Pazartesi, Aralık 06, 2021

offfffffffffffffffffffffffffff

O kadar bunaldım ki İMDAAAAAAT diye bağırmak istiyorum :(

Arya'nın bitmeyen ezber ödevleri, ikide bir gelip anne sorsana, anne dinlesene deyişi... Ezber ödevi bitince İngilizce ödevinin çilesi... Kendin yap, yapamadığını boş bırak diyorum yok illa ki hepsini yapmak istiyor. 

Okulda yapılacak Tubitak fuarına yetiştirmem gereken proje...

Mutfakta bekleyen bulaşıklar,

Yatak odasında katlanıp yerleştirilmeyi bekleyen çamaşırlar,

Okumam gereken 2 adet sınav kağıdı,

Halledilecek ufak tefek bir sürü iş...

Yarın tüm gün dersimin olması ve üstüne de nöbetçi olmak...

Ve daha bir sürü şey...

Offfffffffffffffff! O kadar boktan hissediyorum ki şu an...

Ağaç Ev Sohbetleri #120


2021'in son ayındayız. Eskiden olsa yeni yıl için heveslenip, merakla, umutla beklerdik. Ama artık Covid ve ekonomik durum yüzünden gelen günler gidenleri aratacak diye düşünür olduk. İşte bu yüzden Ağaç Ev Sohbetleri için şöyle bir soru sorayım dedim:

Bu yılbaşında 2022'ye değil de kendi seçtiğiniz bir yıla girme ve o yılı yeni baştan yaşama şansınız olsaydı hangi yılı seçerdiniz? Neden? 

Yalnız belirtmem gerekiyor ki hiçbir şey değiştirme gücünüz yok, her şey en küçük detayına kadar birebir o yıl gerçekleştiği şekliyle yaşanacak. Bir de bonus olsun: Tarihten bir yıl ve kişi seçip onun bir yılını da yaşayabilelim istersek :)

Tarihten herhangi bir kişi ve herhangi bir yıl seçebiliriz dedim ama ben kendi kişisel tarihime bakıp 2009 yılını seçtim. O yıl yurttan ayrılıp Beşiktaş'ta bir eve çıktım, okuldan mezun olup tam zamanlı çalışmaya başladım. 

İlk kez sadece bana ait bir odam oldu o yıl. Beşiktaş'ta, üstelik de meydandaki büyük Kartal heykelinin hemen yukarısında bir evde yaşamak hayallerimin bile ötesindeydi. Kaldığım ev çok eski püskü bir yerdi ama Evrim'le ve arkadaşlarımızla o kadar mutlu zamanlarımız oldu ki o evde...

Eve tam olarak yerleştiğim tarihi hatırlıyorum: 4 Haziran. O gün Pınar'ın doğum günüydü. Evi temizleyip yerleştirdikten sonra pasta kesip hem onun doğum gününü hem de benim ilk evimi kutlamıştık. Sonraki günlerde çok arkadaşımı ağırladım o evde. Yıllarca evlerinde kaldığım Oktay, Volkan ve Berkay'ı; üniversite yıllarımı kurtaran Derya, Pınar ve Özge'yi, Evrim'in arkadaşları Evren, Toygun ve Mustafa'yı... Son finallere o evde çalıştık, oyunlar oynadık, film izledik, müzik açıp canımızın istediği kadar dans ettik. Romantik sofralar kurduk Evrim'le birlikte. Evrim o evde evlilik teklif etti bana. O yıl ilk kez evimin olduğu ve gelecekteki hayatımıza ilk adımları attığımız yıldı.

Hatırladığım tüm güzel şeylerin yanı sıra çok zor günlerimiz de oldu o yıl tabi ki. Ama hangi yıl olmadı ki? Ya da olmayacak? Hayat her zaman inişli çıkışlı, kötü günlerde her şeyin gelip geçici olduğunu hatırlamak önemli.

Sizin seçtiğiniz yılları ve nedenlerini merakla bekliyorum :)

... 

Dipnot: Yazıyı günler önce yazmıştım. Şu an yazsam çok başka bir yıl seçebilirim belki de. Hayat benim için hep böyle galiba, bir an'ım bir an'ıma uymuyor. 

Cumartesi, Aralık 04, 2021

Bildiğimiz Dünyanın Sonu

Doppler ile başlayıp Volvo Kamyonlar ile devam eden serüvenin sonuna geldik. Son kitabın adı: "Bildiğimiz Dünyanın Sonu". 



Bu kez ne yazacağımı pek bilemiyorum.

Volvo Kamyonlar'ın sonunda evine dönmeye karar veren Doppler'in peşine takılıyoruz bu kitapta. Doppler evin yolunu bulsa da kendini ve dünyadaki asıl yerini bulması pek kolay olmuyor. Kitabın büyük bölümünde o kadar saçma şeyler yapıyor ki... Detaylar özetlenecek gibi değil pek. Hatta bazı şeyler gerçekten oluyor mu yoksa Doppler'in hayal aleminde mi yaşanıyor tüm bunlar acaba diye merak ediyor insan okurken.

Eski evinin bahçesindeki ağaçta kamp yaptığı günlerden, evin bodrumunda yaşadığı günlere; sokaklara düşüp dilenci olmaktan, Danimarka'da porno yıldızı oluşuna kadar uzanan karmaşık zamanlardan sonra Doppler, hikayenin en başında gittiği yere, ormana geri dönüyor. "E madem burada bitecekti, keşke hiç ayrılmasaydı ormandan" derken buldum kendimi. Ama insanın gerçekten kendini bulması için önce iyice kaybolması gerekiyordur belki. Hani derler ya "Dibe vurmadan özgür olamazsın.", işte Doppler bu sözün hakkını veriyor sanırım. 

Yine kitaptan alıntılar ile bitireceğim yazımı:

"Çünkü insan hep olduğu yerdedir ve saniyeler tik tak geçer; insan başkası olacaksa çok büyük fedakârlıklar ve değişimler gereklidir."

"Başka insanların iyi nitelikleri Doppler'in bildiği en korkunç şeydi. Bunların karşısına neyle dikilebilirsiniz ki? Hiçbir şeyle. Bazıları bizden daha iyi işte ve bununla yaşamayı öğrenmek zorundayız."

"Doppler yargılamak istemiyordu çünkü herkesin günü gelince kaltak olduğunu içten içe biliyordu. Yani insanlığın nesilden nesile geçen kalıtımsal bir tür özelliği bu. Bütün kalıtımsal malzemede bir kaltaklık geni var."

"- bu aslında on dördüncü yüzyılda Ockhamlı William'ın ileri sürdüğü bir ilkedir: Bir olgu ya da bir olayın birkaç makul açıklaması varsa, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır."

"Hayat zaten kocaman bir olağanüstü durumdan ibaret, diye düşündü Doppler; bir yanda sessizlik, diğer yanda hiçlik, ortada ise yaşam."

"Burada mısın? Doppler kesinlikle burada değildi. Nerede olduğundan bihaberdi gerçi ama en azından burada olmadığını biliyordu. Buranın dışında her yerdeydi."

"Sistem şu şekilde işliyordu: Tüketmek için beklemeyelim diye bankalar borç vermek için sıraya girmişlerdi. Tüketim genç yaşlarda başlıyor ve asla sonu gelmiyordu. İnsanlar, borç almak için ödedikleri ekstra kronları memnuniyetle çıkarıp veriyorlardı çünkü öbür türlüsü dışlanmak anlamına geliyordu, bu da istenmiyordu, tatsızdı, hatta ve hatta tehlikeliydi."

"Pek çok kere, hiç konuşmamak en iyisi diye düşündü. Konuşmak, önemi fazlaca abartılmış bir meziyet. İstemiyorsan konuşmazsın."

"Mesela insan dünyadaki yerinden emin değilse, kaybolmuşsa, yaşamın ve toplumun yapılarına akıl erdiremiyorsa bir yasa konulmalı. yalan söylemek serbest olmalı mesela. yaşamın anlamı yitirildiğinde, acil yalan yasası."

...

"Her şeyin bir zamanı varmış. Ormana kaçma zamanı ve geri dönme zamanı. Gerçeğin zamanı ve yalanın zamanı. Yalan kıymeti bilinmemiş bir kaynak."

...

"İnsan yalanın ayrıntılarını iyice bir gözden geçirdiğinde, yalan söylemek hiç zor değil. Bize yalanın aptalca ve tehlikeli olduğu, kesinlikle doğru bir şey olmadığı öğretiliyor. Ancak yalan bir dizi sorunu halledebilir."

...

"Tuzağa balıklama atlamıştı. Sazan gibi. Boşluk ve eşya biriktirmişti. Daha okulun ilk gününden başarılı olmuştu, ulusun vefakâr bir hizmetçisi olabilmek için hedefini belirlemiş, eğitimini almıştı. Çocuk yapacağı akıllı bir kadın bulmuş, cazip bir bölgede ev sahibi olup çocuklarına da aynı yaşam biçimini aşılayarak iyice bokunu çıkartmıştı. Ulusun hedefi ne pahasına olursa olsun büyümedir. Bu, ortak çıkarları tehdit eder mi acaba, diye sormaktır."

...

Seri için son sözü söylemem gerekirse; ilk kitapta kendimle özdeşleştirdiğim Doppler, ikinci kitapta kendini de beni de kaybetti diye düşünürken üçüncü kitapta daha ne gördün ki, sen bir de şimdi olacaklara bak dedi sanki yazar bana. Oradan oraya savrularak kitabın sonuna geldiğimde Doppler, hikayenin başladığı yere, ormana geri döndü. Çok ilginç ve çarpıcı bir yolculuktu Doppler'le oradan oraya savrulmak. 3 kitapta da hayran kaldığım vurucu kısımlar vardı, sırf o kısımlar için bile yine olsa yine okurum diyebilirim ama siz de mutlaka okuyun diyemem. 

Gelsin yeni kitaplar, yeni maceralar!

 

Çarşamba, Aralık 01, 2021

Volvo Kamyonlar

Volvo Kamyonlar daha önce bahsettiğim Doppler'in devam kitabı. Ama ilginçtir ki 28. sayfaya kadar ortaya çıkmıyor Doppler. Hatta 28. sayfada da sadece şöyle bir adı geçiyor. 



Volvo Kamyonlar'da yazar bizi Maj Britt'in hikayesi ile karşılıyor. Kitabın Doppler'in devam kitabı olduğunu baştan bilerek almasam aynı yazarın elinden çıktığını düşünmezdim sanırım. Tamam yine Doppler'dekine benzer haylaz bir üslup var ama... Bu kez yazar, ara ara filmlerde de kullanılan 4. boyuta geçerek bizimle kitabın yazarı olarak konuşuyor ve yazdıkları hakkında fikirlerini bizimle paylaşıyor. Bu kitapta Doppler'in kafası ne kadar dumanlıysa yazarınki de o kadar dumanlı sanki :)) Belki de bilinçli olarak böyle bir üslup seçmiştir yazarımız. Emin olamadım. 

İlk kitapta her şeyi sadece Doppler'in ağzından dinliyorduk ama bu kez işler başka. Yazar neredeyse her sayfada sahneye çıkıyor, sazı eline alıp başlıyor: "Ben bunu yazan kişi olarak..." Yazar burada ne demek istemiş acaba diye düşünmemize hiç gerek kalmıyor çünkü yazar anında anlatıyor ne demek istediğini :)) Kitapta yazarın, yazar olarak söylediği bazı şeyler kitabı daha ilginç hâle getiriyor:

"Siz okurlar, yazarların kendi tecrübelerini kullanarak bir şeyler yazmalarına bayılırsınız. Metinde yazarın hayatına dokunan noktalar tek tek cımbızlanır, cilalanır ve metni anlamada kilit noktalara dönüşür. Olayın gerçekten yazarın tecrübesinden kaynaklanması bile gerekmez, okurun buna inanması yeterlidir. İkisi de aynı kapıya çıkar."

Yazar neredeyse iki sayfada bir, "şimdi siz şöyle dersiniz, bunu sorar, bunu mantıksız bulursunuz." gibi cümlelerden sonra kendince açıklamalar yapıp yazdıklarını savunuyor. Bu endişelerinde ciddi mi yoksa bizle kafa mı buluyor emin olamadım.

İlk kitaptaki Doppler ile bu kitaptaki Doppler farklı. İlk kitapta insanlardan kaçan ve doğaya sığınan Doppler, kafası çorba olmuş ne yaptığını bilmeyen, kim kolundan çekerse o yana giden, kaybolmuş birine dönüşüyor bu kitapta. Birinci kitabın sonunda ormanın çağrısını duyduğunu söyleyen Doppler yolda duyma ve düşünme yetisini kaybetmiş sanki. Hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur ki yazar bunu da tahmin etmiş ve 69.sayfada yazmış : "Doppler'in o dönemdeki dava adamı tavrı göz önüne alındığında, şimdi Varmland'da oturmuş esrar çekiyor olması, insanda hayal kırıklığı yaratıyordur tabii." Eleştirilerime rağmen kitapta birçok cümlenin altını çizdim ve ne kadar doğru diye düşündüm.  İlk kitapta Doppler'de kendimi görmüştüm ama bu kitapta yollarımız ayrıldı sanırım. 3. kitapta neler olacak bilmiyorum tabi. Belki yine kesişiriz bir noktada.

Kitapta hoşuma giden bazı cümleleri bırakayım buraya: 

Maj Britt ile ilgili alıntılar için parantej içine MB yazacağım.

"Ayrıca Tanrı'ya da kızgın. Ama onu toptan gözden çıkaramıyor. Onun için kapıyı hafif aralık bırakıyor. Konuşacak başka bir şey yok."

"Sistem, ona yardım eli uzatmak ya da onunla konuşmak yerine, onu mahkeme karşısına çıkarıp onurunu kırdı; onu anlayan ve anlamanın faydasını gördüğü tek şeyle bir arada olmaktan onu mahrum bıraktı." (MB)

"Yaşamın özünde haksızlık olduğundan, çarpıklıkların sonunun gelmeyeceğinden, evrenin yavaş yavaş genişlemesi gibi, çok önceden belirlenmiş bir tempoyla bu çarpıklıkların da her an büyüdüğünden, daha da çarpıklaştığından derin bir şüphe duymaktadır." (MB)

"Bazen tek bir kişinin bile sizi görmesi yeter. Tüm insanlar içinde tek bir kişi." (MB)

"İnsanın insana olan ihtiyacı dışında her şey hikâye." (MB)

"Mesele yaş değil, sınıf. Yaş hiçbir şey. Sınıf her şey. Mesele insanın nereden geldiği mayasının ne olduğu." (MB)

"Ben nasıl istiyorsam öyle görünüyorum. Bu bölgedeki diğer yaşlı kadınlar kadar demode ve içi geçmiş tarzda giyiniyorum. Arada kaynayıp gitmekten hoşlanıyorum. Herkes beni tanıdığını sanıyor, giyimimden dolayı. Bu da bana hareket özgürlüğü sağlıyor." (MB)

"Maj Britt ayakkabılarını çıkarıp meydandaki çınarın çevresindeki ıslak çimenlerde yavaş yavaş yürüyor. ... O pisliklerin bunu ondan alamayacaklarını biliyor. Muhabbet kuşlarını. evet. Ama güneş doğarken ıslak çimenlerde çıplak ayakla yürüme hakkım, asla." (MB)

"Çocuklar, senin çocukların değil; biz, yaşamın kendine duyduğu özlemiş sadece, senin aracılığınla dünyaya geldik ama senden gelmedik, seninle birlikte olsam da sana ait değilim, çünkü ruhum geleceğin evinde yaşıyor ve sen orayı ziyaret edemezsin, rüyalarında bile."

"Çok az insan ne halt karıştırdığını biliyor zaten, en azından ben gerçeği itiraf edebileceğim bir noktadayım. Evet, ne halt karıştırdığımı bilmiyorum ama bunun beni yıkmasına da izin vermeyeceğim. Bir gün gelecek bir şeyleri anlayacağım, o zaman belki eve dönerim."

"İnsanları sevmiyorum. Ama neyi sevdiğimi de bilmiyorum."

"Olmadığın biri gibi görünmeye çalışıyorsun. Bu da felaketin olacak. İnan bana. Buna defalarca şahit oldum. Kendinden kaçmaya çalışıyorsun. Ama olmaz. Bu imkansız. Her zaman kendine yetişirsin; bugün bunun gerçekleşmek üzere olduğunun işaretlerini görüyorum." 

...

"Ne istersen olabilir, ne istersen yapabilirsin."

"Ama ben hiçbir şey olmaya çalışıyorum. Hiçbir şey olmaya ve hiçbir şey yapmamaya çalışıyorum" diyor Doppler.

"Boş laf. Ne yaptığını bilmiyorsun."

...

"Bilinç sahip olduğumuz tek şey, der von Borring."

"Doppler'e göre, dünyada ne Tanrı ne de onun sözü gerçek anlamda mevcuttur, bırakın pek çok kişi buna inanıp Tanrı varmış, İncil'in ortaya çıkması onun işiymiş gibi yaşasın, ama Doppler bu Tanrı meselesini, çoğunlukla kendi başına düşünemeyen garibanların yapışıp kaldığı bir icat olarak görüyor, çünkü öbür türlü hayat onlara çok gaddar gelecektir." 

"Aşk her şeyi değiştirir. Karanlık düşünceler daha az karanlık olur, hatta bazen hepten ortadan kalkabilir."



UB40 - Red Red Wine


Bob Marley - Small Axe

"If you are a big big tree
We are a small axe
Ready to cut you down
To cut you down"


Şarkılar kitapta geçen parçalar ve sözleri de kitap karakterlerinin hallerine göndermeler içeriyor:

Update: 3.kitabı okumaya başladım ve üslup yine değişti. 2. kitaptaki dumanlı kafanın dumanı hafiften dağılmış, gerçeklere dönüş başlamış. Ama gerçekler Doppler'in beklediğinden farklı ve biraz da acı.

Yazarla ilgili şahsi fikrimi de yazmak istiyorum. Tamamen okuduklarımdan yola çıkıyorum. Bence yazar mevcut hayatından kaçmak, bir süre her şeye boş verip dağıtmak istiyor ama yapamadığı için tüm bunları Doppler'e yaptırıyor. Doppler ilk kitapta kendi hayatından kaçıp yeni kurduğu düzende mutlu olunca yazar kendisi mutsuz olmuş bence. Bu yüzden 2. kitapta Doppler'i kötü hallere düşürüyor ki evine dönsün, doğru olanın evinde olmak olduğunu anlasın. Böylece yazar kendi de hayatından kaçmanın iyi bir fikir olmadığını kendini ikna edebilsin. Bu fikrim 2. kitabın son sayfasında yazar kendi hayatını anlattığı anlarda daha da perçinlendi ama tabi tüm bunlar benim kafamda oluşan bir hikaye olabilir sadece. Yazarın da dediği gibi biz okuyucular kitapta yazarın kendi hayatıyla ilgili kırıntılar bulmaya meyilliyiz hatta fazla hevesliyiz :))))

Bakalım 3. kitapta neler olacak :)

Pazar, Kasım 28, 2021

Öncelik Sıralaması (ya da Sıralayamamam mı Acaba?)

Günaydın :)



Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, yapmam gereken çok şey olunca nereden başlayıp hangi sırayla gideceğime karar veremiyor, karar versem bile yaptığım sıralamaya sadık kalamıyorum. Bugün de o günlerden biri maalesef. Yapacak bir sürü işim var ama anlaşıldığı üzere bilgisayar karşısına geçmiş bu satırları yazıyorum. 

Beni bekleyen işler listesi şöyle:

  1. Banyo ve tuvaletler temizlenecek, ✔️
  2. Dün yıkadığım 3 makine çamaşır katlanıp yerleştirilecek, ✔️
  3. Kalan 2 makinelik çamaşır yıkanıp kurtulacak, ✔️
  4. Okul-iş kıyafetlerimiz ütülenecek,
  5. Biraz daha beklerse bozulması muhtemel 4 farklı sebze işlenecek / pişirilecek ✔️
  6. Kasaba ve markete gidilecek, ✔️
  7. Arya'nın hafta içi öğle yemekleri ayarlanacak, ✔️
  8. Arya'nın saç diplerindeki konaklara* zeytinyağ sürüp iyice taranacak, ✔️
  9. Mısır patlatılıp ailecek film izlenecek, (Arya için mısır patlattım ama filmi yarın akşama erteledik) 
  10. Öğrenciler için 3. ünite özeti hazırlanacak (Of bu tamamen aklımdan çıkmıştı, az önce bilgisayarı kapatayım derken geldi aklıma :(((
*Hani bebeklerin saç derisinde sarı sarı konaklar olur, kabuk bağlamış gibi. Arya'da bir süredir o konaklardan oluyor. İnternetten araştırdım, alerjik bünyeli insanlarda olurmuş. Zeytinyağ sürüp yumuşayınca taramak ve sonra yıkamak gerekiyormuş. En az 3-4 kez tekrarlanması gerekiyormuş. Bakalım bugün deneyeceğim, işe yararsa farklı günlerde 2 kez daha yapmamız gerek. Tabi bir de bu iş için Arya'yı ikna etmem gerek ki en zor kısmı burası maalesef :(

"Güzel başlayan bir Pazar günü nasıl kâbusa döner?" sorusunun cevabını uygulamalı olarak öğrenmek üzere olduğumu hissediyorum. Bana şans dileyin lütfen :)

Şuraya pek de aileye uygun olmayan ama 2 gündür de dilimden düşmeyen eğlenceli bir şarkı bırakıp makûs talihime doğru yollanayım :)))


Son Durum: 4. ve 10. maddeler için zerre enerjim kalmadı :( Ayaklarımı uzatıp yayıldım koltuğa. Biraz kitap, biraz dizi sonrası uyku... 

Cuma, Kasım 26, 2021

Fake it until you make it*

"Fake it until you make it."

Türkçe'ye tam olarak çevirebilir miyim bilmiyorum. Üç aşağı beş yukarı "Gerçekten yapana dek / oldurana dek yapıyormuş gibi yap ya da olmuş numarası yap" gibi bir şey sanırım. 3 bira ve yüksek desibel müziğe maruz kalmış halimle bu kadar çevirebildim. Yarın yine düşünür, düzeltirim belki. 

Bu sözü ilk kez Canım Ceren'imden duydum, aldım kendime amaç edindim. Olana dek, oldurana dek olmuş gibi yapıyorum. Mesela bu gece kimseye ihtiyacım yokmuş gibi yapıyorum. Çok eğleniyormuş gibi, her şeyi bir kenara bırakmış gibi yapıyorum. İnanıyorum bir gün numara değil gerçek olacak bu söylediklerim. 



Perşembe, Kasım 25, 2021

İçimiz Isınsın :)

Dışarısı buz, kış geldi!

O zaman içimizi ısıtacak şeylere sıkı sıkıya tutunmak, sarılmak lazım :)

Benim epey uzun zamandır boşladığım bir yemek blogum var. Daha önce de bahsetmiştim, ismi "Rüya'nın Mutfağı" :). Eskiden aktif olarak tarif yazıyordum ama son yıllarda pek üstüne düşmedim. Geçenlerde Sevgili Handan'ın ilhamıyla yaptığım sarımsaklı ekmeğin tarifini az önce yazdım bloga. Onu yazarken domates çorbası tarifimi de yazdım. Üstüne de sıcak şarap tarifi yazarak mis gibi sıcacık bir kış gecesi için gereken üç temel şeyi yazmış oldum :P Sıcak şarap tarifi yılbaşı için de güzel bir seçenek olabilir. Ölçüleri iki katına çıkararak misafirleriniz için hoş bir sürpriz hazırlayabilirsiniz :) 

Blogda severek yaptığım ve severek yediğim tarifler var. Aklıma geldikçe yeni tarifler de eklerim. Maksat soğuk kış gecelerinde içimiz ısınsın :)


Filler Sultanı ve Kırmızı Sakallı Topal Karınca

Storytel'de şu an dinlediğim kitapta anlatılanlar o kadar tanıdık ki... Gücü elinde tutanların güçsüzleri nasıl ezdiği, ezerken bir de a...