Cuma, Aralık 18, 2020

Hayat ve Hayati Kaptan - 13. bölüm*

Hayati Kaptan ansızın gelip göğsüne yerleşen kalp ağrısıyla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Bir yanda onca yıllık eşi, Yasemin ve çocukları diğer yanda Hayat... Bir an gözünü karartıp Hayat'ın ardına düşmek, karşısına dikilmek, aşkını ilan etmek istiyor hemen sonra vazgeçiyor, "Delirme be adam!" diyerek kendine gelmeye çalışıyor ama günleri sonu gelmeyen bu iç çatışması ile geçiyordu.

Rıfat, Hayat'ın üstüne gitmekten, onu bunaltmaktan çekiniyor ama ondan uzak kalmak da istemiyordu. Her fırsatta Hayat'ın yanına koşuyor, içindeki çocuksu heyecanı çaktırmamak için tüm gücüyle ayaklarını yere basmaya çalışıyordu. Hayat, Rıfat'ın bu çabasının ve içi içine sığmaz halinin farkındaydı elbette. Hatta ara sıra takılıyordu Rıfat'a.

- Sen hiç büyümemişsin Rıfat. Yoksa gençlik iksirini buldun da o yüzden mi böylesin acaba?

- Gençlik iksiri mi bilmem ama arayıp da bulmak istediğim her şey şu an tam burada.

Hemen hemen her gün görüşüyorlar, birlikte eski arkadaşlarını ziyaret ediyorlar ya da uzun zamandır gitmedikleri yerlere gidip eski anılarına yenilerini ekliyorlardı. tüm bu görüşmeler iki arkadaşın birlikte vakit geçirmesinden öteye geçmemişti henüz ama Rıfat arada sırada yurt dışında çalışma fikrinden bahis açıp Hayat'a giderken onu da götürmek istediğini hatırlatıyordu. Hayat, Rıfat'ın yanında iyi hissediyordu kendini. Gece olup da başını yastığa koyduğu ana dek düşünmüyordu Hayat ama işte o an içindeki sızı tüm ağırlığıyla zihnini ele geçiriyordu. Rıfat'la gittikleri yerlere Hayati Kaptan'la gittiklerini hayal ediyor, neler konuşacaklarını düşünüyor, Hayati Kaptan'ın söyleyeceklerini merak ediyordu. Sabah olup uyandığında kafasını sallayıp düşüncelerinden kurtulmaya, kendine kızıyor, hissettiği utançtan sıyrılmaya çalışıyordu.

Günler haftalar böyle geçti. Kara kışın en zorlu günleri gelmişti. Fırtınalı hava koşulları yüzünden seferler sürekli erteleniyor ya da iptal ediliyordu. Bir gün Hayat işten çıkıp eve dönmek için vapur iskelesine geldiğinde Hayati Kaptan'ın sıkıntılı bir halde vapurdan indiğini gördü.

- Merhaba. Sefer iptal mi oldu?

- Merhaba Hayat Hanım. Maalesef evet. Bu hava koşullarında hareket etmememiz mümkün değil. 

- Evet hava gerçekten çok kötü.

- Kalabileceğiniz bir arkadaşınız ya da akrabanız var mı yakınlarda? 

- Fındıklı'da teyzemlerin dairesi var. Onlar İzmir'e taşındığından beri boş duruyor. Seferler iptal olduğunda orada kalıyorum.

- Müsaadenizle size eşlik edeyim oraya kadar.

- Zahmet etmeyin lütfen.

- Zahmet mi? Buyrun gidelim lütfen. Yalnız gitmeden önce eve bir telefon açıp haber vermeliyim.

- Tabi.

Hayati Kaptan, Yasemin Hanım'a seferlerin iptal olduğunu gece eve gelemeyeceğini haber vermiş, sonra da belli ki Yasemin Hanım'ın bir sorusu üzerine "Bir çaresine bakarım, merak etme sen." diyerek telefonu kapatmıştı.

Yol boyunca konuşmadılar. Bazen biri aralarındaki gerginliği yırtıp bir şey söyleyecek gibi oluyor ama hemen vazgeçiyordu. Hayat'ın teyzesinin evine geldiklerinde:

- Geldik. İşte bu apartman. Çok teşekkür ederim, buraya kadar zahmet ettiniz.

- Ne demek. Güvenle buraya ulaştığınızdan emin olmasam asla rahat edemezdim.

- Siz nerede kalacaksınız, yakın mı kalacağınız yer buraya? Malum hava gittikçe kötüleşiyor.

- Ben iskeleye geri döneceğim. Bu saatte kimseyi rahatsız etmek istemiyorum. Aile dostlarımız var ama ben çat kapı misafirlikleri hiç sevmem.

Hayat anlık bir tereddütten sonra çok da düşünmeden:

- O zaman lütfen izin verin sizi misafir edeyim. Teyzemlerin evi büyüktür, 2 adet misafir odası var.

- Size zahmet vermek istemem.

- Siz beni buraya kadar getirdiniz, bırakın ben de sizin geceyi nasıl geçirdiğinizi düşünmek zorunda kalmayayım.

Hayati Kaptan, Hayat'ın gözlerinin içine bakıp kısacık bir an düşündükten sonra:

- Peki. Çok teşekkürler.

Hayat, böyle bir şeyi gerçekten yapmış olduğuna inanamıyordu. Hayati Kaptan ile aynı çatı altında kalacaklardı üstelik yalnız.


*Şarkı: Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş - Üç Hürel

*Bu bölüm sevgili Momentos'a ithafen yazılmıştır



Salı, Aralık 15, 2020

Ağaç Ev Sohbetleri #69

Bu haftanın Ağaç Ev Sohbet konusu Makbule Abalı'dan gelmiş:

"Evliliklerde Boşanma ve Ayrılıklar"

Öncelikle evlilik konusuna değinmek istiyorum. Toplum düzenini sürdürmek için ortaya çıkan zorlama bir kurum olduğunu düşünüyorum evliliğin. Bence insan bazı hayvan türleri gibi yaratılıştan tek eşli bir varlık değil. Öyle olsaydı boşanmalar, ayrılıklar, ikinci/üçüncü/beşinci/... eşler olmazdı hayatta. Tüm ömrünü tek eşle geçiren istisnalar kaideyi bozmaz tabi ki.

35 yıllık hayatımda yaptığım gözlemlere dayanarak ürettiğim bir teorim var evlilikler ve boşanmalar ile ilgili. Eskiden yapılan görücü usulü evlilikler günümüzün sevişerek yapılan evliliklerinden daha sağlam, daha uzun ömürlü. Peki neden öyle? Çünkü aşkın gözü kör ama ailelerin gözü görüyor; çünkü aşık olunca akıl mantık bünyeyi bir süreliğine terk ediyor ama işin içinde aileler varsa mantık ağır basıyor. Aşık olup evlenenler gerçekten birbirlerine uygunlar mı, aşk bitince sevgi ve saygıyı koruyabilirler mi pek düşünmüyorlar. Ailelerse tam tersine iki kişinin özelliklerini göz önünde bulundurarak birlikte bir evlilik yürütüp yürütemeyeceklerine bakıyorlar. Herkes kendi çocuğunun eksiğini, fazlasını biliyor, ona göre bir eş seçmeye çalışıyor.

"Bizim oğlan huysuzdur, hemen alev alır parlar ama hemen de sönüverir. Onu idare edecek sakin mizaçlı bir kız lazım"

"Bizim kız sakindir, sessizdir. Birazcık cevval bir oğlan lazım. Korusun, kollasın, hakkını yedirmesin."

"Bizim oğlan iyidir, hoştur da biraz saftır. Şöyle onu toparlayacak, çekip çevirecek bir kız lazım."

"Bizim kız pek güzeldir, pek işveli cilvelidir de ev işinden, yemekten pek anlamaz. Yumuşak huylu bir oğlan lazım ki kızımızı üzmesin."

"Bizim oğlanı işle yemekle hiç işi olmaz, varsa yoksa gezsin tozsun, hep sohbet muhabbet arar."

Dedim ya herkes kendi çocuğunun artısını eksisini bilir. İki aile artıyı eksiyi doğru hesaplarsa o evlilik ömür boyu sürer. Tabi ki gençlerin gönlünde başkalarının olmaması, tanışıp anlaşması, birbirinden hoşlanması da önemli bu aşamada :)) Bu koşullarda yapılan bir evlilik nice aşk evliliğinden uzun sürer. Bunlara ek olarak bir de sevişerek evlenenler, evlenmek için o kadar çabalamak, o kadar uğraşmak, o kadar çok engel aşmak zorunda kalıyor ki sonrasında herhangi bir şeye tahammül edecek hal kalmıyor kimsede. Mezun olmaktan iş bulmaya, aileleri ikna etmekten ev bulmaya kadar çeşit çeşit engel. Oysa görücü usulü evliliklerde zaten her şey hazır, sadece gençler tanışıp konuşuyorlar. Anlaşırlarsa oldu bu iş :))) 

Gelelim ayrılıklara, boşanmalara... Şair (Atilla İlhan) demiş ya "Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili", işte bazı ayrılıklar gerçekten sevdaya dahil ama bazıları çoktan bitmiş sevdaların ilanı sadece.


Şimdi gelelim konu hakkındaki kişisel deneyimlerime. Tam 15 yıldır hayatı Evrim'le paylaşıyorum. 7 yıl sevgiliydik, 8 yıldır evliyiz. Bir daha dünyaya gelsem evlenmem ama evlilik kaçınılmazsa da eşimden başka eş istemem. Eşime böyle söylediğim zaman bozuluyor, o "Ben yine seni arar, seni bulur, seninle evlenirim." diyor. 

Evlilik çok zor. Tanıyanlara sorsak Dünya'nın en iyi 100 adamı listesine torpilsiz girecek bir adamla evliyim ve ben yine de evlilik çok zor diyorum. Henüz evli değilseniz bu sözümü iyice düşünün. Hali hazırda evliyseniz ve benimle aynı şekilde düşünmüyorsanız, tebrikler siz de kaideyi bozmayan istisnalardan birisiniz :)

Evrim'le ilişkimizin ilk yılı beni sevdiğinden hiç emin olamadım. Sonraki yıllar başka engelleri aşmakla uğraştım. 7 yılın sonunda evlendiğimizde gerçekten çok yorulmuştum. Evlilikle beraber ikimiz de bir süreliğine rahatladık. Sonra hamilelik, annelik, 2 yıl evde kalıp sadece anne olmak, sonra öğretmenlik, değişen iş ve ev hayatı, bambaşka bir şehirde yeniden bir hayat kurmak... Ordan oraya sürüklendiğimiz yıllar geçerken bir anda geldiğim 30lu yaşlar... 33-35 arası benlik kaygılarım, kendimi arayışım, bulduklarımdan memnun olmayışım...

Ve şimdi 15.yılımıza 1 ay kala hayatı kabullenişim, kendimle ve "bu kadarcık hayat"ımla barışıp bu kadarın aslında ne kadar çok olduğunu anlayışım... Ayrılmanın kıyısına kadar gidip gidip baktığımız ama o adımı atamadığımız; sevgimize, kızımıza, birbirimize kıyamadığımız anlarımız oldu. Belki yine olacak. Bilemiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da evliliği sürdürmek için çok sevgi, gerçek saygı ve bitmez tükenmez bir çaba gerekiyor. Listede aşk yok, çünkü aşk eninde sonunda bitiyor. Evliliği sadece aşka endeksleyenlerin işi zor, sonu baştan belli maalesef. 

Cumartesi, Aralık 12, 2020

Dalgalar...

Dalga dalga gelir hayat bazen. Üst üste çarpar, yerden yere vurur. Savaşmak faydasız olur. Ben bu kez savaşmak yerine akıntıya kapılmayı, dalgayla bir olmayı; nefesimi, enerjimi boşa harcamak yerine sonrası için saklamayı deniyorum. Nereye götürmek istiyorsa oraya götürsün, yerden yere vurup kıyıya bıraksın dalgalar beni. Bakarsın sörf yapmayı öğrenirim arada :D

Yıllardır kendi kendime sorup duruyorum: "Hayat bu mu? Bu kadar mı? Her şey bundan ibaret mi?". Cevabım hep aynıydı: "Hayır olamaz, olmamalı!".  Ama son günlerde cevabı değiştirdim: "Evet, hayat bu, bu kadar! Daha ne olsun?"

Yeryüzündeki tüm insanlar doğuyor, yaşıyor, ölüyor. Başı aynı, sonu aynı. Yaşarken ne yaparsak yapalım hikayenin sonu değişmeyecek. O zaman elimdeki kısıtlı zamanı yani hayatı hayıflanarak ya da isyan ederek harcamak istemiyorum. Onun yerine dünyanın, hayatımın güzel yanlarına odaklanmayı seçiyorum. 

Eşimle 2005'in son günü tanıştık ve 2006 yılının ilk sabahına sevgili olarak günaydın dedik. Tam 15 senedir birlikteyiz. Aynı kitapları, aynı dizileri, aynı filmleri, aynı oyunları seviyoruz. Birbirimizden çok başka filmleri, çok başka dizileri, çok başka kitapları, alakasız oyunları da seviyoruz. Birbirimize çok benziyoruz, birbirimize hiç benzemiyoruz. Birlikte eğleniyoruz, sohbet ediyoruz; ayrı ayrı da eğleniyoruz, arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz, başka planlar yapıyoruz. Birbirimizi hep destekleyip ilham veriyoruz. İkimizde yazıyoruz, o buna ek olarak çizebiliyor da :) 

Tekrar dünyaya gelsek ve evlenmek kaçınılmaz olsa yine Evrim'le evlenmek isterim çünkü onunlayken bile evlilik zorsa başka biriyle imkansız. Adam 15 yıldır beni, bana rağmen hiç vazgeçmeden seviyor! Ben de onu kısıtlı sevme becerime rağmen kendimden vazgeçecek kadar seviyorum. 

Kızımız var, Arya :) 7,5 yıldır hayatımızda. İyi ki diyoruz, keşke diyoruz; çok seviyoruz, çok kızıyoruz; birlikte çok eğleniyoruz, saçımızı başımızı da yolluyoruz çok. Çok zorlanıyoruz, bazen de ne kadar kolay olduğuna şaşırıyoruz. Hep uçlardayız :)))) 

Yeşile ve maviye yakınız. Güneş olunca ister dağ tepe doğaya dalıyorum, ister evdekileri de önüme katıp sahile iniyorum. Bir elimi yeşile, ağaca, toprağa; bir elimi maviye, denize, göğe uzatıyorum. 

Mesleğim var, 5.yılımı doldurdum ki benim için bu da başlı başına bir mucize :P Liseden başlayarak yaptığım ve sıkılınca çat diye bıraktığım işleri alt alta yazsam kariyer günlerinde tek başıma en az 10 kişilik meslek tanıtımı yaparım :)))) 

Ailemiz var, arkadaşlarımız, dostlarımız. Sağlıklıyız. Daha ne olsun? Hayat bu! Bu kadar! Yetinmeyi öğreniyorum. Dalgalara yenilmiyorum, tam ortasına dalıp en büyük dalgayla ayağa kalkıp dalganın sırtında süzülmeyi planlıyorum :) 


Dipnot: Büyük konuşmak istemiyorum. Artık yıkamaz beni dalgalar demiyorum. Hatta tersine yerden yere vurulmayı göze alıyorum ama inat ettim öğreneceğim ben bu dalgalarla dans etmeyi, sörf yapmayı :) 

Perşembe, Aralık 10, 2020

Hiçliğe Meylim ve Yoga



Birkaç gün önce rastladığım şu blog yazısı günlerdir zihnimde dönüp duruyor. Düşünüyorum, benimsemeye çalışıyorum, bir yerlere oturtmaya çalışıyorum. Henüz tastamam benimseyemedim ama eminim bu yazıdan aldığım bir ders var.

Mevlana, “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”  demiş. Çömleği tutan değil de işe yaramasını sağlayan dış biçiminden çok içindeki boşluk. O boşluk sayesinde içine bi'şey koyup kullanıyoruz çömleği. İşte bu mantıkla insan da içindeki boşlukları kabul edip o boşluklara işe yarar şeyler koydukça insan oluyor sanırım.

Hiçlik kavramı manevi düzlemde Tanrı’nın yüceliği ve bilgeliği karşısında, O’na hayranlık ve saygı duyarak, kendi küçüklüğünün farkındalığını yaşama hali olarak açıklanıyor. Ancak benim hiçlikten anladığım biraz daha farklı. Daha doğrusu Allah/Tanrı/Yaratıcı kavramına bakışım biraz daha farklı. evet bir yaratıcı var da sonrası? Bilemiyorum. Bulmaya çalıştığım da söylenemez. Hiçlik kavramınu yaklaşımım tamamen hırslardan, olmayacak hayallerden, yapmak isteyip de yamayacaklarımdan vazgeçmekle ilişkilendiriyorum. Bazen Nasreddin Hoca'ya bazen de bir dervişe yakıştırılıp anlatılan şu hikayeyi duymuşsunuzdur belki de:

Hoca'ya sormuşlar:

“Kimsin?”

“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”

Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:

“Sen kimsin?”

“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.

“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.

“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.

“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.

“Vezir” demiş adam.

“Daha daha sonra ne olacaksın?”

“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”

“Peki, ondan sonra?”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:

“Hiç.”

Ve Hoca “Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: Hiçlik makamında!” demiş.

 

İşte ben de o hikayedeki gibi etiketlerden sıyrılıp hiç olmayı kabul etmeye meylediyorum. Başarabilir miyim? Tüm hırslarımdan, tutkularımdan, arzularımdan sıyırabilir miyim kendimi? Bilemiyorum. Her şeyden vazgeçtiğim anlamına gelmiyor bu hiçlik meylim tabi ki :) Sadece olmazlardan vazgeçiyorum. Kendime, sevdiğime, sevenime, evrene bir huzur vermeye meylediyorum. Bu meylim ne kadar sürer ya da beni nerelere sürer bilemiyorum.

Gelelim yazının ikinci kısmına. Birkaç sabahtır yoga yapıyorum. Çetin Çetintaş son yıllarda oldukça popüler olan bir yogi. Ben tüm sözlerinin samimiyetine %100 inanamıyorum ama bu onun değil benim eksikliğim belki de. Her seviyeye uygun yoga dersleri var Youtube kanalında. Ben aşağıda paylaştığım 2. videoyu 3 gündür yapıyorum, 15 güne tamamlayıp aynı serinin 2. videosuna geçeceğim. Aşağıdaki  3. videoya ise bugün başladım ve 21 gün devam edeceğim. Sonra başka bir elementin videosuna geçeceğim. Aşağıdaki 1. video ise uzun süredir düzenli spor ve yoga yapmamış olanlar için başlangıç dersi. Bir yerden başlamak isteyenler oradan başlayabilir. Çetin Çetintaş'a çok takılmadan derse odaklanalım :)




Yoga deyince aklınıza sadece bağdaş kurup eller dizlerde, gözler kapalı "Ommmm" demek geliyorsa çok büyük bir yanılgı içindesiniz çünkü bu yoganın sadece meditasyon kısmı :D Siz şu videolardaki hareketleri bir yapın, sonra tekrar konuşalım :)) Umarım ben de o arada sabırla yoga yapmaya devam eder ve dersleri tamamlamayı başarırım. Bakalım, beraberce göreceğiz :)




Salı, Aralık 08, 2020

Ev Yapımı Hamburger ve Ballı Karamelize Soğan

Bir önceki yazımda bahsetmiştim mutfak aşkıma geri döndüğümden. Epeydir uzak kalınca hamburger yapmak için düştüm netteki tariflerin peşine :)) Bir sürü tarife baktım ama ya malzemeler aklıma yatmadı ya oranlar gramla/mililitreyle yazılmıştı. Ben de Refika'nın tarifini baz alarak kafama göre bi'şey yaptım. Sonuç başarılı :D

Hamburger için malzemeler:

  • 1 kg kıyma (Ben kasabımıza hamburgerlik olsun dedim)
  • 1/2 şişe maden suyu
  • 1 yumurta
  • 1 - 1,5 çay bardağı galeta unu
  • 2 silme tatlı kaşığı tuz
  • 1 çay kaşığı kimyon (seven daha çok koyabilir) 
  • 1 çay kaşığı karabiber 
  • 1 yemek kaşığı hardal
  • 1 yemek kaşığı pekmez
  • İsteyen soğan-sarımsak tozu da ekleyebilir.

Ballı Karamelize Soğan için malzemeler:
  • 4-5 adet soğan 
  • Zeytinyağ
  • 1 yemek kaşığı bal

Hamburger için tüm malzemeleri karıştırıp biraz yoğurdum ve kocaman ama gerçekten kocaman hamburger köfteleri yaptım. Şöyle anlatayım 4 adet kocaman hamburger ve Arya için 5 adet orta boy köfte çıkardım 1 kg kıymadan.

Hamburgerleri fırında çevirerek pişirdim. Fırının teline de ekmekleri koyup hafif çıtır yaptım. Ekmekler hamburger ekmeği değil çünkü hazır hamburger ekmekleri hep bayat oluyor. Bu ekmekleri şans eseri A101'de görüp aldım. Tekli değil de tek kişilik yuvarlak ekmek sanırım. Hamburgerler pişerken bir yandan da soğanları yarım ay şeklinde doğrayıp tavada karamelize ettim. Soğanlar şeffaflaşıp renkleri dönmeye başlayınca bal ekleyip iyice karamelize olana dek kavurdum. 

Her şey piştikten sonrası keyfinize kalmış, ekmeğinizin içine ister barbeque sos ekleyin, ister turşu, ister yeşillik :D Bu arada hamburger köftelerini fırından çıkarmadan önce üstlerine birer dilim de cheddar peyniri koyarsanız tadından yenmiyor benden söylemesi ;)



Karnımız birer hamburgerle fazlasıyla doydu ama kendimizi durduramayıp ikinci köfteleri de ekmeksiz olarak yedik 😅

Deneyeceklere şimdiden afiyet olsun :) 

Hiç olmadığım kadar...

Hiç olmadığım kadar anne, hiç olmadığım kadar aşçı, hiç olmadığım kadar sakin, hiç olmadığım kadar normalim.

Son bir hafta, 10 gündür bir dinginlik geldi bana. Güneşli havalarda hep iyi hissederim kendimi ama bu kez bir tık daha farklı. Geçtiğimiz hafta sonu hariç her gün Arya ile bazı günler de Evrim dahil maaile sahile inip ufak pikniklerle güneşin tadını çıkardık. Bazı akşamlar yürüyüşe/koşuya da çıktım. Hepsi o kadar iyi geldi ki anlatamam. 




Güneşli havadan aldığım enerjiyle epey bir süredir uzak durduğum mutfak aşkıma geri döndüm diyebilirim. Bir zamanlar çok aktif yazdığım bir mutfak blogum olduğundan bahsetmiştim daha önce. Hopa'ya taşındıktan sonra mutfakla aramda soğuk rüzgarlar esmeye başladı desem yalan olmaz. Giderek uzaklaştım, zevk için değil sadece karın doyurmak için bir şeyler pişirir oldum. Hatta son yıllarda Arya'nın yiyeceği şeyler dışında bize özel pek bir şey yapmayıp koca bir haftayı salata ve çorbalarla geçirdiğimiz çok oldu. Ama son 5 gündür hepsinin acısını çıkardım.

Mutfakta vakit geçirmeyi, farklı tarifler denemeyi, güzel sofralar hazırlamayı ne kadar sevdiğimi ve bu uğraşı ailemle paylaşmaktan ne kadar zevk aldığımı hatırlamak güzel oldu. Son bir hafta içinde menü oldukça renkliydi. Ispanaklı mantarlı kiş, labne soslu ızgara somon, karamelize soğanlı ev yapımı hamburger, karamelize karışık sebze tabağı menüdekilerden birkaçı. Üşenmezsem tarifleri yemek bloguma eklerim :))



Yemek faslı bir yana bu hafta annelik konusunda da sınıf atladım bence. Arya'yı her gün sahile götürüp enerjisini atacak fırsat yarattım. 1-2 kez uçurtma uçurtmayı denedik ama rüzgar pek yardımcı olmadı. Akşamları origami yaptık birlikte. Bir de kız tavlası öğrettim Arya'ya. Kısacası bol bol oynadık, güldük, eğlendik ve neredeyse hiç kavga etmedik.






Sadece içinde olduğum anlara odaklanarak yani son yılların moda deyimi ile "anda kalarak" mutlu olmaya çalıştım ve gerçekten işe yaradığını gördüm. Ne yaptım, neden yaptım, öyle yapmasaydım, böyle olmasaydı ya da böyle değil öyle olsun, bu değil şu olsun diyerek hiçbir yere varılmıyor. Ne demişler yaşanacak tek bir gün var, o da bugün. O yüzden dünü ve yarını bırakıp içinde olduğum günün tadını çıkarmaya odaklanıyorum. Sürekli şikayet ettiğim şeylerin tam kucağına bırakıyorum kendimi. Bırakıyorum hayat sarıp sarmalasın çepeçevre beni! 

Sonbaharın tadını dibine kadar çıkardım, sırada kış var :) Gelsin soğuk havalar! Kar, kış, kıyamet... Battaniyem ve sıcacık kahvem hazır, ya salıncakta Arya ile kucak kucağa ya da koltukta Evrim'le el ele bekliyorum :) 

Çarşamba, Aralık 02, 2020

Evde Kalmak, Evde "İyi" Kalabilmek

 Blogdan bloga gezerken stupid little things blogunda şu kontrol listesine rastladım.




Türkçeleştirirsek şöyle bir liste çıkıyor:

İzolasyonda İyi Olmak İçin Günlük Yapılacaklar Listesi

    
Temel Görevler:                                           
  • Duş  
  • İlaçlar (varsa vitamin ya da düzenli kullanılan diğer ilaçlar)
  • __________  

Bir Alanı / Bir şeyi Temizlemek:                 

Büyüyen / Canlı Bir Şeye Bakmak:            Çocuk    /    Bitki

Yaşadığın Ana Odaklanmak / "An"da Kalmak:   
  • - Bir ses ya da şarkı
  • - Duyusal bir his
  • - Gördüğünüz bir şey
  • - Manevi / ruhsal bir aktivite 

Evin dışında biriyle iletişim kurmak:                             
 
Kalp atışınızı hızlandıracak bir şey:                                

Sonradan yaptığınıza memnun olacağınız bir şey:        
    


Liste gayet mantıklı. Birkaç maddeyi birleştirip yapabiliriz ama hile sayılır mı emin olamadım. Hepsine tek tek bir şey bulup yaparsak daha çok vakit geçirmiş oluruz. Deneyelim :)









Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...