Kısa Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısa Hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 02, 2026

Asiye

Her şeyiyle fazlaydı Asiye bu Dünya'ya...

Sesi fazlaydı; sözü fazlaydı; boyu fazlaydı; sevinçleri, hüzünleri, gülüşleri, göz yaşları, arzuları, hayalleri, hayal kırıklıkları... Her şeyi... 

Varlığı fazlaydı Asiye'nin.

Sevinince fazla seviniyor, üzülünce fazla üzüyordu*. Azı, ortası yoktu Asiye'nin. 

Ya hep ya hiçti.

'Aşk'ı da fazlaydı Asiye'nin. Asiye aşık olunca Dünya safi 'aşk' oldu; şaşırdı Dünya bu kadar fazla 'aşk'tan. Dönmekten başı dönmeyen Dünya'nın, 'aşk'tan başı döndü; Asiye dursun, Asiye azalsın istedi Dünya. Denedi Asiye. Aşk uğruna azalmayı denedi. Susmayı, küçülmeyi, Dünya'nın gözüne batmamayı denedi. Beceremedi. 

Asiye, Dünya'ya fazla geldi; azalmak Asiye'ye ölüm... 

Asiye kızmadı Dünya'ya. Kolay değildi Asiye'yi taşımak. Asiye'nin içinden taşanlarla dönüp durmak kolay değildi. Asiye olmak da kolay değildi. Neden fazla olduğunu anlamadan azalmaya çalışmak hiç kolay değildi. Aşk'tan kendi başı dönsün isterken, Dünya'nın başı dönmesin diye kendini tutmaya çalışmak zor oluyordu. Asiye zorladı kendini ama yine de fazla geldi Dünya'ya.

Pes etmedi Asiye. Aksine azalmaktan, küçülmekten vazgeçti. Tüm fazlalığı ile çıktı karşısına; meydan okudu Dünya'ya:

- Belki fazla olan ben değilim de sen küçüksün. Büyümelisin. Beni taşımak zorsa güçlenmelisin belki de. Olgunlaşmalı,  yörüngene daha sağlam yerleşmelisin belki. Durup bana - benim "fazla" oluşuma - takıldığın için başın dönüyor olmasın sakın? Belki de beni küçülmeye zorlamak yerine başının dönmesine alışmalı ya da hissetmemek için sen daha hızlı dönmelisin.

Dünya'nın dengesi iyice bozuldu, başı iyice döndü. Dünya duruyor muydu yoksa son hızla dönüyor muydu emin değildi artık. Asiye mi fazlaydı, kendi mi az? Fazla olan Asiye'nin varlığı mıydı yoksa Dünya mı koca bir hiçti? Neden taşıyamıyordu Asiye'yi ve aşkını? Bu sorunun cevabı için bir ömür harcamaya hazırdı Dünya. 

                                                    Özdemir Asaf


... 

*Yazım yanlışı yok. Fazla üzülüyordu değil tam olarak fazla "üzüyordu".

... 

Çoooook uzun zamandır kulağıma fısıldanmıyordu öyküler. Asiye'nin gelişi o kadar mutlu etti ki beni!.. 

... 


Gökten üç elma düşmüş, 

Üçü de Dünya'ya "fazla" gelenlere... 

❤️❤️❤️ 


Pazar, Nisan 20, 2025

Bir kedi kadar sevilmemek...

Öksüzdü Necla. Ne ana bilmişti, ne baba. Babası hayattaydı gerçi ama işte Necla'ya baba değildi. Bu yüzden pek sevmişti Necla eşinin ailesini. Anne değil, "annem"; baba değil "babam" derdi. Herkes kendi anası babası sanırdı da öyle olmadığını öğrenince inanamazdı.

Necla'nın eksiği gediği çoktu. Zordu Hayat ve Necla'yı da çok zorlamış, katılaştırmış, kabalaştırmıştı. Öyle hanım hanımcık, annecim annecim, babacım babacım diye konuşmaz, aklından geçeni olduğu gibi bırakıverirdi ortaya. Söyleyecek lafı varsa hiç tutmazdı içinde. 

- Bütün gün TV karşısında, ordan kalkıp yatağa, yataktan kalkıp tekrar koltuğa... Böyle olmaz ki valla eriyiverir tüm kaslar. Çuval gibi kalıverir insan koltukta... 

- Bir tane aklı başında yok etrafınızda. Hep en son söylenecek şeyleri söylüyorlar. Dost değil, post bunlar!

- Bak bunlar çok açıkgöz. Punduna getirip kandırıverirler valla insanı. Güvenmeyin böyle canımlı cicilimli insanlara. Ben söyleyeyim de sonra kimse demedi olmasın.

Necla kimseye güvenmezdi. Herkes sıfırdan başlar, becerebilirse yüze çıkardı Necla'nın terazisinde. Necla birini sevdi mi tam severdi ama yine her şeyi beklerdi:

- Kardeş kardeşe düşman olmuş, baba çocuğunu yarı yolda bırakmış da el mi yapmayacak? 

- İnsanoğlu çiğ süt emmiş, her şey beklenir!

Kızmazdı atılan kazıklara, sokulan laflara... Hiç şaşırmazdı. Kırılırdı bazen ama yine de kızmazdı. "Neden? Ne geçti eline?" diye sormak isterdi bazen. Sormazdı. Annesine de sormuyordu. 20 yıldır kaç kez bitti artık, her şey mazide kaldı, temiz bir sayfa açtık diye düşünmüştü. Kimbilir daha kaç kez öyle düşünecekti.

Hep bir şeyleri yanlıştı Necla'nın. Yer sofrasında yemek yiyerek büyümesi, kıyafetleri, çantası, ayakkabısı, saçının doğal rengi... Ne yapsa olmuyor, - ailem dediği - eşinin ailesinin nazarında bir sonraki tura geçemiyordu Necla. Ama Necla umut etmekten hiç vazgeçmiyordu. Elbet olacaktı. 

Bunca yıl geçmiş; köprünün sırf altından değil, üstünden bile sular seller akmıştı. Eskisi gibi değildi; artık onlar da seviyordu Necla'yı. İyisiyle kötüsüyle kabul etmişlerdi. En azından Necla öyle sanıyordu taa ki o kedi gelene dek.

Necla hayvanları çok severdi. Severdi sevmesine ama kediler dokunuyordu ona. Nefes alamıyor, pancar gibi kızarıyor, uyuz olmuş it gibi kaşınıyordu. Bunu herkes biliyordu ama işte yaşlılık, yalnızlık, can sıkıntısı... İnsan oyalanacak bir şey arıyordu. Köpek alınsa bakması, yürüyüşe çıkarması, yıkaması, kurutması zordu. Kedi öyle miydi? Değildi. Evin içinde kendi kendine yaşardı, tuvaletini kumuna yapardı.

Velhasıl kelam alındı mı gül gibi bir kedi Necla'nın gelin gittiği o eve! Alındı. Necla ne dese geçiştirildi. "Amaaan canım, ilacı varmış. Bilmemkimin de varmış alerjisi, onun iki tane kedisi varmış evde. Hap içiveriyormuş, bişicik olmuyormuş." Oysa Necla yıllar önce kapının önünde bulup besledikleri yavru kediyi eve almaya karar verdiklerinde gitmişti doktora var mı bu işin bir çaresi diye. Doktor, "Kızım senin canının kedi kadar kıymeti yok mu? Astım olursun eve alırsanız o kediyi!" demişti. "Bir gün iki gün değil ki bu, ilaç içiveresin de dayanasın!"

Eee anlatmadı mı Necla bunu ailesine? Anlatmaz olur mu? Anlattı, anlattı da "Doktor çok mu biliyormuş, astım olmak o kadar kolaymıymış canım?" N'apsın sustu Necla. Hoş konuşsa da ne fayda... 

Necla, durup düşününce ağlayacak gibi oldu bir süre. Acaba Necla'nın değil de oğullarının alerjisi olsaydı ya da torunlarının? Yine de alınır mıydı o kedi eve? Necla kendi kızının alerjisi olan şeyi töbe billah sokmazdı eşikten. Neyse dedi Necla, "bizim evde kalmayacak ya kedi, ben oraya gidince bakarız bir çare. Atıveririm iki ilaç, idare ederim bir süreliğine." Bu kadarla bitseydi iyiydi. 

Yatıya gelirken kediyi de getirmek istediler. Necla bu kez Nuh dedi peygamber demedi. "Sizin evinize karışmadım ama kendi evime kedi alamam annem" dedi yine tüm sevgisiyle. "Biz de gelmeyelim o zaman!" dedi annesi. Restini gördü Necla:

- Siz bilirsiniz annem. Beni zaten geçtik de kediniz, oğlunuzdan ve torununuzdan daha kıymetli ise ben bir şey diyemem. Bizim kapımız size her daim açık, başımızın üstünde yeriniz var. Ama kedisiz. 

Soğuk rüzgarlar esti. Fırtına çıkıp dindi ama bitmedi. Daimi bir fırtına öncesi sessizlik gelip yerleşti tam ortaya. Necla anladı ki ne yapsa bir kedi kadar sevilmeyecek. Kimseye kızmadı Necla kendinden başka. Herkesten her şeyi bekliyordu da en sevdiklerinin onu bir kedi kadar sevemeyebileceğini neden beklememişti acaba? 




Pazar, Mart 02, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #15

Sarge ve Pera'nın tartıştığı dakikalarda Alice, Kozmik Şûra'nın sistemine tamamıyla entegre olmuş, değerlendirme parametrelerini güncellemiş ve gelecek olasılık analizlerini yeniden başlatmıştı. Artık Pera ve Sarge'ın attığı her adım gelecek analizlerinin birer parçasıydı ve aralarında geçen tartışma geleceğe dair olasılık analizlerini alt üst ediyor, risk analiz sonuçları Şûra'nın geleceği için tehlike çanları çaldığını gösteriyordu. Kozmik Şûra'nın yıllardır engellemeye çalıştığı çöküş başlamıştı ve durdurmak için yapılması gerekenler korkutucuydu.

 ...

 

Kozmik Şûra'nın mevcut başkanı Derek yıllar önce aynı Sarge gibi bir analistti. O zamanlar sistemin masumiyetine ve evrende barış amacına inanıyordu. Ama ansızın Kozmik Şûra onu sorumlu olduğu projeden aldı ve projeyi sonlandırdı. Derek de aynı Sarge gibi gecesini gündüzünü vermişti üzerinde çalıştığı projeye ama Şûra bir anda ortada hiçbir sebep yokken her şeyi sonlandırmıştı. Derek projenin neden sonlandırıldığını araştırmaya başlamış ve Şûra'nın bir çok projede aynı şeyi yaptığını keşfetmişti. O günden sonra bir yandan Şûra ile ilgili her türlü bilginin peşine düşmüş bir yandan da Şûra merkezindeki konumunu yükseltmek için canını dişine takarak çalışmıştı. Uzun bir bekleyişten sonra, Şûra üyelerinden birinin ölümü ile boşalan koltuk Derek'e verilmiş, Derek sonunda Kozmik Şûra'nın  üyesi olmuştu. Derek, Şûra'nın üyesi olduğunda bilgi erişimi hâlâ sınırlıydı ama şüphelerinde haklı olduğunu anlaması için bildikleri yeterli olmuştu. Tam da şüphelendiği gibi Şûra yozlaşmış ve elindeki gücü ayrıcalıklı kişilerin çıkarları doğrultusunda kullanıyordu. Asil üyesi olduktan sonra Derek'in Şûra'yı avcunun içine alması çok zor olmamıştı. O güne dek kimsenin cesaret edemeyeceği riskler alıp planlarını birer birer hayata geçirerek kısa sürede Şûra başkanı olmuş ve tüm kontrolü ele almıştı. Derek'in bu kadar kısa sürede böylesi başarılı olmasının bir sırrı vardı. Derek mevcut olan tüm boyutlara kendi icat ettiği bir cihaz yerleştirmiş böylece tüm boyutlardaki olasılık analizlerini birleştirerek en ufak bilgi kırıntısını bile kendi çıkarları için kullanmaya başlamıştı. Yoluna çıkacak olasılıkları bir bir eliyor, güçlenmesine katkısı olacak kişiler için özel projeler yürütüyordu. 

Derek'in, ilgilendiği onca proje içinde en çok sorun çıkaran 1. Boyut'taki Rüya ve Evrimler projesiydi. Derek'in 1. boyuttaki kontrol cihazı birçok defa sarı ve turuncu kod ikazı vermiş, Derek her defasında ikazları kolaylıkla çözümlemiş ve sorunları halletmişti ama cihazın Rüya için verdiği kırmızı kodu çözümleyemiyordu yıllardır. Kozmik Şûra'nın neredeyse tüm projelerinin finansmanı, çıkarlarını korumak isteyen güçlü kişilerce sağlanıyordu ama Rüya ve Evrimler o projelerden biri değildi. Derek, çözümleyemediği bu kırmızı kodun kendisi ve Şûra için bir tehlike taşıdığını içten içe hissediyor ve durumu kontrol altında tutmak için elinden geleni yapıyordu. Derek, kırmızı kodu ilk aldığı günden itibaren Rüya'yı ve 1. Evrim'i bizzat kendisi izlemeye başlamıştı. Başlarda önemsiz iki insanın hayatının neden kırmızı koda sebep olduğunu anlamaya çalışmış ama ne yaparsa yapsın durumu çözememişti. Sonunda kafasının içinde yanıp sönen o kırmızı koddan kurtulmak için çareler aramaya başlamıştı. Bulduğu çare işe yaradığında yaşadığı rahatlama ne kadar büyükse bir süre sonra tekrarlanan kırmızı kod ile hissettiği çaresizlik de o kadar büyüktü.

Derek, girdiği tüm parametreler, yaptığı tüm analizlerin sonucunda Rüya'nın Evrim'le olması gerektiğini, öyle olmadığı senaryoların hepsinde bu durumun kırmızı koda sebep olduğunu tespit etmişti. Kırmızı kodu susturmanın tek yolu vardı: Ne olursa olsun 1. boyuttaki Rüya ve Evrim'in bir arada ve mutlu kalmasını sağlamak. Derek, problemi çözemiyordu ama işi oluruna bırakmayı da göze alamıyordu. Bu yüzden yıllar içinde işler ne zaman karışsa ve sistem kırmızı kod verse duruma müdahale edip Evrimler değiştirildi. Her defasında kırmızı kod bir sonraki kriz anına kadar susuyor ama bir noktada yeniden uyarı vermeye başlıyordu. Derek, uğraşması gereken binlerce proje ve üzerindeki büyük baskıya dayanamaz hâle geldiğinde tüm analistler içinde yaptığı bir araştırma sonunda Sarge'ı, Rüya projesinden sorumlu analist olarak atadı. O günden itibaren Rüya ve Evrimler projesi kısa sürede Sarge'ın tüm hayatı haline geldi. Sarge, Pera'nın ona Şûra ile ilgili gerçekleri anlattığı güne dek, diğer tüm analistler gibi, Derek'in çıkarlarına hizmet ettiğini bilmeden kelebek etkisine olan tüm inancıyla sadece hassas kozmik dengeleri korumak için çalıştığını sanıyordu. Derek'in hesaba katmadığı şey tam olarak buydu: Yıllardır yüzlerce kişinin hayatına yapılan müdahalelerin kozmik dengeleri değil de şahsi çıkarları korumak için yapıldığı ortaya çıktığında Kozmik Şûra'nın çöküşünü kimse durduramayacaktı.

Sarge, kararını verdiğinde Derek'in Şûra merkezindeki odasına evrenin her köşesinden kırmızı kod ikazları gelmeye başladı.

Salı, Şubat 25, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #14

Sarge, Pera'nın anlattıklarına inanamıyordu. Birkaç defa araya girmeye, bir şeyler demeye çalıştıysa da Pera her defasında onu susturup anlatmaya devam etti. Pera, Son Kale'nin verdiği görevi kabul etmişti ama ne yaparsa yapsın Sarge'tan bir bilgi elde edemiyor; o soru sordukça Sarge iyice içine kapanıyor, çoğu zaman Pera'yla buluşmaktan bile kaçınıyordu. Pera, normal yollardan Sarge'a ve Kozmik Şûra ile ilgili bilgilere ulaşamayacağını anladığında aklına başka bir fikir gelmişti. Son Kale'ye üniversite yıllarından beri üzerinde çalıştığı çevrimdışı üst zeka modelinden bahsetmişti. Eğer modeli geliştirip Kozmik Şûra'nın kullanmasını sağlayabilirse Son Kale'nin ihtiyacı olan tüm kanıtlara ulaşabileceklerdi. Pera, Sarge'tan ayrıldıktan sonra tüm zamanını ve enerjisini bu üst zeka modeline harcamıştı. Ancak model gereken seviyeye ulaştığında başka bir zorlukla karşılaşmışlardı. Kozmik Şûra tamamen kapalı bir sistem olarak çalışıyor, hiçbir yabancıyı sisteme dahil etmiyordu. Bu noktada Son Kale yönetimi bir risk alarak Pera'nın, Kozmik Şûra'yla bağlantıları olduğu bilinen üst düzey bir yöneticiyle tanışması için bir plan tasarladı.

Son Kale, malum hedefin sistemlerine sızdı ve görünürde sistemde çok büyük bir hasara yol açtı. Sistemin düzeltilmesi için yapılan acil çağrıya müdahale edilerek yoğunluk bahanesi ile işlem EternityTECH'e yönlendirildi. Sistem arızasını düzeltecek olan ekibin lideri Pera'ydı. Sistem arızası giderilirken mevcut sistemin ve kullanılan yapay zekanın kusurlu kodları raporlandı ve işte o zaman Pera, hedefe EternityTECH bünyesinde geliştirilen yeni üst zeka modelinden bahsetti. Sistemdeki büyük hasarı onaran ve kısa sürede arızayı çözen bu ekipten memnun kalan hedef, Pera'nın bahsettiği üst zeka modelini denemek istedi. Pera, Alice'i hedefin sistemlerine entegre etti. Hedef, sistemin çevrimdışı da çalışabilmesinden çok etkilenmişti. Sistem ardında çevrimiçi iz bırakmadan büyük bir gizlilik ile çalışıyordu. Bu tam da Kozmik Şûra'nın ilgisini çekecek bir şeydi. Yine de hedef, modeli Kozmik Şûra'ya iletmeden önce bir süre daha kullanmaya karar vermişti. Son Kale ve Pera planın sekteye uğradığını düşünmüş olsalar da beklemekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. 

Şûra'ya ulaşacakları anı beklerken Son Kale ajanları Kozmik Şûra ile ilgili kanıt bulabilmek için ellerinden geleni yapmaya devam ediyorlardı. Uzunca bir süre sonra bekledikleri haber geldi ve Kozmik Şûra, EternityTECH'e ulaşarak Pera'nın Alice isimli üst zeka modelini Şûra merkezinde denemek istediklerini bildirdiler. Pera, Alice'i Şûra merkezindeki sisteme yükledi ve deneme süreci başladı. Tabi ki Şûra'nın bu yeni sisteme körlemesine güveneceğini düşünmemişlerdi. Şûra kullanmaya başlamadan önce modeli her türlü tehdide ve güvenlik açığına karşı kontrolden geçirmiş ve modele dışarıdan ulaşılamayacağına emin olmuştu. Şûra'nın sistemine yüklenen Alice tamamen kapalı devre çalışıyordu. Yani Son Kale istese de modele ulaşıp herhangi bir bilgi alamayacaktı. Her şey yolunda gider ve Şûra'nın güvenini kazanabilirlerse Pera, bir şekilde Alice'e manuel olarak ulaşıp yeni bir kod ekleyecek ve ancak ondan sonra Son Kale, Kozmik Şûra aleyhinde kanıtlara ulaşabilecekti. Sarge, Pera'nın duraksamasını fırsat bilerek:

"Anlattıklarının gerçek olduğuna inanamıyorum. Yıllardır benden gizli bambaşka bir hayatın olduğuna... Kozmik Şûra'nın yaptıklarını sorgulayan, onlara karşı kanıt bulmaya çalışan askeri bir birim olduğuna... Senin onların ajanı olduğuna... İnanamıyorum! Onca sene sakladıktan sonra neden şimdi anlattın tüm bunları bana?"

"Sana her şeyi şimdi anlatmamın geçerli bir sebebi var elbette. Beni arayıp yardım istediğinde karargahta bir değerlendirme toplantısı yapıldı ve uzun zamandır beklediğimiz fırsatın bu olabileceğine karar verdik. Yıllar önce Şûra'ya sırtını dönmeye hazır değildin ama beni aradığında bu durum değişmişti."

Pera, Son Kale'ye girdiği ilk gün ona sorsalar, Sarge'ın bu iş için uygun olmadığını söylemek için herhangi bir analiz sonucuna ihtiyacı olmazdı. Sarge, o zamanlar Kozmik Şûra'dan şüphe duymayacak tek kişiydi belki de. Kendi gözleriyle şahit olmadan onların yozlaşmış olduğuna ve kendi yaptığı işin evrenin barışına değil de ayrıcalıklı insanların çıkarlarına hizmet ettiğine asla ikna olmazdı. Ama şimdi durum başkaydı. Sarge'ın Kozmik Şûra'ya olan inancı son günlerde giderek azalmıştı. Sarge, kendinden hiç beklenmeyecek bir şey yapmış; 8. Evrim'in Kozmik Şûra'ya karşı gelerek Rüya'ya her şeyi anlatmasına göz yummuş; tüm olanları Kozmik Şûra'dan saklamıştı. Sarge, kendi kendine bunu işini kaybetmemek, hafızasının silinmesine yol açmamak için yaptığını söylemiş olsa da aslında içten içe tüm bu olanların evrenin kozmik dengesini bozacak bir şeylere yol açmadığını bildiği ve Kozmik Şûra'nın bir yerlerde bir hata yaptığını düşündüğü için yapmıştı. Pera'yı asıl şaşırtan, Sarge'ın kendini kaybedip her şeyi itiraf etmeden Kozmik Şûra'yı işlerin yolunda olduğuna ikna edebilmesiydi. Demek ki aradan geçen yıllar herkesi olduğu gibi Sarge'ı da değiştirmişti. 

Sarge, arayıp yardım istediğinde Pera hemen sorumlu amiri ile iletişime geçmiş ve Son Kale'de durum değerlendirmesi yapılmıştı. Sarge için Alice'e giriş kodu eklemek riskliydi ama bu riski almaları gerekiyordu. Pera ve Son Kale'nin yaptığı değerlendirmeye göre Sarge hâlihazırda merkez sistemine dahil olduğu için onun yaptığı işlemler Şûra'nın dış tehdit aramalarına takılmayacak, Alice'in içinde gizli kalacaktı. Bu yardım işe yararsa Pera ve Son Kale'ye Sarge gibi değerli bir müttefik kazandıracağı için riski göze almaya karar vermişlerdi. Şimdi Sarge'a her şeyi anlatmalarının sebebi de buydu. Onun yardımına ihtiyaçları vardı. Alice'i kapalı devreden çıkarıp dışarıdan bilgi almalarını sağlayacak güncellemeyi ancak Sarge'ın yardımıyla yapabileceklerdi. 

"Peki ama ya kabul etmezsem? Tüm bu anlattıkların çok fazla. Evet, Rüya ve Evrimler konusunda bir hata olmuş olabilir. Kozmik Şûra bir şeyleri yanlış değerlendirmiş ve hiç karışmaması gereken hayatlara müdahale etmiş olabilir ama bu onların yozlaştığını ve ellerindeki gücü kendi çıkarları için kullandıkları anlamına gelmiyor. Ben... Ben bu hatayı düzeltebilirim. Şûra'ya olanları anlatıp bu yanlıştan dönmelerini sağlayabilirim."

"Sarge, lütfen iyi düşün! Sence tek hata Rüya ve Evrimler olabilir mi? Senin gibi sayısını bilmediğimiz kaç analist kaç farklı "proje" üzerinde çalışıyor... Sadece senin projende mi hata yapıldı sence? Kozmik Şûra onlarca boyutta kaç hayata müdahale ediyor kim bilir? Kim bilir kaç kişiyi senin gibi evrenin kozmik dengelerini koruduğuna inandırarak köleleştirdiler."

"Çok ileri gidiyorsun Pera! Evrenin kozmik dengelerini korumak için çalışan onca analist olmasaydı belki de çoktan yok olmuştu bildiğimiz tüm o boyutlar!"

"Belki de tam tersine yok olan tek şey Kozmik Şûra olurdu!"

...



Not: Bu sabah hikayenin yeni bölümlerini Evrim'le paylaştım. Bir sürü boşluk - mantık hataları ya da bilgi eksiklikleri - olduğunu onları doldurmam gerektiğini söyledi. Gelişine yazınca bunun olmasının normal olduğunu, öykü bittikten sonra - bitecek mi acaba? - geri dönüp en baştan düzeltmeler yapacağımı söyledim. Son bölümlerde konu iyice dağıldı gibi hissettiğim için Evrim de böyle söyleyince biraz motivasyon kaybı yaşıyorum şu an. Sanırım öyküyü toplayıp bitireceğim şimdilik ama öykünün eksiklerini tamamlayıp bir romana dönüştürebilirim belki bir gün.

Pazartesi, Şubat 24, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #13

Yaklaşık 1 saat sonra Sarge dairesine vardığında Pera'nın kapıda onu beklediğini gördü. Birlikte içeri girdiler ve Pera daha önce defalarca kez yaptığı gibi Sarge'ın mutfağına girip filtre kahve hazırlamaya başladı. Pera ve Sarge üniversitede tanışmışlar, önce çok iyi iki arkadaş sonra da sevgili olmuşlardı. İkisi ayrılmaz bir ikiliydi ta ki Sarge, Rüya'dan sorumlu olasılık analisti olarak seçilene dek. O günden sonra bir daha hiçbir şey aynı olmamıştı. Sarge giderek Pera'dan uzaklaşmış tüm vaktini ve dikkatini üzerinde çalıştığı projeye verir olmuştu. Sarge ne üzerinde çalıştığını onunla paylaşmamıştı; Pera ne zaman işiyle ilgili bir soru sorsa Sarge konuyu geçiştiriyordu. Pera uzun süre sabretmiş, işlerin normale dönmesini beklemişti ama ilişkileri düzelmek yerine kötüye gitmişti. Sonunda Pera daha fazla dayanamadı ve Sarge'tan ayrıldı. Yine de bir şekilde birbirlerinden nefret etmeden arkadaş kalmayı başarmışlardı. 

Pera mutfakta kahve makinesini beklerken Sarge daha fazla sabredemeyip yanına geldi:

"Bu kadar soğukkanlı oluşuna hayran olmamak mümkün değil, Pera. Şu kahveni alıp bir an önceye konuşmaya başlasan fena olmaz."

"Bazı şeylerin hiç değişmemesi çok garip. Neyse... Uzun bir gece bizi bekliyor. Sana anlatacaklarıma tepki göstermeden sonuna dek sabırla beni dinlemelisin Sarge."


Pera, kahvesinden bir yudum aldı ve üniversiteden mezun oldukları, Sarge'ın Kozmik Şûra merkezinde çalışmaya başladığı zamanlara geri döndü. Sarge, işe girdikten bir süre sonra o güne dek ismini hiç duymadığı özel bir şirket Pera'yla iletişime geçmiş ve onu iş görüşmesine davet etmişlerdi. Pera, şirketin bulunduğu sektöre gittiğinde onu karşılayan yetkili girişte ona bazı belgeler imzalatmış ve sonuç ne olursa olsun orada gördüğü ve öğrendiği şeyleri kimseye anlatamayacağını açıklamıştı. Pera önce bunun bir şaka olduğunu sanıp gülmüş ama adamın hiç de şaka yapar bir hâli olmadığını anlayınca bir an önce oradan ayrılmakla neler olduğunu öğrenmek arasında kalmıştı. O karar verene dek adam bir düğmeye basmış ve içinde bulundukları oda önce metrelerce aşağıya sonra da yine metrelerce sağa doğru hareket etmişti.

Odanın hareketi durduğunda odanın arka duvarı yana kaymış ve önlerinde uzun bir koridor belirmişti. Pera, o an korkudan kontrolünü kaybetmemek için kendini tüm gücüyle sıkmış ve içinden eğer oradan kurtulursa her şeyi herkese anlatacağına dair yeminler etmişti. Kendisi ne kadar belli etmediğini sansa da gözlerindeki dehşet gören görevli korkmasına gerek olmadığını şu an hiç olmadığı kadar güvende olduğunu söylemiş ve onu Son Kale adı verilen karargah merkezine götürmüştü. Son Kale'ye girdiklerinde Pera, üniformalı ve takım elbiseli bir grup insanla karşılaşmıştı: Üç kadın ve üç erkek. Pera'ya istediği bir yere oturabileceği ve rahat olması söylenmişti. Üniformalı kadınlardan biri yanına gelerek kendisini tanıtmış ve yavaş yavaş neden onunla görüşmek istediklerini açıklamıştı.

Pera'nın şirket sandığı yer aslında Kozmik Şûra'nın çalışmalarını takip eden gizli bir askeri devlet birimiydi. Kozmik Şûra'nın son yıllardaki bir çok çalışmasının şüpheli olduğu tespit edilmiş, Şûra'nın elindeki gücü şahsi çıkarlar için kullandığı sonucuna varılmıştı. Son Kale, Kozmik Şûra'daki yozlaşmayı ortaya çıkarıp suçlularını yakalamak istiyordu. Pera ilk başta duyduklarını hiç kavrayamamıştı.

"Tüm bunların benimle ne ilgisi var? Benim Kozmik Şûra ile ne ilgim var? Beni başka biriyle karıştırmış olmalısınız!"

"Kafanın karışmasını anlıyorum Pera. Biraz sabırlı olursan her şeyi sana anlatacağız. Ajanlarımız Kozmik Şûra'nın bazı projelerine sızmayı başardı. Projelerin hepsi gizli ve projelerde çalışanlar birbirlerinden haberdar değil. Her biri farklı bir boyutta farklı bir görev üzerinde çalışıyor. Onlardan biri de erkek arkadaşın Sarge."

"Sarge mı? Ne? Nasıl yani? Beni ona karşı ajanlık yapmam için mi buraya getirdiniz? Hayır! Sizinle işbirliği yapamam. Beni hemen serbest bırakın!"

"Pera, sakin ol. Bu görüşme bittiğinde gitmekte özgürsün ancak burada öğrendiklerini kimseye anlatamazsın. Bizimle işbirliği yapmamayı tercih edersen bu görüşmeye dair anıların silinecek. Ama her şeyi öğrendiğinde bizimle işbirliği yapacağına inanıyorum. Lütfen sana anlatacaklarımızı iyi dinle."

O andan sonra Pera karşı koymayı bırakmış ve anlatılanlara odaklanmıştı. Son Kale ajanları, Kozmik Şûra'nın son 5 yılda farklı boyutlara şaibeli müdahalelerde bulunduğunu ve bu müdahaleler için resmi bir açıklama yapmadığını ve onları gizli dosyalar olarak sınıflandırdığını keşfetmişti.  Bu müdahalelere ait tahrip edilmiş ya da sansürlenmiş kayıtlara ulaşan ajanlar müdahalelerin Kozmik Şûra'nın iddiasının aksine evrenin yararından çok sadece farklı boyutlardaki bazı kişilerin yararına olduğu sonucuna varmışlardı. Bu durum Kozmik Şûra'nın yozlaştığına işaret ediyordu. Son Kale, bir süredir tüm bu iddialarını kanıtlamak için Kozmik Şûra ile ilgili kanıt topluyordu ama henüz ellerinde sağlam bir kanıt yoktu. İşte bu noktada Sarge'a yaklaşmayı düşünmüşlerdi ama yapılan kişilik analizleri sonucunda Sarge'ın işbirliğine uygun olmadığı görülmüştü. Sarge işbirliğine yanaşsa bile yalan söylemekteki beceriksizliği ile kendini ilk andan ele vereceği için onların aradığı varlık olamazdı. Sarge'ı değerlendiren ajan şansını deneyip Pera'yı da değerlendirmeye karar vermiş ve analiz sonucunda Pera'nın bu iş için yüzde yüz uyumluluk gösterdiği ortaya çıkmıştı. 

Pera sakince dinlerken kendini bir filmin içinde gibi hissediyordu. Elindeki muazzam gücü kendi çıkarları için kullanan otorite, ona karşı ayaklanan gizli bir birlik ve oyunda küçük birer piyon olması için ikna edilmeye çalışan sıradan insanlar. Tüm açıklamalar sonra erdiğinde Pera en çok Sarge'ın ondan sakladıklarına içerlediğini fark etti. Sarge, ona ne üzerinde çalıştığından, Kozmik Şûra'nın  boyutlar arasında nasıl istediği gibi at koşturduğundan ve daha bir sürü şeyden hiç bahsetmemişti. Her defasından yarım yamalak bir şeyler geveleyip sorularını geçiştirmişti. Pera, öğrendiği dehşet verici onca şey arasında hâlâ kendi küçük dertlerine üzüldüğü için bir an kendini suçlu hissetse de bu hissi çabucak bir kenara itti. Son Kale'nin iddialarının doğru olup olmadığını öğrenmenin tek yolu vardı: Ona teklif edilen görevi kabul etmek. Pera, teklifi kabul edeceğini söylemiş ve ertesi gün itibari ile Son Kale'nin paravan şirketi olan EternityTECH'te çalışmaya başlamıştı.


 

Cumartesi, Şubat 22, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #12

Sarge yine o malum yüz metreyi yakalanmamak için dua ederek geçti ve aktarım kabinine girdi. Evrim'le iletişim kurmak için uygun bir konak bulması ve bir süreliğine onun bedenine geçmesi gerekiyordu. Sarge'ın olanları saklamak için bunca zorluğa katlanmasının sebebi kendi geleceği hakkındaki endişeleriydi. Tüm bunların olacağını ön görememişti. Gerçi her şey çok hızlı olup bitmişti. Yine de olasılık analizlerinde bir hata yaptığı ortaya çıkarsa Kozmik Şûra onu görevden alıp hafızasını sıfırlayabilirdi. Sarge, işi için tüm hayatından vazgeçmişti ve şimdi işini kaybetmek istemiyordu. 

Kozmik Şûra, Sarge'ı bu göreve getirirken bunun tüm evren için çok önemli olduğunu, en ufak bir hatanın tüm evrene malolabileceğini anlatmıştı. Yıllardır gecesini gündüzünü verdiği işini, sahip olduğu tek şeyi kaybetmek istemiyordu Sarge. Tüm risk analizlerini olması gerektiği gibi yaptığından emindi. Rüya, tüm gerçeği öğrendiği halde evreni tehlikeye sokacak bir olasılık riskini ön görmemişti sistem. Sarge defalarca kez parametreleri ve risk değerlendirme sistemini kontrol etmişti. Ufukta Kozmik Şûra'nın olacığını iddia ettiği gibi boyutlar arası bir felaket gözükmüyordu. Ama Sarge bu durumu Kozmik Şûra'ya nasıl anlatacağını bilmiyordu ve onları bir sorun olmadığına ikna edebileceğinden emin değildi. Rüya ve Evrim ne yapacaklarını bilmez bir halde sessizce birbirlerine bakarken Arya bir anda yanlarına geldi.

"Çok vaktimiz yok. Hemen konuşmamız lazım."

"Sarge?"

"Evet, benim. Arya'dan başka uygun bir konak yoktu. Üzgünüm."

        Rüya neler olduğunu, Evrim'in Arya'ya neden "Sarge" dediğini ve Arya'nın neden bahsettiğini anlayamamıştı. Evrim:

"Sana daha sonra açıklarım. Bu Sarge, bizden sorumlu olasılık analiz uzmanı." 

"Farklı koşullar altında tanışmayı, daha doğrusu mümkün olsa hiç tanışmamayı tercih ederdim Rüya. Evrim'in sana her şeyi anlattığını henüz Kozmik Şûra'ya raporlamadım. Eğer öğrenirlerse Evrim görevden alınır, senin de hafızan temizlenir muhtemelen. 

"Bunu nasıl bu kadar basit bir şekilde söyleyebiliyorsun? Yoksa daha önce de mi yaptılar? 

"Bunu konuşacak vaktimiz yok. Bir an bu konuyu kapatıp hiçbir şey olmamış gibi normal yaşamınıza devam etmeniz gerek. Yazdığın öyküyü bir an önce bitir. Kozmik Şûra'yı, Evrim'in anlattıklarını hiç ciddiye almadığına, hepsinin bir hikayeden ibaret olduğuna inandırman gerekli. Ortalık durulunca sizinle tekrar iletişime geçeceğim. Şimdi gidip son birkaç saate ait kayıtları halletmem gerek. Umarım yapabilirim. Yoksa her şey boşa gidecek."

Sarge bunları söyler söylemez aktarım sona erdi ve kendini bir anda salonda anne-babasının yanında bulan Arya şaşkınlıkla etrafına bakındı. Evrim, Arya'ya sımsıkı sarıldı ve içinden asla kızından ayrılmak zorunda kalmamayı diledi.

Sarge konaktan ayrılıp kendi bedenine döndüğünde kişisel iletişim cihazından Pera'nın onu aradığını gördü. Hızla kendi kabinine döndüğünde Pera'yı kabinin önünde onu beklerken buldu.

"Demek bu küçük kabinin dışına çıkabiliyormuşsun isteyince!"

"Burda durup seninle tartışacak vaktim olmasını çok isterdim Pera ama yok. Erişim kodunu ekleyebildin mi? Çevrimdışı modelini kullanabilir miyim artık?

"Evet ekledim ama eğer giriş kodunu istiyorsan bana neler olduğunu hemen anlatman gerek Sarge."

Sarge, daha fazla zaman kaybetmemek için Pera'yı kabine alıp neler olduğunu ona anlatacağını söyledi. Pera, ikna olunca Sarge'ın panelinden kendi çevrimdışı modeline ulaştı ve erişim kodunu aktifleştirdi. Sarge, önceden hazırladığı kayıtları Pera'nın Alice adını verdiği üst zeka modeline aktardı. Birkaç komut girerek Rüya ve Evrim'in son birkaç saatlik kayıtlarının yerine konabilecek yeni bir kayıt oluşturmasını istedi ama sonuç pek başarılı değildi. Neler olup bittiğini tam anlamasa da Sarge'ın başının dertte olduğunu anlayan Pera olaya el koyup Alice'e doğru yönergeleri girerek Sarge'ın ihtiyacı olan kayıt dosyasını yirmi iki saniye içinde hazırladı.

Alice çevrimdışı çalıştığı için arkasında bir iz bırakmıyordu. Sarge, hazırlanan kaydı her zamanki gibi Rüya ve Evrim'in diğer kayıtlarının arasına arşivledi. Tam arkasında durup sessizce onu izleyen Pera'nın meraklı bakışlarını üzerinde hissediyordu. Son birkaç günün gerginliğiyle yorulup iyice savunmasız kalan Sarge sonunda pes edip her şeyi Pera'ya anlattı. Pera, duyduklarına pek de şaşırmış gibi durmuyordu. Sarge, buna bir anlam veremeyince Pera kendini açıklama yapmak zorunda hissetti. 

"Benim de sana anlatmak zorunda olduğum şeyler var, Sarge. Ama burada ve şu anda olmaz. Burada işleri biraz yoluna koyunca bedensel olarak çok yorulduğunu öne sürerek geçici süre evden çalışmak için başvuru yap. O zaman her şeyi detaylıca konuşuruz."

 

Sarge karşı çıkacak fırsatı bulamadan Pera kabinden çıkıp merkezden ayrıldı. Sonraki günler nispeten olaysız geçti. Evrim ve Rüya hiçbir şey olmamış gibi günlük hayatlarına devam ettiler ama Sarge her fırsatta, her sessizlik anında birbirlerine büyük bir sevgi ve endişeyle baktıklarını fark ediyordu. Neyse ki Kozmik Şûra tehlikenin geçtiğine, her şeyin yolunda gittiğine ikna olup günlük izleme ve saatlik raporlamalara gerek kalmadığına karar verdi. Sarge'a yine eskisi gibi gözlem görevine devam etmesi, ancak olağanüstü durumlarda Şûra'ya bilgi vermesi söylendi. Sarge bu fırsatı değerlendirip bir süreliğine uzaktan çalışmayı talep etti ve talebi kabul edildi. Sarge yalnız kaldığı ilk anda Pera'yı aradı. 

"Dediklerini harfiyen yaptım. Şimdi bana bir açıklama borçlusun Pera. Bir saat içinde dairemde buluşalım."


 


Cuma, Şubat 21, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #11

        Sarge ne kadar süredir geçmiş kayıtlar arasında uygun görüntüler aramakla uğraştığını bilmiyordu. Görüntüler arasında kaybolmuştu. Son 1 saatin yerine yerleştireceği görüntüler önemliydi. Son günlerde yaşananlar yüzünden Kozmik Şûra düzenli olarak kayıtları kontrol ediyordu. Evrim'in her şeyi Rüya'ya anlatmış olması işleri büyük bir çıkmaza sürüklemişti. Sarge içinden Evrim'in deli cesaretine ve Rüya'nın sürekli değişen saç rengine lanet etti. Evrim için uygun kayıtlar oluşturmuştu ama Rüya'nın aynı kıyafeti giydiği eski kayıtları bulsa da ya saçının rengi ya da saç boyu yüzünden kayıtları birleştirip kullanamıyordu. Görüntüler üzerinde dijital olarak oynayabilirdi ama sistemin bunu anınds reddeceğinden emindi. Tüm uğraşları sonucunda emin olduğu tek şey bu işin altından tek başına kalkamayacağı oldu. Aslında yapay zeka desteği alabilse, doğru komutu yazdıktan sonra bu iş 20 saniye içinde halledilebilirdi ama yapay zeka yardımı alırsa yakalanması kaçınılmaz olurdu. Sonunda aklına tek bir çare geldi. Kişisel iletişim ağını aktifleştirerek Pera'yı aradı.

"Oooo, sen yaşıyor muydun, Sarge?"

"Kaybedecek vaktim yok, Pera. Yardımın gerekli."

"İşin düşmese aramazdın zaten eminim. Neye ihtiyacın var?"

"Son görüşmemizde bahsettiğin çevrimdışı üst zeka modeline ihtiyacım var."

"Şaka yapıyorsun sanırım Sarge? Bunca zaman arayıp sormuyorsun; sonra bir gün birden bire arayıp benden hayatımın projesini öylece sana vermemi mi istiyorsun?"

"Sana her şeyi açıklayacak zamanım yok. Olsa da açıklayabilir miydim emin değilim. Senin hayatının, benim hayatımın hatta belki de evrendeki tüm hayatların devamlılığı için o modele şu an ihtiyacım var."

"Bu o kadar kolay değil Sarge. Model şu an Kozmik Şûra'da."

"Kahretsin!"

"Amaaaaa..."

"Pera, lütfen durum çok acil."

"Tamam. Öyle olmasa beni aramazdın sanırım. Bir saat içinde Kozmik Şûra Kontrol Merkezi'nde olmam gerekiyor. Oraya vardığımda modele senin için erişim kodu eklemeye çalışacağım. Başarabilirsem sonrasında modeli kullanabilirsin." 

            "Umarım o zamana dek iş işten geçmemiş olur. " Sarge, Pera'yla olan konuşması bitince kontrol paneline yeni şifreler yükleyerek analiz kabininden ayrıldı. Bir an önce Evrim'e ulaşması gerekiyordu. 

Evrim, bildiği her şeyi Rüya'ya anlatmıştı ama bundan sonra olacaklara dair ne diyeceğini bilemiyordu. Kozmik Şûra duruma hâlâ müdahale etmediğine göre Sarge olan biteni henüz onlara anlatmamış olmalıydı.

"Çok vaktimiz olduğunu sanmıyorum, Rüyam. Sarge, henüz durumu Kozmik Şûra'ya iletmemiş olsa da her an yapabilir. Sana her şeyi anlattığımı öğrendiklerinde ne yapacaklarını tahmin edemiyorum."

"Ne yapacaklar? Seni başka bir Evrim'le değiştirip benim de hafızamı mı silecekler yani?" 

 

         Evrim'in sessiz kalışı karşısında söylediklerinin uzak bir olasılık olmaktan çok isabetli bir tahmin olabileceğini fark eden Rüya bir an ne diyeceğini bilemeden Evrim'e baktı. Tüm  olasılıkların bağlı olduğu görünmez ipler şu an Sarge'ın elindeydi.


Perşembe, Şubat 20, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #10 (Yeni) - (Bölüm sayılarında karışıklık olmuş)*

        Rüya'nın boşanalım teklifini, Kozmik Şûra'nın tepkisini bir an bile düşünmeden kabul etti 7.Evrim. Neyse ki Kozmik Şûra buna hazırlıklıydı. Rüya ve Evrimler'in ilişkisi 7/24 izleniyor ve her adımları olasılık analizleriyle değerlendiriliyordu. Gerçi bu boşanma resti beklediklerinden bir hafta kadar erken olmuştu. Bu yüzden acil durum ilan edildi; Evrim'in bilgilendirme süreci hızlandırıldı ve 3 gün içinde Evrimler'in değiştirilmesine karar verildi. Ancak bu süreçte beklenmedik aksaklıklar yüzünden değişiklik 3 gün değil, 10 gün sonra gerçekleştirildi.

        Rüya ve 7.Evrim, boşanma kararı aldıktan sonraki günler hiç olmadığı kadar gergin bir bekleyişle geçti. Rüya ve Evrim önce odalarını ayırdılar sonra da birbirleri ile iletişim kurmayı tamamen kestiler. İkisinin de düşünecek çok zamanı oldu. 7.Evrim içine sıkıştığı bu kafesten çıkacağı için çok rahatlamıştı, gözü hiçbir şey görmüyordu. Kozmik Şûra'nın tüm iletişim kurma çabalarını bertaraf ediyordu. Nasılsa eninde sonunda onun yerine geçecek başka bir Evrim bulacak ve onu bu boyuttan alacaklardı. Gerisi yeni Evrim'in sorunuydu. 7.Evrim'e göre artık ortada konuşulacak bir şey kalmamıştı.

        8.Evrim'in gideceği boyuttaki hayatıyla ilgili öğrenmesi gereken bir sürü şey vardı ama Evrimler'in yer değişikliği acil durumlarda ve hızlıca gerçekleştiği için Evrimler çoğu şeyi yaşayarak öğreniyorsun maalesef. Rüya başlarda, Evrim'in tanıdığı insanlarla tekrar tekrar tanışmaya çalışması ya da nerdeyse her ay bir kez gittikleri balık restoranının yolunu hatırlamaması gibi bazı şeylere çok şaşırıyordu ama zamanla Evrim'in vurdumduymazlık temelli bir hafıza problemi olduğuna kanaat getirmişti. Rüya'nın teorisine göre; Evrim, kendisi için birincil önem taşımayan, gereksiz bulduğu her şeyi siliyordu hafızasından. 

        Evrim'in bu unutkanlık huyundan(?) en çok muzdarip olan iki kişi Rüya'nın üniversite yıllarından iki arkadaşıydı. Şansa bakın ki ikisinin de adı Burak'tı. Çok sık görüşmüyorlardı ama 2-3 yılda bir her denk gelişlerinde Evrim elini uzatıp "Merhaba, ben Evrim." diye kendini tanıtıyordu. Buraklar bu duruma alışmışlardı; onlar da Evrim'le tokalaşıp "Merhaba abi, ben de Burak ama sen nasılsa yine unutacaksın. Çok takılma yani." diyerek Evrim'i ti'ye alıyorlardı. Rüya, her şeyi öğrendikten sonra bu durum aklına geldiğinde, demek ki Buraklar gerçekten de her seferinde farklı bir Evrim ile tanışmışlar diye geçirdi içinden. 

        Rüya ve 7.Evrim, boşanma sonrası nasıl bir düzen kurucakları ile ilgili çok konuşmamışlardı ama Evrim hâlihazırdaki işinden memnun olmadığı için işten ayrılıp İstanbul'a döneceğini ve bir süreliğine ailesi ile kalacağını söylemişti. Arya, Rüya ile Hopa'da kalacaktı. Rüya, boşanalım dediği için pişman değildi ama sonrasını düşününce Arya için üzülüyor, itiraf etmek istemese de Evrimsiz bir hayat fikrini düşündükçe giderek kararından şüphe duymaya başlıyordu. 

         Ayrılık kararının 9. gününde Rüya, Evrim ile konuşup Arya'nın bu ayrılıktan mümkün oldukça az etkileneceği bir düzen kurmaları için bir plan yapmak istedi. Evrim "Sen nasıl istiyorsan öyle yapabilirsin, benim için fark etmez." diyerek kestirip attı konuyu. Rüya, içinde zar zor sağlam kalan son birkaç şeyin de kırılıp döküldüğünü duyar gibi oldu bir an. Daha önce bir kez bile üç günden fazla küs kalmamışlar, birbirlerine ne kadar dargın olsalar da bir kez bile ayrı odalarda uyumamışlardı. Rüya, tam bu ayrılığın artık geri dönüşü olmadığına ikna olmuştu ki 10.günün gecesinde hiç beklemediği bir şey oldu. Gecenin bir yarısı Evrim Rüya'nın yanına gelerek Rüya'yı uyandırdı ve ona sıkıca sarıldı: 

"Beni affet, ben sensiz yaşamak istemiyorum. Sensiz  yaşayamıyorum, nefes alamıyorum."

"Evrim, n'oluyor? Daha dün kadar ne istersen yap, benim için fark etmez diyordun, 10 gündür yüzüme bakmıyordun. Anlayamıyorum. N'oldu da gecenin bir yarısı fikrini değiştirdin?" 

"Çok bunalmıştım. Her şey üstüme üstüme geliyordu. Ne yapsam seni mutlu edemiyorum gibi hissettim. Seni bırakırsam daha mutlu olursun diye düşündüm. Ama hata ettim. Ayrılmak istemiyorum. Her şeyi yoluna koymak istiyorum. "


        Rüya uyku sersemi ne olduğunu anlayamamış ama nedense Evrim'in söylediklerine inanmıştı. Evrim bir gece de baştan ayağa değişmişti sanki. Rüya o zaman gerçekleri bilmese de içgüdüsel olarak hissettikleri doğruydu. 7. Evrim ile 8. Evrim'in değişimi tam bu konuşmadan 30 sn önce gerçekleşmişti. 8.Evrim, Kozmik Şûra'nın kararıyla saat 03.05'te 7.Evrim'le yer değişmiş ve hiç vakit kaybetmeden Rüya'nın yanına gitmişti. 

        8. Evrim, başka bir boyut, başka bir Rüya diye düşünmemişti hiç. Kendi boyutunda Rüya'dan ayrılarak yaptığı hatayı geri almayı o kadar çok istemişti ki şimdi bu fırsat eline geçince bir saniyeyi bile boşa harcamak istemiyordu. Uyku sersemi olup biteni tam olarak anlayamadığı her halinden belli olan Rüya'ya sımsıkı sarıldı. 

"Lütfen, bu gece sarılarak uyuyalım. Seni çok özledim. Bir gece bile ayrı kalmak istemiyorum. Seni seviyorum." 

"Sen, bensiz yaşayamayacağını anladın diye her şey halloldu, mevzu bitti gitti mi yani şıp diye? Bu kadar mı kolay mı Evrim? Boşanma noktasına gelmemize yol açan problemleri çözmedikçe durum değişmeyecek. Beni sevdiğini biliyorum ama sevgi her şeyi çözmüyor."

"Biliyorum ve haklısın. Konuşmamız ve çözmemiz gereken çok şey var ama bu gece sadece sarılarak uyumak istiyorum. Söz, yarın her şeyi uzun uzun konuşup bunu yürümenin bir yolunu bulacağız." 

        Evrim, Rüya'nın karşı koymasına izin vermeyerek onu kucakladığı gibi yatak odasına götürerek sımsıkı sarıldı ve uzun zaman sonra ilk kez derin ve huzurlu bir uykuya daldı. Önünde aşması gereken kocaman dağlar olduğunu, 7.Evrim yüzünden Rüya ile arasına kocaman duvarlar örülmüş olduğunu anlamıştı ama onun bu kez pes etmeye hiç niyeti yoktu. 

... 


*Sağ olsun Momentos'un uyarısıyla fark ettim. 6.bölümü iki kez yayınlamışım ve ikincisini 7.bölüm olarak numaralandırmışım. Düzelttim az önce hatalı böl. numaralarını. Karışıklık için kusuruma bakmayın lütfen.


Boyutlar Ötesi Aşk #9

        8. Evrim'i ikna etmeleri zor olmamıştı çünkü 8. Evrim'in geldiği boyutta Rüya ve Evrim ayrılıp kendi yollarına gitmişler; Rüya tüm dünyada tanınan bir anti-evlilik temsilcisi olmuş ve anti-evlilik teorileri ile toplumun evliliğe bakışını kökünden sarsmıştı. Evrim içinse işler pek yolunda gitmiyordu. Rüya, olmayınca tüm odağını kaybetmiş, aile evine geri dönmüş, bilgisayar başında amaçsız ve mutsuz bir hayat sürüyordu. Yani kısacası Rüya yoluna devam etmiş ama Evrim edememişti. Kozmik Şûra, Evrim'le ilk kez temas kurduğunda Evrim aylar sonra ilk kez gülmüş hatta çılgınca kahkahalar atmıştı.

    "Biliyordum! Tüm o filmlerdeki boyutların, paralel evrenlerin, alternatif dünyaların bir şekilde gerçek olduğunu biliyordum!" demişti kahkahalarının arasında Evrim. Sakinleştiğinde, Kozmik Şûra ona Rüya'yı ve 7. Evrim'i izletmişti. Rüya ve 7.Evrim bir dönüm noktasına gelmiş ve tıkanmışlardı. 7.Evrim, Kozmik Şûra'nın tüm ikazlarına rağmen durumu düzeltmek için yapması gerekenleri yapmıyordu. Bu durum bir süre daha devam ederse Rüya ve Evrim ayrılacak, o güne dek yapılan her şey boşa gidecekti. Kozmik Şûra, neden Rüya ve Evrim'in ayrılmaması gerektiği ile ilgili detayları Evrim'e açıklamamış sadece tüm evrenlerdeki dengenin korunması için Rüya'nın Evrim'den ayrılmaması gerektiğini ve bunun için ne gerekiyorsa yapılacağını söylemişti. Evrim, Rüya'sız kalınca kendi dengesinin nasıl bozulduğunu bildiği için daha fazla açıklamaya ihtiyaç duymamıştı. O, Rüya'ya aşıktı. Kendi boyutunda ve var olan her boyutta. Evrim bunca zaman kendi dünyasında Rüya ile ayrılmalarına sebep olan şeyleri düzeltme fırsatı olsa her şeyi farklı yapacağını düşünüp durmuştu. Şimdi Kozmik Şûra bu şansı ona hediye ediyordu adeta. Üstelik bir de bonus vardı: Bu dünyada Rüya ve Evrimlerin, tıpkı Evrim'in klonu gibi görünen Arya isimli afacan bir kızları vardı. Evrim, bundan iyisi olamaz diyerek balıklama atladı Kozmik Şûra'nın teklifine.

        Kozmik Şûra, Rüya'nın yanına gidecek sekizinci Evrim'i bu "yolculuk" için hazırlarken, 7. Evrim ile Rüya arasında ipler iyice gerilmişti. 7. Evrim, Rüya'nın sonu gelmez beklentileri olduğunu düşünüyor ve onları karşılamanın mümkün olmadığını iddia ediyordu. Rüya ise tek beklentisinin hayatı ve tüm sorumlulukları eşit paylaşmak olduğunu söylüyordu. İkisi de çalıştıklarına göre ev işlerini de ikisi ortaklaşa yapmalılardı. Arya için yapılması gerekenlerin pazarlığının yapılması bile söz konusu olmamalıydı zira o ikisinin de en kıymetli parçası değil miydi? Bu sözlerine umduğu karşılıkları alamıyordu Rüya. 7. Evrim, hiç istemediği bir şehirde yaşıyor, hiç istemediği bir işte çalışıyor ve dünyaya gelmesi için en ufak bir heyecan duymadığı bir çocuğa babalık etmeye çalışıyordu. Tüm bunların yükünü taşıyamaz olmuştu artık. İnceldiği yerden kopsun diyordu ki Rüya "Boşanalım o zaman!" deyiverdi bir gün.

 


Çarşamba, Şubat 19, 2025

Boyutlar Ötesi Aşk #8

         Sarge, ekranın karşısında ne kadar süre hareketsiz kaldığını tam bilmiyordu. Sonunda silkelenip kendine geldi ve son 1 saate ait kayıtları temizlemeye karar verdi. Kayıtları tamamen silmesi dikkat çekerdi; son 1 saati silip yerine başka bir kayıt hazırlamayı düşündü ve bu düşüncesine kendisi de çok şaşırdı: "Kayıtlarla oynamak mı?". Sarge, başını büyük bir belaya soktuğundan emin olarak önündeki panele gerekli komutları girmeye başladı. Uzun bir gece onu bekliyordu. Bellekte geriye doğru tarama yapıp Rüya ve Evrim'in saçından giysisine kadar aynı olan görsel kayıtlar bulmalı ve onlardan anlamlı yeni bir kayıt oluşmalıydı. Keşke her daim takım giyinen o garip çiftlerden olsalardı Rüya ve Evrim; o zaman işi kolay olurdu Sarge'ın. Mevcut koşullarda Rüya ve Evrim'in görüntülerini farklı günlerden alıp konuşmalarının ve evin içindeki hareketlerinin birbiriyle tutarlı olmasını sağlaması gerekiyordu. O tüm bunları yaparken Rüya ve Evrim'in bir an önce normale dönmelerini diledi.

        Bu sırada Rüya, öğrendiği onca şeyin ağırlığı ile aklını yitirmek ile aklını başına toplamak arasında gidip geliyordu. Tüm bu olanlar bir film senaryosu gibiydi adeta. "Paralel Evrenler ve Para-Evrimler!" dedi kendi kendine. Evrim, Rüya'nın ince bir çizgi üstünde zar zor dengede durmaya çalıştığını fark edince elinde olan tek şeyi yaparak işi espriye vurdu:

"Bak sana misler gibi senaryo malzemesi verdim. Eh artık benim adımı da eklersin sondaki "Credits" kısmına."

"Oh ne güzel' Yine dalgaya al her şeyi! Nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorsun anlayamıyorum. Tüm o "Evrimler"in tek ortak noktası bu olabilir: Vurdumduymazlık!"

"Haklısın hepimizin fabrika ayarlarında, senin vurdumduymazlık dediğin o savunma mekanizması olmasaydı hayatta kalamazdık; yaptığımız fedakarlıkları yapamazdık ve sen çok daha önceden her şeyi öğrenmiş olurdun muhtemelen." Evrim'in sesi sitem doluydu.

        Rüya belki de ilk kez Evrim'e haksızlık ettiğini düşündü. Sebebini hâlâ tam olarak çözemediği bir şeyler yüzünden tüm o Evrimler kendi hayatlarından alınmış ve zorla Rüya'nın hayatına dahil olmuşlardı. Rüya asla yapamazdı böyle bir şeyi. Muhtemelen Yüksek Şûra üyelerinin her birine bağırıp çağırır; onun hayatına burunlarını sokma hakkını nereden aldıklarını sorardı. Belki Evrimler de ilk başta öyle yapmışlardı. Onlar da karşı koymuş ama bir şekilde mecbur bırakılmışlardı belki de. Daha önceki Evrimler ile ilgili gerçeklerin tamamını asla öğrenemeyeceğini düşündü Rüya. Ama şimdi en azından 8. Evrim'in gerçeğini öğrenebilirdi. 

"Neden? Neden ben? Neden onca Evrim kendi boyutundan alınıp buraya, benim yanıma gelmek zorunda bırakıldı? Sizi nasıl ikna ettiler böyle bir şeye?"

"Diğerlerini nasıl ikna ettiler bilmiyorum ama beni ikna etmeleri pek de zor olmadı."

...


Not: Bu bölüm fırından yeni çıktı :) Az önce yazıp hemen yayınladım :)

Salı, Eylül 17, 2024

*Bir Garip Sevda

Nasıl çarpıyordu kalbi delicesine... İşte oradaydı! Sokağın karşısındaki lambanın altında duran şu arabanın içinde, "Gel" demesini bekliyordu.

Gel demek zordu. Dese bile gelen kalmayacak, gidecekti. Bu oyunun kuralları en başında açık açık yazılıp çizilmişti. Gelme demek mi daha zordu yoksa gel deyip de sonra gidenin arkasından bakmak mı karar veremiyordu. Kalbini dinlese "Gel" derdi ama kalbini dinleyecek hâli kalmamıştı kulaklarıyla duyduklarından sonra. 

Keşke bir kulağından girip diğerinden çıksaydı acı gerçek. Oysa kağıt kesiği gibi ince bir yara açmış, usul usul içine akmış, tam kalbine saplanmıştı gerçek: Aşk değildi bu; adı yoktu, sanı zaten hiç olmamalıydı.

Keşke o gece "Gel diyemem" dediği gibi sonraları da karşı koyabilseydi Sevda bu adsız sansız işgale. Gücü yetmedi Sevda'nın. Gelen, gitmeyi bilmedi. Sevda'nın kağıt kesiği hiç iyileşmedi. Kalbindeki hançeri yerinden söküp almayı göze alamadı Sevda. Yarasını sarıp kapatamayacaktı. Oluk oluk kanamaktansa varsın sızım sızım sızlasın kalbim diyordu. Öyle de oldu. 

Yavaş yavaş öldü Sevda. Eridi, bitti, küle döndü. Aşk değildi; adı da sanı da bilinmedi. 


*Tam bi hikaye değil ama bu satırları canım arkadaşım Derya'ya ithaf ediyorum. Epeydir bişeyler karalamıyordum, Derya yazsana deyince yukarıdaki satırlar çıktı elimden :) 

Cuma, Mayıs 31, 2024

Leyla - Dalgalara Dur Demeyi Öğrenmek

Günün birinde bu kadar iyi ve huzurlu hissedebileceğini söyleselerdi inanmazdı Leyla. Ama olmuştu. Dalgalara dur demiş, serinkanlılıkla fırtınanın içinden sakince yürüyerek geçip gitmişti işte. Bugün, uzun zaman sonra ilk kez, kontrolün kendinde olduğundan emindi. 

Bu ilk "Dur" deyişi değildi Leyla'nın dalgalara. Aylar önce çok hasta olduğu bir gün derdini bir arkadaşına anlatmaya çalışırken arkadaşının hiç umurunda olmadığını gördüğü an "Dur" demişti ilk kez. Bir yanlışlık vardı. Eğer umursamıyorsa arkadaşı değildi demek ki konuştuğu kişi. Hiç uzatmadan o anda söyledi Leyla içinden geçenleri. Daha fazla konuşmayalım, arkadaş değiliz artık. Şaşırmıştı karşısındaki, hiç beklemiyordu. O gün herkes kendi yoluna gitti, bir süre sessizlik oldu aralarında. Sonra sitem başladı. Leyla, yanlış anlamıştı, karşıdakinin hiç suçu yoktu, Leyla alınganlık etmiş hatta kırıcı olmuştu. Geri adım atmadı Leyla, mesafesini korudu. Ne yaşandığını ve ne hissettiğini anlattı sakince. Karşı taraf sustu. Dalgalar duruldu o gün.

Günler hızla geçti. Leyla, iyileşiyordu. Kendi değerini fark etmiş, değer bilmeyenlere harcadığı zamana üzülmüş ama zararın neresinden dönülürse kârdır sözüyle kendi ayaklarının üzerinde durmayı başarmıştı. Ama Hayat o kadar kolay bırakmaz insanın peşini. Tek bir sınavla mezun olamaz insan. Sonraki günlerde farklı farklı denizlerin dalgaları geldi çarptı Leyla'ya. Leyla tüm sakinliği ile sırtını dönüp gülümseyerek uzaklaştı dalgalardan. Eski Leyla olsa, her bir dalga ile ölümüne savaşır, nefessiz kalır, defalarca kez boğulacak gibi olurdu. Ama artık dalgalarla savaşmadan onlardan uzaklaşmayı öğrenmişti. Üstelik savaşılmayan dalgalar sinirden iyice köpürerek herkesin gözü önünde küçülerek yok oluyorlardı. 

Bugün Leyla'ya çarpan dalgalar aylar öncekiyle aynıydı. Yalnız hissediyordu kendini, konuşacak birilerine ihtiyacı vardı, acaba Leyla onu dinler miydi? Eskiden olsa Leyla kendini ezer geçer, mutlaka kulak verir hatta elini uzatıp kolunu kaptırırdı o dalgaya sonunda. Ama öyle olmadı. "Dur" dedi Leyla bir kez daha dalgalara, "Ben şöyle uzaklaşayım, sana alan açayım; sen istediğin gibi at koştur, köpüre köpüre devam et yoluna." Bazen "Dur" demek gerekir kocaman dalgalara ve o kısacık şaşkınlık anında hızlıca uzaklaşmak. Leyla artık öğrenmişti; delice köpüren, insanı yerden yere vuran dalgalara kapılıp oradan oraya savrulmamak için vakitlice "Dur" demeliydi insan. 

Leyla, yüzünde bir gülümseme ile yürüdü evine. İç huzuruyla oturdu camın önüne, kendi kendini sardı kollarıyla. İyiydi; doğru olanı yapmış ve kendini sakınmıştı dalgalardan. Güneşli günler yeter de artardı insanın içi huzuru oldukça.



...


Uzun zaman sonra tekrar fısıldandı kulağıma bir Leyla hikayesi. Epeydir hikaye gelmiyordu kulağıma, iyi geldi bana da yeniden Leyla'nın sesi olmak :)


Cumartesi, Şubat 25, 2023

Leyla

Sevgili Buraneros'a selam olsun. Ben de birkaç link bırakıp gideceğim.

Leyla #1 (Özellikle Mr. Kaplan'ın yorumunu es geçmeden okumak lazım :) 

Leyla #2

Leyla #3

Leyla gelip buldu beni. "Anlat!" dedi. "Bir kez daha ve defalarca kez daha anlat!"

Anlatmak boynumun borcu...


Hasret - Sezen Aksu


Cuma, Kasım 18, 2022

Leyla*

Evet, evet o Leyla!

İlk gençlikte aklımızı başımızdan alan, mahallenin tüm delikanlılarını Mecnun eden... İşte yıllar sonra tekrar gördüm onu. Bir köşe başında, başında ipek eşarbı, elinde kırmızı ayakkabıları... Nerden gelip ne yöne gideceğini bilmez bir hâlde... Çok uzun zamandır yolda gibi, geldiği yönü de varacağı yeri de unutmuş gibi. Yanına gittim, tanımadı beni. 

- Benim, Kuşlu sokaktan Ahmet. Köşedeki bisikletçinin oğlu. 

- Hatırladım. Kırmızı bisikletinle takılırdın peşime. 

- Şey... Evet. Nereye gidiyorsunuz? Eşlik edeyim size. 

- Nereye gidiyorum?.. Acaba geliyor muyum yoksa dönüyor muyum?.. Neyse... Gidelim de yolda hatırlarım belki. 

- Ne tarafa gidiyoruz? 

- Gülbahar'a gideceğiz. 

- Şişli Gülbahar mı? 

- Evet. 

Gülbahar'ı bilirsin, dik bir yamaçtır. Oradaymış evi. Bizim mahalleden ayrılınca önce İzmir'e gitmiş, bir süre sonra da İstanbul'a. Pek değişmemiş, gözlerinin ve dudaklarının etrafını saran çizgileri saymazsak. Hâlâ o bildiğimiz Leyla. 

Eve girince önce eşarbını çıkardı sonra incecik vücudunu saran siyah elbisesini. Öylesine doğaldı ki vücudunun her bir devinimi... Başımı çevirmek gelmedi içimden. Zaten onun da pek umrunda değildim. 

- İyiyseniz ben gideyim artık. 

- Otur. Geliyorum. 

Az sonra üzerinde saten gecelik ve sabahlığı, elinde iki kadeh ve bir şişe beyaz şarap ile geri geldi. 

- Herkes kırmızısını sever bunun ama ben beyazını seviyorum. İçersin değil mi? 

- Size eşlik edeyim. 

- Anlat.

- Siz anlatın lütfen. Mahallece çok merak ettik siz ansızın mahalleden ayrıldıktan sonra sizi. 

- En çok da Seher Hanım merak etmiştir değil mi? 

- Şey.. Bilemiyorum... 

- Tabi sen daha bıyıkları yeni terleyen bir delikanlıydın o zaman. Nereden bileceksin? Sen hiç aşık oldun mu? Sahi erkekler aşık olabiliyor mu? Yoksa gelip geçici heveslerinizin kölesi olmaktan öteye geçemiyor musunuz? 

- Afedersiniz. Sizi gücendirecek bir şey mi yaptım bilmeden? 

- Sen mi? Hayır. Sen istesen de gücendiremezsin artık beni. Benim kalbim yıllar önce kırıldı bir kez. Bir daha kimse kıramaz. 

- Anlatır mısınız bana olanları? Belki iyi gelir size de... 

- Neyi anlatayım? Fuat'a nasıl aşık olduğumu, evli olmasına rağmen bana nasıl umut verdiğini, daha dün "Beraber kaçıp gideriz buralardan" derken istediğini elde edince "Ailem, karım, çocuklarım... gidemem affet beni" deyişini mi anlatayım? Yoksa Seher Hanım'ın ayılıp bayılıp herkese "Gül gibi kocamı zorla ayarttı komşular, aman dikkat edin sizin kocalarınızı da baştan çıkarır bu şıllık" deyişini mi? Kırık kalbimle ordan oraya sürüklendiğim yılları mı?.. Anlatsam ne olur ki? Diner mi kalbimin acısı? 

- Ben.. Bilmiyordum. Çok üzgünüm. 

- Üzülme. Yine gelsem dünyaya yine Leyla olmak isterim. Yine sevmek, yine gözümü karartıp aşkımın peşine düşmek isterim. Hiç sevmeden hiç sevilmeden, kırılmadan, sızlamadan boşuna atacak bir kalp neye yarar ki? 

Ne diyeceğimi bilmeden oturdum öylece karşısında bir süre. Şarabı bitmiş, yenisini doldurmuştu. Tekrar sordu o soruyu:

- Peki sen? Sen hiç aşık oldun mu? 

Olmuştum. Sustum. Söyleyemedim.

*Sevgili Buraneros'un Leyla'sı ile tanıştık bu gece. Onu anlatacaktım aslında ama şişede durduğu gibi durmadı Leyla, öykü oldu döküldü parmaklarımdan. Öykü olası varmış demek ki Leyla'nın. Vesile olduğun için teşekkürler Sevgili Buraneros :) 

İsteyene:

Playlist

Pazar, Temmuz 31, 2022

Sevgiyle Atılmış Bir Tokat*


"Bazı tokatlar, hayatın sevgisini gösterme yoludur; şefkatli bir el gibi saçımızı okşayıp "Geçecek" demeden önce bizi sarsıp kendimize getirme şeklidir. Çünkü bazen tam da öyle esaslı bir tokada ihtiyacı olur insanın gözlerini açıp kendine gelmek için."

...

Her şey tam olması gerektiği gibi gerçekleşirmiş hayatımızda. Bir şey öğrenmemiz için ya da bir şeyleri öğrenmememiz için. O gün uyandığımda uzun süredir içimde dönüp duran sıkıntının çözüleceğini bilmiyordum. Hoş, o sıkıntıya neden düştüğümü de bilmiyordum.

Kahvaltımı yaptıktan sonra telefonu elime aldım. Maillerimi kontrol ettim; biraz sosyal medya hesaplarımda gezindim; tam telefonu bırakmak üzereyken haberlere bakmak geldi içimden. Siteler arasında gezinirken gözüme bir fotoğraf ilişti. O kadar küçüktü ki daha iyi görmek umuduyla üstüne tıkladım. Fotoğrafın orjinali ekranda yavaş yavaş açılmaya başladı. Bir piknik fotoğrafı olduğu belliydi. Fotoğraf tamamen açılıp ekranı kapladığında hayatın şefkatli elini saçlarımda değil, yüzümde hissettim. Gerçi o tokadın aslında sevgiden olduğunu geç de olsa anlayacaktım ama anlamam biraz vakit alacaktı. 

Fotoğrafta ne mi vardı? 

Fotoğrafta mutlu bir aile tablosu vardı: Çimenlere yayılmış, birbirine sarılmış, kameraya gülümseyen kocaman mutlu bir aile! İlk anda öylece bakakaldım fotoğrafa. Keşke öylece kalsaydı her şey ama önce kızgınlık, sonra derin bir acı hücum etti benliğime. Onca zamandır evrenden beklediğim ses sonunda gelmişti ama umduğumdan çok farklıydı. 

Ekranın karşısında ne kadar süre hareketsiz kaldım bilmiyorum. Fotoğrafa bakarken içime dolan kızgınlık, kırgınlık, acı... Baktıkça yerini dinginliğe, huzura, umuda bıraktı. Nasıl olduğunu bilmiyorum demek isterdim ama nasıl olduğunu biliyorum. Ben o fotoğrafı görmeden önce de içten içe biliyordum gerçeği. Sadece bilmezden geliyordum. Ama o fotoğraf, her şeyi tüm açıklığı ile kaçınılmaz bir şekilde kabul etmekten başka çare bırakmıyordu bana. 

Sıradan, basit bir fotoğrafın yüzüme tokat gibi inmesinin sebebini yıllar sonra bugün anlatabilirim: Aşk. Evet, sebebi "Aşk"tı. Aşıktım ama her aşk gibi tek kişilik bir aşktı yaşadığım. Fotoğrafı gördüğüm an bunu tüm gerçekliğiyle anladım. Eğer tek kişilik bir aşk olmasaydı  benim de öyle mutlu aile fotoğraflarım olurdu. Eğer tek kişilik bir aşk olmasaydı; o gün, o ekranın karşısında kilitlenip kalmaz, gülümseyip hayata devam ederdim. Gerçi o fotoğraftan bir süre sonra gerçekten de gülümseyip hayatıma devam ettim. Öncesinde yaşadığım küçük yıkılma anını saymazsak demeyeceğim çünkü o an olmasaydı devamında olan onca güzel şey de olmazdı.  

Uzun zaman önce bir noktada kendi yolumdan sapmış olduğumu düşünüyordum. Oysa geriye dönüp bakınca olmam gereken yoldan sapmış olamayacağımı, her zaman olduğu gibi tam da olmam gereken yolda ilerlediğimi anlıyorum. Benim bir sapak olarak gördüğüm yol, kaçamayacağım mecburi istikametimdi. Ben o sapağa hiç sapmamış olmayı dilerken o sapağın hayat yolumun ta kendisi olduğunu anlamam zor oldu. Ama bugün "keşke"lerim "iyi ki"lere dönüşmüş hâlde. 

Hayatta her ne oluyorsa tam da olması gerektiği gibi olması gereken zamanda oluyormuş, ne eksik ne fazla! Benim için de tam olarak böyle oldu işte!

...


*Bu öykü kendime doğum günü hediyem sanırım :)

Hayat bazen muhteşem zamanlarda muhteşem hediyeler verir insana. Tam ihtiyacımız olan anda tam da ihtiyacımız olan şey kucağımıza bırakılır sessizce.

İşte bugün o muhteşem hediyelerden birini verdi Hayat bana.

Teşekkürler Hayat 😊



Cumartesi, Mayıs 07, 2022

Reva - 2 -

*Reva'daki Dağların Kadını çaldı bu kez kapımı. Bu da onun hikayesi! 

Öyle çok seviyordum ki onu... İlkokul beşteydim onu ilk kez gördüğümde. Çocuktum. Karşımdaki devasa adama bakakalmış kısa sürede ışığına pervane olmuştum. Sevilmeye açtım, tüm kendimi bilmezliğimle beni sevsin istiyordum. Kim bilir, içindeki sevme yetisi göz önüne alınınca sevmiştir belki de kendi çapında. 

Yanında saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdım. Öyle güzel anlatırdı ki... Hiç bitmeyen bir kitap gibiydi. Eh ben o zamanlardan vurgundum kitaplara. Oldum olası çok severdim kütüphaneye gitmeyi. Kendimi kaybederdim rafların arasında. Ne zaman kütüphaneye gitsem, çıkışta mutlaka yolu uzatır, onu görmeden eve dönmezdim. Elimde kütüphaneden aldığım kitaplar, aklımda deli hayaller... Bazen sevgilisi olurdu yanında. O günlerde güneş kaybolur, yağmur inerdi birden yeryüzüne. Anlatacaklarım boğazıma dizilir, hayallerim başka bahara kalırdı. 

Lise yıllarıma geldiğimde hâlâ ilk günkü gibi seviyordum onu. Boyumdan büyük laflar ediyordum artık yanındayken. Aklımca ben büyüdüm, beni gör, beni sev demeye çalışıyordum. Görüyordu ama sevmiyordu. Kandırdım kendimi: Sevmese beni niye dinlesin? Benimle niye sohbet etsin? Niye şakalaşsın?.. Sonra bir gün - sanırım yeterince büyüdüğümü düşündüğü gün - değişti bir şeyler. O da seviyordu beni sonunda. Ya da yıllarca kendi kendime anlattığım masala ortak olmuştu o da. 

Üniversitedeki ilk yılım yollarda, şehirlerarası otobüslerde geçti. Bulduğum her fırsatta ona kaçtım. Onu sevdiğim gibi o eski, camlı sobasını da çok seviyordum. Alevleri izlemek, çıtırtıları dinlemek, karşısında uykuya dalmak... Bir oda, bir soba, bir aşk... Daha ne istersin deseler şaşırır, "Daha ne isteyebilir ki insan?" derdim. Ama ona yetmiyordu. Saklamıyordu. 

Hiç saklamadı gerçeği. Hiç gel dememişti; kal da demedi. Hatta bazen gitmem için bilerek kırıyordu sanki kalbimi. Ama ne zaman gidecek gibi olsam tuttu çekti en zayıf yanımdan. "Böyle sarılmak olmaz, elinin ucuyla! Elinin ayasıyla sarılacaksın. Elini göğsüme koyuyorsan, senin olduğumu hissettireceksin" dediği gün benim olabilir mi gerçekten diye bir anlığına delice sevindiğimi, içimde yanan ateşin yüzüme vurduğunu hatırlıyorum. Dedim ya çocuktum... 

Zaman akıyordu ve ben büyüyordum. Hangisi daha çok acıtıyordu bilmiyorum: Sevilmediğimi bile bile sevmek mi, sevdiğine inanıyor rolü yapmak mı? Hangisi canıma tak dedi de arkamı dönüp son kez çıktım o kapıdan hatırlayamıyorum bugün. 

Ben daha söylemeden anlamıştı bir şeylerin değiştiğini. 

- Bugün başka bakıyorsun bana. Gözlerinde beni ilk kez görmüş gibi bir şaşkınlık var. Oysa ki ilk kez görmüyorsun içimi. En başından beri biliyordun. 

- Beni kandırdın demeyeceğim. Ne yaptıysam bilerek isteyerek yaptım. Beni sen kandırmadın. Ben kendi kendimi kandırıp geldim. Ama artık kandıramıyorum kendimi. Şimdi sıra sende. Sen kendini kandırmak zorunda kalacaksın. Belki şimdi değil ama bir gün anlayacaksın. Sandığının aksine sen henüz büyümemiş, hiç sevmemiş, hiç sevilmemiş, benden de sevgisiz kalmış küçük bir oğlan çocuğusun hâlâ. Bir gün apansızın büyüyeceksin ve gündelik zevkler peşinde koşarken kocaman bir hayatı harcayıp bitirdiğini göreceksin. Umarım o günden sağ çıkabilirsin. Hoşçakal... 

Son görüşmemizdi demek isterdim. Değildi. 

Yolda karşılaştık yıllar sonra. O hâlâ yalnız ve sevgisizdi. Bense öylesine çok seviliyordum ki yılların acısını çıkarırcasına... Yüzümden, gözümden, saçımdan, başımdan hatta inanır mısınız bilmem ama tırnağımdan bile sevgi fışkırıyordu. Önce anlayamadı. Onu gördüğüm için sandı o hâlimi. Bir an yıllar öncesine döndü; ben yine ışığına pervane olacağım sandı ama gerçeği anlaması uzun sürmedi. Belki de ilk kez yenildiğini hissetti. Düştü. Kalkmaya çalıştı. Çalıştıkça daha da düştü. Farkına varmasını izlemek acı vericiydi. İkimizin de o acıya ihtiyacı yoktu oysa. Ne ben zafer kazanmış gibi hissettim, ne o pişmanlığından bir şey elde edebildi. Ortada koca bir geçmiş ve ikimiz için hiç var olmamış bir gelecek vardı. Herkes kendine reva olanı seçmişti yıllar önce. Bundan sonrası iki ayrı kitapta devam edecek ve bir daha asla kesişmeyecek iki farklı hikayeydi. 



Dedim ya çocuktum...

Salı, Mayıs 03, 2022

Reva*

Ne çok severdi şu sobayı... Ufacık camından içinde yanan alevleri izlemeyi... Beni susturup çıtırtılarını dinlemeyi... Ne evdi istediği, ne mal ne mülk... Sevilmekti tek derdi. Biliyordum ama... O zamanlar bilmediğim şey, benim sevmeyi hiç öğrenememiş olduğumdu.

Sevmiyordum. Sevemiyordum. Çünkü bilmiyordum. Onun beni sevmesini de anlayamamıştım o zaman. Yokluktan diyordum, ilgisizlikten, kimse onu umursamadığı için... Denize düşen yılana sarılıyor işte! Oysa seviyordu beni gerçekten. Yıllar sonra anladım ki beni gerçekten seven tek kadın oydu ama ben görmekte çok geç kaldım.

Şimdi şu sobanın karşısında hatırladığım her an hem mutlulukla dolduruyor kalbimi hem de sonsuz bir acı saplanıyor benliğimin derinliklerine. Hayatın en güzel hediyesi tam şuracıkta, şu sobanın önünde, üstüne 2-3 gül yaprağı serptiğim yer yatağının üstünde kollarımın arasındaydı ve sonsuza dek de kalabilirdi. Ama ben bilmiyordum. Küçük hesaplar peşindeydim, kısa günlerin kârını hesaplamakla o kadar meşguldüm ki... Bir de ne yalan söyleyeyim gitmez sanıyordum.  Onu sevmediğimi görmüyor, onu aldattığımı bile bile paçamdan ayrılmıyor diyordum kendi kendime. 

Bazı zamanlar gitsin istiyordum. Çünkü öyle garip bakıyordu ki yüzüme, gözlerimin içine... İçimi görüyor sanıyordum. Gidecek gibi olduğunda ise tutup çekiyordum kendime. Elini ürkekçe yanağıma koyduğunda sıcaklığını hissediyordum. "Böyle sarılmak olmaz, elinin ucuyla! Elinin ayasıyla sarılacaksın. Elini göğsüme koyuyorsan, senin olduğumu hissettireceksin" dediğimde nasıl da utanmıştı... Gülmüştüm o haline. 

Ne çok gülmüştüm onunla... Cıvıl cıvıl anlattıklarına, toyluğuna, tüm beceriksizliğiyle kuyruğunu dik tutup beni cezbetmeye çalışmasına... Hiç uçurtma uçurmadığını söyleyince kalkıp kocaman bembeyaz bir uçurtma yapmıştım ona. Hiç uçuramadık. Ama o uçup gitti ellerimden üzerine gölge düşmüş beyaz bir uçurtma gibi. 

Nasıl tutkuyla bağlıydı kitaplara ve yemeklere... Her gelişinde başka bir kitap olurdu elinde. Bir hevesle anlatırdı ki dinlememek ne mümkün. Öyle oburdu ki kitapları sevdiği kadar yemeyi de seviyordu. Hayatta yediğim en lezzetli şey şu sobada yaptığımız etlerdi galiba... Ellerimiz yana yana, her yerimizden yağlar damlarken kahkahalar atardık. Bir oda, bir soba, bir yatak... Tüm dünya bu kadar deseler yeterdi belki de. Ama bilemedim. Bilemedim işte. Hani hayatta bir kez ele geçen fırsatlar vardır ya bir kez kaçtı mı ne yapsan fayda etmez...


Senden sonra hiç yaşamadım
Yıllar geçti anlayamadım
Hiçbir şeyde senin tadını
Aradım çok çok bulamadım
Bitsin çilem dayanamadım
Sensizliğe alışamadım
Bu hikaye bitti bitecek
Daha ben mutlu olamadım

O yerlerde yaşamak
Her şeyi senle paylaşmak
Ne zor böyle sensiz olmak
Unuttum artık adını
Sen dağların kadını
Söyle bunlar bana reva mı ?

... 

*Öyküyü Kıraç'ın "Sen Dağların Kadını" şarkısının verdiği ilhamla yazdım. Dün Pal Nostalji dinlerken sıradaki şarkı benim olsun demiştim içimden. Benimmiş gerçekten. Dünden beri dinliyorum :)

Cumartesi, Şubat 05, 2022

Dümdüz Süheyla*

Dümdüz gitmeyi pek severdi Süheyla. Keşke hiç dolambaçlı yollara girmeden dümdüz gidilebilseydi Hayat yolunda. Süheyla'ya kalsa giderdi de işte insanlığın geri kalanı henüz buna hazır değildi galiba.

Süheyla hayatının büyük kısmında yalnızdı ve alışmıştı yalnızlığa. Ara sıra edindiği arkadaşları Süheyla'nın bu dümdüz gitme sevdasına uzun süre katlanamaz, yolda karşılarına çıkan sapaklardan birine sapıp yine yalnız bırakırlardı Süheyla'yı. Süheyla artık hiç şaşırmıyordu, insanlar böyleydi. Kimse dümdüz gitmeyi sevmiyor; illa ki sağa sola sapmak, dolambaçlı yollardan geçmek istiyordu herkes. 

Süheyla alışık olduğu yürüyüşlerinden birini yaparken kendini bir anda bir fırtınanın ortasında buldu. Epeydir yürüyordu bu yolda; böylesi bir fırtınaya daha önce denk gelmemişti. İki yanı ağaçlık, sonu denize çıkan, sessiz, sakin ama insana iyi gelen bir yoldu bu yol. Süheyla hiç acele etmeden, keyfini çıkara çıkara yıllardır yürüyordu bu yolda; ağaçlarla yarenlik ediyor, yolun sonundaki denize kavuşmak için yürümüyor adeta havada süzülüyordu. Yolu, ağaçları, yolun sonundaki denizi, denizdeki dalgaları, dalgaların dindiği, sakin güneşli günleri... Hepsini ve her birini çok seviyordu. Süheyla bu yolda yürürken ağaçlar kulağına birbirinden güzel hikayeler fısıldıyordu. Ama bugün birden hava kararmaya, rüzgar hırçınlaşmaya başladı. Ağaçlar yine bir şeyler söylüyorlardı ama o kadar sert bir rüzgar esiyordu ki Süheyla anlayamıyordu ne dediklerini. Önce acaba yanlış bir şey yaptım da ağaçları, rüzgarı, yolu kızdırdım mı diye düşündü ama yoo Süheyla her zamanki Süheyla'ydı işte! Dümdüz gidiyordu.

Süheyla rüzgara ve hırçınlaşan ağaçlara rağmen dümdüz yürümeye devam etti. Denize varabilirse ne olduğunu sorup anlayabilirdi. Ağaçlar ne anlatmak istiyor duyamıyordu ama dalgaları görürse anlayabilirdi belki neler olduğunu. Bir ara denizi görür, dalgaları duyar gibi oldu ama sadece bir göz yanılması olduğunu anlaması uzun sürmedi. Süheyla ne olduğunu anlayamıyordu; bildiği yol şefkatli, anlayışlı, insana huzur veren bir yoldu. Ama şimdi her şey değişmiş bir anda rüzgar tersine dönmüştü. Süheyla ağaçlarla konuşmaya çalıştı, olmadı. Sonra durup rüzgar dinsin diye beklemeyi denedi.  Nafileydi tüm çabası. 

Bugüne dek Süheyla'yı yarı yolda bırakan çok olmuştu. Hatta adı gibi bildiği dümdüz yolları kendi keyiflerine göre eğip bükenler yolu değiştirip Süheyla'ya kazık atanlar bile olmuştu. Süheyla böyle şeylere şaşırmıyordu pek. Ama bugün uzun süre sonra ilk kez şaşırmıştı. Çünkü bu yola güvenmiş, samimiyetine, sevgisine, şefkatine, dostluğuna inanmıştı. Yoldan umudunu kesmek ya da yola bu kadar bağlanmakla hata ettiğini düşünmek istemiyordu. Belki de yol yorulmuştu; bir süre üzerinde kimse yürümesin istiyordu. Ağaçlar hikayelerini kendilerine saklamak; deniz dalgalarını özgür bırakmak istiyordu. Belki de yol, çok yorulmuş ve inceldiği yerden kopsun istiyordu.

Tek bir keskin hareketle geldiği gibi dümdüz yürüyüp evine döndü Süheyla. Yürümeye biraz ara verse iyi olacaktı. "Hem belki de hayatta daha önemli, daha güzel bir şeyler yapmam gerekiyordur da bugün olanlar bunun habercisidir" diye geçirdi içinden. Yine de sadece dümdüz yürüdüğü için kopan fırtınaya rağmen, sonu denize çıkan o ağaçlı yolda geçirdiği güzel zamanlar için Hayat'a sessiz bir selam çakmayı ihmal etmedi. Her şeyin bir vadesi vardı ve vadesi dolanı bağlasan durmazdı. İşte bu yüzden Süheyla da ipin ucunu saldı ve karşısına keşfedilecek yeni yollar çıkmasını diledi. 


"Burada Mutluyum"
By Sabine YILDIZ




Aklımın İplerini Saldım - Yüksek Sadakat

*Hikayenin adının önce "Dümdüz" koymuştum, sonra Mualla gibi isim isim devam eden bir seri olsun istedim ama "Dümdüz"ü atmaya da gönlüm el vermedi. Oldu mu sana başlık "Dümdüz Süheyla" :))) Mualla'yı da değiştirip "Kaknem Mualla" ya da "Doğrucu Mualla" mı yapsam acaba :))))

Çarşamba, Şubat 02, 2022

Muallâ

- Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar kızım Muallâ! Kaç kez söyledim ben sana tut şu çeneni, fikrini kendine sakla diye? Ah Mualla, ah! Tutamadın yine çeneni! Bu kaçıncı? Gidecek köy kalmayacak bu gidişle. Bakalım o zaman ne yapacaksın!

...


Muallâ, oldum olası tutamazdı o kemiksiz dilini, içinden geçen daha zihnin ince kıvrımlarındaki elzem yolculuğunu tamamlayamadan hop dışarıda buluverirdi kendini. Son pişmanlık fayda etmez, Muallâ ne yapsa yerine dikemezdi devirdiği çamları. Bir gün o devirdiği çamların altında kalıp son nefesini verecekti şüphesiz. Ne zaman yolunda gitmeyen bir şey görse kendini tutamaz sere serpe ortaya döküverirdi her şeyi bir çırpıda. Bu kez de öyle olmuştu: 

- Aslında bu kadar üzülmenin bir faydası yok. Bazı insanlar böyledir, hedefine ulaşana dek yazar, çizer, büyük oynar. Hedefe ulaştıktan sonra söner, ufalır, orijinal haline geri döner. Sonra da haliyle hayatına orijinal haliyle devam eder. Sen, ben gibi hayal peşinde koşmaz. Tüm yazma, çizme, büyük oynama becerileri hedefe ulaşana kadardır bazı insanlar için. Onları da oldukları gibi kabul etmek gerekir. 

Daha ağzını kapamadan pişman olmuştu söylediklerine. Artık ne yapsa faydası yoktu ama yine de denedi şansını: 

- Yani, demem o ki; sen de niye öyle, niye böyle diye üzülme de önüne bakıver gari!

- Hah kelin ilacı olsa kendi başına! Madem hayatı olduğu gibi kabullenip devam etmek o kadar kolay sen baksana o zaman önüne! Madem o kadar kolay neden dönüp dönüp bakıyorsun kitapçı Sadi'ye?

Muallâ kapağını almış, tenceresini -pardon - ağzını kapatıp susmuştu. Bu çok görülen bir şey değildi. Kolay kolay susmazdı Muallâ. Ama elinden geldiğince denedi:

- Haklısın. Ta en başından belliydi bizden bir cacık olmayacağı. Zaten olsa olsa çorba olurdu bizden. Ekşi süzme yoğurttan terbiyesi kesik* yayla çorbası!

Bazen - hatta çoğunlukla - ileri doğru atılan bazı adımlar ne yapsak geri alınamaz. Muallâ ile Suzan'ın üzerinde yarenlik ettikleri o ince ip bir çırpıda sallanmış ve ikisi birden yere düşüvermişti işte. Konuşulacak bir şey kalmamıştı. Muallâ çantasını alıp ayaklandı. "Gitme" demedi Suzan, Zaten geç de olmuştu. Muallâ kendini karanlığın içinde buldu kapıdan çıktığı anda.

- Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar kızım Muallâ! Kaç kez söyledim ben sana tut şu çeneni, fikrini kendine sakla diye? Ah Muallâ, ah! Tutamadın yine çeneni! Bu kaçıncı? Gidecek köy kalmayacak bu gidişle. Bakalım o zaman ne yapacaksın!

Hızlı adımlarla evine gitti. Yıllar önce boşanmıştı eşinden. Kitapçı Sadi uğruna. Ama Sadi pek oralı olmamıştı. Önceleri inceden bir böbürlenmiş, egosu şahlanmış, Muallâ'ya ümit vermiş,  sanki her şeyin mümkün olduğu fikrine kapılmasına karşı çıkmamıştı. Ama iş ciddiye binince gözünü kırpmadan paramparça edivermişti Muallâ'nın kuş gibi çırpınan kalbini:

- Sana aşık falan değilim ama seni görmezden de gelemiyorum!

Belki de okuduğu kitaplarda görüp öğrendiği tek bir cümleyle her şeyi anlatmıştı kitapçı Sadi. Tek bir cümleyle çiğneyip tükürmüştü Muallâ'yı. Muallâ, Sadi'nin  yoldan geçerken görmezden gelemediği bir dilenciydi, sevgi dileniyordu. Sadi, Muallâ-sever değil de hayırseverdi sadece. Hayrına bakıyordu Muallâ'nın yüzüne. Bunu bile bile sevdi Muallâ, Sadi'yi, bile bile... Hâlâ seviyordu. Ne zaman kitap dükkanının önünden geçecek olsa sokağa terkedilmiş köpek yavrusu gibi hissediyordu kendini. Acaba onu görecek miydi? Acaba bakacak mıydı Sadi? Acaba o da onu özlüyor muydu? Ama hayır, içten içe biliyordu, Sadi'nin özlediği, Muallâ değildi. O arzulanmayı, sevilmeyi, uğruna hayattan vazgeçilen olmayı özlüyordu. Bunca yıl Muallâ ne zaman yoluna devam etmeye kalksa Sadi çıkıvermişti karşısına: "Keşke her şey farklı olsaydı, ben de böyle olsun istemezdim ama hayat işte" diyordu. Sanki hayat elini kolunu bağlamış da elinde olsa Muallâ ile olurmuş gibi... Oysa yalandı bu sözleri. Sadi sadece sonsuza dek, "giden" olmak istiyordu, arkada bırakılan değil. 

Muallâ'nın günleri azap içinde geçiyordu. Şu dünyada içini dışını bilen, onu tüm kusurları ile seven tek dostuydu Suzan. Duymak istemediği ne varsa bir çırpıda söylemişti Suzan'a. Ne gerek vardı sanki? Ama dost acı söylemez miydi? Muallâ bu çok bilindik sözün zamanla unutulan kısmını zor yoldan öğreniyordu şimdi: Dost, acıyı tatlı söylemeyi bilmeliydi. Ne yazık ki Muallâ acı gerçeği tatlı sözlerle anlatmayı bilmiyordu henüz. 

Günler geçtikçe Suzan da Muallâ'yı arar oldu. Kader arkadaşı, dert ortağıydılar. Çocuklarını beraber büyütmüş, zorlu zamanları beraber atlatmışlardı. Gerçi Suzan her zaman bir adım öndeydi. O kendinden önce  başkalarını düşünür, onlar iyi olunca iyiyim derdi. Muallâ ise tam tersine "Ben iyi değilsem başkasına ne faydam olur? Kendimi iyi edemezken başkasına nasıl iyi gelebilirim ki?" derdi hep. Zaten böyle diye diye sözüm ona kendini seçip boşanmıştı kocasından. Ben o kadar mutsuzum ki ona da mutsuzluktan başka bir şey veremiyorum, bensiz daha mutlu olur, belki ben de onsuz diye düşünmüştü. 

Muallâ'nın eski kocası çok mülayim bir adamdı. Bir kez sesini yükseltip bağırmamıştı Muallâ'ya. Evcimen bir adamdı Naci; evden işe, işten eve... Mahalleliye bakılırsa Muallâ'ya rahat batmış gül gibi yuvasını gözünü kırpmadan yıkıvermişti. Oysa başka türlüsü mümkün değildi. Muallâ'yı bu noktaya Hayat getirmiş; aldığı her nefes, attığı her adım onu kaçınılmaz sona taşımıştı. Geriye dönme ihtimali olsa yine aynı adımları atıp yine aynı noktada bulurdu Muallâ kendini. Bunu anlayalı beri mutsuzluğu azalmış, Hayat'ın getirdiklerine itiraz etmez olmuştu. Şu ölümlü dünyada her şey olacağına varıyor ve biz her an sadece elimizden gelen tek şeyi yapabiliyorsak suçlu aramanın ya da pişmanlık hissetmenin  ne faydası olabilirdi ki? 

Muallâ kafasında düşünceler yürürken ayakları onu Suzan'ın kapısına getirmişti. Kapıyı çalmak, "Hadi ama Suzan, seni üzmek için demedim. Sadece öyle düşündüğüm için öyle dedim. Düşündüğümü söyledim diye küsmezsin sen bana? Acaba ben bilmeden başka bir halt mı yedim?" demek istiyordu. Ama dememeye karar verdi. Çünkü biliyordu kapıyı çalsa, Suzan kapıyı açacak ve Muallâ iyi olsun diye özrünü kabul edip" Aman canım sen de! Ben sana kırılmadım ki, doğru söyledin zaten." diyecekti. Bu sözler Muallâ'ya iyi gelecek ama Suzan'a iyi gelmeyecekti. Suzan yine başkasını kendinin önüne koyup başkasına iyi gelmeye çalışacaktı. İşte bu yüzden belki de ilk kez bencilliğini bir kenara bırakmaya karar verdi Muallâ. Varsın özlesindi Suzan'ı; Suzan bir kereliğine de olsa kendinden önce başkasını düşünmek zorunda kalmasındı. 

... 

*Kesilmiş terbiye: Bazı çorbalara kıvam vermek için yoğurt, un ve yumurta sarısı çırpılarak hazırlanan terbiye çorbanın içine eklenir ama bu işlem için önce bu karışım çorbanın suyu ile yavaş yavaş ılıtılmalı ve çorbaya öyle eklenmelidir. Eğer ılıtılarak yapılmaz da direk sıcak çorbaya dökülürse terbiye kesilir, terbiye çorbayla özdeşleşmez, çorbanın içinde topak topak parçalar olur. 

By Richard Avedon


Fotoğrafı canım Ceren yolladı az önce, tam senin hikayeye uygun diye. Soldaki kaknem Muallâ, sağdaki nahif tatlı kadın da Suzan. Mualla'nın yine gözü takılmış kitapçı Sadi'ye duymuyor pek Suzan'ın anlattıklarını galiba :)))) 

- Kızım sana diyorum Muallâ! Huuu! 


Pazartesi, Kasım 15, 2021

Nehrin İki Yakasındaki Aşıklar

Bugün Arya'ya fotoğraf albümü yapmak için fotoğrafların içine daldım ama ne dalış! Bir sürü anı, bir sürü güzel gün... O günleri elde edene dek, hatta elde ettikten sonra da çektiklerimiz... Onca şey bir anda hücum edip fırtınalar kopardı içimde. Evrim'le 16. yılı deviriyoruz yeni yılda! Şubat sonu 10. evlilik yıldönümümüz. Ne zaman geri dönüp baksam şaşırıyorum, Evrim gayet sakin, her zamanki gibi :)) Onun bu sakinliği olmasa bunca yılı atlatamazdık zaten. Onun gibi bir adamın 8 milyarlık dünyada denk gele gele bana denk gelmesini, ben şansızlık olarak görüyorum ama o şansına sonuna dek güveniyor. "Deli mi ne?" diyorum sık sık içimden, hatta dışımdan da :))) Şu dünyada emin olduğum tek şey Evrim'in bana rağmen beni seviyor oluşu ki bazen ben bile beni sevmiyorum. "Umarım gözün açılıp nehirde boğulmazsın Evrim" diyorum sık sık.

Sözüme konu olan hikaye şöyle: Nehrin iki farklı yakasında yaşayan aşıklar gece olunca kadının yaşadığı taraftaki kıyıda buluşurlarmış. Erkek her gece nehri yüzerek geçermiş karşıya. Kavuşup hasret giderirler sonra erkek yine yüzerek geri dönermiş karşı kıyıya. Gecelerden birinde sevgilisinin yüzüne bakan erkek "Aman Allah'ın ne oldu sana? Gözlerin?.." deyip susmuş şaşkınlık içinde.  Kadının gözünden yaşlar süzülmüş. "Sakın bu gece yüzerek geçme nehri, sabaha dek sürecek olsa da köprüye kadar yürü." demiş ve gözyaşları içinde koşarak kaçmış oradan. Ne olduğunu anlayamayan erkek aklında bin türlü soru işareti ile atlamış nehrin azgın suyuna. Bu kez karşı kıyıya varamamış, yüzme bilmezmiş aslında. Günler sonra cesedini bulmuşlar. Erkeğin her gece yüzerek nehri geçtiğini bilenler bu işe akıl sır erdiremeyip sonunda kadına sormuşlar ne olduğunu. "Benim gözlerim doğuştan şehlâ, ama Aşk'ın gözü de kördü. Taa ki o geceye dek. O gece Aşk'ın gözü açılınca kalbi nehre karşı verdiği savaşı kazanamadı." demiş kadın.












Bu videoyu yıllar önce Evrim'in doğum günü için hazırlamıştım :)




Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...