Çarşamba, Aralık 01, 2021

Volvo Kamyonlar

Volvo Kamyonlar daha önce bahsettiğim Doppler'in devam kitabı. Ama ilginçtir ki 28. sayfaya kadar ortaya çıkmıyor Doppler. Hatta 28. sayfada da sadece şöyle bir adı geçiyor. 



Volvo Kamyonlar'da yazar bizi Maj Britt'in hikayesi ile karşılıyor. Kitabın Doppler'in devam kitabı olduğunu baştan bilerek almasam aynı yazarın elinden çıktığını düşünmezdim sanırım. Tamam yine Doppler'dekine benzer haylaz bir üslup var ama... Bu kez yazar, ara ara filmlerde de kullanılan 4. boyuta geçerek bizimle kitabın yazarı olarak konuşuyor ve yazdıkları hakkında fikirlerini bizimle paylaşıyor. Bu kitapta Doppler'in kafası ne kadar dumanlıysa yazarınki de o kadar dumanlı sanki :)) Belki de bilinçli olarak böyle bir üslup seçmiştir yazarımız. Emin olamadım. 

İlk kitapta her şeyi sadece Doppler'in ağzından dinliyorduk ama bu kez işler başka. Yazar neredeyse her sayfada sahneye çıkıyor, sazı eline alıp başlıyor: "Ben bunu yazan kişi olarak..." Yazar burada ne demek istemiş acaba diye düşünmemize hiç gerek kalmıyor çünkü yazar anında anlatıyor ne demek istediğini :)) Kitapta yazarın, yazar olarak söylediği bazı şeyler kitabı daha ilginç hâle getiriyor:

"Siz okurlar, yazarların kendi tecrübelerini kullanarak bir şeyler yazmalarına bayılırsınız. Metinde yazarın hayatına dokunan noktalar tek tek cımbızlanır, cilalanır ve metni anlamada kilit noktalara dönüşür. Olayın gerçekten yazarın tecrübesinden kaynaklanması bile gerekmez, okurun buna inanması yeterlidir. İkisi de aynı kapıya çıkar."

Yazar neredeyse iki sayfada bir, "şimdi siz şöyle dersiniz, bunu sorar, bunu mantıksız bulursunuz." gibi cümlelerden sonra kendince açıklamalar yapıp yazdıklarını savunuyor. Bu endişelerinde ciddi mi yoksa bizle kafa mı buluyor emin olamadım.

İlk kitaptaki Doppler ile bu kitaptaki Doppler farklı. İlk kitapta insanlardan kaçan ve doğaya sığınan Doppler, kafası çorba olmuş ne yaptığını bilmeyen, kim kolundan çekerse o yana giden, kaybolmuş birine dönüşüyor bu kitapta. Birinci kitabın sonunda ormanın çağrısını duyduğunu söyleyen Doppler yolda duyma ve düşünme yetisini kaybetmiş sanki. Hayal kırıklığına uğramadım desem yalan olur ki yazar bunu da tahmin etmiş ve 69.sayfada yazmış : "Doppler'in o dönemdeki dava adamı tavrı göz önüne alındığında, şimdi Varmland'da oturmuş esrar çekiyor olması, insanda hayal kırıklığı yaratıyordur tabii." Eleştirilerime rağmen kitapta birçok cümlenin altını çizdim ve ne kadar doğru diye düşündüm.  İlk kitapta Doppler'de kendimi görmüştüm ama bu kitapta yollarımız ayrıldı sanırım. 3. kitapta neler olacak bilmiyorum tabi. Belki yine kesişiriz bir noktada.

Kitapta hoşuma giden bazı cümleleri bırakayım buraya: 

Maj Britt ile ilgili alıntılar için parantej içine MB yazacağım.

"Ayrıca Tanrı'ya da kızgın. Ama onu toptan gözden çıkaramıyor. Onun için kapıyı hafif aralık bırakıyor. Konuşacak başka bir şey yok."

"Sistem, ona yardım eli uzatmak ya da onunla konuşmak yerine, onu mahkeme karşısına çıkarıp onurunu kırdı; onu anlayan ve anlamanın faydasını gördüğü tek şeyle bir arada olmaktan onu mahrum bıraktı." (MB)

"Yaşamın özünde haksızlık olduğundan, çarpıklıkların sonunun gelmeyeceğinden, evrenin yavaş yavaş genişlemesi gibi, çok önceden belirlenmiş bir tempoyla bu çarpıklıkların da her an büyüdüğünden, daha da çarpıklaştığından derin bir şüphe duymaktadır." (MB)

"Bazen tek bir kişinin bile sizi görmesi yeter. Tüm insanlar içinde tek bir kişi." (MB)

"İnsanın insana olan ihtiyacı dışında her şey hikâye." (MB)

"Mesele yaş değil, sınıf. Yaş hiçbir şey. Sınıf her şey. Mesele insanın nereden geldiği mayasının ne olduğu." (MB)

"Ben nasıl istiyorsam öyle görünüyorum. Bu bölgedeki diğer yaşlı kadınlar kadar demode ve içi geçmiş tarzda giyiniyorum. Arada kaynayıp gitmekten hoşlanıyorum. Herkes beni tanıdığını sanıyor, giyimimden dolayı. Bu da bana hareket özgürlüğü sağlıyor." (MB)

"Maj Britt ayakkabılarını çıkarıp meydandaki çınarın çevresindeki ıslak çimenlerde yavaş yavaş yürüyor. ... O pisliklerin bunu ondan alamayacaklarını biliyor. Muhabbet kuşlarını. evet. Ama güneş doğarken ıslak çimenlerde çıplak ayakla yürüme hakkım, asla." (MB)

"Çocuklar, senin çocukların değil; biz, yaşamın kendine duyduğu özlemiş sadece, senin aracılığınla dünyaya geldik ama senden gelmedik, seninle birlikte olsam da sana ait değilim, çünkü ruhum geleceğin evinde yaşıyor ve sen orayı ziyaret edemezsin, rüyalarında bile."

"Çok az insan ne halt karıştırdığını biliyor zaten, en azından ben gerçeği itiraf edebileceğim bir noktadayım. Evet, ne halt karıştırdığımı bilmiyorum ama bunun beni yıkmasına da izin vermeyeceğim. Bir gün gelecek bir şeyleri anlayacağım, o zaman belki eve dönerim."

"İnsanları sevmiyorum. Ama neyi sevdiğimi de bilmiyorum."

"Olmadığın biri gibi görünmeye çalışıyorsun. Bu da felaketin olacak. İnan bana. Buna defalarca şahit oldum. Kendinden kaçmaya çalışıyorsun. Ama olmaz. Bu imkansız. Her zaman kendine yetişirsin; bugün bunun gerçekleşmek üzere olduğunun işaretlerini görüyorum." 

...

"Ne istersen olabilir, ne istersen yapabilirsin."

"Ama ben hiçbir şey olmaya çalışıyorum. Hiçbir şey olmaya ve hiçbir şey yapmamaya çalışıyorum" diyor Doppler.

"Boş laf. Ne yaptığını bilmiyorsun."

...

"Bilinç sahip olduğumuz tek şey, der von Borring."

"Doppler'e göre, dünyada ne Tanrı ne de onun sözü gerçek anlamda mevcuttur, bırakın pek çok kişi buna inanıp Tanrı varmış, İncil'in ortaya çıkması onun işiymiş gibi yaşasın, ama Doppler bu Tanrı meselesini, çoğunlukla kendi başına düşünemeyen garibanların yapışıp kaldığı bir icat olarak görüyor, çünkü öbür türlü hayat onlara çok gaddar gelecektir." 

"Aşk her şeyi değiştirir. Karanlık düşünceler daha az karanlık olur, hatta bazen hepten ortadan kalkabilir."



UB40 - Red Red Wine


Bob Marley - Small Axe

"If you are a big big tree
We are a small axe
Ready to cut you down
To cut you down"


Şarkılar kitapta geçen parçalar ve sözleri de kitap karakterlerinin hallerine göndermeler içeriyor:

Update: 3.kitabı okumaya başladım ve üslup yine değişti. 2. kitaptaki dumanlı kafanın dumanı hafiften dağılmış, gerçeklere dönüş başlamış. Ama gerçekler Doppler'in beklediğinden farklı ve biraz da acı.

Yazarla ilgili şahsi fikrimi de yazmak istiyorum. Tamamen okuduklarımdan yola çıkıyorum. Bence yazar mevcut hayatından kaçmak, bir süre her şeye boş verip dağıtmak istiyor ama yapamadığı için tüm bunları Doppler'e yaptırıyor. Doppler ilk kitapta kendi hayatından kaçıp yeni kurduğu düzende mutlu olunca yazar kendisi mutsuz olmuş bence. Bu yüzden 2. kitapta Doppler'i kötü hallere düşürüyor ki evine dönsün, doğru olanın evinde olmak olduğunu anlasın. Böylece yazar kendi de hayatından kaçmanın iyi bir fikir olmadığını kendini ikna edebilsin. Bu fikrim 2. kitabın son sayfasında yazar kendi hayatını anlattığı anlarda daha da perçinlendi ama tabi tüm bunlar benim kafamda oluşan bir hikaye olabilir sadece. Yazarın da dediği gibi biz okuyucular kitapta yazarın kendi hayatıyla ilgili kırıntılar bulmaya meyilliyiz hatta fazla hevesliyiz :))))

Bakalım 3. kitapta neler olacak :)

Pazar, Kasım 28, 2021

Öncelik Sıralaması (ya da Sıralayamamam mı Acaba?)

Günaydın :)



Daha önceki yazılarımda bahsetmiştim, yapmam gereken çok şey olunca nereden başlayıp hangi sırayla gideceğime karar veremiyor, karar versem bile yaptığım sıralamaya sadık kalamıyorum. Bugün de o günlerden biri maalesef. Yapacak bir sürü işim var ama anlaşıldığı üzere bilgisayar karşısına geçmiş bu satırları yazıyorum. 

Beni bekleyen işler listesi şöyle:

  1. Banyo ve tuvaletler temizlenecek, ✔️
  2. Dün yıkadığım 3 makine çamaşır katlanıp yerleştirilecek, ✔️
  3. Kalan 2 makinelik çamaşır yıkanıp kurtulacak, ✔️
  4. Okul-iş kıyafetlerimiz ütülenecek,
  5. Biraz daha beklerse bozulması muhtemel 4 farklı sebze işlenecek / pişirilecek ✔️
  6. Kasaba ve markete gidilecek, ✔️
  7. Arya'nın hafta içi öğle yemekleri ayarlanacak, ✔️
  8. Arya'nın saç diplerindeki konaklara* zeytinyağ sürüp iyice taranacak, ✔️
  9. Mısır patlatılıp ailecek film izlenecek, (Arya için mısır patlattım ama filmi yarın akşama erteledik) 
  10. Öğrenciler için 3. ünite özeti hazırlanacak (Of bu tamamen aklımdan çıkmıştı, az önce bilgisayarı kapatayım derken geldi aklıma :(((
*Hani bebeklerin saç derisinde sarı sarı konaklar olur, kabuk bağlamış gibi. Arya'da bir süredir o konaklardan oluyor. İnternetten araştırdım, alerjik bünyeli insanlarda olurmuş. Zeytinyağ sürüp yumuşayınca taramak ve sonra yıkamak gerekiyormuş. En az 3-4 kez tekrarlanması gerekiyormuş. Bakalım bugün deneyeceğim, işe yararsa farklı günlerde 2 kez daha yapmamız gerek. Tabi bir de bu iş için Arya'yı ikna etmem gerek ki en zor kısmı burası maalesef :(

"Güzel başlayan bir Pazar günü nasıl kâbusa döner?" sorusunun cevabını uygulamalı olarak öğrenmek üzere olduğumu hissediyorum. Bana şans dileyin lütfen :)

Şuraya pek de aileye uygun olmayan ama 2 gündür de dilimden düşmeyen eğlenceli bir şarkı bırakıp makûs talihime doğru yollanayım :)))


Son Durum: 4. ve 10. maddeler için zerre enerjim kalmadı :( Ayaklarımı uzatıp yayıldım koltuğa. Biraz kitap, biraz dizi sonrası uyku... 

Cuma, Kasım 26, 2021

Fake it until you make it*

"Fake it until you make it."

Türkçe'ye tam olarak çevirebilir miyim bilmiyorum. Üç aşağı beş yukarı "Gerçekten yapana dek / oldurana dek yapıyormuş gibi yap ya da olmuş numarası yap" gibi bir şey sanırım. 3 bira ve yüksek desibel müziğe maruz kalmış halimle bu kadar çevirebildim. Yarın yine düşünür, düzeltirim belki. 

Bu sözü ilk kez Canım Ceren'imden duydum, aldım kendime amaç edindim. Olana dek, oldurana dek olmuş gibi yapıyorum. Mesela bu gece kimseye ihtiyacım yokmuş gibi yapıyorum. Çok eğleniyormuş gibi, her şeyi bir kenara bırakmış gibi yapıyorum. İnanıyorum bir gün numara değil gerçek olacak bu söylediklerim. 



Perşembe, Kasım 25, 2021

İçimiz Isınsın :)

Dışarısı buz, kış geldi!

O zaman içimizi ısıtacak şeylere sıkı sıkıya tutunmak, sarılmak lazım :)

Benim epey uzun zamandır boşladığım bir yemek blogum var. Daha önce de bahsetmiştim, ismi "Rüya'nın Mutfağı" :). Eskiden aktif olarak tarif yazıyordum ama son yıllarda pek üstüne düşmedim. Geçenlerde Sevgili Handan'ın ilhamıyla yaptığım sarımsaklı ekmeğin tarifini az önce yazdım bloga. Onu yazarken domates çorbası tarifimi de yazdım. Üstüne de sıcak şarap tarifi yazarak mis gibi sıcacık bir kış gecesi için gereken üç temel şeyi yazmış oldum :P Sıcak şarap tarifi yılbaşı için de güzel bir seçenek olabilir. Ölçüleri iki katına çıkararak misafirleriniz için hoş bir sürpriz hazırlayabilirsiniz :) 

Blogda severek yaptığım ve severek yediğim tarifler var. Aklıma geldikçe yeni tarifler de eklerim. Maksat soğuk kış gecelerinde içimiz ısınsın :)


Çarşamba, Kasım 24, 2021

Unutulmayanlar

Eminim herkesin unutamadığı öğretmenleri vardır. Kimisini iyiliğiyle, sevgisiyle, bilgisiyle hatırlarız; kimisini eksiğiyle, yanlışıyla, bıraktığı kalp kırıklığıyla. Ama iyi, ama kötü, mutlaka izi kalır hayatımızda öğretmenlerimizin.

İlkokul öğretmen(ler)imizi unutamayız çünkü ilktir onlar bizim için. Şanslı olanlarımızın sevgi dolu ikinci anne-babaları olmuşlardır. Şanssız olanlarımız için okulla ilgili ilk travmalarımızın kaynağı... 

Ben 3, hatta 4 farklı öğretmen ile tamamladım ilkokulu. İlk öğretmenimi hiç hatırlamıyorum maalesef ve çok üzgünüm bunun için. 2. öğretmenim, Osman öğretmene aşıktım diyebilirim :) Bir keresinde çok konuştum sanıp bana ceza vermişti ama o gün konuşan ben değildim. Küstüm öğretmenime sonra "Hadi affettim, cezanı kaldırdım" dediği halde barışmadım. O kadar dert edinmiş ki akşam evimize gelip gönlümü almıştı. Çok şakacı, çok güleryüzlü bir öğretmendi. Öyle uzun süre küs kalmam mümkün değildi zaten :)

Sonraki ilkokul öğretmenlerimin ikisi de ilkokuldan sonraki yıllarda da beni hep arayıp sordular. İlkokuldaki 3. öğretmenim ben lisedeyken okuluma beni ziyarete geldiğinde arkadaşlarımın yaşadığı şaşkınlığı görmeliydiniz. İlkokuldaki son öğretmenim de daha geçtiğimiz Pazar telefonla arayıp halimi hatırımı sordu. Tabi ki ben de onları arayıp soruyorum, öğretmenler günlerini kutluyorum her sene.

Ortaokul öğretmenlerimden birkaçı hatırımda kaldı maalesef. Bazıları iyi, bazıları nahoş hatıralar. Hayatımdaki ilk 3'ü fen bilgisi yazılısında almıştım. Öğretmenimizin "Eh, her şeyin bir ilki vardır. Demek ki daha çok çalışman lazım." deyişi gözümün önünde hâlâ. 

İngilizce öğretmenlerim açısından her daim şanslıydım. Daha ilk derste sevmiştim İngilizce'yi. Kuralları öğrendin mi gerisi çorap söküğü :) Dilin inceliklerini lisedeki öğretmenlerimden öğrendim tabi ki. İngilizce dışında hayata bakışımın değişmesini, ufkumun açılmasını da yine İngilizce öğretmenlerime borçluyum diyebilirim. Kitap okumayı sevdiğim için önce okuldaki sonra da evindeki kütüphanesini bana açan Ayşe Nur öğretmenimin kalbimdeki yeri bambaşkadır. Yine İngilizce öğretmenlerim olan Mustafa Yörük ve İlhami İnan ile de hâlâ görüşüyorum. Hatta az önce Mustafa Hocam'la yarım saat sohbet ettik telefonda. Birgün onlarla meslektaş olacağımı hiç düşünmezdim ama Hayat işte! 

Lisede İngilizce öğretmenlerim dışında aklımda en çok yer eden öğretmenlerim Türkçe öğretmenleri. 4 farklı Türkçe öğretmenimin hepsi ayrı şeyler katmıştır bana eminim ama aklımda en çok yazma aşkımı fark edip beni destekleyen, bizi şairlerle tanıştırıp şiir gecesi düzenlememiz için motive eden Hüsniye öğretmenim kalmış. 

Üniversite yıllarım hazırlık senesi hariç büyük hayal kırıklığı diyebilirim. Hazırlık senemizde dersimize giren İpek Hoca sayesinde birçok kitaba, filme, sanata, yogaya, uzaya... kısacası hayata bakışım değişti, kesinlikle geliştim. Hazırlık sınıfındaki hocalarımız dışında fakültede sadece Özden Hoca'yı tavrıyla, tarzıyla, bilgisiyle hatırlıyorum gerisi için bir şey demek gelmiyor içimden. 

Kendi öğretmenliğime gelirsek, ilk yıllarım gerçekten zordu ama bu yıl ayaklarım daha sağlam yere basıyor. Dersin her dakikasını planladığımda işlerin çok daha iyi olduğunu biliyorum. İşler planladığım gibi gitmediğinde isyan etmek yerine doğaçlama yapıp yeni duruma ayak uydurmak gerektiğini biliyorum. Ders bitince her şeyi sınıfta bırakıp çıkıyorum. Sıfırlanıp tekrar başlıyorum elimden geldikçe. 

Bugün, geçen yıl ve ondan önceki yıl mezun ettiğimiz öğrencilerim arayıp öğretmenler günümü kutladı. Hatta birisi benim yüzümden İngilizce öğretmeni olmaya karar verdiğini söyledi. Bir diğeri İngilizce sınavından 89 aldığını ve o an beni hatırlayıp içinden bana teşekkür ettiğini söyledi. Bunun verdiği mutluluğu burada kelimeler ile anlatamam. Ben de hayatımda iz bırakan tüm öğretmenlerimi hatırlayıp teşekkür ediyorum tüm emekleri için. Mutluyum öğretmen olduğum için :) 




Yazımı geçen yıl öğretmenler gününde yazdığım şu cümle ile bitirmek istiyorum:

"Yapı taşlarımı tek tek dizen, beni ilkokuldan üniversiteye, çocukluktan erişkinliğe, öğrencilikten öğretmenliğe taşıyan tüm öğretmenlerimin ve canla başla çalışan tüm meslektaşlarımın günü kutlu olsun!"


Sevgili Leylak Dalı' ve Recep Altun' un yazılarını da okumanızı tavsiye ederim :) Linklerini de bırakayım:

Leylak Dalı

Recep Altun

Pazar, Kasım 21, 2021

Geleneksel "Evet Günü" Şenlikleri #2

Geçen ay ailecek "Yes Day" filmini izledikten sonra biz de Arya için "Evet günü*" yapmıştık. Kuralları baştan belirledik ve hiç bir problem yaşamadık. Gün güzel geçince her ay bir kez yapmaya karar verdik. 

Kasım ayına girdiğimiz andan itibaren Arya "Evet günü ne zaman?" diye sorup duruyordu, ara tatilde yaparız demiştim ama hava genel olarak yağmurlu olunca bugüne kaldı "Evet günü"müz. Bugün de Evrim hasta olduğu için ailecek olmasa da anne-kız olarak yapalım dedik. Ailecek kahvaltı yaparak başladığımız güne lunapark, borulu park ve Arya'nın favori restoranı ile devam ettik ve son olarak patlamış mısır eşliğinde Lego DC Super Hero Girls filmini izleyerek bitirdik günü. 








Lunaparktaki favorimiz çarpışan arabalar. Zaten küçücük bir lunapark olduğu için çok fazla seçeneğimiz de yok maalesef. Arya 3 tur çarpışan arabalardan sonra bir iki oyuncağa daha binip borulu parka geçmek istedi. O borulu parkta yeni edindiği arkadaşlarıyla oynarken ben de bir an önce Doppler'e kavuşma hevesiyle Volvo Kamyonları okudum :) Parktan sonra anne-kız cozutup en zararlı yiyecekleri seçerek karnımızı doyurduk. Pişman değiliz :)) Sahil boyunca yürüyerek eve geldik, mısır patlatıp filmimizi izledik. Film bitince "Evet günü" de bitmiş oldu :)  Arya şimdiden Aralık'ı iple çekmeye başladı :D Evrim de kendine özel "Evet günü" istiyormuş, çok güldük tabi Arya ile :))))

*"Evet günü": Gün boyunca anne-babaların her şeye "Evet" demek zorunda olduğu bir nevi ödül günü. Geleceği etkileyecek "Hadi köpek alalım" gibi isteklerin kabul görmediği, sadece o anlık yapılıp bitecek eylemlerin onaylandığı bir gün :)

... 

Neredeyse unutuyordum,  Arya'nın öğretmeni, Ödül öğretmenimiz bizden çocukluğumuzda oynadığımız bir oyunu tanıtmamızı istemişti. Biz de küçük bir video çektik ailecek :)


Cumartesi, Kasım 20, 2021

Mim - Blog Yorumları

Bir Yıldızın Hikayesi blogunun sahibesi Sibel Yıldız'ın da dediği gibi ben de uzun zamandır mim okumamış ve cevaplamamıştım. Bu mim iyi geldi :) 


Soru 1. Yaptığınız paylaşımla ilgili yorum alış-verişine önem verenlerden misiniz?

Evet. Paylaşmak için yazıyorum ve yorumlar bana iyi geliyor.  Bazı durumlarda sadece yalnız olmadığımı hissetmek bile iyileştirici oluyor. Yorum yapan biriyle tamamen zıt fikirlerde olduğumuzda da kaliteli tartışmalara her zaman varım. Takip ettiğim bloglara da yorum yazmaya çalışıyorum sık sık.


Soru 2. Yorum geldiğinde iade-i ziyaret yapar mısınız?

Benim yazımla alakalı tek kelime yazmadan sadece kendi blog tanıtımını yapmaya çalışan "Benim bloguma da beklerim" minvalindeki yorumlar hariç yazıma anlamlı yorum bırakan herkesin bloguna mutlaka iade-i ziyaret yaparım ve ilgimi çeken yazılarını okuyup yorum  bırakırım. 


Soru 3. Okumadan yorum bırakıldığını ya da hızlıca göz gezdirildiğini hissettiğiniz olur mu?

Evet oluyor. Olabilir de. Bu çok normal. Kimsenin her yazdığımı ciddiye alma zorunluluğu yok tabi ki. Okuyup geçebilir, yorum yazmayabilir ya da üstünkörü bir şeyler yazabilir rahatlıkla. AMA evet kocaman bir AMA öyle yapan biri de hiç utanıp sıkılmadan "Benim bloguma da beklerim" yazmasın lütfen. Sen beni kaale almazken ben neden seni alayım ya? Tüm blogları gezip aynı mesajı copy-paste yapanlara katlanamıyorum.



Soru 4. Önünüzdeki yazıyı okuduktan sonra o yazıya gelen diğer yorumları da okur musunuz?

Tabi ki okurum hatta araya kaynayıp yorum yapanla tartışmaya bile girebilirim :D


Soru 5. Yazınıza gelen yorumları cevaplar mısınız?

Eski yazılarıma bakıyorum ara sıra. Nedense cevaplamadığım yorumlar olmuş. Sanırım ruh halim cevaplayamayacak kadar kötüymüş. Ama uzun zamandır her yoruma cevap vermeye çalışıyorum. Gözümden kaçan olduysa da af ola.


Soru 6. Yorumları biriktirip hepsini aynı anda mı açarsınız? Neden?

Mail olarak gelince hemen okurum yorumları ama cevap vermek için rahat olacağım bir anı beklerim. Yani genelde birikmiş oluyor yorumlar. Ama bir yazının yorumlarına cevap vermeden yeni yazı yazıp yayınlamıyorum.


Soru 7. Yazıyı okuduğunuz halde yorum bırakmadan ayrıldığınız olur mu?

Oluyor çünkü ne yazacağımı bilemediğim anlar oluyor. 


Soru 8. En az ve en fazla yorum alan paylaşımlarınız hangileri hatırlıyor musunuz?

Maalesef hatırlamıyorum. 


Soru 9. Hiç yorum almayan yazınız oldu mu?

2000li yılların başlarından beri 2-3 farklı blogum oldu. İllaki yorum almayan yazım olmuştur. 


Soru 10. Daha önce hiçbir etkileşimde bulunmadan, tesadüfen tek bir yorumunu okuyup beğenerek takibe aldığınız biri oldu mu?

Evet oluyor. Bazen kendi blogumda bazen başka bir blogda yorumunu okuyup takibe aldıklarım oluyorum sık sık. 


Soru 11. Size göre yorum bırakmada en iyi ve en sürekli olan bloglar hangileri? (En az üç isim veriniz.)

Her blogu okuyup her yazıya yorum bırakan deyince aklıma ilk gelen Deep tabi ki. Onun dışında Mr.Kaplan'ın verdiği isimlere katılıyorum :)


Bu güzel mim için Bir Yıldızın Hikayesi - Sibel Yıldız'a teşekkürler :)

Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...