Çarşamba, Aralık 30, 2020

Hesabı Kapatalım!

- Hesap lütfen!

- Hemen efendim!


Şimdi kapatalım gözlerimizi, kendimizi galaktik bir restoranda hayal edelim. 2020'nin sonuna gelmişken tüm yılın hesabını bir kere de kapatalım. Şöyle bir bakalım aklımızda kalanlara.


- Efendim 365 günün 200'ünde mutsuz, 35'inde idare eder, 130'nda çok mutluymuşsunuz. Bu durumda borcunuz yok, hatta bu yıldan 50* gün alacağınız var. 

- Yaz evladım deftere, alırız seneye!

Neden mi 50 gün? E 360'ın en az yarısında mutluluk şart. Demek ki 180 - 130 = 50 gün borcu var bu yılın bana  :))))) Sayılar atmasyon tabi ki de kesinlikle borçlu değil alacaklıyızdır hepimiz 2020'den :)

Şaka bir yana 2021'den dileklerimi şuraya bırakayım:

*Sevdiklerime yeniden korkusuzca sarılabilmek, 

*Gitmediğim yerlere gitmek,

*Çekmediğim fotoğrafları çekmek,

*Elimden bırakamayacağım kitaplar okumak,

*Müziksiz, şiirsiz, öyküsüz, tutkusuz tek gün bile geçirmemek, 

*Bi de mümkünse 64kg'ya geri dönmek :D

Son dileğimi gören 2021'in diğer dileklerimi hemen gerçekleştirmesini umuyorum :))))))


2021'de tüm sevdiklerime sağlık sıhhat, neşe ve mutluluk dolu anlar diliyorum!

Şimdiden İyi Yıllar!





Ben bir şarkıya takınca takıyorum. 
Bu yüzden de yılın kapanışını daha önce de paylaştığım bu iki şarkıyla yapıyorum :)


Ağaç Ev Sohbetleri #71

 Bu haftanın konusu Mr. Kaplan'dan geldi:

"Görece bir kavram olan mutluluğun TDK sözlüğündeki karşılığı, "bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan saadet" olarak açıklanmakta. Peki sizin için mutluluk nedir? Mutluluk sürekli olarak elinizde tutabileceğiniz bir şey mi?"

İlk olarak TDK'ya itiraz ediyorum ve mutluluğun kesinlikle bir kez ulaşılınca sürekli olarak elde tutulabilecek bir şey olmadığını üstüne basa basa vurgulamak istiyorum. Mutluluk anlıktır, gelip geçicicidr. Doğru anda, doğru yerde olup yakalayabilene ne mutlu. O an bitti mi ara ki bulasın mutluluğu! 

Yazımın geri kalan kısmını Mr. Kaplan'dan alıntı yaparak tamamlamak istiyorum çünkü tamamen katılıyorum Mr. Kaplan'a.

"Çağdaş filozoflardan Slavoj Zizek, mutluluğun kişisel görüşlere göre değiştiğini ve kapitalist değerlerin bir ürünü olduğunu savunmakta. Zizek, insanın doğasında memnuniyetsizliğin hüküm sürdüğünü, gerçekte ne istendiğinin bilinmediğini ileri sürerken, istediklerine ulaştığı takdirde mutlu olduklarını zanneden insanların aslında aradıkları şeyin başka bir şey olduğunu fark edip tatmin olamadıklarını iddia ediyor.

Hayır, felsefe yapmayacağım. Ben mutluluğun sadece kapitalist değerlerin bir ürünü olduğunu düşünmemekle birlikte, Zizek'in mutluluğu tanımlarken ortaya koyduğu diğer görüşlere yakın hissediyorum kendimi. Mutluluk sanılanın aksine ulaşıldığında biteviye sürecek bir duygu değil bana göre de. Gökyüzündeki yıldızların anlık göz kırpışı kadar kısa, en fazla birkaç dakika süren bir hazzın doruk noktası. Etkisi zaman içinde süratle azalan, ardından yine doğamızda bulunan memnuniyetsizliğe evrilen bir olgu...

... Bu yüzden sonsuz ve büyük mutluluklar aramak yerine ulaşması çok daha kolay, küçük ama sayıca fazla mutlulukların peşine düşmek daha mantıklı bir yol.  ...

 ...

Mutlu olmak insana anlık bazda kendini iyi hissettirir. ... Yazarken düşünür, araştırır, cümleler kurar, bir çaba içine gireriz. Bütün bunlar sadece iki mutluluk kırpıntısı için. Birincisi yazıyı bitirip son kontrolleri yaptıktan sonra, eğer iyi bir iş çıkarttığımıza inanıp yayınla düğmesine bastığımızda, ikincisi yazımıza gelen yorumları okuduğumuz anda. Okurken de öyle, okuduğumuz bir yazı bize yeni bir şey öğrettiğinde ya da yazının içinde geçen bir cümle bizi gülümsettiğinde mutlu oluruz. Yani mutluluk bana göre yüksek haz aldığımız kırpıntılar, yıldızların göz kırpmasıdır. Bu yazımı okuyan siz okurların da mutluluk yıldızları bol olsun."


Neredeyse tamamını Mr. Kaplan'dan çektiğim kopya ile yazdığım bu haftaki Ağaç Ev yazımı Isaac Asimov'un sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum: 

 "Belki de mutluluk şudur: Başka bir yerde olmanız, başka bir şey yapmanız, başka biri olmanız gerekirdi duygusuna kapılmamak.” 



Mutlu olduğumuz her an bir mucize aslında. 
Yakalayınca o anları bitene dek tadını çıkarmak lazım. Sonsuza dek sürecek -var olmayan- mutluluklar ararken her gün karşımıza çıkan kısa, küçük mutlulukları kaçırmayalım. 

2021 yılı için herkese bol bol mutluluk anları diliyorum :)


Pazar, Aralık 27, 2020

Hayat ve Hayati Kaptan - 14. Bölüm

Hayat ve Hayati Kaptan apartmandan içeri girip sessizce asansöre bindiler. Dördüncü kata çıkmak yüz yıl sürdü. Dördüncü kata çıkan o dört duvar arasında yüz yıl düşündüler, yüz yıl sustular, yüz yıl yaşlandılar. Sonunda asansör durup kapı açıldığında aralarında olabileceklere dair yüz milyon olasılığı ölçüp tartmışlardı.

Hayat usulca kapıyı açıp içeri girdi, Hayati Kaptan içeri girip usulca kapattı kapıyı.

- Siz şöyle salona geçin isterseniz, ben misafir odasını hazırlayayım.

- Zahmet veriyorum size...

- Ne zahmeti...

Hayat, misafir odasını hazırlarken "Dur, daha fazla düşünme Hayat! Düşünüp daha da küçülme Hayat!" dedi kendi kendine. Odayı hazırladıktan sonra eniştesinin eşyalarından Hayati Kaptan'a uyacak bir şeyler seçti ve misafir odasındaki yatağın üzerine bıraktı. Tüm bunları yaparken eli ayağına dolanıyor, kalbi delicesine çarpıyordu. Bir an "içerideki Rıfat olsaydı..." diye geçirdi içinden. İçerideki Rıfat olsa muhtemelen çoktan misafir odasına gelmiş, bir yandan Hayat'a yardım ederken bir yandan da yine o komik hikayelerinden birini anlatıyor olurdu. Keşke öyle olsaydı diye geçirdi Hayat bu kez içinden: "Keşke içerideki de, aklımdaki de, kalbimdeki de sadece Rıfat olsaydı". Doğrusu buydu. Ama hayat her zaman doğru değildi. Eğrisiyle doğrusuyla, acısıyla tatlısıyla yaşıyordu insan şu hayatı. Az sonra salona giren Hayat:

- Odanız hazır. Banyo koridorun sonunda. Mutfak da hemen girişte, sağda. 

- Misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim. Umarım burada kalarak sizi zor bir duruma düşürmüyorumdur.

- Merak etmeyin, zor bir durumda kalmıyorum. Siz dinlenin, ben köşedeki bakkaldan bir şeyler alıp geleceğim.

- Ben gideyim isterseniz. 

- Teşekkürler, ben halledeyim.

Hayat, köşedeki bakkaldan ufak tefek bir şeyler alıp eve döndü. Mutfağa girip kafasındaki düşüncelere kapılıp boğulmadan yiyecek bir şeyler hazırlamaya çalıştı.  Normalde yemeği mutfakta yerdi ama şimdi burası gözüne çok küçük, birbirine yabancı iki kişinin bir arada duramayacağı kadar dar göründü. Salondaki yemek masasını kullanmaya karar verdi. Salona girdiğinde Hayati Kaptan'ı camın önünde buldu. 

- Kusura bakmayın sizi beklettim. Yiyecek bir şeyler hazırladım.

- Keşke uğraşmasaydınız hiç. Akşam akşam size yük oldum, iş çıkardım. Kusuruma bakmayın lütfen.

- Ne demek! Yalnız olsam da bir şeyler hazırlayacaktım zaten. 

- Sofra için yardım edeyim size.

Mutfağa bir iki kez gidip gelerek sofrayı kurdular. Masaya oturduklarını sessizliği bozan Hayati Kaptan oldu.

- Tekrar teşekkür ederim nazik davetiniz ve misafirperverliğiniz için.

- Rica ederim. Kim olsa aynısını yapardı. 

- Burada kalabileceğiniz bir ev olması büyük lütuf. Hava koşulları yüzünden olur olmadık zamanda seferler bir anda iptal olabiliyor.

- Evet biz gençliğimizde de sık sık burada kalırdık Rıfat'la. 

Hayat bir an kurduğu cümleden pişman olup hemen ekledi:

- Tabi o zamanlar teyzemler henüz İzmir'e taşınmamışlardı. Rıfat'la kuzenim Kenan da yakın arkadaştırlar. 

- Anlıyorum. Sanırım gençlik yıllarınızda hep bir aradaydınız Rıfat Bey'le.

- Evet çok yakın arkadaştık. Hâlâ da öyleyiz.

Kısa bir sessizlikten sonra Hayati Bey:

- O'na değer verdiğiniz belli. Çok şanslı biri Rıfat Bey. O da size çok değer veriyor. Yasemin sizin birbirinize çok yakıştığınızı, Rıfat Bey'in niyetinin ciddi olduğunu, bu kez sizi almadan gitmeyeceğini düşünüyor. 

Hayat o gece ilk kez gözlerini kaldırıp Hayati Kaptan'ın yüzüne, gözlerinin içine baktı. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.

- Haddimi aştıysam özür dilerim Hayat Hanım. Ben sizi incitecek bir şey söylemek istemezdim. Ben sadece... Üzgünüm.

- Üzülmeyin Hayati Kaptan. Rıfat çok iyi biri, birbirimize de çok değer veriyoruz gerçekten. Ama mevzu bahis bir ömür aynı yastığa baş koymaksa herkes siz ve Yasemin Hanım kadar şanslı değil sanırım.

- Birkaç ay önce başka birisi söyleseydi şu sözlerinizi mutlulukla "Haklısınız" derdim. Ama şimdi... Şimdi varlığımla yokluğum bir bu evlilik içinde. Bir fırtınaya tutuldum sürükleniyorum sanki. Oysa evlilik güvenli bir liman. Neyse... Her şey için çok teşekkürler, ellerinize sağlık!

- Teşekkürler. Afiyet olsun.

Hayat masadan kalkıp sofrayı toplamaya başladığında Hayati Bey de ona yardım etti. Masadakileri bir bir mutfağa taşıyorlardı. Elindeki tabaklarla mutfağa giden Hayat, Hayati Bey'in ne demek istediğini düşünüyordu. Olabilir miydi? Acaba Hayati Kaptan'la Hayat aynı fırtınaya kapılmış, aynı dalgalarla mı boğuşuyorlardı? Elindeki tabağı tezgaha bırakıp dönen Hayat, elindeki bardakları masaya bırakıp dönen Hayati Kaptan'la burun buruna geldi. İşte yine aynı şey olmuştu. Dünya durmuş, yer ayaklarının altından kaymış, her şey bir anda manasını yitirmişti. Gözlerini birbirlerinden alamıyor, aylardır dalga dalga gelip benliklerini ezen, köşeye sıkıştıran, nefessiz bırakan o sancıya daha fazla karşı koyamayacaklarını hissediyorlardı. Göğüslerini sıkıştıran, ikisini de nefessiz bırakan o ağrı şimdi göğüs kafeslerini parçalayıp çıkmak istercesine yakıyordu içlerini. Sonunda Hayati Kaptan, Hayat'ı belinden yakalayıp kendine çekti. Dudakları buluştuğunda artık Fındıklı'da bir apartman dairesinin dördüncü katındaki sıradan bir mutfakta değildiler. Hatta yer yüzünde bile değildiler artık. Bedenleri orada öylece ne kadar süre kaldı söylemek mümkün değil ama tüm benlikleri evrende sonsuz bir yolculuğa çıkmıştı.


*Şarkı: Bir Günah Gibi - Ajda Pekkan

Hikayenin başı çok gerilerde kaldı. Şuraya ilk bölümün linkini bırakıyorum. Hayat ve Hayati Kaptan'ı bu noktaya getiren o ilk karşılaşmayı okumak gerek mutlaka. Diğer bölümleri de ilk bölümün altına bıraktım. Hikayenin sonunu çok uzun zaman önce yazdım ama aradaki bölümler gelmek bilmedi bir türlü. Ama artık az kaldı, sona yakınız. Sanırım 1-2 bölüm sonra bitecek Hayat ve Hayati Bey'in hikayesi.

Çarşamba, Aralık 23, 2020

15 Yıl

Evrim'le bundan 15 yıl önce, 2005'i 2006'ya bağlayan gece bir yeni yıl partisinde tanıştık. O geceden beri de birlikteyiz. 6 yıl sevgililik + 1 yıl söz + 8 yıl evlilik :)) "Vay be!" diyoruz her durup düşündüğümüzde. Bu yıl için Evrim'e el yapımı bir kart hazırladım. Karşılığında Evrim de bana kendi hazırladığı bir hediye vermek istedi ve başladı çizmeye :) 


Tam oldu, işte ben diyemiyorum ama neresi olmamış diye sorunca da adını koyamıyorum :D 
Resim benden daha güzel oldu. Neresini bozsun da tam ben olayım onu teşhis edemiyorum :)))))







Geçmişe Bakıp İyi Hissedebilmek

Dün canım Ceren'in telif hakları ile ilgili şu yazısından sonra birkaç gündür aklımda olan blogda kullandığım görselleri, alıntıları gözden geçirme işini daha fazla ertelemeden halledeyim dedim. Bu mevzuyu birkaç gün önce karikatürlerle ilgili açılan telif hakkı davasıyla ilgili haberler sebebiyle düşünmüştüm ama o kadar üşendim ki anlatamam. Blog yazmaya 2009'da başladığım düşünülürse... Gerçi arada hiç yazmadığım yıllar da var ki iyi ki yazmamışım dedim tek tek tüm yazılara bakarken :))))

En eskiden başlayıp göz attım yazdıklarıma. Bazılarında durdum, duygulandım; bazılarında kızdım kendime; bazıları için "Vay be ne yazmışım! dedim. Yazdığım ve aklımdan çıkıp gitmiş hikayelerimi hatırladım, mutlu oldum okudukça. "Boş gelip boş gitmiyorum Dünya'dan. Benden bir şeyler kalacak işte geride!" hissi geçti içimden :) İyi ki dedim, iyi ki çıktı şu telif mevzuları ve iyi ki canım Ceren yazdı bu mevzuları :) Yoksa geri dönüp geçip giden tüm o kötü günlerin geçip gittiğini ve yazdığım onca güzel şeyi hatırlamayabilirdim. Geçmişe baktım sonra dönüp bugüne baktım. 

İyiyim, hatta baya baya iyiyim :)





*Telif konusuna gelirsek bugüne kadar paylaştığım görsel ve alıntılar için herhangi bir kar amacı gütmediğim için zararlı bir şey yaptığımı düşünmemiştim ancak bu konudaki hassasiyete ve haklarını korumak isteyenlere saygı duyuyorum tabi ki. Bundan sonraki paylaşımlarda daha dikkatli olacağım kesinlikle.

Pazartesi, Aralık 21, 2020

"Issız"lığa birebir!

Hava günlerdir yağmurlu. Güneş olmayınca enerjim çok düşüyor. Yerine getirecek bir şeyler yapmam şart. Ne yapsam derken bir "Hadi eşimin istediği kekten yapayım" dedim. Bir zamanlar Issız Adam keki diye meşhur olmuştu havuçlu kek 😁😁😁



Malzemeler:

3 yumurta

1 bardak şeker (1,5 da olur :)

1 paket vanilin

1 bardak süt

1 bardak sıvıyağ 

2, 5 bardaktan biraz az un

1 paket kabartma tozu

1 su bardağı ceviz

1 büyük havuç

1 büyük portakalın kabuğu

1 tatlı kaşığı tarçın


Yumurta, şeker ve vanilini iyice çırptım. Vanilini yumurta ile çırpınca yumurta kokusu yok oluyor 😉 Sütü ve yağı ekleyip tekrar çırptım. Başka bir kapta unu ve kabartma tozunu eleyip yumurtalı karışıma ekleyip çırptım. Portakal kabuğunu ve havucu rendeleyin çekilmiş ceviz ve tarçınla birlikte karışıma ekleyip spatula ile karıştırdım. Yağlayıp unladığım kek kalıbına döküp önceden ısıttığım 185°C fırında 35-40 dk pişirdim. Yanında ister çay, ister kahve ☕🥧😃

3 yumurta, 1,5 bardak şeker, vanilin, 2,5 bardak un ve kabartma tozu benim favori kek karışımım. Bu malzemelere istediğimi ekleyip istediğim keki yapabilirim. Limon kabuğu, portakal kabuğu, kakao, kuru meyveler... O an aklıma ne eserse 😁

Denerseniz şimdiden afiyet olsun :) 


Bazı günler, bazı yollar, bazı köşeler, bazı merdivenler, bazı şarkılar, bazı şiirler, bazı... Bazı bazı zor işte hayat ama geçiyor zor da olsa 🙂 Bazen bir şarkı oluyor hayat, bazen de bir şarkı bitince başlıyor hayat 📻🎶🎵🎶🎵🎶


Tıklayın bakalım şansınız hangi şarkı çıkacak radyoda 🤩

Cumartesi, Aralık 19, 2020

Bir Günah Gibi

Önce brokoliyi küçük parçalara böldü Hayal, sonra karnabaharı. Sırasıyla kabakları, havuçları ve kırmızı biberleri doğradı. Sonra zeytinyağına uzandı. Tam bu sırada mutfağa girdi Evren. Arkasından sarılıp Hayal'in boynuna küçük öpücükler kondurdu. Mutfak, ev, Dünya... her şey yok oldu o an. Bir kıvılcım alevlendi.

Radyoda "Bir Günah Gibi" çalıyordu. Kendilerini ritme bırakıp öylece salındılar mutfak tezgahının önünde. Hayal öpücüklerin keyfini çıkarıyor, Evren sevdiği kadına sımsıkı sarılıyordu. Şarkının giderek artan ritmine kapılıp dans etmeye başladılar. Hayal, Evren'in az önceki minik öpücüklerini karşılıksız bırakmadı, belini sıkıca kavrayan ellere uyup iyice sarıldı sevgilisine. Gülümsemeleri kahkahalara döndü şarkıyla birlikte. Delice dans ettiler. Şarkı bittiğinde mutfak, ev, Dünya... her şey geri geldi. Dünya eskisinden çok daha güzel bir yerdi.

 

...


Anın tadını çıkarmalıyız. Neredeysek, ne yapıyorsak sadece onu hissetmeliyiz. Sevdiğimiz şarkı çıkınca ritmine bırakmalıyız kendimizi, sevgilimiz belimize dolanınca sımsıkı sarılarak karşılık vermeliyiz. Uzakta arayıp elimizle tutamadığımız "Mutluluk" ufacık anlarda saklı belki de. Doğru anı yakalayıp bir anlık mutlulukların keyfini çıkarmalıyız bitene dek :)  



Homini de gırtlak, pufidi kandil, tumba yatak :)))

Birkaç gündür canım hem poğaça hem de böyle çikolatalı fındıklı fıstıklı kurabiye istiyor. Hâl böyle olunca daldım mutfağa ama ölçüyü kaçırm...