Perşembe, Eylül 03, 2026
Eylül... Yine yeniden...
Cumartesi, Eylül 06, 2025
Eylül
Seminer haftamız bitti, Pazartesi ziller öğrenciler içi in çalacak :)
Bugün Arya, Artvin'de hazırlık maçında; Evrim, İstanbul'da aile ziyaretinde yani yalnızım. Kendimi sahile attım :)
3 gecedir koltukta sızıyorum. Evrim yokken yatak odasında uyuyamadım nedense. Sabahları da erkenden - 5 ve 5.45 - uyandım hep. Evrim bu gece geliyor çok şükür.
Henüz ders programım belli değil ama Pzt sabahı anestezi uzmanı ile görüşeceğim; onay verirse genel cerrah endoskopi - kolonoskopi tarihi verecek. Sonra okula dönüp yeni eğitim - öğretim yılına başlayacağım :)
Hevesli ve heyecanlıyım 🤗🧿
Umarım bu halimi koruyup çoğaltarak güzel bir yıl geçiririm öğrencilerimle :)
Bugünlük bu kadar 😃🙋🏻♀️
...
Update: Az önce saç derimden arı soktu!!! Yok böyle bir şey gerçekten!!! Elimi attım ve arıyı silkeledim, iğnesi de elime geldi saçlarımın içinden!!! Daha önce çok kez arı soktu ama hiç kafamdan olmamıştı. Şoktayım 😱
Çarşamba, Eylül 03, 2025
Yok böyle şans!
Zorlu bir gündü.
Sabah duşta elimden kayan duş jelini yakalamaya çalışırken dizimi musluğa çarptım. Sonra o acıyla giyineyim edeyim derken okula geç kaldım.
Okulda kurul toplantısı vardı ki maşallah sorunsuz geçti denilebilir. Okuldan apar topar çıkıp Rize'ye gittim. Diş kaplaması için beşinci kez gittim ama öncekilerde hep Evrim götürmüştü. Bu kez mecburen yalnız gittim.
Giderken bir yağmur başladı anlatamam. Silecekler yetişemiyor, göz gözü görmüyor. Randevuma 5dk kala varıp arabayı AVM otoparkına bıraktım ve oradan hastaneye yürüdüm. Bir miktar ıslandım, ayaklarım dereye girip çıkmış gibi oldu.
Hastaneden çıktığımda yağmur seviye atlamıştı. AVM'ye dönene kadar delice ıslandım. Vardığımda her yerimden şakır şakır sular damlıyordu. O şekilde arabaya binip 1,5 saat yol gitmem mümkün olmadığı için gidip kendime kıyafet aldım. Hazır başlamışken Arya'ya da bir şeyler aldım; ordan markete geçtim; market alışverişimi de yapıp yola öyle çıktım.
Yaradan halime acımış olacak ki şehir içinden çıkana dek yağmur önümü, sağımı solumu görmeme izin verdi. Transit yola çıktığım gibi görüş mesafem neredeyse sıfıra indi. Öndeki aracın ışıklarını takip ede ede ilerledim ama bazı anlarda korkudan çığlık attığım oldu. Bir ara sollama yapan bir aracın tekerinden sıçrayan su kütlesi büyük bir gürültü ve şiddetle ön cama çarpıp aklımı aldı. Direksiyona yapışıp yavaşça frene bastım. Halihazırda çok yavaş ve tetikte gittiğim için sorun olmadı ama yine de anlık korktum.
Hopa'ya geldiğimde yağmur tüm hızıyla devam ediyordu. Arya'yı voleybol kursundan alıp eve öyle geçmeye karar verdim. Şu an spor salonunun önünde bekliyorum. Şükür yağmur biraz azaldı yazıyordum ki yine bir anda şiddetlendi.
...
Yine de şanslıyım ki sağsalim geldim onca yolu. Bir de ne zamandır canım incir istiyordu ama Hopa'da bulamamıştım, hastanenin köşesinde seyyar satıcıda görünce hemen aldım :)
Şu an evdeyiz. Sıcacık çorba eşliğinde yazıyorum bu son satırları :)
Evim, evim, güzel evim :)
🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰🧿🥰
Pazartesi, Aralık 02, 2024
Pardon, tam olarak neye yetişemiyorsun?
Kendime soruyorum soruyu.
Bu saçma sapan yetişme tutkusu ya da takıntısı nereden geliyor anlayamıyorum. Neye yetişeceğiz acaba? Kaçan ne? Neden sürekli bir şeylerin kaçtığını ya da bir şeyleri kaçırdığımızı düşünüyoruz?
Durup düşününce saçma değil mi? Kaçan bir şey yok aslında. Sadece Hayat normal akışında akıyor. Her şeyi yakalamaya çalışmak yerine olabildiğince Hayat'ın akışına dahil olup keyfini çıkarmalıyız. Bundan öte yapabileceğimiz pek bir şey yok. Ne yaparsak yapalım her şeye yetişemeyiz.
Tüm kitapları okuyamam, tüm filmleri izleyemem, tüm podcastleri dinleyemem, gitmek istediğim her yere gitmeye yetecek zamanım yok. Bunu kabul etmek dünyanın sonu değil hatta tam tersine bunu kabul etmekle yepyeni bir hayata başlayabilirim tam burada, tam şu anda.
Kendime durmadan hedefler koyup o hedeflere yetişmek için koşmak zorunda değilim. Elimdeki kitabı bitirip üstüne kendime koyduğum 24 kitap hedefimi yıl bitmeden tamamlamak için 3 kitap daha okumak zorunda hiç değilim sanırım. Olmazsa olmaz değil. 24 değil de 21 kitapla, sayısız blog yazısı ve sayılı miktar dergi ile kapatırım bu yılı. Yine de kazanç haneme yazabilirim üstelik.
Her şeyi yapamayacağımı baştan kabul edince her şeye yetişmeye çalışmaktan da vazgeçebilirim. Misal her akşam dört başı mamur sofralar kurmaya yetişemem. Yetişmek zorunda da değilim zaten. O zaman sürekli bugün ne pişirsem diye kendimi paralamaya da gerek yok.
Her hafta pazara gidip en taze sebze-meyveyi almaya çalışmak sonra da onlar dolapta bozulmasın diye dert etmek zorunda değilim. Günler çuvala girmiş gibi hem evi temizleyip hem alışverişi halledip üstüne de akşama yemekli misafir ağırlamam gerekmiyor mesela. Temizliğin bir günde bitmesi bile gerekmiyor! Tamam, kabul; bu biraz zorlayıcı oldu bizim gibi temizlik deyince evin bir ucundan girip diğer ucundan çıkmayı marifet sanan bir nesil için :)))
Kendi kendimin iki ayağını bir pabuca sokma konusunda çok başarılıyım. Her şeyi aynı anda yapmak istiyorum mütemadiyen. Bir yandan çamaşır yıkansın, bir yanda yemek pişsin, bir yandan lavabolar temizlensin, okul işlerim de hallolsun... Hepsi bir gün de bitsin ki yarın bana kalsın. Bugün değil, yarın yaşayayım(?). Ne saçma!
Sahip olduğumuz tek şey "şu an". Şu an iyi olmaya, şu an yaşamaya, şu an mutlu olmaya bakmalıyız. Tam şu an tüm işleri bırakıp ailecek film izlemeliyiz, tam şu an aramalıyız sevdiklerimizi, tam şu an annemizle bir bardak çay, bir fincan sahlep içmeliyiz, tam şu an ellerimiz yana yana kestane ayıklayıp üfleye üfleye yemeliyiz.
Tam şu an arkadaşlarımızla buluşup telefonları kaldırıp sessiz sinema ya da tabu oynamalıyız. Tam şu anda bir kadeh şarap eşliğinde küvete dalmalı, mumlar yakmalı, en sevdiğimiz müzikleri çalmalıyız. Belki bir gün değil tam şu anda gitmeliyiz o en sevdiğimiz şehre... Gidemiyorsak da üzülmeyi bırakıp başka bir alternatif bulmalıyız kendimize tam şu anda.
Her şeye yetişmeye, Hayat'ı yakalamaya çalışmaktan tam şu an vazgeçmeliyiz. Şu an neredeysek tamamen orada olmalı, kaçırdığımız şeyleri düşünmeyi bırakmalıyız.
Hayat kaçmıyor; sadece akıp gidiyor kendi doğası gereği ve biz de kendi doğamız gereği o akışın sadece kısacık bir bölümüne şahitlik edebiliriz. Daha fazlası için yırtınmamızın anlamı yok. Hayat neyse o, biz de buyuz. Bu kadarız. Koskoca evrende bir toz zerresi kadarız ve göz açıp kapayana dek hiçliğe ya da her şeyliğe karışıp gideceğiz.
Bu satırlar bitince, tam şu anda, ne yapmamız gerekiyorsa onu değil de gerçekten ne yapmak istiyorsak onu yapalım, olur mu?
Perşembe, Kasım 14, 2024
Kısacık da olsa gitmek...
Gittim. Döndüm.
Bugün kısacık bir doğa gezisi yaptık sonunda. Sonbaharın renklerini ucundan yakaladık.
Pazartesi, Ekim 07, 2024
Önce Deniz Sonra Yeni Bir Ben
Saçımı kestirdim tabi ki :) Çok bile dayanmıştım :)))
Pazar, Eylül 22, 2024
Sonbahar, Eylül, Okul...
Son 5 senedir içimde usul usul bir aşk besliyorum sonbahara karşı. Sonbahar gelince kendimle hesaplaşıyorum ve kabulleniyorum. Hava serinledikçe ben de sakinleşiyorum, hüzünleniyorum... sonunda huzur buluyorum.
Bu sonbahara bedbaht halde başladığımı söylemek istemezdim ama kendimden saklayamıyorum artık. Öyle değilmiş gibi davranmaya çalışırken çok yoruluyorum. Eylül'ün başında, seminer haftasında yeni bir doktora gittim. Doktor tüm açık sözlülüğü ile pat diye geçtiğimiz Ocak ayında yapılan fıtık ameliyatımın tamamen başarısız olduğunu, üstüne de o bölgede çok yoğun ödem oluştuğunu söyledi. 3 gün üst üste vurulacak kortizon iğneleri verdi ve beni nokta atışı denilen bir tedavi için Kaçkar Devlet Hastanesi'ndeki bir doktora yönlendirdi. O tedavi de işe yaramazsa yeşil reçeteli ilaçlara başlamamız gerektiğini söyledi. Henüz gitmedim o doktora. Çünkü artık umut besleyemiyorum.
Fıtık sürecimde 4 farklı doktora gittim; her türlü ilaç ve iğneyi kullandım, algoloji bölümünde 2 seans epidural enjeksiyon yaptırdım, defalarca kez manuel terapi ve fizik tedaviye gittim. Yetmedi, daha önce ameliyat olup iyileşenlerden umutlanarak son çare diye ameliyat oldum. Hiçbiri işe yaramadı. Bu gidişe bakınca nokta atışı tedavisinin de işe yaramama ihtimali yüksek. İşe yarasa bile 2 ay sonra eski haline dönmeyeceğinin garantisi yok. Keza geçen yaz yaptıran arkadaşıma öyle olmuş. İşlem için telefonla bilgi istediğimde "min. 100bin ama durumunuza göre fiyat artabilir" dediler. Bilsem ki işe yarayacak 100 değil 500 de vereceğim ama işte umudum yok. Yine de 15 tatilde İstanbul'a gidip şansımı denemeyi düşünüyorum.
Her saniye acı içindeyim. Gece uykum uyku değil, acı içinde sağdan sola dönerken sabahı sabah ediyorum. Otursam da, yatsam da, yürüsem de değişmiyor. Sadece klinik pilates yaptığımda 1-2 saatlik bir rahatlama oluyor sonrası yine acı. Tek başıma ne temizlik, ne yemek yapabiliyorum, hatta yataktan bile kalkamıyorum çoğu gün tek başıma. Bazen koridorda çığlık atarak duvarlara yaslanıyorum Evrim koşup gelene dek düşmemek için. Evrim'e de ayrı üzülüyorum. 38 yaşında böyleyim, yaşarsak 48'de 58'de kim bilir nasıl olacağım. Boşanalım diyorum; kabul etmiyor. Neymiş; iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta diye söz vermişiz!.. Offfff ne yapacağımı bilemiyorum...
Bu yıl okulda çok zorlanıyorum. Okul aynı bahçede iki farklı binadan oluşuyor. Ana bina 3, ek bina 4 katlı. Öğretmenler odası ana binada 1. katta, benim derslerim hep ek binada. Her gün defalarca kez merdiven inip çıkmam gerekiyor. 3 günüm yarım, idare ediyorum ama Perşembe ve Cuma tam gün. Hafta bitmeden ben tükeniyorum. İlk hafta nöbet günümde çektiğim acıyı anlatamam. Bu hafta dilekçe yazarak nöbet görevinden muaf olmayı talep ettim. Kabul edildi. Klinik pilatesle az da olsa güçlenirsem bir nebze kolaylaşır okul diye diye kendimi avutmaya çalışıyorum.
Offff çok çaresiz hissediyorum kendimi her saniye hissettiğim bu acı karşısında...
Güya sonbahar güzellemesi yazacaktım. Neye niyet, neye kısmet...
Her şeye rağmen sonbahar güzel...
Cuma, Kasım 04, 2022
Yok böyle bir mutluluk!
Geçen hafta sonu önce arkadaşlarımızla çok hoş bir konağa kahvaltıya gittik sonrasında da ailecek Borçka Karagöl'e :)
Pazar, Ekim 23, 2022
Maviliklere Doğru...
"Dışarda muhteşem bir sonbahar güneşi var. Dünden beri bugünü sahilde geçirmeyi planlıyorum. Henüz oturduğum yerden kalkıp sıkışıp kaldığı kafesinden dışarı salamadım ruhumun kuşunu. Ama şimdi kulağımdaki bu müzikle kanatlarını çırpıyor ruhum; belki de sandığımdan da aç güneşin sıcağına, gökyüzünün özgür mavisine..."
Yukarıdaki satırları Momentos'un "Pazar Günü Müziği"ni dinlerken yazdım. Şimdi de Canım Ceren'in verdiği linkten aşağıdaki parçayı dinliyorum.
Parça bitti, kendimi özgür maviliklere bırakmaya gidiyorum.
" Az sonra yukarıya yeni bir foto ekleyeceğim." diyerek çıkmıştım. Sözümü tutuyorum :)
Güneş'in ve mavilerin selamı var size :)
Pazar, Ekim 25, 2020
Doya Doya... Doyabilir mi insan?
Perşembe, Ekim 01, 2020
Ağaç Ev Sohbetleri #58
Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki sorusu Andromeda'n gelmiş. Ben konuyu çok sevdim. Sorumuz şöyle:
Hangi mevsimin insanısınız? Neden?
Bu soruyu 2 sene önce sorsa biri kesinlikle "Yaz insanıyım" derdim. Yaz gelsin, denize girelim, güneşlenelim, akşam sahil boyu gezelim... Sonra dolma yapalım, karnıyarık, taze fasulye, karpuz-peynir-ekmek... Of daha ne olsun! Ama... Evet ama artık yaz insanı değilim. Geçen sene sonbaharla tanıştım. Ömrümde ilk kez sonbahar mevsiminin farkına vardım. Nasıl güzelmiş, nasıl aşık oldum! Yaz bitsin de sonbahar gelsin diye hevesle bekledim.
Renk renk yapraklar, yağmurun tatlı sesi, toprağın kokusu... Hafif hırkalara sarınarak yapılan yürüyüşler... Koşmak, yüzmek... Su soğumuştur diye terk edilen sahillerde denizin, sessizliğin, sakinliğin tadını çıkarmak... Akşam olunca iyice serinleyen hava, battaniyeye sarılıp okunan kitaplar, sıcacık sütlü kahve keyfi :) Anlatmakla olmaz, hadi tam şimdi siz de tanışın ca'nım sonbaharla!
Çarşamba, Eylül 23, 2020
Şarkı İlkbahar, Ben Son...
Salı, Eylül 01, 2020
Eylül
Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü.
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.
Cemal Süreya
Ayrılık Ayracı
Bütün ayraçları kaldırdın ama unuttuğun
Bir şey vardı yine de, çiçekleri sulamadın
Gökyüzü sarardı o zaman bulutlar kirlendi
Ve ne kadar az konuşur olduk günboyu
Birden ayrımsadık ki ayrılık orada başlıyor
Tam da susuşların birbirine eklendiği yerde
Ezberlenecek hiçbir şey yok bu dünyada
Kirletilmemiş bir bulut bile yok artık
Böyle diyorsun her yolculuğa çıkışımda
Yaşadığın kent de sana benziyor gitgide
Ne zaman dönmeyi düşünsem yangın çıkıyor
Ya da erteletiyorum biletimi son anda
Uzun bir sessizlik oluyorsun dağlara baksam
Karşılıksız mektuplar kadar burkuluyor kalbin
Yazdığım şiirler de canımı sıkıyor artık
Fotoğraflarımı yırtıp atıyorum tek tek
Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül diyorsun, tam da orada başlıyor ayrılık
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgar
Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı
Ve gelirken havaya uçurmak bindiğin otobüsü
Birden ayrımsadık ki ayrılık orada başlıyor
Tam da çiçeklerin sulanmadığı yerde
Konuşacak bir şeyler bulamıyorsak günboyu
Derim ki ayrılık gündemdedir ne yapılsa
Ve sen bütün ayraçları kaldırdığını sanmıştın
Ama unutmuşsun yine de ayrılık ayracını
Ahmet Telli
Ben Eylül Sen Haziran
Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım on üçüncü aylara
Ümit Yaşar Oğuzcan,
Pazartesi, Temmuz 13, 2020
Bazı şarkıların hikayesi kendinden büyüktür duymak isteyene!
Bir şarkı söyleyelim beraber, yarınlara umut kalsın!
Sonbaharı özleyenlere...
Çarşamba, Temmuz 01, 2020
Yumruğumuz kadarmış kalbimiz...
...
Yürek yemiş derler cesaret gerektiren işler yapan için. İlkel kabilelerde yapılan seramoniler gelir aklıma. Kabile liderlerinin ateş başında yabani hayvan kalbi yediği ve cesaretine cesaret eklediğine inanılan sahneler...
...
İnsan kim olduğunu değiştirebilir mi? İçinden gelene dur deyip dışından beklenen olabilir mi? Hadi oldu diyelim... Mutlu olabilir mi? Sorular retorik değil. Gerçek birer soru. Var mı cevabı bilen? Bir cevaba ihtiyacım var çünkü kendim sona varıp cevabı bulamıyorum. Hep tökezliyorum yolda.
...
Neden ben olmaya direnmek bu kadar zor? Neden ben olmak bu kadar cazip? Neden ben eremiyorum huzura hayat inadına bu kadar sakin ve huzurluyken?
...
Kafamda hep aynı deli sorular... Dönüp dolaşıyorlar. Ne yaparsa yapsın kendini yine kürkçü dükkanında bulan bir tilki miyim yoksa gerçekten yola çıkmaya cesareti olmayan, yürek yememiş bir korkak mı?
...
Cevaplara ihtiyacım var. Huzura ihtiyacım var. Her yer huzur, içim hariç!*
*yazarken aklıma Afrika geldi candan ötem sağolsun <3 p="">
3>
Salı, Haziran 30, 2020
Yaz, Güz, Affetmek ve Kim Bilir Daha Neler Neler...
Balkonumuz çiçeklendi, tohumlarımız yeşillendi, fideler ilk mahsullerini verdi.
Mark Wolynn'in "Seninle Başlamadı" kitabını okuyorum. Aile travmalarının kuşaktan kuşağa aktarılıp biz farkına bile varmadan hayatlarımızı nasıl derinden etkileyebileceği anlatılıyor kitapta. Verilen örnekleri okudukça düşünüyor insan, ailesinden hangi travmaları miras almış olabileceğini. O kadar çok ki bizim ailenin kadınlarında travma... Nereden tutsam elimde kalıyor benim miras! Haliyle tutup bir yerinden başlayasım gelmiyor.
Yazar kitapta ısrarla ilişkilerinizi düzeltin, affedin, sorunları arkanızda bırakın, yeni bağlar kurun diyor. Bütün hissetmek için ailevi bağların çok önemli olduğunu vurguluyor. Geçmişin geçmişte kalması için farkına varıp kökenine inmek ve sorunu kökten uca çözmek gerektiğini vurguluyor. Miras aldığımız travmaların kaderimiz olmadığını, işleri değiştirmenin elimizde olduğunu savunuyor.
Yıllar önce İstanbul'da vücut frekansımızı inceletmiştik. Analiz sonuçları benim affetmekle ilgili yoğun bir problemim olduğunu göstermişti. Sonuçlar üstünde konuşurken affedemeyeceğim şeyler yaşadığımı söylemiştim. İlerleyen süreçte "affetmek"ten kasıtın, tek tek kişileri affetmek değil de yaşadıklarımı bırakıp kendimi özgürleştirmek, kendimi affederek acıdan kurtulmak, özgürleşmek olduğunu anlamıştım. Yine de anlamak yetmiyor. Çok güçlü bir ağlama krizi sonrası kendimi affettim bazı şeyler için ama hâlâ içimi acıtan şeyler var. Geri dönüp bakmakta zorlanıyorum.
...
29.06.2020
04.45.
Hiç uyumadım. Saatlerdir ekrana bakıyorum boş boş. Kulağımda müzik, aklımda hayaller, karşımda gün doğumu... Yazıyı yazmaya dün başladım ama bitiremedim. Şimdi de bitirebileceğimden emin değilim.

...
05.48
O kadar çok şey yazmak istiyorum ki... O kadar çok şeyi yazamıyorum ki...
Arkadaşlarımızla her fırsatta vakit geçiriyoruz bol bol.
Büyü Dükkanı
Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...
-
Yazmayalı 1 aydan fazla olmuş. Bu sürede çok şey değişti. Aynı anda hem antidepresan kullanmaya hem de haftalık psikoterapi almaya başladım....
-
Dün gece eşimle "Tanrı kim, nerede? Merhametli mi, tam aksine sadist mi? Bizi izliyor mu yoksa umurunda bile değil miyiz?" gibi so...
-
Uzuuuun süren hatta bir türlü bitmek bilmeyen kıştan sonra güneşli, sıcak, çok güzel bir hafta sonuydu. Canım kocam denize girmedi ama yine ...
























.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)
.jpeg)


























