Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Ocak 31, 2025

Aşk - Işık - Sarmaşık

Az önce aşağıdaki videodan öğrendiğim üzere "aşk" kelimesi "ışık" ve "sarmaşık" kelimeleri ile aynı kökten geliyormuş ki bakınca hemen anlaşılıyor. Işık gibi aydınlatan, sarmaşık gibi sarıp sarmalayan anlamlarını da taşıyor denilebilir yani aşk için :)


Prof. Dr. Sinan Canan sevdiğim bir konuşmacı, samimi, net, eğlenceli :) Yukarıdaki konuşmasındaki çoğu fikrine katılıyorum. Aşk halinde beyinde yaşanan kimyasal değişimleri (videoda 4-5.dk ve 10-11dk civarı) pratik örnekler ile anlatışına bayılıyorum. Çok karmaşık gibi görünen mevzuları bilimsel açıklamalar ile mantıklı hâle getiriyor. Yukarıdaki konuşmasında anlattığı geçici cinsel çekim içeren aşk ile 40 yıllık evlilik sonrası aşk ayrımı konusu evliliklerin nasıl yürüdüğünü güzel özetliyor. 

Sinan Canan 41.45'te "Aşk şiddetli, sevgi sürekli" diyerek tam da benim savunduğum fikri anlatıyor. Sevgi birinin sadece var olmasına, nefes almasına şükretmek; aşk ise benim olsun demek. 

Salt fiziksel beğeninin bir yere kadar süreceği ancak zihinsel uyuşmanın, birbirini gerçekten önemsemenin, birlikte anılar biriktirmenin, birlikte olmaktan keyif almanın yani aşkı bilişsel düzeye taşıyabilmenin evliliği yürüten şeyler olduğuna inanıyorum. Yine Sinan Canan'ın aşk evliliği vs. mantık evliliği konulu şu konuşmasında anlattıklarına da katılıyorum.



Konuşmanın içinde geçen, Angelina Jolie ve Brad Pitt'in boşandığı dünyada Danimarka prensesi ile evlenmek de durumu kurtarmaz önermesi bence de doğru. Mutluluk güzellik, yakışıklılık ya da zenginlik ile doğru orantılı olmuyor. Bunlar önemli ama aynı zamanda son derece göreceli kavramlar. Herkes aşık olduğu kişiyi güzel/yakışıklı bulup da aşık oluyor. Kimse çok çirkin olduğunu düşündüğü birine aşık olmuyor zaten.

Bu akşam sofrada yemek yerken Arya babasını kızdırmak için fiziksel özelliklerini kullanarak babasına laf sokmaya çalıştı. Evrim kendisiyle son derece barışık olduğu için oralı olmadı ama ben Arya'nın davranışı saygısızca olduğu için yanlış olduğunu söyleyerek onu uyardım. Uyarımın devamında fiziksel özelliklerin bizi tanımlayan şeyler olmadığını ve bu özellikler üzerinden övgü ya da yergi yapılmayacağını anlattım.

Biz Evrim'le tanıştığımızda Evrim 120kg civarındaydı; ben de 70kg, uzun kızıl saçlıydım. Yıllar içinde kilo aldık, kilo verdik; saçlarımı 3 numaraya vurduğum zamanlar, uzatıp karamel yaptığım zamanlar oldu; Evrim bıyık bıraktı, keçi sakal kullandı, saçlarını uzattı, tamamen kazıttı... Bunların hiçbiri birbirimize olan hislerimizi değiştirmedi. Değiştirseydi bir arada kalamazdık zaten.

Hislerimizin değiştiği zamanlar olmadı mı peki? Oldu. Ama olay fiziksel şeylerle değil bilişsel düzeyde birbirimizden kopmamızla ilgiliydi. Aynı sayfada, aynı cümlede buluşup anlaşamıyorduk. Aşmak için çok uğraştık. Ben vazgeçtiğimde Evrim vazgeçmedi. Bir şekilde yeniden aynı sayfada buluşmayı başardık.

Evrim'le birlikteliğimizin 19. yılı bitti, 20.yıla girdik; 26 Şubat'ta evliliğimizin 14.yılına gireceğiz. Ama biz ilk yıldan itibaren bulduğumuz her fırsatta aynı çatı altında kaldığımız için 19 yıldır - benim ömrümün tam yarısı - evliymişiz gibi geliyor bize. 24. yılımız da Evrim'in ömrünün yarısı olacak inşallah :)) Geriye dönüp bakınca vay be diyoruz ama günlük hayatın içinde hiç o kadar zaman geçmiş gibi gelmiyor bize :)

Umarım her sene dönüp bakmaya ve "vay be" diyerek şaşırmaya devam ederiz :) 

Pazar, Ocak 26, 2025

Evden Bildiriyorum: Evim, güzel evim :)

Sağsalim eve geldim :)

Evrim beni elinde bir gül ve tam da tahmin ettiğim gibi şu sıralar en sevdiğim tatlı olan ekler ile karşıladı.


Yüzümde açan güllerin sebebi 
elimdeki kırmızı gülden çok kucağımdaki Ekleristan paketi olabilir 😅🥰


Bir önceki yazının yorumlarında, Çiçek konusunda şüpheliyim ama kesin tatlı alıp gelir :) yazmıştım. O beni, ben onu tanımışız birlikte geçen 19 yılın sonunda :) Sadece çiçek alıp gelse 2dk sonra "E n'apcam ben bunu şimdi? Keşke tatlı alsaydın" diyeceğimi bildiği için işi garantiye almış :)) 

Sarılıp koklaştıktan sonra ben arka koltukta, sevdiceğim direksiyonda çıktık yola. Yol boyu bıdır bıdır konuştuk, şıp diye geliverdik eve :) Kapıda Arya karşılayıp kucakladı sıkıca ve pır diye yok oldu. Özlemiş ama bir sarılmalık :)) 5 gün de bile büyümüş, güzelleşmiş geldi kuzum gözüme. Kargaya yavrusu kuzgun görünürmüş hesabı :)))

Dün bir kez daha anladım ki bazen mutluluk çok basit ama anlatılamayacak kadar büyük bir zenginlik. Bir masanın etrafında buluşmak, sohbet edip neşeyle yemek yemek, dertleşmek, şakalaşmak, sevgiyle sarılıp sarmalanmak... 

Herkese sevdikleriyle sağlıklı, huzurlu, keyifli zamanlar diliyorum :)

... 

Sağlıkta ve hastalıkta gerek yazarak gerek arayıp sorarak her daim yanımda olduğunu hissettiren tüm blog arkadaşlarıma çooook teşekkür ederim 🥰 İyi ki varsınız 🤗



Cumartesi, Ekim 12, 2024

Sevmek

Gerçek sevgi çok basit, çok kolay, çok net, çok derin. Soru işaretleri yok, şüpheler yok, korkular, kaygılar yok, utanç yok.

Oturmuş kahvaltı yaparken bitmek üzere olan reçelin sonuna bakıp "O sever incir reçelini, bunu o yesin." demek. Sonra O'nu sevdiğini bir kez daha anlayıp gülümsemek :) Bu kadar basit işte sevmek!


Rastgele gezinirken bu şarkıya denk geldim. Ne çok sevilirdi Gökhan Kırdar şarkıları... 


Çarşamba, Mayıs 08, 2024

İyileştiren Sevgi

"Seni sevmeyi dünyanın en güzel şiiri yapacağım" demiş Edip Cansever.



İnsan kendini sevilmeye layık görmeyince gerçekten sevildiğine inanamıyor, hep şüphe ediyor. En ufak eleştiride çılgınca saldırıya geçiyor; "Sevmezsen sevme beni, benim de çok umrumda sanki!" demeye getiriyor işi. 

Bazen acısından sevgiyi göremiyor, anlayamıyor insan. İyileştirmek için uzanan eli bile yaralamak, üzmek için sanıyor. Mevcut yaralar o kadar derin ki iyileşebileceğine ihtimal vermiyor.  Oysa koşulsuz sevgi tüm yaraları sarıyor sabırla, şefkatle, şiirle. Çare sevgiye teslim olmakta yatıyor. Benim Evrim'le ve ailesiyle ilişkim de böyle ama arada küçük bir fark var. 

Evrim, yıllar içinde benim içten içe sevilmeme korkumu anladı; asla yaramı dürtüp saldırıya geçmeme yol açmıyor. Önce sarıp sarmalıyor, sevgisinden emin olmamı garantiledikten sonra yalnızken ve ben sakinken yapıyor eleştirilerini. Sevgisinden şüphe etmediğim için, dediklerinin benim iyiliğime olduğunu kabullenmem daha kolay oluyor. Yine de ara ara savunmaya hatta saldırıya geçtiğim oluyor ama Evrim altta yatan sebebi bildiği için alınıp darılmıyor.

Büyüklerle işler biraz farklı maalesef. Ben, Evrim dışında birinden gelen eleştiriye verdiğim tepkileri kontrol edemiyorum çoğu zaman. Hemen "Ben böyleyim, beğenmeyen başka yana bakabilir" moduna geçiyorum. Asla anlayıp dinlemek, alttan almak istemiyorum. Çünkü zaten en başından sevildiğine inanmayan benim için eleştiri = sevilmemek.

Benim sinirim çok ani ve bir o kadar kısa sürüyor. Parlayıp sönüveriyorum. Parladığım an ateşe körükle giden olmazsa sönünce pişman olup süt dökmüş kediye dönüyorum zaten kısacık bir sürede. Ama işte parladığım an inatla üstüme gelinirse... Hayatta susup oturamıyorum, alttan alamıyorum. Gözüm dönüyor. Evrim bunu bildiği için benimle hiç muhatap olmuyor öyle anlarda. Ben kendi kendime esip gürlüyorum ve fırtına dinince usul usul kedi gibi sakinleşiyorum bir köşede. Tabi bunu bilmeyen ya da kabullenmeyenin vay haline...

İnsan mizacı değişmesi çok zor bir şey. Yani "Can çıkar, huy çıkmaz"; "İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur" gibi güzide atasözlerimiz boşuna söylenmemiş. Ben yıllardır kendimi yontmaya ve sivri köşelerimi yumuşatmaya çalışıyorum. Az da olsa yol kat ettim ama hâlâ köşeler yanaşanı çizebiliyor bazen. En iyisi Evrim'in yaptığı gibi köşelerden uzak durmak :)

Her zaman söylediğim bir şey var: bir daha dünyaya gelsem evlenmem ama evleneceksem de sadece Evrim'le evlenirim :) Şu dünyada benimle yaşayıp bana rağmen beni sevecek ve mutlu olabilecek tek kişi Evrim bence. Benim kadar kendini sabote eden, benim kadar kendine zarar veren birini kendi kendinden korumak çok zor ve Evrim bunu başarıyla sürdürüyor 18 yıldır.  

Evrim, buralara pek uğramadığı için rahat rahat yazıyorum. Aman duymasın da şımarmasın :))



Can't take my eyes off you - Frankie Vallie and The Four Seasons

18 yıl önce Evrim'in bana mesaj attığı ilk şarkı :) 


Pazar, Mart 17, 2024

Konu dönüp dolaşır...

Aşk'a gelir.

Selvi Boylum Al Yazmalım'ı izlemenin tadı her yaşta farklıdır. Aşkın tekilliğine ve sonsuzluğuna inanılan gençlik yıllarında Asya, İlyas'ı affetsin kavuşup mutlu olsunlar ister insan; aşkın geçiciliğinin öğrenildiği ileriki yaşlarda ise Asya, Cemşit'i seçince derin bir oh çekilir. Çünkü "Sevgi emekti"r.

Hayat değişir, insanlar değişir (belki de hiç değişemez, emin değilim) ama gerçekler değişmez. Aşk gelip geçer, eğer şanslıysanız sevgi baki kalır. Bunu anlamak zaman alır. Anlayana dek birbirini yıpratmamak zor olabilir.

"İnsan hayatında bir kez aşık olur" önermesi hatalıdır. İnsan defalarca kez aşık olabilir ama sonrakiler ilk aşk gibi olmayabilir. Çünkü ilki bitince insan aşkın bittiğini öğrenmiş olur bir kez. Bu unutulacak bir deneyim değildir. Hâlâ ilk aşkıyla evli olanlar ve bir daha aşık olmayanlar karşı çıkabilir bu tezime. Ama eminim beni destekleyenler de olacak. Olmasa kimse boşanmaz, kimse yeniden evlenmezdi ya da kimse severek evlendiği eşini aldatmazdı.

Mr. Kaplan bir keresinde aşkın karşılıklı olamayacağını, iki insanın birbirini aynı anda aynı aşkla sevemeyeceğini söylemişti. Sanırım o zaman ona karşı çıkmıştım ama düşününce pek de haksız değil gibi. Hep bir taraf daha çok aşık, diğer taraf aşık olunan... Roller zamanla değişebiliyor. Evrim'le bizim için öyle oldu.

Ben ilk kez aşık olduğumda ilkokul 5'e gidiyordum. Başlarda bir çocuğun platonik aşkıydı tabi ki. Üniversite yıllarıma kadar aynı kişiye aşık kaldım. Yani neredeyse 10 yıl sürdü ilk aşkım. Arada başkalarından hoşlandığım, ilk aşkımı unuttuğumu tekrar aşık olduğumu sandığım zamanlar oldu ama hepsi saman alevi gibiydi. Sonra bir gece ansızın bitti aşk. Bir çırpıda! Hep karşılıklı olduğuna inandırmaya çalışmıştım kendimi. Öyle değildi. Tam karşılığı olur gibiydi ki benim aşkım bitti. Çünkü gözüm açılmış, gerçeği görmüş ve tüm merakımı da yitirmiştim.

Flaubert'in aşk tanımı: 

"Merak. Birine karşı, ansızın, bir merak duymaya başlarsınız, korkunç bir merak. Onu tanımak, onunla doğmak, dünyaya onunla yeniden gelmek tek amacınız haline gelir. Aşka en uzak cümle, senden nefret ediyorum değil, bilmek istemiyorumdur."

Flaubert'in tanımı kadınların aşka bakışını yansıtıyor bence. Erkekler içinse durum biraz daha farklı. Bunun için Sabahattin Ali'ye kulak verelim.

Sabahattin Ali'nin aşk tanımı:

“Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!”

Kısacası bence kadınlar merak etmek ve merak edilmek istiyor; erkekler istemek, arzulamak ve arzulanmak. Aynı noktalarda buluşmak zor :D İlişkilere bakalım; kadın sürekli mesaj atıyor: Neredesin, ne yapıyorsun? ve karşıdan da aynı şeyi istiyor: Beni merak et, benimle ilgilen! Erkekse istemek ve karşı tarafın da istediğinden emin olmak istiyor, tek istenilenin kendisi olduğundan ve her daim istenildiğinden emin olmak. Kadının sevgi dili merak ve ilgi; erkeğin sevgi dili istemek ve istenildiğini hissetmek. Bu tabi ki yüzeysel bir önerme, derinlerde başka başka hisler, beklentiler, ihtiyaçlar var mutlaka.

Evrim'le tanıştığımız akşam ona önce çok gıcık sonra da çok aşık oldum. O bana aşık olmadı. Sevgili olduk ama ilk birkaç sene ben körkütük aptal aşık, oysa sıradan bir sevgiliydi. Sonraları işler değişti. Şimdi sorsak o bana hâlâ aşık, ben değilim. Ama ben onu, onun beni sevemeyeceği kadar çok seviyorum. Bunu anlatmak için konuyu biraz açmak gerek. O, bana aşık olduğu için yaptıkları ona kolay ve doğal geliyor. Biliyorum çünkü aynısını ben de yaşadım. Aşkı bitse sadece sevdiği için birçok şeye katlanamaz belki de. Her gün yeniden beni seçip geride kalan her şeyden yeniden ve yeniden vazgeçemez. Bana aşık olduğu için istediği tek şey benim.  "Aşkın gözü kördür" sözü tam da bunu anlatıyor bence. Aşık olunan kişi dışında hiçbir şey istemiyor hatta o kişinin eksikleri gediklerini bile görmüyor insan. Oysa bana olan aşkı bittiğinde benim çekilmez bir insan olduğumu düşünmesi çok da uzun sürmeyecek. 

Aşk bitince insan bir boşluğa düşüyor ve her gün tekrar tekrar sevdiği kişiyi ve sahip olduğu hayatı seçip geri kalan her şeyden - başka bir hayat ihtimalinden - vazgeçmek gerçek bir mücadeleye dönüşüyor. Bu noktada devreye sevgi ve mantık giriyor. Eğer aşk bittiği halde sevgi devam ediyorsa insan kendi kendine başka aşklar da başka maceralar da bitecek ve geriye böyle büyük bir sevgi kalmayabilir diyor. Sevginin ve karşılıklı saygının büyüklüğü karşıdaki kişinin kusurlarını sineye çekmeye yetecek kadarsa evlilikler, ilişkiler devam ediyor. 

Aşk - Sevgi konusunu sık sık konuşuyoruz Evrim'le. Her seferinde biraz gönül koyuyor bana. "Ben sana aşığım" dediğinde "Ben de sana aşığım" diyeyim istiyor. Ama ben ona sevgimin onun aşkından büyük olduğunu anlatıyorum her defasında. "Aşk, gelip geçti ama ben seni sevdiğim için her gün seni seçiyorum ve seninle kalıyorum. Hayatımı seninle sürdürmek ve seninle sonlandırmak istiyorum. Kimseyi senden daha çok sevebileceğime - sonsuza dek tekrar tekrar seçebileceğime - inanmıyorum." diyorum. O, bunu bilinçsizce yapıyor aşık olduğu için; bense tüm bilincim ve benliğimle. Onun nasıl hissettiğini anlıyorum çünkü ben o yoldan geçtim :) Şu an olsa katlanamayacağım birçok şeye katlandım ona olan aşkım sayesinde. Defalarca kez saatlerce bekledim onu, buluşmak istemediği zamanlarda ayaklar altına alınan gururumu görmezden geldim. Ailesi beni kabul edene dek olanları anlatmak bile istemiyorum. O da aşık olduktan sonra birçok şeye katlandı benim için. Aşıkken kolaydır katlanmak. Zor olansa aşk bitince her şeyi bile bile, göre göre devam edebilmektir aynı yolda. Birlikte bir hayat kurarken ikimiz de çok çabaladık; aşık olduk, sevdik, fedakarlıklar yaptık, tüm gücümüzle birlikte bir hayat kurduk. Düştüğümüz zamanlar, vazgeçmenin eşiğine geldiğimiz zamanlar oldu. Ama Asya'nın dediği gibi "Sevgi emekti" ve biz sevgimizi tüketmeden devam edebildik.

Eminim yine düşeceğimiz, vazgeçmek isteyeceğimiz anlarımız olacak. Umarım yine ayağa kalkıp devam edebiliriz bugüne kadar yaptığımız gibi.



Yazıyı neden yazdığıma gelecek olursak; insan gündelik hayatın içinde o kadar yorulup o kadar yıpranıyor ki bazen unutuyor neyi neden yaptığını ve nasıl bu noktaya geldiğini. Son birkaç günde kendimi "Keşke evlenmeseydim" derken yakalıyorum. Bunun bir anlamı yok çünkü hiçbir "keşke"nin anlamı yoktur. Durup "Neden evlendim ve neden hâlâ evliyim?" diye sormak çok daha mantıklı ve çözüm odaklı. Evrim'e aşık olduğum için evlendim ve onu yeryüzündeki her canlıdan daha çok ve daha uzun süre sevebileceğim için hâlâ evliyim. Onun da bana yer yüzündeki tüm canlılardan daha çok değer verdiğini ve beni tüm benliğiyle sevdiğini bildiğim için hâlâ evliyiz tabi :) Bunu hatırlamak yola devam etmeyi kolaylaştırıyor.

Peki ya siz? Aşık mısınız? Yani hâlâ kıpır kıpır mı içiniz? Kelebekler uçuşuyor mu midenizde?

Sevgili Buraneros, sen  bu sorudan muafsın :) Senin Enn Sevdiğin Kadın'a aşık olduğunu cümle âlem biliyor :))

Pazar, Mart 12, 2023

Sevgi neydi?

"Sevgi neydi?

Sevgi iyilikti, dostluktu, emekti."

...

O kadar farklıyız ki Evrim'le... Ben eve girmek istemem, o evden çıkmak; ben bir güne on plan yaparım; o, on güne bir plan; ben 1 izler, 5 okurum; o 5 izler, 1 okur; ben aşırı tez canlıyım, o rahat kelimesinin vücut bulmuş hâli; o uslanmaz bir optimist, ben isabetli bir pesimist (gerçi bana göre benimki karamsarlık değil realistlik :)) Tüm bu farklarımıza rağmen bunca yıldır beni mutlu etmeye çalışıyor şu adam. Dün de ben mutlu olayım diye sahile geldi benimle :) O, verdiği özel dersler için deneme sınavı çözüp hazırlık yaptı; ben de dizinin dibinde kitap okudum. O kadar keyifliydi ki hiç eve dönmek istemedim. Dizinin dibinde kedi gibi mırlayınca üşüdüğü hâlde "Tamam biraz daha oturalım" deyip yine kendini feda etti :)



Dizinin dibinden ayrılmak istemedim :)



"Bir dahakine tek sandalye gelelim, seninkini boş yere taşımayalım." dedi; 
"Olur" dedim :) 



Kocam Bey pek sevmez fotoğraf işini, hep sabote eder ama bu kez şekil yapası gelmiş galiba :)))



Pazartesi, Şubat 27, 2023

17, 11, 9...

17 yıldır sevgiliyiz, 

11 yıldır evli, 

9 yıldır anne-baba.


Dün 11. evlilik yıldönümümüzdü. Ne yapalım diye konuştuk ama ikimizin de içinden pek bir şey yapmak gelmedi. Yürüyüşe çıktık el ele; balık alıp biraz da alışveriş yapıp eve döndük. 

Rakı-balık yaparız demiştik, rakıyı açmadık. Yemek için giyinip süsleniriz demiştim içimden, onu da yapmadık. Peki ne yaptık? Ailecek yemeğimizi yiyip sohbet ettik. 

Yemekten sonra Evrim en sevdiğimiz şarkılardan birini açıp beni dansa kaldırdı, mutfakta yalın ayak dans ettik. Geceyi birer Martini eşliğinde dizi izleyerek bitirip uyuduk. Huzurluydu, güzeldi.

Bir günün özel olması için sıradışı şeylere, hazırlığa, süse püse, sürprizlere gerek yok aslında. Bir arada olmak, anı paylaşmak, sevmek yeterli.


Frank Sinatra - I love you baby

Pazartesi, Ağustos 08, 2022

Olabileceklerin En İyisi

Günaydın 😃

İçimden taşan bir sevgiyle uyandım bu sabah 🥰 Tüm sevdiklerimi sıkı sıkı kucaklamak, sarıp sarmalamak geliyor içimden 😍 Evrim vardiyada olduğu için Arya ile uyumuştuk, onu kucaklayarak başladım güne 😄 Fırsat varken ve içimizden geldiğince sıkı sıkı sarılalım sevdiklerimize 🤗🥰

İyi haftalar 🙋🏻‍♀️


McDonald Gölü - Montana, ABD


Perşembe, Ağustos 04, 2022

Olduğun gibi gel Hayat! Kabulümsün!

3 gün önce doğumgünümdü ve ne kadar şanslı olduğumu bir kez daha hissettim. 


Canım Ceren'im çiçekleriyle öyle mutlu etti ki beni 🥰 Bastırıp odama asmak istiyorum bu fotoğrafı 😍


Evrim bir şekilde beni manipule ederek tamamen benim fikrimmiş gibi kahvaltıya gitmemizi sağladı ve sonra da pastayla sürpriz yaptı 🥰  



Kendime aldığım kitaplar tam da doğum günümde geldi kargodan 🤓📚


Çok yakın arkadaşlarımız Funda ve Ümit'in 10.yıl kutlaması da doğum günü akşamına denk gelince çok keyifli bir gece oldu 🤗🥰



Arkadaşlarım hem arayıp hem de fotoğraflarımızı paylaşıp doğum günümü kutladılar gün boyunca 🥳🥰 

Hem yorumlardan hem de mesaj atarak doğum günümü kutlayan tüm Blogger arkadaşlarıma da buradan bir kez daha teşekkürler. 

İyi ki varsınız her biriniz ve iyi ki hayatı zenginleştiriyoruz beraberce 🥰

... 


Her şey tam da olması gerektiği gibi oluyormuş hayatta. Ne bir eksik, ne bir fazla. Hepimiz atabileceğimiz tek ve kaçınılmaz adımları atıyoruz her an'ımızda. 


İşte bu yüzden tam da olduğun gibi gel Hayat! Kabulümsün!


Teşekkürler, 

Aldığın ve verdiğin her şey için!


Hoş geldin yeni yaşım 🥳 #36



Cumartesi, Şubat 26, 2022

10. Yıl

Bugün Evrim'le 10. evlilik yıl dönümümüz. 16 yıldır beraberiz, 10 yıldır evliyiz. Peki neden 26 Şubat? 

Ben ne zaman önemli bir şey yapacak olsam öncesinde illa ki bir aksilik, bir hastalık, bir kayıp yaşanıyor ailede. Üniversitede Work&Travel için ücretsiz gidiş hakkı kazandığım yıl annem vefat etti gidemedim. Sonraki yıl anneannem felç oldu, kardeşimle ikisini bırakıp yine gidemedim. Evrimler'in beni anneannemden istemeye geleceği sene aynı gün içinde benim ayağım kırıldı ve anneannem vefat etti. Tüm planlar iptal oldu. Daha bir sürü benzer şey işte. Merak edenleri şöyle alayım. Hâl böyle olunca evlilik işini uzatmayalım, yaz kış demeden en yakın vakitte evlenelim dedik. Evrim'in anne-babası da 26 Şubat'ta evlenmişler. Biz de onlara mini bir jest olsun madem diyerek aynı tarihi seçtik. 

Beni azıcık tanıyan bile bilir, bir daha dünyaya gelsem evlenmem ama oldu da evleneceksem de yine Evrim'le evlenirim. Çünkü onu her koşulda seviyorum. O da beni her koşulda seviyor. En b.ktan yanlarımı bile saklamak zorunda hissetmediğim, ne olursa olsun beni sevmekten vazgeçmeyeceğine inandığım ve yanında tamamen kendim olduğum tek insan Evrim. Onunlayken tüm kusurlarımla ben olabiliyorum ve beni bana rağmen o kadar çok seviyor ki... Bunu kelimelerle anlatmak zor :) 

16 yıldır beraberiz ve her gününde Evrim'i sevdim. Yıllar içinde sevgim defalarca kez şekil değiştirdi. Azaldı, çoğaldı. Bazen delice tutkuyla, aşkla sevdim, bazen ev arkadaşımı sever gibi, bazen onsuz nefes alamayacakmış gibi, bazen en yakın arkadaşım gibi, bazen eski bir arkadaş gibi, bazen yeryüzünde tutanabileceğim ondan başka hiçbir şey yok gibi sevdim. Şekli ve yoğunluğu değişse de 16 yılın bir günü bile onu sevmeden geçmedi. Çekip gitmek istediğim anlarda hatta çekip gittiğimde bile onu sevdiğimi biliyordum. 

Evlilik gerçekten çok zor bir yolculuk. İnişler çıkışlar, bitmeyecekmiş gibi gelen sıkıcı düzlükler... Bir tepeyi zor bela tırmanıp manzaranın tadını çıkardığımız anlar pek güzel ama az ötede yine zorlu yokuşlar ve o sıkıcı düzlükler bizi bekliyor. İşte o zor ya da sıkıcı zamanlarda birbirinizi öldürmeyeceğiniz bir yol arkadaşı bulmak büyük bir şans. Hep diyorum Evrim değil de başkası olsa beni çoktan kör satırla doğrardı. Ha tersi de geçerli tabi! Evrim değil başkası olsa çoktan derdest edip kapıya koyardım :))

Ben, o kadar bencilim ki sevdiğim biri için kendimden vazgeçebilmem çok zor. Bu yüzden evlilik her gün her saniye büyük bir mücadele benim için. İçim giderken dışım kalsın diye kendimi ikna etmek zorunda kalıyorum sık sık. İçimden bir ses kalk gidelim diyor, ben otur m.k yeme diyorum her defasında. Çünkü biliyorum iş gitmekle bitmiyor. Oldu ki gittim; dönüp dolaşıp geleceğim en iyi nokta yine Evrim'le bugün olduğum nokta ki bundan çok daha kötü de olabilir sonuç. Yani gitmek uzun vadede bir çözüm değil aslında. 

Bu arada bu mevzuyu Evrim'le konuşunca Evrim "Yine dünyaya gelsem yine evlenirim ama seninle değil. Bu kez şansımı başkasıyla denerim" diyor :))) E adam haklı, dağılalım beyler, bayanlar :))) 

Yazımı Evrim'le birbirimize mesaj olarak attığımız ilk şarkılarla bitireyim :) 





Çarşamba, Şubat 16, 2022

Ağaç Ev Sohbetleri #130



Haftanın konusu Deep'ten gelmiş:

"Huzurlu aşk mı tercih edersiniz, yoksa gelgitli, iniş çıkışlı mı?"

- Soruya itirazım var Hakim Bey! Nerede görülmüş huzurlu aşk? Her kim ki gördüğünü iddia ediyor, ya "aşk"ı bilmiyor ya kendini!

"Aşk" deyince herkesin anladığı başka. Kimisi bir kez olur ömürde diyor, kimi uslanmaz aşık! Ben birden fazla olduğu konusunda eminim :))) Emin olduğum diğer bir konuysa aşk varsa huzur yok. Bir laf, bir bakış, kaşın bir hareketi, anlık bir dalgınlık... ve daha bir sürü ufacık şey insanın tüm huzurunu yok edebilir eğer söz konusu aşksa. Niye öyle durdu, niye böyle dedi, acaba artık bana aşık değil mi? Ooooo!.. Sonu gelmez şüphelerin, endişelerin, uykusuz gecelerin. 

Eğer "Ben gayet de aşığım ve çok da huzurluyum" diyorsanız bence bahsettiğiniz şey "aşk"tan ziyade "sevgi" :) Dedim ya tanımlar, kavramlar değişiyor kişiden kişiye. Sabahattin Ali'nin şu sözleri benim Aşk'a bakışımla birebir tutuyor:

“Benim beklediğim aşk başka! O, bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey. Sevmek ve hoşlanmak başka, istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka… Aşk bence bu istemektir. Mukavemet edilemez bir istemek!”

Ortada mukavet edilemez ve mantık sınırlarının dışında bir istemek hali varsa kim nasıl söz edebilir ki "Huzurlu Aşk"tan? Gelin biz soruyu değiştirelim:

"Huzurlu, güvenli, karşılık bir sevgi mi yoksa fırtınalı, inişli çıkışlı, *karşılıklı(?)/karşılıksız bir aşk mı?"

*Bu noktada bir parantez açarak Mr. Kaplan'ın kulaklarını çınlatalım çünkü onun deyişiyle karşılıklı aşk da mümkün değil, sadece bir aşık var, bir de aşık olunan.

Sorumuza dönecek olursak; ben o inişli çıkışlı, karşılıklı/karşılıksız aşkı birkaç kez tattım. Bol acılı Adana Kebap gibi desem komik olacak ama öyle işte. Hem acısından yanıp yakılırsın hem de tadından aldığın keyifle yemeğe devam edersin :))) Ama gün sonunda yana yana tükenince ve mantığın bünyeye geri döndüğü ender anlarda "Aşkı batsın, olmayıversin!" der insan.

Evrim'e deli gibi aşık olduğum ilk yıllarımızı hatırlıyorum. Aslında şimdi geriye dönüp bakınca Mr. Kaplan'a hak veriyorum. Ben çok aşıktım, Evrim değildi. Sonra bir şeyler oldu ve rolleri değiştik. Evrim öyle aşık oldu ki hiç yapmayacağı, o güne dek hiç yapmadığı şeyler yaptı benim için. Birlikte geçen ilk yıllarda fırtınada hayatta kalmayı başardık. 16. yılımızda ise sakin, dengeli, huzurlu bir sevgiyi paylaşıyoruz. Hangisini tercih ederim sorusuna buradan bakarak cevap verirsem, önce fırtınalar kopsun ardından süt liman olsun :)

Aşkla hiç tanışmadan bir ömür geçiren varsa dünyadaki en huzurlu insan o olabilir. Çünkü bir kez aşkla tanıştıktan sonra hiçbir şey aynı olmuyor. Varlığı bir dert, yokluğu ayrı bir dert :D



Salı, Eylül 28, 2021

Ağaç Ev Sohbeti #110

Haftanın konusu Deep'ten geldi:

"Sevgi elde edilir mi, kullanılır mı, paylaşılır mı?"

Sevgi deyince herkesin anladığı şey az da olsa farklı nedense. Deep, "Belki de insan sayısı kadar farklı sevgi türü vardır: şefkatli, bağımlı, özgür, tek taraflı..." demiş yazısında. Bir de çeşitli yüzleri vardır demiş: tutku, ihanet, romantizm... "Sevgi" kavramını tüm duygular için genel bir çerçeve kelime olarak görmüş sanırım. Bu bakış açısına pek katılmıyorum.

Biz Mr. Kaplan ile daha önce bir çok kez tartıştık aşk - sevgi kavramlarını. "Sevgi" deyince benim aklıma bencilliğin tam tersi olan bir fedakarlık hali geliyor. Bence gerçek sevgi, gerekirse kendini hiçe sayıp her koşulda her şeyden önce sevilen kişinin mutlu olmasını istemek. "Sevdiğim mutlu olsun, benimle olmasa da olur", "Oğlum/kızım iyi olsun, beni aramasa sormasa da olur" diyebilmek sevgi benim için. Yani olay "ben" değil, tamamen "o" demek sevgi. Eğer tutkudan, ihanetten, bahsedeceksek işler değişir. Bunlar "aşk"a dair kelimeler bence. Aşık olanın sözündür "Ya benimsin, ya kara toprağın".  Bu noktada bu söze bakışımı netleştirmem gerek sanırım. Kesinlikle öldürmek, kendinde öldürme hakkını görmekten bahsetmiyorum tabi ki. Demek istediğim aşık kişi, aşkının başkasıyla olmasını görmek istemez. Kavuşamıyorlarsa da ayrılık acısını karşılıklı çeksinler ister. Yoksa asla "ya bana yar olur ya da öldürürüm" gibi saçma sapan bir bakış açısını desteklemiyorum tabi ki

Konuyu toplayacak olursam - becerebilirsem - sevgi karmaşadan uzak, durağan, güvenli, sakin bir limansa aşk, tutku dolu fırtınalı bir denizdir diyebilirim.

Gelelim sorularımıza;

"Sevgi elde edilir mi?" Edilir ama kalıcı olmaz. Zorla güzellik olmaz denilir ya, aslında olur da yatsıya kadar yanan yalancının mumu gibi çok uzun dayanmaz. Yani sevdiği kişiyi elde etmek için olmadığı biri gibi davranan kişi amacına ulaşır ama sonsuza dek olmadığı biri gibi davranamayacağı için bir noktadan  sonra o sevgi de kaybolmaya mahkum olur. Sevgi organik olarak kendiliğinden var olunca sürekli ve değerli olur. 

"Sevgi kullanılır mı?" Evet maalesef kullanılır. Çok seven tarafın sevgisi illa ki kullanılır. "Annem, bana hiç kıyamaz. Ne istesem yapar." ya da "Eşim ben ne istesem alır/yapar. Bir dediğimi ikiletmez. Beni hiç üzmez." gibi cümleler ne kadar masum(?) görünse de aslında daha çok sevenin kim olduğunu da gösterir bir anlamda. Yine de bunlar en masum "kullanım" şekilleri ki bir de hiç masum olmayan, aksine çok acımasızca olan "kullanım" şekilleri vardır sevginin maalesef. Bir tarafın gözü sevgiden kör olmuşken diğer taraf o sevgiyi lime lime eder, gözünü kırpmadan her zerresini kullanır, hunharca harcar o sevgiyi de seveni der.

"Sevgi paylaşılır mı?" Bu soruya bakış açısına göre farklı cevaplar verebiliriz. Sevdiğimizi paylaşmaksa söz konusu olan biraz zor. En sevdiğimiz arkadaşımızı başkalarıyla paylaşmak da zor gelebilir mesela. Ama söz konusu aynı kişiyi canımızdan çok sevmekse paylaşabiliriz o sevgiyi. Mesela evladımızı canımızdan çok severiz ve isteriz ki herkes onu canından çok sevsin, gözünden sakınsın. Kısacası nereden baktığımıza ve kimi sevdiğimize göre değişebilir paylaşma mevzusu :))

Eminim ki herkesin konuya bakışı çok değişik olacak ve her ses ufkumuzu açıp yeni düşüncelere salacak zihnimizi. Hadi yazın hemen siz de, bekliyorum hevesle :)


Şarkı: Oya & Bora - Sevme Zamanı

Çarşamba, Aralık 23, 2020

15 Yıl

Evrim'le bundan 15 yıl önce, 2005'i 2006'ya bağlayan gece bir yeni yıl partisinde tanıştık. O geceden beri de birlikteyiz. 6 yıl sevgililik + 1 yıl söz + 8 yıl evlilik :)) "Vay be!" diyoruz her durup düşündüğümüzde. Bu yıl için Evrim'e el yapımı bir kart hazırladım. Karşılığında Evrim de bana kendi hazırladığı bir hediye vermek istedi ve başladı çizmeye :) 


Tam oldu, işte ben diyemiyorum ama neresi olmamış diye sorunca da adını koyamıyorum :D 
Resim benden daha güzel oldu. Neresini bozsun da tam ben olayım onu teşhis edemiyorum :)))))







Pazartesi, Eylül 14, 2020

Ya Sevmezsen Beni?

Kontrollü Çılgınlıklar blogunun sahibesi candan ötem Ceren'le bol bol konuşuyoruz. Her konuşmamızda kendime dair başka bir şey keşfediyorum. Ceren yeni bir proje başlattı: 365 gün, her güne bir yazı, bir düşünce. Bugün "bağlanma"yı seçmiş kendine. Onun yazdıklarını okuyunca ben de şu yorumu yaptım:

"Ah nasıl da zıttız 😁 İnsan sevmem ben! Açık açık da söylerim böyle dan diye yüzüne "Ya siz bana bakmayın, ben insan sevmem" diye. Ama sevdim mi tam severim ve sevdiğim beni sevmeyecek diye de aklım çıkar, ölürüm korkudan..."

Sonra daldım derin düşüncelere tabi. Neden onca sene insan sevmem ben diye gezdiğimi düşündüm. Sebebi basit aslında: sevilmeme, kazık yeme, kırılma, üzülme korkusu. Birini seversem, o beni sevmezse ya da sevdiğini iddia edip beni kırarsa, üzerse... Çünkü ben kendimi bildim bileli sevdiklerim tarafından kırılıp üzüldüm hep. Zaten hep öyledir, sadece değer verdiğimiz insanlar bizi kıracak, üzecek kadar yakınımıza gelebilirler. İşte bu yüzden kimseyi sevmezsem, kimseye güvenmezsem, kimse de beni hayal kırıklığına uğratamaz, kimse üzemez diye düşündüm yıllarca. Tabi ki o yıllarda da çok sevdiğim, çok güvendiğim insanlar oldu ama sınırlı sayıda tuttum hep. Sonra bana bir haller oldu, duvarları yıktım farkına bile varmadan. Ceren'den aldığım ilhamla düşündüklerimi şöyle anlattım kendi Instagram'ımda bugün:

"En büyük endişen nedir diye sorsalar, sevip de sevilmemek derim. Öyle herkes değil, sevdiklerim sevsin beni yeter. Herkes severse bir sorun vardır zaten. Yıllarca insan sevmem ben diye gezmemin sebebidir endişem. Ya ben seversem de sen beni sevmezsen, kırıp dökersen, üzersen... Dayanmaz kalbim. Sevdiğim birinin yüzü düşünce acaba ben miyim sebebi diye içim içimi yer. Ben değilsem bile bu kez de ya çare olamazsam yarasına diye aklım çıkar. Sevdim mi delice severim ama mümkünse hiç sevmemeyi yeğlerim. Ne kadar az kişi seversem, sevilmeme ihtimalim o kadar az olur çünkü. Hopa'ya gelene dek ailem hariç sevdiğim insan sayısı iki elin parmağını geçmezken Hopa'da kişisel rekorumu kırdım. Şimdi sevdiklerimin sayısı sevilmeme korkumu sık sık körükleyecek kadar fazla ama maalesef demiyorum hiç :) "



Sevdiğim biri tarafından aynı ölçüde sevilmediğimi düşününce/hissedince o kadar çok yaralanıyorum ki kendimi ordan oraya vurup iyice hırpalıyorum. İçimdeki sevilmeme ve reddedilme korkusu o kadar derin ki bazen en ufak bir eleştiriyi bile saldırı olarak görüp karşı saldırıya geçebiliyorum. Sebeplerini biliyorum bu korkumun ve aşmaya çalışıyorum. Sevilmeme korkusuyla sevmekten kaçınmak ne kadar mantıksız farkındayım tabi ki ama işte bazı yaralar o kadar derin ki illa ki izi kalıyor benliğimizde.

Manidar bir parça bırakayım gitmeden şuraya :p



Pazartesi, Ağustos 10, 2020

Hak ettiğinden fazlasına layık olamıyor insan

Hak ettiğinden fazlasına layık olamıyor insan. Bu yüzden kimseyi hak ettiğinden çok sevmeyin. Biliyorum sevgiye sınır konulmaz, kalpten gelir, gözlerden okunur ama işte tutun içinizde, belli etmeyin hak edilenden fazlasını. Oldu ki belli ettiniz, başınıza geleceklere hazır olun.

İnsanın sevme kapasitesi kişiden kişiye değişiyor. A kişisinin sevme kapasitesi sonsuzken, B kişisinin sevme kapasitesi sınırlı olabiliyor. A kişisi B kişisini sonsuz severken B kişisi ne yapsa o kadar sevemiyor. Hâl böyle olunca ne kadar çok sevilirse, o kadar çok sevmek için kapasitesinin sınırları ile boğuşurken yorgun düşüyor insan.

İnsan hak ettiğinden fazla olan sevgiye karşılık vermeye, tam karşılığını veremese bile en azından layık olmaya çalışmaktan yorulunca ne yapacağını bilemiyor. Bunalıyor, eziliyor, hatta bazen kaçacak yer arıyor. Kaçamazsa da mahcubiyetinden kurtulmak için o sevginin hak ettiginden fazla olan kısmını yok etmeye, bile bile kendini sabote etmeye çalışıyor. Olmadık yerden sorun çıkarıyor, durduk yere huzursuzluk yaratıyor. "Bu kadar sevme beni" çığlıkları atıyor sessizce. Demem o ki, sevginin fazlası da yaramıyor.

Biliyorum sevgi karşılık beklemez, hesap kitap bilmez. Biliyorum sayılara, skorlara, sonuca odaklanmaktansa süreçten keyif almak lazım hayatta. "Oh ne çok seviliyorum, ne güzel!" deyip sevgi seline bırakması lazım insanın kendisini belki de ama işte siz yine de hak edilenden fazlasını kendinize saklayın ki sevginiz yük olmasın sevdiğinizin omuzlarına.



Pazar, Kasım 24, 2019

Bir Fırıncıdan Kahraman Olur mu Acaba?

Blog dünyasına sağlam adımlarla giriş yapan Zoraki Blogger'ın son son yazısı Kahraman Adam o kadar güzel, o kadar duru ve etkileyici ki bana ilham oldu ve çok sevdiğim Osman Dedemin hikayesini anlatmak istedim. Dedemin hayatını düşünürken ailemdeki diğer ilginç hayatlar da bir bir hücum etti zihnime. Bakalım, belki bir seriye dönüşür bu yazı.

Osman Dedem, Aydın'da küçük bir köyde doğmuş, annesini küçük yaşta kaybetmiş. Babası tekrar evlenip çoluk çocuğa karışmış ama dedem o ailenin içine karışamamış. Üvey annesi hep dışlamış, ezmiş, ötelemiş dedemi. Sonunda dedem evden ayrılmış ve uzaktan akrabası olan yaşlı bir nenenin yanına Manisa'ya gitmiş. Nene kocasını genç yaşta kaybetmiş, çoluğu çocuğu da yokmuş. Yıllarca yalnız yaşamış ama artık elden ayaktan düşmek üzereymiş. Dedemi yanına almış; "Benimle yer, benimle içersin, çalışır paranı kazanırsın. Bana bakarsan ben ölünce ha bu evim sana kalır" demiş. Huysuz bir kadınmış ama kol kanat germiş dedeme. Büyükannemle (aslında annemin teyzesi ki bu durumda başlı başına bir hikaye) evlendirmiş. Ne saygıda ne sevgide hiç kusur etmemişler neneye ikisi de. Nene evini de hakkını da helal ederek yummuş hayata gözlerini.

Dedem fırıncılık yapmış yıllarca. Evden işe, işten eve. Başını kaldırmazmış hiç yürürken. Ah bir kaldırsa... Göçmenlik var soyunda, ten pembe beyaz, saçlar kumral, gözler yemyeşil, çakmak çakmak! Ama gözü büyükannemden başkasını görmemiş. Büyükannemler 5 kardeş, büyükannem 2. çocuk; babaları anneannem (annemin öz annesi) bebekken ölmüş, anneleri büyütmüş hepsini tek başına. Dedemle büyükannem evlenince dedem onlara da sahip çıkmış. Hatta anneannem onların çocuğu gibi büyümüş neredeyse. Sonra kendi çocukları da olmuş; Mustafa koymuşlar adını. Çok hareketli, akıllı bir çocukmuş. Ama birden çok hastalanmış, çaresi bulunamamış. Küçük yaşta vefat etmiş. Dedemle büyükannem yıkılmışlar. Büyükannem yataklara düşmüş, hastalanmış. Dedem onu doktordan doktora taşımış ama nafile. En son bir dağın tepesinde şifacı bir kadına taşımış sırtında. Orda kalmışlar bir süre. Kadın büyükannemi iyileştirmiş ama ruhu yaralı kalmış büyükannemin. Tüm bunlar olurken gencecik yaştalarmış ikisi de. Bu hastalık sürecinde ayrılan yatakları bir daha hiç birleştirmemiş büyükannem; dedem bir gün olsun ağzını açıp tek kelime etmemiş. "Makbulem iyi olsun da..." demiş hep. Öyle çok severdi ki büyükannemi!

Bağırlarına taş değil anneannemi basmışlar önce. Onu büyütüp evlendirmişler. Sonra hayat bambaşka bir anne-babalık fırsatı koymuş önlerine. Anneannem çalışmak için Almanya'ya giderken annemi bırakmış onlara. Bu ayrılık annemde onarılamaz yaralar açmış ama büyükannem ve dedemin yaralarını sarmış az da olsa.

...

Devam edeceğim. Dedemin kendi evladına yapamadığı babalığı, anneme ve dayıma nasıl yaptığını; benim içinse nasıl tatlı, nasıl tonton bir dede olduğunu; her gece sofrada büyükannemi nasıl gıcık ettiğini ama bunun kendi aralarında tatlı bir oyun olduğunu nasıl fark ettiğimi anlatacağım daha :)

Çarşamba, Eylül 25, 2019

Güzel Bir Gün, Evlilik ve Aşkın Ömrüne Dair

Güne dilime dolanan bir şarkıyla başladım.


Desem ki bir görüşte
Aşık oldum ben sana
Baharda kuşlar gibi
Geldin kondun dalıma
Susamıştım sevgiye
...
İstemem senden
Başka birini
Tamamlıyoruz birbirimizi
...
Kusurumuz sevmek, sevilmek olursa
Kusursuz olmaz insan hayatta
...

Eşimi düşünerek söyledim ders aralarında bu şarkıyı ve ona aşık olduğum ilk anı hatırlamaya odaklandım. Birlikte olmak için verdiğimiz mücadeleleri düşündüm. Yıllar içinde aşkın o ilk heyecanı unutuluyor, yerini dingin bir sevgi alıyor. Bazen durup tekrar hatırlamak, o günlere dönmek gerekiyor. Şarkılar, şiirler, hikayeler iyi geliyor.

Tüm gün "Baharda kuşlar gibi"diye diye dolandıktan sonra okul çıkışı arkadaşlarla pikniğe gittik. O kadar iyi geldi ki... Zaten oldum olası açık hava delisiyim. Biri dağ, tepe; çayır, çimen demesin, hemen atlıyorum :D 


Piknikte otururken konu dönüp dolaşıp evliliğe gelince aramıza yeni katılan bekar öğretmen arkadaşımıza şakayla karışık "Evlenme!" Aklın varsa evlenme!" dedim. "O kadar kötü mü ya?" dedi doğal olarak. "Hayır tabi ki o kötü değil. Sadece aşk bitince özleniyor o duygular." dedim. 

Şanslı olanlar aşık olarak evleniyorlar ama o aşk sonsuza dek sürmüyor maalesef çünkü aşk merak ve arzular ile yakından ilişkili. Ne kadar bilinmezlik varsa o kadar merak ediyoruz, ne kadar merak edersek o kadar arzuluyoruz. Uzun soluklu ilişkilerde çiftler birbirini her şeyiyle tanıyor, merak edecek, şaşıracak pek bir şey olmuyor belli bir noktadan sonra. Ne düşünür, ne der, ne yapar, nasıl yapar bilindiği için heyecan unsuru kalmıyor. Bilindik, sakin, güvenli bir limana dönüşüyor evlilik. Tabi ki sevgi var ama aşk zor.

Ne zaman geri dönüp baksam tekrar tekrar anlarım ki başkası olsa yürümezdi. İleri bakınca da başkasıyla yürümeyeceğini görebiliyorum. Evrim tam o kişi. Hayat birbirimize yazmış bizi ve biz birbirimizi bulacak kadar şanslıymışız. Biliyorum ki sonuna dek Evrim'le konuşabilir, tartışabilir, küsebilir, barışabilir, uzaklaşabilir, barışabiliriz. Sabahlara dek konuşabilir, susabilir, uyuyabilir, uykusuz kalabiliriz. Birlikte yapılacak ne varsa zevkle birlikte yapabiliriz. AMA... Evet bir "ama" var işte! 

Bir ömür geçirmek istediğim kişi Evrim. Bir ömrü geçirirken mutlu olmamı sağlayan kişi Evrim. Ömrüm biterken sevdiğim kişi yine Evrim olacak. Ama aşkın büyüsü yerini çoktan dingin bir sevgiye bıraktı. O ilk bakışmalar, kazara çarpışmalar, ilk öpüşmeler... Heyecanlar, meraklar, acabalar... Evlilik sakin güvenli bir liman. Fırtınalı yılların yorgunluğunu atmak için birebir. Ama o fırtınalar özlenmiyor dersem yalan olur.

"Eee n'apalım? Hiç kimse evlenmesin mi yani?" derseniz, bence sorun evlenmek değil, sorun kendini sürekli yenileyip karşındakinin merakını, ilgisini taze tutamamak. Telefon görüşmelerinin, romantik mesajların azalması/bitmesi; birbirini tavlamaya çalışmayı bir kenara bırakıp çantada keklik gibi görmek/öyleymiş gibi hissetmek; "Aman canım, biz sevgili miyiz? Evliyiz biz artık." demek; baş başa küçük kaçamaklar planlamamak, birbirine zaman ayırıp ortak keyif alanları bulmaya özen göstermemek... Kısacası evlilik rehavetine kapılıp ev arkadaşına dönüşmekte sorun. Ezberleri bozmak lazım, şaşırtmak, merak uyandırmak, yeniden tavlamak, çantada keklik olmamak, öyle hissettirmemek lazım. Peki tüm bunlar aşkı canlı tutmaya yeter mi? Aşktan ne anladığımıza göre değişir bu sorunun cevabı ama bunlar uzun ömürlü, mutlu bir evlilik için mutlaka yapılması gereken şeyler.

*Bir şeye açıklık getirmek istedim yazıyı şöyle bir okuyunca. Bence Aşk, kalbin sürekli pır pır etmesi, midede uçuşan kelebekler, göz göze gelince nefesin kesilmesi, telefon başında beklerken zamanın durması, eli eline değince bile ürpermek... Yıllardır evli/birlikte olup da hâlâ bunları yaşayan varsa sonsuz aşk olasılığını tekrar gözden geçirebiliriz belki ama bunlar yoksa geriye kalan her şey "Sevgi" tanımına dahil :) 

Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...