Hayati Kaptan ansızın gelip göğsüne yerleşen kalp ağrısıyla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Bir yanda onca yıllık eşi, Yasemin ve çocukları diğer yanda Hayat... Bir an gözünü karartıp Hayat'ın ardına düşmek, karşısına dikilmek, aşkını ilan etmek istiyor hemen sonra vazgeçiyor, "Delirme be adam!" diyerek kendine gelmeye çalışıyor ama günleri sonu gelmeyen bu iç çatışması ile geçiyordu.
Rıfat, Hayat'ın üstüne gitmekten, onu bunaltmaktan çekiniyor ama ondan uzak kalmak da istemiyordu. Her fırsatta Hayat'ın yanına koşuyor, içindeki çocuksu heyecanı çaktırmamak için tüm gücüyle ayaklarını yere basmaya çalışıyordu. Hayat, Rıfat'ın bu çabasının ve içi içine sığmaz halinin farkındaydı elbette. Hatta ara sıra takılıyordu Rıfat'a.
- Sen hiç büyümemişsin Rıfat. Yoksa gençlik iksirini buldun da o yüzden mi böylesin acaba?
- Gençlik iksiri mi bilmem ama arayıp da bulmak istediğim her şey şu an tam burada.
Hemen hemen her gün görüşüyorlar, birlikte eski arkadaşlarını ziyaret ediyorlar ya da uzun zamandır gitmedikleri yerlere gidip eski anılarına yenilerini ekliyorlardı. tüm bu görüşmeler iki arkadaşın birlikte vakit geçirmesinden öteye geçmemişti henüz ama Rıfat arada sırada yurt dışında çalışma fikrinden bahis açıp Hayat'a giderken onu da götürmek istediğini hatırlatıyordu. Hayat, Rıfat'ın yanında iyi hissediyordu kendini. Gece olup da başını yastığa koyduğu ana dek düşünmüyordu Hayat ama işte o an içindeki sızı tüm ağırlığıyla zihnini ele geçiriyordu. Rıfat'la gittikleri yerlere Hayati Kaptan'la gittiklerini hayal ediyor, neler konuşacaklarını düşünüyor, Hayati Kaptan'ın söyleyeceklerini merak ediyordu. Sabah olup uyandığında kafasını sallayıp düşüncelerinden kurtulmaya, kendine kızıyor, hissettiği utançtan sıyrılmaya çalışıyordu.
Günler haftalar böyle geçti. Kara kışın en zorlu günleri gelmişti. Fırtınalı hava koşulları yüzünden seferler sürekli erteleniyor ya da iptal ediliyordu. Bir gün Hayat işten çıkıp eve dönmek için vapur iskelesine geldiğinde Hayati Kaptan'ın sıkıntılı bir halde vapurdan indiğini gördü.
- Merhaba. Sefer iptal mi oldu?
- Merhaba Hayat Hanım. Maalesef evet. Bu hava koşullarında hareket etmememiz mümkün değil.
- Evet hava gerçekten çok kötü.
- Kalabileceğiniz bir arkadaşınız ya da akrabanız var mı yakınlarda?
- Fındıklı'da teyzemlerin dairesi var. Onlar İzmir'e taşındığından beri boş duruyor. Seferler iptal olduğunda orada kalıyorum.
- Müsaadenizle size eşlik edeyim oraya kadar.
- Zahmet etmeyin lütfen.
- Zahmet mi? Buyrun gidelim lütfen. Yalnız gitmeden önce eve bir telefon açıp haber vermeliyim.
- Tabi.
Hayati Kaptan, Yasemin Hanım'a seferlerin iptal olduğunu gece eve gelemeyeceğini haber vermiş, sonra da belli ki Yasemin Hanım'ın bir sorusu üzerine "Bir çaresine bakarım, merak etme sen." diyerek telefonu kapatmıştı.
Yol boyunca konuşmadılar. Bazen biri aralarındaki gerginliği yırtıp bir şey söyleyecek gibi oluyor ama hemen vazgeçiyordu. Hayat'ın teyzesinin evine geldiklerinde:
- Geldik. İşte bu apartman. Çok teşekkür ederim, buraya kadar zahmet ettiniz.
- Ne demek. Güvenle buraya ulaştığınızdan emin olmasam asla rahat edemezdim.
- Siz nerede kalacaksınız, yakın mı kalacağınız yer buraya? Malum hava gittikçe kötüleşiyor.
- Ben iskeleye geri döneceğim. Bu saatte kimseyi rahatsız etmek istemiyorum. Aile dostlarımız var ama ben çat kapı misafirlikleri hiç sevmem.
Hayat anlık bir tereddütten sonra çok da düşünmeden:
- O zaman lütfen izin verin sizi misafir edeyim. Teyzemlerin evi büyüktür, 2 adet misafir odası var.
- Size zahmet vermek istemem.
- Siz beni buraya kadar getirdiniz, bırakın ben de sizin geceyi nasıl geçirdiğinizi düşünmek zorunda kalmayayım.
Hayati Kaptan, Hayat'ın gözlerinin içine bakıp kısacık bir an düşündükten sonra:
- Peki. Çok teşekkürler.
Hayat, böyle bir şeyi gerçekten yapmış olduğuna inanamıyordu. Hayati Kaptan ile aynı çatı altında kalacaklardı üstelik yalnız.











