Pazar, Kasım 14, 2021

Rüyalar

Gece 3 farklı Rüya gördüm. İlk rüyam ve son rüyam çok güzeldi, ortadakiyse biraz gıcıktı :))

İlk rüyamda Evrim'leyiz ama bir şeyler olmuş galiba aramız biraz limoni. Böyle olunca genelde Evrim türlü şirinlik yapıp güldürür, aramız düzelir ama bu kez Evrim çok cool takılıyor. Ben nasıl bozuluyorum, istiyorum ki benle ilgilensin ama o baya anlamaz ayağına yatıyor. Arya yanımıza geliyor, ben ona oyalanacağı bir şeyler arıyorum ki Evrim'le yalnız kalalım ama bir dönüyorum Evrim gitmiş. Peşinden gidiyorum, mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Babası da bizdeymiş o sırada. Mecburen oturup kahvaltı yapıyoruz ama ben zor dayanıyorum kahvaltı bitsin de bir fırsat bulup Evrim'e sitem edeyim, o da dayanamayıp şirinlik yapsın, aramız düzelsin diye :))

İkinci rüyamda Arya'yı doktora götürmüşüm. Yanakları nasıl al al, böyle domates gibi kıpkırmızı yüzü, belli ki ateşi var. Doktor ateşini ölçüyor ve diyor ki "Hiç mi ölçmediniz evde ateşini? Ölçmemişsiniz belli, çocuk yanıyor!" Arya'ya bakıyorum, yüzündeki kırmızılık hariç çok iyi görünüyor, gayet bıcır bıcır yine. Doktora dönüp "Ölçmez olur muyuz hiç? Ölçtük tabi ki ama belki de ateş ölçerimiz bozuktur. Bilemiyorum." diyorum. Doktor tüm gıcıklığı ile "Yok, yok, ölçmemişsiniz işte!" diyor. O an böyle panter gibi üstüne atlayıp boğasım geliyor adamı. 

Üçüncü rüyamda yine Evrim var ❤️ Birlikte 2 günlük bir İstanbul kaçamağı yapıyoruz. Taksim'de ya da Maçka civarında bir otelde kalıyoruz. Sabah erken saatte kalkıp yürüyüşe çıkmışız ama şehir sessiz, sakin hava ılık... O kadar güzeldi ki... 

Sabah mutlu mutlu uyandım :) Dışarda mis gibi güneşli bir var. Arya ile Evrim bugünü baba-kız günü ilan etmişlerdi önceden, ben de okuldan arkadaşlarımla Fındıklı sahiline pikniğe gideceğim.

Herkese mutlu pazarlar dilerim :) 



Update: Gerçekten çok güzel bir gündü :) 





Cuma, Kasım 12, 2021

O zaman dans...

Günler süren yağmurdan sonra bugün güneş açtı. Güneş varsa, umut var ☀️☀️☀️

Çok ilginç bir hafta geçiriyorum. Vücudum her gün başka bir noktadan hata verdi ama hepsi de bir gün içinde kendi kendine geçip gitti. Dün gözlerim inanılmaz acıyordu ama öyle böyle değil. Eve zar zor gidip saatlerce yorganın altında karanlıkta yattım. Gece yataktan kalktığımda gözlerim hâlâ çok acıyordu ama bu sabah uyandığımda iyiydim.

Zor bir haftaydı ama şaşırtıcı şekilde giderek hafiflediğimi hissediyorum. Bugün içimden durmadan dans etmek, şarkı söylemek geliyor. Bulduğum her boşluğu müzikle, güneşle, dansla, neşeyle doldurmak istiyorum.

Güneşli günlerin tadını çıkarmak gerek :)




Salı, Kasım 09, 2021

İnsanlar Ölür, Fikirler Ölmez

Yarın 10 Kasım...

Kasım denince içime düşen ateş bambaşka... 

Bugün kendi bayrağımızın dalgalandığı topraklarda yaşayıp kendi dilimizi konuşabiliyor, özgürlükten, bağımsızlıktan bahsedebiliyorsak O'nun ve O'na inanıp kanlarının son damlasına kadar mücadele eden atalarımız sayesinde. Unutmayalım, unutturmayalım! O'nu anlatmak, ideallerini benimsemek, öğretmek ve gerçekleştirmek boynumuzun borcu. 




Pazartesi, Kasım 08, 2021

Ağaç Ev Sohbetleri #116

Bu haftanın konusu için Mr. Kaplan'ın şu yazısından ve yazının altında Deep'le yorumlaşmalarından yola çıkıyoruz :)

Sanat, sanat için midir, toplum için mi? Sanatçı toplumu düşünerek mi bir eser ortaya koymalıdır yoksa  toplumu görmezden gelerek sadece sanat için mi oluşturmalıdır eserini? Mesela yazarlar, eserlerini yazarken okunma/beğenilme endişesi duyarlar ve ona göre mi yazarlar? Yoksa hiç tereddüt etmeden içlerinden geldiği gibi mi yazarlar?

Aslında bu soruya verilecek her cevap son derece kişisel olacak. Sanatçılar başka cevap, sanatseverler başka cevap verebilir. Her iki grup da kendi içinde ayrılabilir. Benim cevabıma gelince, bence sanat sanat için olmalı, beğenmeyen de kendi derdine yanmalı diyorum :)) İnsan bir şey yaparken bunu gören/okuyan/dinleyen ne anlayacak acaba diye düşünmeye bir başlarsa o işin sonu gelmez. Sanatçı sadece içinden geleni canının istediği şekilde aktarmalı eserine. 

Üniversitede yaptığımız bir kitap incelemesini hiç unutmuyorum. D.H. Lawrence'ın yanılmıyorsam "Sons and Lovers" kitabında geçen bir kilise sahnesini analiz ediyorduk. Özellikle kilisede bulunan kırmızı güllerin tasvir edildiği bir paragraf üzerinde durmuştuk. Yazar, burada ne demek istiyor, neye gönderme yapıyordu acaba? Sınıfça anne sevgisinden, ilahi aşka, dini inanca kadar bir sürü farklı fikir öne sürdük ama hocamız hiçbirini onaylamayıp sonunda hepimizi şoka sürükleyerek bahsedilen sahnenin cinselliğe bir gönderme olduğunu anlatmıştı. O zaman bunu kesinlikle kabul edememiş baya saçma bulmuştum. Kilisede cinselliğin ne işi vardı bir kere? Yazarın o satırları yazarken asla cinsel bir gönderme yaptığına inanmamıştım. Aynı kitabı şu an okusam ne düşünürüm bilemiyorum. Peki ya yazar ne düşünmüştü gerçekte acaba o satırları yazarken? Belki de hocamız haklıydı. Bilemiyorum. 

O günden bu güne çoğu düşüncem değişmiştir eminim. Ama hâlâ değişmeyen bir şey var: Yazarın yazarkenki düşüncesi ile bizim okurken hissettiklerimiz her zaman birebir uyuşmuyor. Bazen yazardan çok yazar, sanatçıdan çok sanatçı (?!) olup "Burda şunu demek istemiş aslında" gibi tahminler ya da yorumlar yapılıyor. Oysa sanatçının kafasının içinde değiliz ki, nereden bilebiliriz ne demek istemiş, içinden ne geçirmiş o yaratım sürecinde? 

Soyut resimleri ele aldığımızda da benzer şeyler yaşanıyor. Tablonun karşısına geçen alıyor sazı eline başlıyor kendi türküsünü yakmaya :))


ABSTRAKTE BILDER SERIES, 
‘Soyut Görüntüler Serisi’  
Gerhard Richter, 1986

Sanatsal amaçla ortaya konan bir eser kendiliğinden toplumun faydasına olabilir, toplumun geneline hitap edebilir ancak sadece toplumun faydasına, yani sanata değil de özellikle toplum faydasına/zevkine hitap etmek için yapılan şeylere sanat diyebilir miyiz tam emin değilim. Ortaya konan esere göre değişir sanırım.

Yukarıda bahsettiğim çerçevede sanatçı eserini hangi amaçla ortaya koyarsa koysun o esere bakan herkes kendi görmek istediğini görecek, kendi kapasitesi kadar bir şey alabilecek. Bu yüzden sanatçının tüm kaygılardan arınarak sadece kendi ilhamına odaklanıp içinden geleni sansürlemeden ortaya koyması gerektiğini düşünüyorum.

Bazen hikaye yazarken "Böyle yazarsam yanlış anlaşılır, okuyanlar böyle düşünür, şöyle düşünür" diye değiştiriyorum yazdıklarımı, yazacaklarımı. Demek ki ben henüz yazar olmanın yakınından bile geçemiyorum. Yanlış anlaşılma kaygısı ile hikaye mi yazılır hiç! 

Öz eleştirimi de yaptığıma göre bu konuda siz neler düşünüyorsunuz diyerek çekilebilirim şimdilik köşeme :) 



Perşembe, Kasım 04, 2021

"İnsanı sarsıp kendine getiren an"larda bugün...

Az önce hastaneden geldik. 

Evrim akşamüstü arayarak nefes alamadığını söyleyip onu iş yerinden almamı istedi. Nasıl gittiğimi bilmiyorum. Evrim'i aldıktan sonra da hayatımda ilk kez kırmızı ışıkta duramayıp geçtim. Önce ışığı fark etmedim, fark ettiğimde frene bastım ama duramadım. Geçip gitmek zorunda kaldım. Hastanede Evrim'e Covid testi yaptılar, EKG ve bilgisayarlı tomografi çektiler. Nefes alamadığı için hava verdiler. Evrim'e hava verilirken ben eve döndüm çünkü Arya evde yalnızdı. Hastanedeyken aklım Arya'daydı, eve döndüğümde ise Evrim'de. Arya'ya yemek yedirip ödevlerine başlattım sonra hastaneye geri döndüm. Ama o kadar dalmışım ki hastanenin girişini kaçırıp yola devam ettim. Fark edince hemen sağa çekip geri döndüm. 

Evrim'i alıp eve dönünce çok rahatladım. "Üçümüz yan yana olalım da gerisi hallolur" diye geçirdim içimden. Evrim duş aldı, biraz çorba içti, şimdi dinleniyor. Arya'nın ödevleri bitti. Sanırım ben de biraz bittim. Uzanıp dinleneceğim. 

Bugün işler karışmadan önce çektiğim sonbahar fotoğraflarımı şuraya bırakayım:







Çarşamba, Kasım 03, 2021

P.S. I Love You

Ne zaman canım sıkılsa ya da kendimi kötü hissetsem önceden izleyip çok sevdiğim bir filmi tekrar izlerim (Yeni bir film izleyecek sabrım ve olmadık filmlerle kaybedecek vaktim olmadığı için tercihimi halihazırda bildiğim, sevdiğim, beni hayal kırıklığına uğratmayacak bir filmden yana kullanıyorum). Bugün de "P.S. I love you" filmini izledim kim bilir kaçıncı kez :) Filmin hikayesi, kanser yüzünden ölen genç bir adamın ardında bırakacağı eşinin bu kaybı atlatmasına yardımcı olmak için ölmeden önce yazdığı mektuplar üzerine kurulu. O kadar güzel ki izlerken aşkla, sevgiyle, hüzünle ve umutla doluyor insanın içi. 



Holly ve Gerry'nin filmin en başındaki kavga bana çooooook tanıdık birilerini hatırlatıyor nedense :D Filmin en anlamlı sahnelerinden birinde Daniel, Holly'e kadınların ne istediği soruyor ve Holly ona kadınların ne istedikleri hakkında hiçbir fikirleri olmadığı sırrını (?!) veriyor. 

Yağmurlu günlerde battaniyenin altına kıvrılıp izlemeyi sevdiğim bir kaç filmi daha yazayım :)

  • İlk 50 Öpücük
  • Senden Önce Ben
  • Aşk Sarhoşu
  • Stajyer
  • Julie  & Julia
  • Pretty Woman
  • Başımıza Gelenler
  • Kör Nokta

Pazartesi, Kasım 01, 2021

Jolene

İngilizceye olan aşkıma rağmen yabancı müzikle aramda hep bir mesafe var ama nedense country müzik seviyorum. Günlerdir dilimde olan şu şarkıyı paylaşmadan geçmek istemiyorum :)


Şarkının bestecisi ve ilk meşhur eden kişi 42 Emmy adaylığı ve 7 Emmy ödülü bulunan Dolly Parton. Dolly ismi eminim tanıdık gelmiştir.  İlk klon koyuna Parton'dan esinlenerek "Dolly" adı verilmiş :D
Parton, Miley Cyrus'un da vaftiz annesi.

Şarkının sözleri çok ilginç. 


Jolene, Jolene, Jolene, Jolene
Sana yalvarıyorum benim erkeğimi alma
Jolene, Jolene, Jolene, Jolene,
Lütfen sırf yapabiliyorsun diye onu alma


Güzelliğin benzersiz
Kumral saçlarının parlak bukleleri ile
Fildişi tenin ve zümrüt yeşili gözlerin ile
Gülüşün ilkbahar nefesi gibi
Sesin yaz yağmuru gibi yumuşak
Ve ben seninle yarışamam
Jolene


Uykusunda senin hakkında konuşuyor
Ve yapabileceğim hiçbir şey yok
Ağlamaktan başka, o senin ismini sayıkladığında
Jolene
Ve ben kolayca anlıyorum
Erkeğimi nasıl da kolayca alabileceğini
Ama sen onun benim için ne ifade ettiğini bilmiyorsun
Jolene


Sen istediğin erkeği seçebilirsin
Ama ben bir daha asla aşık olamam
O benim için tek
Jolene
Seninle bu konuşmayı yapmak zorundaydım
Mutluluğum sana
Ve sen her ne yapmaya karar verirsen ona bağlı
Jolene

Başka bir kadına yalvaracak kadar çaresizce aşık olan bir kadın... İstediği erkeği baştan çıkarabilecek kadar güzel olduğu halde ikinci kadın olmayı kabul eden başka bir kadın... Adam nasıl biri acaba? Ama yok yok! Bu o adamın hikayesi değil, bu iki kadının hikayesi sadece.

...


Aşağıdaki parçayı ise yakın zamanda tamamen tesadüf eseri dinledim ve sesi duyduğum ilk anda aşık oldum. Kelimelerle anlatmak zor. Jack Smith şarkıya giriş yaparken dünya bir anda değişiveriyor sanki. 



Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca

Storytel'de şu an dinlediğim kitapta anlatılanlar o kadar tanıdık ki... Gücü elinde tutanların güçsüzleri nasıl ezdiği, ezerken bir de a...