Dün 11. evlilik yıldönümümüzdü. Ne yapalım diye konuştuk ama ikimizin de içinden pek bir şey yapmak gelmedi. Yürüyüşe çıktık el ele; balık alıp biraz da alışveriş yapıp eve döndük.
Rakı-balık yaparız demiştik, rakıyı açmadık. Yemek için giyinip süsleniriz demiştim içimden, onu da yapmadık. Peki ne yaptık? Ailecek yemeğimizi yiyip sohbet ettik.
Yemekten sonra Evrim en sevdiğimiz şarkılardan birini açıp beni dansa kaldırdı, mutfakta yalın ayak dans ettik. Geceyi birer Martini eşliğinde dizi izleyerek bitirip uyuduk. Huzurluydu, güzeldi.
Bir günün özel olması için sıradışı şeylere, hazırlığa, süse püse, sürprizlere gerek yok aslında. Bir arada olmak, anı paylaşmak, sevmek yeterli.
Hayat bir süredir durmuştu benim için. Depremle yatıp depremle kalktım. Neredeyse yemeden, içmeden, uyumadan depremi ve yaşanan felaketi düşünüp durdum. Yıkılan binalar, ulaşılamayan enkazlar, koordinasyon ve iletişim eksiklikleri, giderek artan ölüm sayısı karşısında öylece el kol bağlı izleyici kalmak... Nefes almak bile ağır ve çok zordu.
Eğitime ara verilince keşke elimizden daha fazlası gelse diyerek okuldaki yardım toplama çalışmalarına katıldım, üyesi olduğum sendikaya ve Ahbap'a bağış yaptım, sonrasında ne yapabiliriz diye planlamaya destek verdim. Yer yer normal hayatına devam edenlere kızdım hiç hakkım olmadığı hâlde.
5-6 günün sonunda vücudum iflas etti. Uykusuzluk ve yorgunluktan kas spazmları başladı, migren coştu, fıtığım çekilmez hâle geldi. Sakinleştirici ve ağrı kesici içip kanepeye bıraktım kendimi. Epeyce uyumuşum. Bir nebze toparlanınca yine bir suçluluk hissi sardı ruhumu. Yine başladım kendimi tüketmeye.
3 gün önce bu kez kendimi durdurmaya karar verdim. Önce fıtık için doktora gidip düzenli iğne olmaya başladım sonra tüm deprem haberleri ile bağımı kopardım. TV'ye, radyoya elimi sürmedim; sosyal medyada deprem görünce hemen geçtim. Sadece kitap okudum ve Arya ile çizgi film izledim. Böyle yapmak bencilce biliyorum ama kendimi soyutlamazsam devam edemeyeceğimi anlayınca başka çare gelmedi aklıma. Sürekli depremle yatıp depremle kalkınca Evrim'den sonra Arya bile halimden endişelenmeye başlamıştı.
Hayata bir şekilde devam etmeliyiz. Unutmak, bitti gitti, geçti demek değil bu. Unutulacak, geçip gidecek gibi değil. Bu felaketi yaşayanların her türlü destek ihtiyacı uzun süre devam edecek. Bu yüzden sağlam kalıp onlara destek verebilecek hâlde olmalıyız.
Pazartesi okullar açılacak. Bir öğretmen olarak öğrencileri endişelendirmeden, üzmeden, travma yaratmadan deprem gerçeğiyle yüzleşmeleri için neler yapabileceğimi düşünüyorum. İleride işlerini düzgün yapan insanlar olmaları için işler düzgün yapılmadığında yaşanan trajedileri bugünden öğrenmeleri gerekiyor. Ama üzmeden, korkutmadan, yıkıcı değil yapıcı bir uslüpla yerine getirilmesi gereken hassas bir görev bu. Rehber öğretmenlere büyük rol düşüyor, diğer öğretmenlere doğru adımları göstermeliler ki biz kaş yapayım derken göz çıkarmayalım.
Ece Üner hislerimize tercüman oldu. Gerçekten nefes almaya utanıyor insan.
Tarihe Not: 6 Şubat'ta gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki 2 depremde kaybettiğimiz canlar anısına saygıyla ve büyük üzüntüyle...
Pauli Dışlama İlkesi'ne göre aslında hiçbir şeye dokunamıyoruz; ne yaparsak yapalım temas ettiğimiz şeyle aramızda bir boşluk kalıyor. Hissettiğimiz ve dokunmak sandığımız şey elektronların birbirini itmesi ile oluşuyor. Daha bilimsel bir açıklama için Evrim Ağacı sitesine bakabilirsiniz.
Hayat öyle garip ki en çok yaklaştığımız anda bile uzağındayız sevdiklerimize dokunabilmenin.
ellerimde koparmaya çalıştığım zincirlerden kalma yara izleri
yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.
gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki, gören kör oldum sansın.
yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak.
öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
belki bin tane aşktan geçmiş olayım ve hiçbiri olmasın gözümde.
hiçbiri tamamlayamamış olsun cümlelerimi,
hiç biri bağlayamamış olsun geceyi sabaha.
hiçbirinin gülüşünün her anı senin kadar aklıma işlenmemiş olsun.
hiçbirinin hayali en güzel haliyle barınamamış olsun beynimde.
hiçbirinin izi kalmamış olsun bedenimde.
öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın.
sessizce ağladığım anları kimse çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürememiş olsun.
ellerim kimsenin üzerinde eriyip gitmemiş olsun, gezinse bile.
dudaklarım senin adını söylerkenki gibi kıvrılmamış olsun hiç bi ad’a yeterince.
yerine koymaya çalıştığım her beden yok olup gitmiş olsun kumlar aktıkça tane tane.
unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,
sevmediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki
yerçekimine karşı koysun damarlarımda beni yaşatan her zerre.
öyle bir zamanda gel ki vazgeçmek mümkün olmasın…
Dipnot: Yukarıdaki şiiri şuradan aldım. Ezginin Günlüğü - 40 yıllık şarkılar albümünden "Gelmiyorsun" şarkısını dinlerken aklıma Orhan Veli'nin "Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın." dizeleri geldi. O dizeler Orhan Veli'nin "İstanbul İçin" adlı şiirinden alıntı ama yukarıdaki şiirden tam emin olamadım.
Gelişimle bir süredir gündemimizi meşgul eden kedi mevzusu da çözülmüş oldu. Annemler bir süre önce kedi evlat edindiler. Mahlasımın KuyruksuzKedi olmasına ve kedi aşkıma inat, benim kedi alerjim var.
Her kedi değil ama bazı cinsleri benim için fıstık alerjisi gibi, deniz ürünleri alerjisi gibi ölümcül. Ama şansımıza Bella (isim babası abisi, yani Evrim :), büyük bir alerjik reaksiyona sebep olmadı. Bir miktar kaşıntı ile idare ediyorum ki o kadar olur zaten; sonuçta görümcem sayılır. Kaşıntı yaratmayan görümce bulmak zor :))))
Şöyle bir arz-ı endam edip Momentoscuğumun kulaklarını çınlatayım :)
Bu satırları otobüste yazıyorum. Üniversite arkadaşlarım Derya ve Pınar'la buluşmak için Taksim'e gidiyorum :)
Bu arada üzerimdeki kaban annemin (kayınvaldem). Epeydir gözüme kestirmiştim, bugün bana hediye etti annem :)
Şimdilik Hoşçakalın :)
Nerdesin - Ezhel
Şarkıyı çok sevdiğim arkadaşım Funda doladı ağzıma :)) Hadi başka bi' şarkı bulun bana da değişsin modumuz :)