Bu hafta konu benden ama çok düşündüğüm hâlde fazla bir şey gelmedi aklıma. Şimdi yazmaya başlayınca aklıma gelen ilk şeyi sorayım.
Bizim kültürümüzde kendini anlatan / "öven" pek sevilmez. Karşı taraftan bir iltifat alınca bile "Yok canım, estağfurullah!" falan deriz hemen. Genelde iltifat özürlüyüzdür, maalesef iltifat etmeyi de pek bilmeyiz, kibarca kabul etmeyi de. Oldu da kendini öven birine rastlarsak da hiç vakit kaybetmeden "Amma da kendini beğenmiş" diyerek yaftalarız. Ama ben bugün bunu değiştirmek istiyorum. İyi yanlarımızı görmek ve kendimizi sevmek için bir egzersiz gibi düşünebiliriz bu haftanın konusunu.
Eğer dışarıdan biri gibi kendine bakıp kendini övecek olsan ne derdin? Kendinin hangi özelliğini/özelliklerini takdir ederdin? (Belki de "İnsanların, senin en çok hangi niteliğinin değerini bilmesini istersin?" diye de düşünebiliriz soruyu)
Dışarıdan kendime baksam, ilk olarak sorumluluk sahibi oluşumu, gerektiğinde elimi taşın altına koymaktan çekinmeyişimi takdir ederdim. Hata yaptığımda kabul edip rahatlıkla özür dileyebilişimin ve bir de aklımda ne varsa açık açık söyleyişimin yani insanların yüzüne söyleyemeyeceğim şeyleri asla arkalarından söylemeyişimin değeri bilinsin isterim. Sanırım biliniyor da :)
Bazen kişisel olarak beni çok bunaltan bir şey olsa da bir işin sorumluluğunu üstlendiysem o işi hakkıyla, tam olması gerektiği zamanda, tam olması gerektiği gibi yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Yapamama ihtimalim varsa o iş bitene dek Dünya dar geliyor bana. Bu yanımı birlikte çalıştığım insanlar da, arkadaşlarım da biliyorlar ve "İşi Rüya'ya verdiysen kontrol etmene gerek yok, sen unut, Rüya unutmaz" derler. Bu durum yüzünden çok strese girerim o iş bitene dek ama bitince de çok iyi hissederim :) Benim gibi olmayanlara da pek katlanamam ve bunu dile getirmekten de hiç çekinmem.
Okul müdürümüz ben kendimi tutamayıp sinirlenince bile durup sakince dinler ve asla kızmaz. Hatta güler. Çünkü art niyetle değil tamamen açık yüreklilikle söylediğimi bilir. Odasına girip "İyi misiniz? Hiç böyle yapılır mı bu iş?" diye çıkıştığımda durur bir düşünür ve genelde "Sen böyle diyorsan, iyi değilimdir belki de. Bir anlat bakalım, ne yapmışım, nasıl yapılmalıymış." der. Sadece o değil, arkadaşlarım da bilirler fevri olduğum kadar art niyetsiz olduğumu ve kolay kolay alınmazlar dediklerimden. Ama işte bazen bu yanlarımı anlamayıp beni kaba, sinirli, katlanılmaz bulanlar da oluyor. Onları da anlıyorum aslında.
Dış dünyada her şey o kadar eğilip bükülüyor ki insanlar alışmışlar sahte kibarlıklara, lafı dolandıranlara, doğruyu açıkça söylemek yerine binbir örtü ile süsleyip püsleyip saklayanlara... Söyleyecekleriniz işine gelmiyorsa ne düşündüğünüzü bilmek istemiyor insanlar. Eh herkesin kendi tercihi. Ben tam tersine gerçek dostun gerçekleri oldupu gibi söylemesini isterim. Yanlışsam "Rüya, yanlışsın!" diyebilmeli arkadaşım.
İnsan dostunun yanlışlarını mümkün oldukça kırmadan açıkça söylemeli. Yanlışa düştü diye uzaklaşmak ve yanlışa düşen kişiyi yalnız bırakmak bence en büyük hata. Bak arkadaşım, yanlış yapıyorsun. Seni yargılamıyorum, senden vazgeçmiyorum. Yanındayım ama bu yanlışta seni desteklemiyorum. Gel, bu yanlıştan bir an önce dön." diyenden zarar gelmez insana. Bunu yapmadan çekip gidene zaten asla dost olmamıştır bence.
Daldan dala konuğum bir ağaç ev sohbeti oldu kusura bakmayın.
Siz de lütfen dönüp şöyle bir bakın kendinize! Hangi niteliğinizin kıymetini bilsin işvereniniz, aileniz, sevdikleriniz?