍁🦋🧡



Sonbaharın renkleri sarıp sarmaladı içimizi dışımızı 🧡

...


Dün ailecek Cem Karaca'nın filmini izledik; bugün de yolda Cem Karaca şarkıları dinledik. Meraklısına şuraya bir link ve bir de şarkı bırakayım. 



Pazartesi, Ekim 07, 2024

Önce Deniz Sonra Yeni Bir Ben

Saçımı kestirdim tabi ki :) Çok bile dayanmıştım :))) 


Aslında bu modeli ilk kez kullanmıyorum. 
5 yıl önce de şöyleydim: 


Aradan geçen 5 yılda yaşlanmışım ama n'apalım Hayat'tan kaçış yok :) 

... 

Bugün hava 30 dereceydi. Okul çıkışı Evrim'i ikna ettim, birlikte denize gittik :)



        Saçlarımı da deniz dönüşü kestirdim


Pazar, Eylül 22, 2024

Sonbahar, Eylül, Okul...

Son 5 senedir içimde usul usul bir aşk besliyorum sonbahara karşı. Sonbahar gelince kendimle hesaplaşıyorum ve kabulleniyorum. Hava serinledikçe ben de sakinleşiyorum, hüzünleniyorum... sonunda huzur buluyorum.

Bu sonbahara bedbaht halde başladığımı söylemek istemezdim ama kendimden saklayamıyorum artık. Öyle değilmiş gibi davranmaya çalışırken çok yoruluyorum. Eylül'ün başında, seminer haftasında yeni bir doktora gittim. Doktor tüm açık sözlülüğü ile pat diye geçtiğimiz Ocak ayında yapılan fıtık ameliyatımın tamamen başarısız olduğunu, üstüne de o bölgede çok yoğun ödem oluştuğunu söyledi. 3 gün üst üste vurulacak kortizon iğneleri verdi ve beni nokta atışı denilen bir tedavi için Kaçkar Devlet Hastanesi'ndeki bir doktora yönlendirdi. O tedavi de işe yaramazsa yeşil reçeteli ilaçlara başlamamız gerektiğini söyledi. Henüz gitmedim o doktora. Çünkü artık umut besleyemiyorum.

Fıtık sürecimde 4 farklı doktora gittim; her türlü ilaç ve iğneyi kullandım, algoloji bölümünde 2 seans epidural enjeksiyon yaptırdım, defalarca kez manuel terapi ve fizik tedaviye gittim. Yetmedi, daha önce ameliyat olup iyileşenlerden umutlanarak son çare diye ameliyat oldum. Hiçbiri işe yaramadı. Bu gidişe bakınca nokta atışı tedavisinin de işe yaramama ihtimali yüksek. İşe yarasa bile 2 ay sonra eski haline dönmeyeceğinin garantisi yok. Keza geçen yaz yaptıran arkadaşıma öyle olmuş. İşlem için telefonla bilgi istediğimde "min. 100bin ama durumunuza göre fiyat artabilir" dediler. Bilsem ki işe yarayacak 100 değil 500 de vereceğim ama işte umudum yok. Yine de 15 tatilde İstanbul'a gidip şansımı denemeyi düşünüyorum.

Her saniye acı içindeyim. Gece uykum uyku değil, acı içinde sağdan sola dönerken sabahı sabah ediyorum. Otursam da, yatsam da, yürüsem de değişmiyor. Sadece klinik pilates yaptığımda 1-2 saatlik bir rahatlama oluyor sonrası yine acı. Tek başıma ne temizlik, ne yemek yapabiliyorum, hatta yataktan bile kalkamıyorum çoğu gün tek başıma. Bazen koridorda çığlık atarak duvarlara yaslanıyorum Evrim koşup gelene dek düşmemek için. Evrim'e de ayrı üzülüyorum. 38 yaşında böyleyim, yaşarsak 48'de 58'de kim bilir nasıl olacağım. Boşanalım diyorum; kabul etmiyor. Neymiş; iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta diye söz vermişiz!.. Offfff ne yapacağımı bilemiyorum...

Bu yıl okulda çok zorlanıyorum. Okul aynı bahçede iki farklı binadan oluşuyor. Ana bina 3, ek bina 4 katlı. Öğretmenler odası ana binada 1. katta, benim derslerim hep ek binada. Her gün defalarca kez merdiven inip çıkmam gerekiyor. 3 günüm yarım, idare ediyorum ama Perşembe ve Cuma tam gün. Hafta bitmeden ben tükeniyorum. İlk hafta nöbet günümde çektiğim acıyı anlatamam. Bu hafta dilekçe yazarak nöbet görevinden muaf olmayı talep ettim. Kabul edildi. Klinik pilatesle az da olsa güçlenirsem bir nebze kolaylaşır okul diye diye kendimi avutmaya çalışıyorum.

Offff çok çaresiz hissediyorum kendimi her saniye hissettiğim bu acı karşısında... 

Güya sonbahar güzellemesi yazacaktım. Neye niyet, neye kısmet...

Her şeye rağmen sonbahar güzel...

Cuma, Kasım 04, 2022

Yok böyle bir mutluluk!

Geçen hafta sonu önce arkadaşlarımızla çok hoş bir konağa kahvaltıya gittik sonrasında da ailecek Borçka Karagöl'e :) 



O renkleri, o manzarayı, yaklaştıkça içimde büyüyen coşkuyu ve o manzaraya karşı Evrim'in omzuna yaslanıp kahve içerken hissettiğim mutluluğu kelimelerle anlatamam. Sizi fotoğraflarla başbaşa bırakıp kenara çekiliyorum.







Arya'nın büyüme hızı beni benden alıyor. Söylemeden geçemeyeceğim :)



Dream A Little Dream of Me - Doris Day



Dream A little Dream of Me - Ella Fitzgerald

Bu versiyonu daha "jazz" :)


Pazar, Ekim 23, 2022

Maviliklere Doğru...

"Dışarda muhteşem bir sonbahar güneşi var. Dünden beri bugünü sahilde geçirmeyi planlıyorum. Henüz oturduğum yerden kalkıp sıkışıp kaldığı kafesinden dışarı salamadım ruhumun kuşunu. Ama şimdi kulağımdaki bu müzikle kanatlarını çırpıyor ruhum; belki de sandığımdan da aç güneşin sıcağına, gökyüzünün özgür mavisine..."

Yukarıdaki satırları Momentos'un "Pazar Günü Müziği"ni dinlerken yazdım. Şimdi de Canım Ceren'in verdiği linkten aşağıdaki parçayı dinliyorum.


Jose Carreras - En Aranjuez con tu Amor


Parça bitti, kendimi özgür maviliklere bırakmaya gidiyorum. 


" Az sonra yukarıya yeni bir foto ekleyeceğim." diyerek çıkmıştım. Sözümü tutuyorum :)

Güneş'in ve mavilerin selamı var size :) 

Pazar, Ekim 25, 2020

Doya Doya... Doyabilir mi insan?

Başlık olarak "Doya Doya Yaşamak" yazacaktım ama yazarken fark ettim ki insanoğlu doyumsuz. Sevdiğimiz şeyler söz konusu olunca ne kadar çok olursa olsun yetmiyor. Sadece maddesel şeylerden bahsetmiyorum, sevdiğimiz insanla geçirdiğimiz vakitler de yetmiyor, sevdiğimiz bir şeyi yapmak - mesela yazmak - için sahip olduğumuz zaman da yetmiyor. Hep daha fazlasını istiyoruz. Biliyorum böyle olmayanlarınız vardır içinizde ama sayıca az olduğunuzu düşünüyorum :D

Sonbaharı ne kadar çok sevdiğimi anlatmıştım daha önce. Doğanın içinde kaybolmak, huzur bulmak, renklerin dansını izlemek, kuşların cıvıltısını dinlemek... Tüm bunlara doyamıyorum. Kendimi dağa taşa vuruyorum. Artvin'deki bir yürüyüş kulübüne katıldım, yakın çevredeki rotalara düzenledikleri yürüyüşlere katılıyorum haftasonları. Onlar Artvin'den geliyor, biz de arkadaşlarla Hopa'dan çıkıp yolda onlara katılıyoruz. 2 hafta önce Cankurtaran'dan Kemalpaşa'nın yukarısındaki Akdere köyüne yürüdük 25-26 km. Gerçekten çok yorucuydu ama bir o kadar da keyifliydi. Dün de Borçka Karagöl'e gittik. Araçtan indikten sonra 16 km.lik bir rotayı takip ederek gölü tepeden gören yaylalara çıltık Yol boyu manzara o kadar güzeldi ki...





Karagöl'ün yanından yukarıya doğru çıkarak yaylalara ulaştık. Yayla evlerini uzaktan görünce içimi saran mutluluğu anlatamam. O kadar doğal, o kadar samimi insanlar ki yayladakiler bizi görür görmez evlerine davet ettiler, çay ikram ettiler. Evlerinin fotoğrafını çekerken de "Dur ben de poz vereyim" diyecek kadar neşeli ve eğlenceliler.




Yayladan Karagöl'e bakmak... Hislerimi anlatacak kelimeler yok! Bıraksalar orda kalırdım tüm gün ama tabi her güzel şeyin bir sonu var. Çıktığımız gibi indik aşağıya, biraz da Karagöl'ün kenarında kalıp yürüyüşü bitirdik. 







Doğada olmak o kadar güzel, o kadar iyi geliyor ki bana keşke bu hissi birebir paylaşmak mümkün olsa... Elime geçen her fırsatta yine doğaya karışmak, doğanın bir parçası olduğumu her zerremde hissetmek istiyorum. Doymasam da doya doya içime çekmek istiyorum sevdiğim şeyleri!



Perşembe, Ekim 01, 2020

Ağaç Ev Sohbetleri #58

Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Andromeda'n gelmiş. Ben konuyu çok sevdim. Sorumuz şöyle: 

Hangi mevsimin insanısınız? Neden?

Bu soruyu 2 sene önce sorsa biri kesinlikle "Yaz insanıyım" derdim. Yaz gelsin, denize girelim, güneşlenelim, akşam sahil boyu gezelim... Sonra dolma yapalım, karnıyarık, taze fasulye, karpuz-peynir-ekmek... Of daha ne olsun! Ama... Evet ama artık yaz insanı değilim. Geçen sene sonbaharla tanıştım. Ömrümde ilk kez sonbahar mevsiminin farkına vardım. Nasıl güzelmiş, nasıl aşık oldum! Yaz bitsin de sonbahar gelsin diye hevesle bekledim. 

Renk renk yapraklar, yağmurun tatlı sesi, toprağın kokusu... Hafif hırkalara sarınarak yapılan yürüyüşler... Koşmak, yüzmek... Su soğumuştur diye terk edilen sahillerde denizin, sessizliğin, sakinliğin tadını çıkarmak... Akşam olunca iyice serinleyen hava, battaniyeye sarılıp okunan kitaplar, sıcacık sütlü kahve keyfi :) Anlatmakla olmaz, hadi tam şimdi siz de tanışın ca'nım sonbaharla!




Çarşamba, Eylül 23, 2020

Şarkı İlkbahar, Ben Son...

Hadi kutlayalım sonbaharı demek istiyorum ama...


Sonra diyorum içsek güzelleşsek yine...

Gece çok genç, arzular şelale
Haber etsek o yâre
Gelse Bomonti'den şereflendirse bizi
Olsak teyyare




 

Salı, Eylül 01, 2020

Eylül

Eylül’dü

Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü.

Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü.

İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.

                                                           Cemal Süreya




Ayrılık Ayracı

Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orada başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde
Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda

Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orada başlıyor ayrılık

Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgar
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü

Birden ayrımsadık ki ayrılık orada başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını

                                                                 Ahmet Telli



Ben Eylül Sen Haziran

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara

                                                        Ümit Yaşar Oğuzcan,













Pazartesi, Temmuz 13, 2020

Bazı şarkıların hikayesi kendinden büyüktür duymak isteyene!

Bazı şarkılar vardır, hikayesi bir şarkıya sığmaz, anlatsan roman olur. Usul usul anlatır şarkı dinleyene arkasındaki koca bir hikayeyi. Bundandır bazı şarkıları çok sevişimiz.

Bir şarkı söyleyelim beraber, yarınlara umut kalsın!

Sonbaharı özleyenlere...






Çarşamba, Temmuz 01, 2020

Yumruğumuz kadarmış kalbimiz...

Bir kaşık suda fırtına koparmak deyimini severim. Bir yumrukluk yerde kopan fırtınalar düşünülürse bir kaşık suda da kopabilir küçük bir fırtına diye geçer içimden.

...

Yürek yemiş derler cesaret gerektiren işler yapan için. İlkel kabilelerde yapılan seramoniler gelir aklıma. Kabile liderlerinin ateş başında yabani hayvan kalbi yediği ve cesaretine cesaret eklediğine inanılan sahneler...

...

İnsan kim olduğunu değiştirebilir mi? İçinden gelene dur deyip dışından beklenen olabilir mi? Hadi oldu diyelim... Mutlu olabilir mi? Sorular retorik değil. Gerçek birer soru. Var mı cevabı bilen? Bir cevaba ihtiyacım var çünkü kendim sona varıp cevabı bulamıyorum. Hep tökezliyorum yolda.

...

Neden ben olmaya direnmek bu kadar zor? Neden ben olmak bu kadar cazip? Neden ben eremiyorum huzura hayat inadına bu kadar sakin ve huzurluyken?

...

Kafamda hep aynı deli sorular... Dönüp dolaşıyorlar. Ne yaparsa yapsın kendini yine kürkçü dükkanında bulan bir tilki miyim yoksa gerçekten yola çıkmaya cesareti olmayan, yürek yememiş bir korkak mı?

...

Cevaplara ihtiyacım var. Huzura ihtiyacım var. Her yer huzur, içim hariç!*

*yazarken aklıma Afrika geldi candan ötem sağolsun <3 p="">




Salı, Haziran 30, 2020

Yaz, Güz, Affetmek ve Kim Bilir Daha Neler Neler...

 UYARI: Bu yazı günlerdir sürünüyor. Nerde başlayıp nerde bittiğini bilmediğim, boşlukta sallanıp durduğum anların bir bütünü diyeceğim ama neresinden tutsam elimde kalır ki buna da bir bütün diyemiyorum.

28.06.2020

Balkonumuz çiçeklendi, tohumlarımız yeşillendi, fideler ilk mahsullerini verdi. 
Hayatı balkona sığdırdık.
                               

                                    




...

"Ben"i bir kenara bırakırsak her şey yolunda. Her yer yaz, ben güz.



...


Mark Wolynn'in "Seninle Başlamadı"  kitabını okuyorum. Aile travmalarının kuşaktan kuşağa aktarılıp biz farkına bile varmadan hayatlarımızı nasıl derinden etkileyebileceği anlatılıyor kitapta. Verilen örnekleri okudukça düşünüyor insan, ailesinden hangi travmaları miras almış olabileceğini.  O kadar çok ki bizim ailenin kadınlarında travma... Nereden tutsam elimde kalıyor benim miras! Haliyle tutup bir yerinden başlayasım gelmiyor.

Yazar kitapta ısrarla ilişkilerinizi düzeltin, affedin, sorunları arkanızda bırakın, yeni bağlar kurun diyor. Bütün hissetmek için ailevi bağların çok önemli olduğunu vurguluyor. Geçmişin geçmişte kalması için farkına varıp kökenine inmek ve sorunu kökten uca çözmek gerektiğini vurguluyor. Miras aldığımız travmaların kaderimiz olmadığını, işleri değiştirmenin elimizde olduğunu savunuyor.

Yıllar önce İstanbul'da vücut frekansımızı inceletmiştik. Analiz sonuçları benim affetmekle ilgili yoğun bir problemim olduğunu göstermişti. Sonuçlar üstünde konuşurken affedemeyeceğim şeyler yaşadığımı söylemiştim. İlerleyen süreçte "affetmek"ten kasıtın, tek tek kişileri affetmek değil de yaşadıklarımı bırakıp kendimi özgürleştirmek, kendimi affederek acıdan kurtulmak, özgürleşmek olduğunu anlamıştım. Yine de anlamak yetmiyor. Çok güçlü bir ağlama krizi sonrası kendimi affettim bazı şeyler için ama hâlâ içimi acıtan şeyler var. Geri dönüp bakmakta zorlanıyorum.

...

29.06.2020

04.45.

Hiç uyumadım. Saatlerdir ekrana bakıyorum boş boş. Kulağımda müzik, aklımda hayaller, karşımda gün doğumu... Yazıyı yazmaya dün başladım ama bitiremedim. Şimdi de bitirebileceğimden emin değilim. 

                           
...

05.48

O kadar çok şey yazmak istiyorum ki... O kadar çok şeyi yazamıyorum ki... 

...

13.02

Bu yazı nasıl bitecek çok merak ediyorum. 

Her şeyin suçlusu Blogger aslında. Telefondan fotoğraf yüklemeyi o kadar zorlaştırmışlar ki yazıyı bitirmek için gereken fotoğrafları bir türlü yükleyemediğim için yazıyı bitiremiyorum.

...

Son günlerden bahsedeyim diyorum.

...


30.06.2020

14.35


Arkadaşlarımızla her fırsatta vakit geçiriyoruz bol bol.


Akşam yürüyüşünde karşılaştık, yağmur yağınca bir cafenin saçak altına sığındık.


Pizza gecesi yaptık.

...


Günler geçiyor. Akşamları Arya ile bisiklet binmeye ya da yürüyüşe çıkıyoruz. Bazen Evrim de katılıyor bize.





...

Şimdi anne-kız denize gidiyoruz. Bu yazıyı da böylece yayınlıyorum. 





Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...