Sevgili Momentos, her pazar takipçilerini birbirinden güzel müziklerle buluşturuyor. Bu haftaki seçimi de yine muhteşem 🧡
Ben salıncağıma gömüldüm, keyfini çıkarıyorum. Hadi siz de tıklayıp dinleyiniz :)
Sevgili Momentos, her pazar takipçilerini birbirinden güzel müziklerle buluşturuyor. Bu haftaki seçimi de yine muhteşem 🧡
Ben salıncağıma gömüldüm, keyfini çıkarıyorum. Hadi siz de tıklayıp dinleyiniz :)
İnsanı en çok en yakınları kırar döker.
Bunu biliyordum zaten de bu hafta boyunca üst üste uygulamalı olarak tazeleme eğitimi aldım. Bazı eğitimler böyledir. Süresi bitince tazeleme eğitimi verilir. İlk yardım eğitimi de öyledir mesela.
Geçen Ağaç Ev sohbetlerinde yazmıştım her ilişkide bir çok seven, bir de daha az seven vardır. Çok sevip kırmayayım diye uğraştığınız bazen tepenize çıkar hiç acımadan kırar kolunuzu kanadınızı.
Detaya gerek yok! Olur böyle şeyler.
Şaşırdım mı peki? Hayır tabi ki :) Herkes en çok kendini sever ne kadar inkar etse de. Başkası için fedakarlık yaptığımızı iddia ettiğimiz - ya da öyle olduğuna inandığımız - anlarda bile aslında kendimiz için yaparız bazı şeyleri. O fedakarlıklar yapılmasa muhtemel bize bir geri dönüşü olacaktır ve biz o geri dönüşten kaçınmak için fedakârlık yapmayı seçeriz. Ama işte bazen ne yapsak olmaz. Takılmamak lazım :)
"İyi ki "takılmamışsın"! Üşenmeyip buraya yazıyorsun, daha ne kadar takılacaksın ki zaten?" dediğinizi duyar gibiyim. Ben hiçbir şeyi içimde biriktirmem, içimden/aklımdan geçiyorsa mutlaka dilimden ya da elimden dökülmeli ki bünyemden çıkıp gitsin, izi kalmasın :) Şimdi yazdım, suya attım, bitti gitti :) Kin tutmamak için içimizde biriktirmemek gerek :)
*Başlık, Instagram'da takip ettiğim ünlü şair Özdemir Asaf'ın ismini kullanan "ozdemir.asaf" isimli hesabın eski bir paylaşımından alıntıdır.
Bugün bir arkadaşımla konuşurken şöyle bir cümle kurdu:
"Dozunda olunca güzel her şey."
O andan beri rahatsızlık hissediyorum içimde. "Dozunda" ne demek? Uygun doza kim karar verecek? Kime göre, neye göre dozunda? Senin için uygun doz ile benim için uygun doz aynı mı? Aynı olmak zorunda mı?
Toplumsal normlara ve toplumsal ahlâka karşı olmamın başlıca sebebi bu keyfi sınırlamalar işte. Kim karar veriyor bu iyi, şu kötü? Bunun dozajı böyle, onun dozajı şöyle; bu çizgiye kadar ok, bu çizgiyi geçersen tu kaka!?
Hiçbir hareketimin, hiç bir fikrimin sınırını benim dışımda biri çizemez. Toplumun uygun gördüğü dozaj nedir diye düşünerek hareket edemem. Bana uyan sana uymuyorsa aynı yolda yürümek zorunda değiliz. Topluma uymuyorsa bi' zahmet kafasını diğer yöne çeviriversin "toplum"!
Uzun zamandır ilk kez kızgınlık hissediyorum içimde. Şimdilik buraya yazmakla yetineyim ama yarın bu konuyu tekrar konuşacağım arkadaşımla.
Son Durum:
Bugün konuştum arkadaşımla biraz yanlış anlaşıldığını söylemekle beraber oturup konuyu konuşunca kullandığı ifadenin yanlış anlaşılmaya çok müsait olduğunu anladığını söyledi :) Aslında her zaman sadece keyif aldığımız, canımızın istediği şeyleri yapamayacağımızı, öyle yapmak için şartları zorlamak yerine mümkün oldukça yapmanın da güzel olduğunu söylemek istediğini anlattı. O biraz eksik anlatmış, ben biraz fazla anlamışım. Konuşup çözdük :)
Bazı hisleri tarif etmek çok zor belki de imkansız.
Okuldan çok yorgun ve üşümüş olarak geldim. Yorganın altına kıvrılıp uyudum ve o kadar güzel bir rüya gördüm ki... Bıraktığı his; böyle sıcak bir yaz gününde esen serin bir rüzgar gibi, duştan çıkıp tertemiz bembeyaz çarşafın üstüne uzanıp uyumak gibi, sevgiliyle ilk kez birlikte uyuyup uyanmak gibi, el ele muhteşem bir günbatımına yürümek gibi, çok uzun zamandır hayali kurulan bir şeye kavuşmak gibi... Ne desem az gelir! Belki de gözleri kapatıp şu an sizi mutlu edecek bir şeyi düşününce hissedilecek bir his gibiydi işte!
Bazı rüyalar çok güzel!
Summer Breeze by Seals&Crofts
Dün yine güneş dolu bir gündü :)
Sabah Arya okula gittikten sonra Evrim'le doğa yürüyüşüne çıktık ve kahvaltımızı arkamızda görünen mini şelalenin dibinde yaptık :)
Bu hafta Ağaç Ev Sohbetleri'nin konusu benden:
İkili ilişkilerde genel olarak daha çok seven misin, sevilen mi? Hangisiyken daha mutlusun?
Bu sorunun tek bir cevabı yok tabi ki :D Kişinin cevabı her bir ilişki için farklı olabilir. Örneğin kişi, A ile arkadaşlığında hep alttan alan, A'yı memnun eden - yani daha çok seven - kişi olurken; C ile arkadaşlığında ise asla taviz vermeyen, hep şımartılan, her istediği yapılan - yani daha çok sevilen - olabilir. Bir çocuk sevgisinden emin olduğu annesine her türlü kaprisi yaparken, ilgisini çekmeye çalıştığı babasına pervane olabilir. Tam tersi de mümkün tabi.
Mr. Kaplan, iki kişinin aynı anda karşılıklı olarak aşık olmasının mümkün olmadığını söylüyor. Sanırım haklı. Her ilişkide bir çok seven var, bir de çok sevilip daha az karşılık veren. Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim; Evrim'le biz bu rolleri dönüşümlü olarak paylaşıyoruz :)) İlk başta ben gözü kör aşıktım; her seferinde geç geldiği hâlde vazgeçmeden saatlerce gelmesini beklerdim. Şimdilerde ise Evrim beni mutlu etmek için alttan alan, istemese de birçok şeye ok diyen kişi oluyor genelde. Arya ile ilişkimizde de bu rolleri değişme hâli geçerli. Ne kadar verirsem, o kadar tepeme çıkıyor; ne kadar mesafe koyarsam, o kadar üstüme düşüyor.
Kim daha çok seviyorsa kendini alttan alırken hatta kendinden ödün verirken buluyor bir şekilde. Çok sevilen zamanla şımarıyor galiba. Kendi ilişkilerimize ve çevremize baktıkça bir sürü örnek göreceğimize eminim.
Peki hangisiyken daha mutlu oluyorum? Ben sanırım zoru seviyorum. Kaçanı kovalamayı, yüz vermeyenin yüzünü görmeye çalışmayı, "Burdayım. Beni görmelisin!" demeyi seviyorum galiba :)) Evrim ikide birde - mesela en paspal ev halimle mutfakta yemek yaparken - beni çok beğendiğini söyleyince gıcık oluyorum. O zaman ortada bir "challenge" kalmıyor. Tırmalayacağım, kovalayıp elde edeceğim bir şey olmuyor. Bunu Evrim'e anlatmakta zorlanıyorum. "Daha ne istiyorsun? Seni her halinle seviyorum işte!" diyor.
Kadınlar zoru seviyor. Her halimle sevilmek istiyorum tabi ki ama çantada keklik olmak ya da sevdiğim adamın benim için çantada keklik olmasını istemiyorum. Nerde kaldı bu işin heyecanı? Beni her halimle seven Evrim, benden de aynı performansı bekliyor. Oysa ben birbirimiz için hazırlanmayı, birbirimizi şaşırtmayı, her gün - tamam en azından arada bir :) - birbirimizi yeniden tavlamak için çabalamamızı istiyorum. Yani öyle her daim açık açık çok sevilen olmanın uzun vadede pek bir heyecanı yok gibi bence :D
Arkadaşlarımla olan ilişkilerime bakacak olursak; bazı arkadaşlarım ne istese yaparım ama bazılarıyla sadece ortak zevk aldığımız şeyleri yapmayı seviyorum. Bazıları için kendi hazır planımı anında bozarım, bazıları için bir dahaki sefere birlikte plan yapmayı teklif ederim. Yani bazılarında çok sevenim, bazılarında çok sevilen :))
Maalesef çok sevilenken bir miktar acımasız olabiliyor galiba insan ara ara. Çok sevensen de maruz kaldığın o acımasızlıkları yutup sevmeye devam ediyorsun. En azından bende durumlar böyle :D
Eee sizde nasıl?
Dipnot: Aslında bu soruyu sorarken dönüp içimize bakmayı, hangi ilişkimizde çok sevilen, hangisinde çok seven olduğumuzu fark etmeyi ve bizi çok sevene bizim çok sevdiğimizden beklediğimiz gibi davranmayı amaçlıyorum biraz :)
Havayı 26 derece görünce Arya ile kendimizi sahile attık :D Biraz güneşlendik, biraz kitap okuduk, biraz da yüzdük.
Yakınımızda bol çocuklu kalabalık bir grup vardı ve tabi ki Arya hemen araya kaynadı :) Ben de kitabım ve dalgaların sesiyle başbaşa kaldım. Bol bol güneşlenip D vitamini stoklarımı güncelledim :D Akşam olup hava serinleyene dek sahilin ve güneşin tadını çıkardık doya doya :)
Kısacası bugün suyun aşırı soğuk olmasını saymazsak her şey çok güzeldi :) Bir daha ki güneşli günü iple çekmeye başladık bile :D
Storytel'de şu an dinlediğim kitapta anlatılanlar o kadar tanıdık ki... Gücü elinde tutanların güçsüzleri nasıl ezdiği, ezerken bir de a...