Cumartesi, Mayıs 07, 2022

Reva - 2 -

*Reva'daki Dağların Kadını çaldı bu kez kapımı. Bu da onun hikayesi! 

Öyle çok seviyordum ki onu... İlkokul beşteydim onu ilk kez gördüğümde. Çocuktum. Karşımdaki devasa adama bakakalmış kısa sürede ışığına pervane olmuştum. Sevilmeye açtım, tüm kendimi bilmezliğimle beni sevsin istiyordum. Kim bilir, içindeki sevme yetisi göz önüne alınınca sevmiştir belki de kendi çapında. 

Yanında saatlerin nasıl geçtiğini anlamazdım. Öyle güzel anlatırdı ki... Hiç bitmeyen bir kitap gibiydi. Eh ben o zamanlardan vurgundum kitaplara. Oldum olası çok severdim kütüphaneye gitmeyi. Kendimi kaybederdim rafların arasında. Ne zaman kütüphaneye gitsem, çıkışta mutlaka yolu uzatır, onu görmeden eve dönmezdim. Elimde kütüphaneden aldığım kitaplar, aklımda deli hayaller... Bazen sevgilisi olurdu yanında. O günlerde güneş kaybolur, yağmur inerdi birden yeryüzüne. Anlatacaklarım boğazıma dizilir, hayallerim başka bahara kalırdı. 

Lise yıllarıma geldiğimde hâlâ ilk günkü gibi seviyordum onu. Boyumdan büyük laflar ediyordum artık yanındayken. Aklımca ben büyüdüm, beni gör, beni sev demeye çalışıyordum. Görüyordu ama sevmiyordu. Kandırdım kendimi: Sevmese beni niye dinlesin? Benimle niye sohbet etsin? Niye şakalaşsın?.. Sonra bir gün - sanırım yeterince büyüdüğümü düşündüğü gün - değişti bir şeyler. O da seviyordu beni sonunda. Ya da yıllarca kendi kendime anlattığım masala ortak olmuştu o da. 

Üniversitedeki ilk yılım yollarda, şehirlerarası otobüslerde geçti. Bulduğum her fırsatta ona kaçtım. Onu sevdiğim gibi o eski, camlı sobasını da çok seviyordum. Alevleri izlemek, çıtırtıları dinlemek, karşısında uykuya dalmak... Bir oda, bir soba, bir aşk... Daha ne istersin deseler şaşırır, "Daha ne isteyebilir ki insan?" derdim. Ama ona yetmiyordu. Saklamıyordu. 

Hiç saklamadı gerçeği. Hiç gel dememişti; kal da demedi. Hatta bazen gitmem için bilerek kırıyordu sanki kalbimi. Ama ne zaman gidecek gibi olsam tuttu çekti en zayıf yanımdan. "Böyle sarılmak olmaz, elinin ucuyla! Elinin ayasıyla sarılacaksın. Elini göğsüme koyuyorsan, senin olduğumu hissettireceksin" dediği gün benim olabilir mi gerçekten diye bir anlığına delice sevindiğimi, içimde yanan ateşin yüzüme vurduğunu hatırlıyorum. Dedim ya çocuktum... 

Zaman akıyordu ve ben büyüyordum. Hangisi daha çok acıtıyordu bilmiyorum: Sevilmediğimi bile bile sevmek mi, sevdiğine inanıyor rolü yapmak mı? Hangisi canıma tak dedi de arkamı dönüp son kez çıktım o kapıdan hatırlayamıyorum bugün. 

Ben daha söylemeden anlamıştı bir şeylerin değiştiğini. 

- Bugün başka bakıyorsun bana. Gözlerinde beni ilk kez görmüş gibi bir şaşkınlık var. Oysa ki ilk kez görmüyorsun içimi. En başından beri biliyordun. 

- Beni kandırdın demeyeceğim. Ne yaptıysam bilerek isteyerek yaptım. Beni sen kandırmadın. Ben kendi kendimi kandırıp geldim. Ama artık kandıramıyorum kendimi. Şimdi sıra sende. Sen kendini kandırmak zorunda kalacaksın. Belki şimdi değil ama bir gün anlayacaksın. Sandığının aksine sen henüz büyümemiş, hiç sevmemiş, hiç sevilmemiş, benden de sevgisiz kalmış küçük bir oğlan çocuğusun hâlâ. Bir gün apansızın büyüyeceksin ve gündelik zevkler peşinde koşarken kocaman bir hayatı harcayıp bitirdiğini göreceksin. Umarım o günden sağ çıkabilirsin. Hoşçakal... 

Son görüşmemizdi demek isterdim. Değildi. 

Yolda karşılaştık yıllar sonra. O hâlâ yalnız ve sevgisizdi. Bense öylesine çok seviliyordum ki yılların acısını çıkarırcasına... Yüzümden, gözümden, saçımdan, başımdan hatta inanır mısınız bilmem ama tırnağımdan bile sevgi fışkırıyordu. Önce anlayamadı. Onu gördüğüm için sandı o hâlimi. Bir an yıllar öncesine döndü; ben yine ışığına pervane olacağım sandı ama gerçeği anlaması uzun sürmedi. Belki de ilk kez yenildiğini hissetti. Düştü. Kalkmaya çalıştı. Çalıştıkça daha da düştü. Farkına varmasını izlemek acı vericiydi. İkimizin de o acıya ihtiyacı yoktu oysa. Ne ben zafer kazanmış gibi hissettim, ne o pişmanlığından bir şey elde edebildi. Ortada koca bir geçmiş ve ikimiz için hiç var olmamış bir gelecek vardı. Herkes kendine reva olanı seçmişti yıllar önce. Bundan sonrası iki ayrı kitapta devam edecek ve bir daha asla kesişmeyecek iki farklı hikayeydi. 



Dedim ya çocuktum...

Cuma, Mayıs 06, 2022

Radyo Sevdası

Koşun dostlar, koşun! Sevgili Momentos bugün Radyo Momentos'ta benim blogumu tanıtmış! O kadar mutlu oldum ki anlatamam 🤗🥰 

Geçen hafta başladığı ve her hafta sevdiği blogları tanıtacağı yeni podcast serisinde bu hafta 10 blog tanıtıyor Sevgili Momentos. 

Dinlemek için link:

Radyo Momentos - Blog Dünyasında Bu Hafta 2

Radyo deyince severek yazdığım eski bir öyküm geldi aklıma. Arayıp buldum :) 

Okumak isterseniz tıklayınız!



Yazımı da Sevgili Momentos'un podcastinde bahsettiği gün batımı fotolarım ile bitireyim :) 


Perşembe, Mayıs 05, 2022

Keyif

Dün akşam Evrim'in iş arkadaşlarıyla buluştuk. Pek keyifliydi :) 

Ramazan öncesinde Evrim'le birlikte sağlıklı beslenme uzmanı arkadaşımızdan destek almaya başladık ve o zamandan beri de yediğimize içtiğimize dikkat ediyoruz. Çabamızın meyvelerini de alıyoruz tabi ki yavaş yavaş. Ama dün akşam saldık ipin ucunu biraz; gönlümüzce yedik içtik. Sofra da sohbet muhabbet de çok güzeldi. Bugün okul olduğu için biz fazla kalamadık ama o kadarı bile iyi geldi bize :)

Şuraya bırakayım hatırasını :) 



Salı, Mayıs 03, 2022

Reva*

Ne çok severdi şu sobayı... Ufacık camından içinde yanan alevleri izlemeyi... Beni susturup çıtırtılarını dinlemeyi... Ne evdi istediği, ne mal ne mülk... Sevilmekti tek derdi. Biliyordum ama... O zamanlar bilmediğim şey, benim sevmeyi hiç öğrenememiş olduğumdu.

Sevmiyordum. Sevemiyordum. Çünkü bilmiyordum. Onun beni sevmesini de anlayamamıştım o zaman. Yokluktan diyordum, ilgisizlikten, kimse onu umursamadığı için... Denize düşen yılana sarılıyor işte! Oysa seviyordu beni gerçekten. Yıllar sonra anladım ki beni gerçekten seven tek kadın oydu ama ben görmekte çok geç kaldım.

Şimdi şu sobanın karşısında hatırladığım her an hem mutlulukla dolduruyor kalbimi hem de sonsuz bir acı saplanıyor benliğimin derinliklerine. Hayatın en güzel hediyesi tam şuracıkta, şu sobanın önünde, üstüne 2-3 gül yaprağı serptiğim yer yatağının üstünde kollarımın arasındaydı ve sonsuza dek de kalabilirdi. Ama ben bilmiyordum. Küçük hesaplar peşindeydim, kısa günlerin kârını hesaplamakla o kadar meşguldüm ki... Bir de ne yalan söyleyeyim gitmez sanıyordum.  Onu sevmediğimi görmüyor, onu aldattığımı bile bile paçamdan ayrılmıyor diyordum kendi kendime. 

Bazı zamanlar gitsin istiyordum. Çünkü öyle garip bakıyordu ki yüzüme, gözlerimin içine... İçimi görüyor sanıyordum. Gidecek gibi olduğunda ise tutup çekiyordum kendime. Elini ürkekçe yanağıma koyduğunda sıcaklığını hissediyordum. "Böyle sarılmak olmaz, elinin ucuyla! Elinin ayasıyla sarılacaksın. Elini göğsüme koyuyorsan, senin olduğumu hissettireceksin" dediğimde nasıl da utanmıştı... Gülmüştüm o haline. 

Ne çok gülmüştüm onunla... Cıvıl cıvıl anlattıklarına, toyluğuna, tüm beceriksizliğiyle kuyruğunu dik tutup beni cezbetmeye çalışmasına... Hiç uçurtma uçurmadığını söyleyince kalkıp kocaman bembeyaz bir uçurtma yapmıştım ona. Hiç uçuramadık. Ama o uçup gitti ellerimden üzerine gölge düşmüş beyaz bir uçurtma gibi. 

Nasıl tutkuyla bağlıydı kitaplara ve yemeklere... Her gelişinde başka bir kitap olurdu elinde. Bir hevesle anlatırdı ki dinlememek ne mümkün. Öyle oburdu ki kitapları sevdiği kadar yemeyi de seviyordu. Hayatta yediğim en lezzetli şey şu sobada yaptığımız etlerdi galiba... Ellerimiz yana yana, her yerimizden yağlar damlarken kahkahalar atardık. Bir oda, bir soba, bir yatak... Tüm dünya bu kadar deseler yeterdi belki de. Ama bilemedim. Bilemedim işte. Hani hayatta bir kez ele geçen fırsatlar vardır ya bir kez kaçtı mı ne yapsan fayda etmez...


Senden sonra hiç yaşamadım
Yıllar geçti anlayamadım
Hiçbir şeyde senin tadını
Aradım çok çok bulamadım
Bitsin çilem dayanamadım
Sensizliğe alışamadım
Bu hikaye bitti bitecek
Daha ben mutlu olamadım

O yerlerde yaşamak
Her şeyi senle paylaşmak
Ne zor böyle sensiz olmak
Unuttum artık adını
Sen dağların kadını
Söyle bunlar bana reva mı ?

... 

*Öyküyü Kıraç'ın "Sen Dağların Kadını" şarkısının verdiği ilhamla yazdım. Dün Pal Nostalji dinlerken sıradaki şarkı benim olsun demiştim içimden. Benimmiş gerçekten. Dünden beri dinliyorum :)

Limon

Arka balkondaki limonumuz coşmuş 🍋🧿😍


Dün radyodan - Pal Nostalji - kendime şarkı tutmuştum. Şansıma Kıraç - Sen Dağların Kadını çıktı :) Sevdim 🥰


Pazartesi, Mayıs 02, 2022

Bir Kahvaltılık Bayram

Öncelikle herkese iyi bayramlar ❤️🍬❤️🍬❤️🍬❤️

Biz ailelerimizden ve akrabalarımızdan uzak olduğumuz için bayram telaşımız/heyecanımız fazla sürmüyor. Bugün kahvaltıya yakın arkadaşlarımıza gittik. Hopa'daki ailemiz sayılırlar. Çocuklarımızı beraber büyüttük, büyütüyoruz :) "Bayram kahvaltısı kalabalık aileyle yapılır, bize gelin" dediklerinde seve seve kabul ettim tabi ki :) Gerçekten çok keyifliydi. 


Ben çocukken - muhtemelen bu satırları okuyanların çocukluğundaki gibi - sabah erkenden kalkılır, erkekler bayram namazına gider, onlar gelince kahvaltı yapılır, giyinilip bayramlaşılırdı. Büyükten küçüğe doğru el öpülür, ufaklıklara bayram harçlığı verilir ve bayram ziyaretlerine gidilirdi. Biz her bayram annem ve dayımla çıkıp en büyükten en küçüğe doğru değişmeyen bir sırayı takip ederek tüm akrabalarımızı ziyaret eder; her birinde onlarla özdeşleşmiş özel bayram tatlısını yer ve ananemin elini öpmek için bize gelecek misafirleri karşılamak için eve dönerdik. 

Bizim sabah gittiğimiz akrabalarımızın yaşça anneannemden küçük olanları akşama doğru bize gelirlerdi. Ziyaretlerde yaşa dayalı bir hiyerarşi vardı yani :D

Bizde her Ramazan bayramında cevizli ev baklavası olurdu. Gittiğimiz evler içinde baklavadan sonra en çok Semiha yengemin kadayıflı muhallebisini severdim. Annemin favorisi ciciannemin baklavası olurken, dayım en çok Yaşar yengenin tulumba tatlısını ve kalburabastısını severdi :) 

Bazen aynı akrabalarımızla gün içinde 2-3 yerde karşılaşır ve bu duruma birlikte gülerdik :)) İlk gün akraba ziyaretini bitirir, ikinci gün mahalle komşularımızı ziyaret ederdik. Bu ziyaretler içinde favorim ise Sultan teyzelerdi. O kadar sıcak, o kadar samimi o kadar huzurluydu ki evleri...

Arya'nın da böyle anıları olmasını çok istiyorum ama akrabalardan uzak bir şehirde bu zor. Yine de sabah giyinip bayramlaştık, Arya'ya harçlık verdik. Özlemlerde de kahvaltıdan önce bayramlaştık, çocuklara harçlıklar verildi. Kahvaltıdan sonra Arya, Ata ve Deniz Ada el ele tutuşup şeker toplamaya, pardon komşularla bayramlaşmaya çıktılar :)))


Çocuklar apartmanda kapı kapı gezerken biz tatlımızı yiyip kahvemizi içtik. Evrim işe gidip biz Arya ile eve gelince bayram bizim için bitmiş oldu :) 

Hepimize bayram şekeri toplayan çocuk mutluluğunda bayramlar diliyorum 🎈😊🍬😊🎈

Pazar, Mayıs 01, 2022

Bloglardan Öğrendiklerim

Son günlerde bloglardan o kadar çok yeni şey öğrendim ki yazmasam ayıp olur.

Leylak Dalı sayesinde yeni bir kelime öğrendim: "şüreka". Anlamı için üşenmeyip Momentos'un "Bir Kelime" serisine gidelim lütfen :)

Sevgili Buraneros'tan, takip ettiğim blogların güncel yazılarının takip listesinin en üstünde çıkması için yapılması gerekeni öğrendim. Açıklama şu yazının yorumlar kısmında.

Yine Buraneros'tan yorum yaparken yaşanan "Oturum Aç" ve yorumun "Anonim" gözükmesi sorununun çözümünü öğrendim. Çözümü şu yazının yorum bölümünde Sevgili Buraneros anlattı.

Blogger'ın mobil uygulaması olduğunu Gülten'den öğrendim. Uygulamayı indirdim, deniyorum.

Nuh'un Gemisi isimli muhteşem radyo programını ve süs elması ağacının ismini "Her Güne 3 Güzel Şey"den öğrendim. Şu an büyük bir keyifle dinliyorum.



Foto "Her Güne 3 Güzel Şey" blogundan alınmıştır.


Sevgili Momentos'tan 2 yeni blog öğrenmekle kalmadım, Tarık Akan'ın hayat hikayesini ve "Yalnızca Kanatlarına Güven" şiirini de öğrendim. Şiiri üst üste kaç kez dinlediğimi bilmiyorum.

Yazıyı Nuh'un Gemisi'nin aşağıdaki muhteşem Fransızca Şarkılar seçkisi eşliğinde okuyun lütfen :)

Nuh Gemisi - Fransızca Gecesi

*Tek bir yazı içinde bu kadar link biraz fazla biliyorum ama ne yapalım bu kez böyle oldu :D


Azade Zamanlar

Nasıl güzel! Azade zamanlarda averelik etmek dünyadaki en keyifli şey olabilir bence. Sabahları okula giderken tam da öyle yapıyorum. Tüm so...