Corona Günlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Corona Günlükleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Mayıs 15, 2021

Yasakları Esnetmek

2 gün önce 2. doz aşımı oldum. Tam kapanma zamanına denk gelmesi büyük şans oldu, dışarı çıkıp biraz nefes aldık :) Aşı için Artvin merkeze gittik. Dönüş yolunda arabayı kenara çekip ufak çaplı bir piknik kaçamağı yaptık. Ne kadar iyi geldiğini anlatamam ama fotoğraflar biraz ipucu verebilir :D





Sandalye ve masamız her daim bagajda, giderken yanımıza kahve almıştık. Totalde 20-25dk mola vermiş olduk. Manzaraya karşı otururken özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladık. Bir an önce eski özgürlüğümüze (Corona öncesi de aslında ne kadar özgür olduğumuz başka bir tartışma konusu tabi ki) kavuşacağımız günleri dört gözle bekliyoruz.

*Fotolara şarkı gizledim, Sevgili Handan'a selam olsun ❤️

Cuma, Nisan 30, 2021

Bir Limon, Bir Çiçek

Geçen yıl ektiğim limon çekirdeği büyüyor yavaş yavaş :) 

Şu limonu geçen sene okullar yeni kapandığı zamanlarda ekmiştik Arya ile. Zaman nasıl geçmiş! 1,5 yıldır yasaklarla, açılmalarla, kapanmalarla yaşıyoruz. "Evde kal", "Hayat eve sığar", "Maske, mesafe, temizlik"... sloganları havada uçuyor. Ama şimdi birbirimizi hiç kandırmayalım, bir çoğumuz için Hayat eve sığmıyor! 

İlk zamanlardaki en ateşli sosyal mesafe taraftarları bile artık yasakları delip sevdikleriyle, eşle dostla görüşüyor çünkü insan doğası gereği sosyalleşmeye meyilli bir varlık. Tabi ki eskisi gibi sarmaş dolaş, can ciğer, kuzu sarması modunda değil hiç kimse ama işte yine de buluşup görüşüyoruz bir şekilde. 

Tam ne güzel havalar da ısındı, park, bahçe, sahillerde mesafeli mesafeli görüşürüz artık derken tam kapanma geldi ki evlere şenlik!  Biz çoğunluğa göre oldukça şanslıyız çünkü deniz gören balkonlu bir evde yaşıyoruz. Balkonu da epeyce yeşillendirdik. 1 haftadır hep balkondayız :) 

Tüm fotolara şarkı ekledim. Bakalım ne çıkacak şansınıza :)






Dipnot: Avocado şarkısı için özür dilerim dicem ama itiraf ediyorum ki ben çok sevdim klibi ve melodiyi :)))) Nasıl da eğleniyorlar, kıskanmamak elde değil :D

Cumartesi, Nisan 10, 2021

Bulgursuz Bulgur Pilavı

"Hiç öyle şey olur mu?" dediğinizi duyar gibiyim. Bence de olmaz, yani bir şey olsa bile adı bugur pilavı olmaz ama işte Corona yüzünden neler olmuyor ki :D

Yemek yapmak için mutfağa geldiğimde evde tek bir soğan kaldığını gördüm ve saat 5'ti. Tek soğanı buzluktaki son taze fasulyeler için kullandım. Ama canım günlerdir şöyle bol sebzeli bulgur pilavı da istiyordu. Şansımızı deneyelim diyerek bakkala gitti Evrim ve bir torba soğanla geldi. Tam kapatırken yakalamış bakkalı. Soğanı doğrayıp kavurdum ve bulguru çıkarmak için dolabı açtım. Tahmin edin n'oldu. Evet, evde bulgur da yokmuş. Ne yapsam diye düşünürken aklıma geçenlerde dolabın derinliklerinde bulduğum bir kavanoz kinoa geldi. Ben de bulgur pilavı niyetine bol sebzeli kinoa pilavı yaptım. Tadı da gayet güzel olmuş :) 

Yasaklar depresyona sebep olabileceği gibi bazen de yaratıcı çözümler bulmaya sevk ediyor insanı :D Bakalım bitene dek daha neler göreceğiz. 



Şarkı: Ne Yapayım Şimdi Ben - Sezen Aksu

Pazar, Ocak 24, 2021

Gelenin Gideni Arattığı Yıllar

Corona olmasaydı neler yapılırdı şu tatilde...


Siz neler yapıyor olacaktınız Corona olmasaydı? 

Mevcut koşullarda neler yapıyorsunuz evde? 

Çarşamba, Aralık 02, 2020

Evde Kalmak, Evde "İyi" Kalabilmek

 Blogdan bloga gezerken stupid little things blogunda şu kontrol listesine rastladım.




Türkçeleştirirsek şöyle bir liste çıkıyor:

İzolasyonda İyi Olmak İçin Günlük Yapılacaklar Listesi

    
Temel Görevler:                                           
  • Duş  
  • İlaçlar (varsa vitamin ya da düzenli kullanılan diğer ilaçlar)
  • __________  

Bir Alanı / Bir şeyi Temizlemek:                 

Büyüyen / Canlı Bir Şeye Bakmak:            Çocuk    /    Bitki

Yaşadığın Ana Odaklanmak / "An"da Kalmak:   
  • - Bir ses ya da şarkı
  • - Duyusal bir his
  • - Gördüğünüz bir şey
  • - Manevi / ruhsal bir aktivite 

Evin dışında biriyle iletişim kurmak:                             
 
Kalp atışınızı hızlandıracak bir şey:                                

Sonradan yaptığınıza memnun olacağınız bir şey:        
    


Liste gayet mantıklı. Birkaç maddeyi birleştirip yapabiliriz ama hile sayılır mı emin olamadım. Hepsine tek tek bir şey bulup yaparsak daha çok vakit geçirmiş oluruz. Deneyelim :)









Çarşamba, Temmuz 01, 2020

Yumruğumuz kadarmış kalbimiz...

Bir kaşık suda fırtına koparmak deyimini severim. Bir yumrukluk yerde kopan fırtınalar düşünülürse bir kaşık suda da kopabilir küçük bir fırtına diye geçer içimden.

...

Yürek yemiş derler cesaret gerektiren işler yapan için. İlkel kabilelerde yapılan seramoniler gelir aklıma. Kabile liderlerinin ateş başında yabani hayvan kalbi yediği ve cesaretine cesaret eklediğine inanılan sahneler...

...

İnsan kim olduğunu değiştirebilir mi? İçinden gelene dur deyip dışından beklenen olabilir mi? Hadi oldu diyelim... Mutlu olabilir mi? Sorular retorik değil. Gerçek birer soru. Var mı cevabı bilen? Bir cevaba ihtiyacım var çünkü kendim sona varıp cevabı bulamıyorum. Hep tökezliyorum yolda.

...

Neden ben olmaya direnmek bu kadar zor? Neden ben olmak bu kadar cazip? Neden ben eremiyorum huzura hayat inadına bu kadar sakin ve huzurluyken?

...

Kafamda hep aynı deli sorular... Dönüp dolaşıyorlar. Ne yaparsa yapsın kendini yine kürkçü dükkanında bulan bir tilki miyim yoksa gerçekten yola çıkmaya cesareti olmayan, yürek yememiş bir korkak mı?

...

Cevaplara ihtiyacım var. Huzura ihtiyacım var. Her yer huzur, içim hariç!*

*yazarken aklıma Afrika geldi candan ötem sağolsun <3 p="">




Salı, Haziran 30, 2020

Yaz, Güz, Affetmek ve Kim Bilir Daha Neler Neler...

 UYARI: Bu yazı günlerdir sürünüyor. Nerde başlayıp nerde bittiğini bilmediğim, boşlukta sallanıp durduğum anların bir bütünü diyeceğim ama neresinden tutsam elimde kalır ki buna da bir bütün diyemiyorum.

28.06.2020

Balkonumuz çiçeklendi, tohumlarımız yeşillendi, fideler ilk mahsullerini verdi. 
Hayatı balkona sığdırdık.
                               

                                    




...

"Ben"i bir kenara bırakırsak her şey yolunda. Her yer yaz, ben güz.



...


Mark Wolynn'in "Seninle Başlamadı"  kitabını okuyorum. Aile travmalarının kuşaktan kuşağa aktarılıp biz farkına bile varmadan hayatlarımızı nasıl derinden etkileyebileceği anlatılıyor kitapta. Verilen örnekleri okudukça düşünüyor insan, ailesinden hangi travmaları miras almış olabileceğini.  O kadar çok ki bizim ailenin kadınlarında travma... Nereden tutsam elimde kalıyor benim miras! Haliyle tutup bir yerinden başlayasım gelmiyor.

Yazar kitapta ısrarla ilişkilerinizi düzeltin, affedin, sorunları arkanızda bırakın, yeni bağlar kurun diyor. Bütün hissetmek için ailevi bağların çok önemli olduğunu vurguluyor. Geçmişin geçmişte kalması için farkına varıp kökenine inmek ve sorunu kökten uca çözmek gerektiğini vurguluyor. Miras aldığımız travmaların kaderimiz olmadığını, işleri değiştirmenin elimizde olduğunu savunuyor.

Yıllar önce İstanbul'da vücut frekansımızı inceletmiştik. Analiz sonuçları benim affetmekle ilgili yoğun bir problemim olduğunu göstermişti. Sonuçlar üstünde konuşurken affedemeyeceğim şeyler yaşadığımı söylemiştim. İlerleyen süreçte "affetmek"ten kasıtın, tek tek kişileri affetmek değil de yaşadıklarımı bırakıp kendimi özgürleştirmek, kendimi affederek acıdan kurtulmak, özgürleşmek olduğunu anlamıştım. Yine de anlamak yetmiyor. Çok güçlü bir ağlama krizi sonrası kendimi affettim bazı şeyler için ama hâlâ içimi acıtan şeyler var. Geri dönüp bakmakta zorlanıyorum.

...

29.06.2020

04.45.

Hiç uyumadım. Saatlerdir ekrana bakıyorum boş boş. Kulağımda müzik, aklımda hayaller, karşımda gün doğumu... Yazıyı yazmaya dün başladım ama bitiremedim. Şimdi de bitirebileceğimden emin değilim. 

                           
...

05.48

O kadar çok şey yazmak istiyorum ki... O kadar çok şeyi yazamıyorum ki... 

...

13.02

Bu yazı nasıl bitecek çok merak ediyorum. 

Her şeyin suçlusu Blogger aslında. Telefondan fotoğraf yüklemeyi o kadar zorlaştırmışlar ki yazıyı bitirmek için gereken fotoğrafları bir türlü yükleyemediğim için yazıyı bitiremiyorum.

...

Son günlerden bahsedeyim diyorum.

...


30.06.2020

14.35


Arkadaşlarımızla her fırsatta vakit geçiriyoruz bol bol.


Akşam yürüyüşünde karşılaştık, yağmur yağınca bir cafenin saçak altına sığındık.


Pizza gecesi yaptık.

...


Günler geçiyor. Akşamları Arya ile bisiklet binmeye ya da yürüyüşe çıkıyoruz. Bazen Evrim de katılıyor bize.





...

Şimdi anne-kız denize gidiyoruz. Bu yazıyı da böylece yayınlıyorum. 





Çarşamba, Haziran 24, 2020

Vicdan Azabı İçimizden midir, Dışımızdan mı?*

Konuyu eşimle konuştuktan sonra vicdan ve vicdan azabını birbirinden ayırmaya karar verdim. Benim derdim vicdanla değil de "vicdan azabı" ile.

Vicdan azabı nedir? İçimizden mi kaynaklanır yoksa kaynağı dışarıda mıdır?

Sözlükteki anlamlara bir bakalım:

Vicdan: 

Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri(?) üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.

...

Bu tanımı baz alırsak aklıma takılan sorular var."Kişinin kendi ahlak değerleri" nasıl oluşuyor? Ahlak toplumsal düzeni sağlamak için toplum tarafından oluşturulan bir şey. Bir şeyin ahlaka uygun olup olmaması yaşanılan toplumla alakalı. Yani vicdan azabı yanlış bir şey yapıp rahatsız olma hissi ise peki doğru nedir, yanlış nedir? Kim belirliyor? Sadece kendimiz diyemeyiz çünkü yetiştiğimiz toplumun etkisini asla hiçe sayamayız. Demem o ki tüm kavramlar yapay, toplumlar tarafından bireyi kontrol etmek için yaratılmış suni şeyler. Doğru ve yanlış kavramları olmasa yanlış yaptım, vicdan azabı çekiyorum durumu da olmayacaktır.

...


Vicdan azabı:

Yapılan bir işten dolayı duyulan acı, üzüntü.

...

Vikipedi'ye göre ise:

Vicdan, kişinin kendi niyeti veya davranışları hakkında kendi ahlaki değerlerini temel alarak yaptıklarını veya yapacaklarını ölçüp biçtiği bir kişilik özelliğidir. Vicdan, birçok dinde, birçok felsefi akımda, mistisizmde önem verilmiş bir kavramdır. Günümüzde kimileri "kamusal vicdan" ifadesini kullanmaktaysa da, dinsel, mistik vb. alanlarda böyle bir kavram bulunmaz, vicdan kavramı bu alanlarda hep bireysel vicdan anlamında kullanılmıştır. Felsefeye göre, iç huzuru veya iç sıkıntısı vererek kişiyi uyaran vicdan bir kavram değil, kişinin bir yeteneğidir. Felsefede metafizik anlayış, bu yeteneğin doğuştan var olduğunu ileri sürer, seküler anlayış ise insanın içinde bulunduğu toplumsal koşullarla belirlenmiş görgü ve bilgisinin sonucunda oluştuğunu ileri sürer. Friedrich Nietzsche'ye göre vicdan, borçlanma ahlakına bağlı olarak gelişmiş, "söz verebilen bir hayvan yetiştirme" amacıyla icat edilmiş bir kavramdır.[1] Neo-spiritüalist görüşe göre ise, ruhun ancak belirli bir gelişim aşamasında (hayvanlık ara aşamasından sonraki insanlık aşamasında) açığa çıkan, ruhun gelişimi oranında derece derece gelişen bir yeteneğidir.

Vicdan azabı başkasına zarar verdiğine inanan bir kişinin duyduğu pişmanlık duygusunun bir ifadesidir. Vicdan azabı suçluluk duygusuyla ilintili bir duygu olup kişinin kendi kendine yönelttiği bir kızgınlık halidir. Vicdan azabı kişinin geçmişteki bir eyleminden kaynaklanabildiği gibi eylemsizlikten (parmağını bile kaldırmamak) de kaynaklanabilir.

Vicdan sahibi olmayan (vicdanı olmayan) insanlara genellikle sosyopat veya psikopat denilmektedir. Mahkemelerde vicdan azabının varlığı zaman zaman hakimler tarafından ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde hafifletici neden olarak kullanılır. Bu gibi durumlardan vicdan azabının varlığının diğer kişiler tarafından saptanması zorunluluğu ortaya çıkar. Vicdan azabı duyan kişi genellikle özür dilemek yoluyla vicdan azabı duygularını kanıtlamaya çalışır.
...

Vicdan azabı kavramı söz konusu olduğunda çeşitli görüşler var görüldüğü üzere. Ben seküler anlayışın önermesini destekliyorum. Ama Neo-spiritüalistler haklı olabilirler. Belki de benim ruhum henüz o kadar gelişmemiştir ve bu yüzden kaynağını dışarıda sanıyorumdur. Bilemiyorum. Ama ne düşündüğümü paylaşmak istiyorum.

Bence vicdan, biraz şefkat, acıma, sevgi gibi kavramlarla karıştırılıyor. Şefkatli, sevgi dolu, anlayışlı insanlar vicdanlı da oluyor gibi gibi...

Vicdan azabı toplum baskısının bir ürünü. Kimsenin bilmeyeceği ya da kimsenin yargılamayacağı garantisi verilse insanların çoğunun zerre vicdan azabı çekmeden bir sürü şey deneyeceğini düşünüyorum -tabi ki canilikten, bir cana zarar vermek gibi şeylerden bahsetmiyorum-. Çoğu zaman asıl sorun birileri öğrenirse ne düşünür, ne der mevzusu. Tam bu noktada bu sözlerime itiraz edenler olacak. Eşim ve Mr. Kaplan kesin :) Diyecekseniz ki kimse bilmese de kendim bileceğim ve yine kendimi rahatsız hissedeceğim. Bir çok örnek verebilirim ki aslında yanlış olduğu halde vicdan azabı vermesin. Misal çok zengin bir adam var ama zenginliği çalıp çırpmakla, başkalarının hakkını yiyerek son derece haksız yollardan elde edilmiş. Yaptıkları yanlış. Şimdi elimize fırsat geçti, bu adamı soyup soğana çevirebileceğiz ve kesinlikle yakalanmayacağız. Hırsızlık yanlış olmasına ve normal koşullarda vicdan azabı çekilmesine neden olması gerekirken koşullar değiştiğinde azap değil neredeyse haz verecek hale geliyor. Görüldüğü üzere koşullar değişince her şey değişiyor. Bir şey değişiyorsa genel geçer değildir demek ki. Yani vicdan bazı koşullarda aktif bazı koşullarda pasif kalan bir olgu. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Ben ahlaksal ve vicdani konular söz konusu olduğunda evrensel doğrular olduğuna inanmıyorum. Aslına bakarsanız bence en genel anlamda insan yaşamına, bedensel bütünlüğümüze ve kişisel tercihlerimize kast edilmediği sürece ne yanlış ne doğru herkesin kendi bileceği şeyler.

*Bu yazı çok uzun zamandır taslak halinde duruyordu. Mr. Kaplan'ın blogunda yazdıklarından da ilham alarak bitirip yayınlamak istedim.


Şarkı günlerden kulağımda çalıyor...


Cuma, Haziran 12, 2020

Biraz Ekstra Renk Katmak Lazım Bazen Hayata

Son günler epeyce hareketli geçti. Cuma akşamı termoslarımızı doldurup sandalyelerimizi de alıp arkadaşlarımızla sahile indik. Hava kararınca bu kez biralarımızı alıp başka arkadaşlarımıza gittik. Cumartesi denize, Pazar önce kahvaltıya sonra yine denize gittik. Pazartesi akşamı sahildeydik. Salı da yine denizdeydik. Dün ve bugün evdeyiz :D (Lütfen sosyal mesafe içerikli linç girişimlerinizi kendinize saklayın, zira Corona bizim buralara hiç uğramadı, umarım hiç uğramaz da)







2 gündür kendimizi balkona verdik. Saksılar, toprak, çiçek, böcek :)) Geçen hafta Arya ile roka, tatlı kıl biber ve limon ekmiştik; dün de Evrim'le cherry domates ve maydanoz ektik; 2 tane çiçeğimizin saksısını değiştirdik. Bugün de balkona biraz daha fazla saksı koyabilmek için duvara monte edilen bir saksılık aldık.




Balkonla haşır neşir olmak iyi geldi hepimize. Bol bol balkonda vakit geçiriyoruz artık. Önceki gün balkonda oturup kahve içerken eşim "Herkes saçını başını düzeltmiş, kuaförlerin işi baya açılmıştır. Sen de gidip yaptır artık saçını istersen." dedi. Taa Corona'dan önce saçlarımın bir kısmını mora boyamayı planlamış ama hep ertelemiştim. Eşim hatırlayınca dedim gidip yapayım. Bugün gidip hallettim :)  Daha önce -sanırım 4-5 yıl önce- mor yapmıştım saçlarımı, 1-2 sene önce de pembe yapmıştım. Seviyorum değişiklik yapmayı. 





Ne zaman biraz farklı bi'şey yapsam 1-2 yıl önce aile hekimimize gittiğimde aramızda geçen bir diyalog geliyor hep aklıma. Mesleğimi soran doktora öğretmen olduğumu söylemiştim, o da "Kesin İngilizce öğretmenisinizdir." demişti. Doğal olarak "Nereden bildiniz?" diye sordum. Cevap olarak aynen şöyle dedi: "Biz okurken hepimiz İngilizce öğretmenimize aşıktık. Sizin gibi uzun boylu, marjinal, güzel bir kadındı o da.". Gülümseyip geçmiştim tabi ki çünkü doktorun amacı kabalık yapmak değildi asla :) Yarın ne olur bilmem ama bugün ben de kendimi yenilenmiş ve mor saçlarıyla hoş bir kadın gibi hissediyorum :)

Değişiklik iyi geliyor insana :)


Çarşamba, Haziran 10, 2020

Ağaç Ev Sohbetleri #42 - Değiştirilemeyen Özgeçmiş

Bu haftanın ağaç ev sohbet konusu Azkaban Firarisi'nden gelmiş:

Eğer bir zaman makinen olsaydı ve istediğin zamana gidebilseydin neyi değiştirirdin? İyi veya kötü sonuçlar doğurabileceğini bile bile yapabilir miydin?

Azkaban Firarisi dünyanın dengesini unutmamak lazım demiş kendi yazısında.

Şimdiye kdr okuduğum yazılarda genelde dünya tarihi ile ilgili şeyleri değiştirmeye niyetlenmiş blogger arkadaşlarımız. Benim de aklıma ilk önce Hitler'i yok etmek ve Amerika'nın keşfini önlemek geldi. Ama işlerin bununla bitmeyeceğini biliyoruz tabi ki.

Neden kendimizden önce dünyanın geçmişini, insanlığın kaderini değiştirmeyi düşünüyoruz acaba? Belki de hiçbirimizin cesareti yok en başa dönüp bir şeyleri değiştirmeye, başka olasılıklara yelken açıp başka hayatlar yaşamaya.

Mutlu Anlar Koleksiyoncu'sunun  şu yazısındaki soruya cevaben her şeye rağmen 10 üzerinden 10 vermiştim çocukluğuma. Oysa blogu takip edenler biliyor pek de güzel değil çocukluk anılarım ama yine de Ağaç Ev Sohbetlerinin verdiği hayali imkana rağmen geri dönüp değiştirecek cesaretim yok sanırım benim de.

Peki neden 10 puan verdim çocukluğuma? Sokakta geçri çocukluğum, koşup oynayarak, arkadaşlarımla eğlenerek, ip atlayıp top peşinde koşarak... Çıkmaz sokakta büyüdüm ben. Belki de bundandır çıkmazlara düşkünlüğüm, durup durup yeni çıkmazlara düşüşüm. Çıkmaz sokakta büyüyüp çıkmaz sokakları sevmek... Çocukluk işte!

Geçmişte bir şeyi değiştirince neler olabileceğini kestirmek çok zor. Kaş yapayım derken göz çıkarmak istemem. Detaylı analiz ve planlama olmadan geçmişte atılan her bir adım yıkıcı etkiye sahip olabilir ve gelecek yıllar geçmişi aratabilir. Bu yüzden ben daha büyük riske girip şansımı Hitler'den yana kullanırdım sanırım.






Cuma, Haziran 05, 2020

Somewhere between sense n' sensibility

Everyday I go back and forth between sense and sensibility. I feel fine when I come to my senses but when my sensibility arouse I get worse than ever. I'm about to come apart. I need a balance. However I can't make peace with both my sense and sensibility at the same time. I try not to hear or think, just try to live the moment.


Şarkıda bahsi geçmişken yazmak istedim: Amerika'yı kasıp kavuran ırkçılık konusunu hiç anlamıyorum. Yaratan renk renk çeşit çeşit yaratmış, insanları göz renklerine ya da saç tiplerine göre ayırmazken nasıl oluyor da ten renklerine göre ayırmayı mantıklı buluyor bazı insan(?!)lar acaba? Zihinsel bir problemleri olduğu kesin bence. 

Çarşamba, Haziran 03, 2020

Anime Mimi

Selam!

Mert'in 5 yabancı dizi miminden esinlenerek ben de bir anime mimi yapayım dedim.

İşte benim favorilerim:


  1. Bleach: Ah neresinden başlasam... Ichigo, Kenpachi, Kisuke Urahara, Yoruichi (hem kara kedi formu hem de mor saçları ile tam benlik :) 
  2. Death Note: Elinize bir defter geçtiğini ve o deftere her kimin adını yazarsanız ucu size hiç dokunmadan öleceğini düşünün...
  3. Sword Art Online: VR Teknolojisi ile girdiği oyundan çıkamayan oyuncuların oyunda ve gerçek hayatta sağ kalma macerası
  4. Fairy Tale: Büyücü loncalarının bulunduğu bir dünyada Fairy Tale loncası etrafında dönen maceralar
  5. Devil May Cry: Bir iblis avcısı olan Dante'nin maceraları. Hâlâ nasıl izlediğimi bilmediğim, aslında hiç sevmediğim kanlı, şiddet içeren anime türüne ait bir anime ama zamanında gayet de severek izleyip bitirmiştik eşimle. Şimdi tekrar denesem izlemem belki de.

Daha bir sürü anime var tabi ki sevdiğim. İlk izlediğim anime Sailor Moon'du ki çizgi film niyetine izliyordum, animenin ne olduğunu bile bilmiyordum o zamanlar. Sailor Moon sonrası yine çizgi film niyetine izlediğim Pokemon var, evet var :)))) Bilinçli olarak izlediğim ilk anime Full Metal Alchemist'ti. En yakın arkadaşlarımdan bir olan sevgili Derya sayesinde keşfedip birlikte izlemiştik. Sonra Evrim'le severek izlediğim bir başka anime iblis kahya Sebastian'ın maceralarını anlatan Kuro Shitsuji var ki her eve lazım öyle bir kahya :D 

Halihazırda izlemeye devam ettiğim animelere gelirsek, Sword Art Online ile benzer bir konuya sahip olan Ixion Saga,  konusu Fairy Tale'i andıran Black Clover, avcı olmak isteyen Gon'un maceralarını anlatan Hunter x Hunter, içindeki abuk sahnelere gıcık olsam da genel olarak eğlenceli olan Seven Deadly Sins ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü anime daha :D Aklıma geldikçe eklerim ben buraya. Ama içlerinde en çok sevdiğim Bleach!

Anime seviyorsanız Onedio'nun önerilerine de şuradan göz atabilirsiniz.

Bu mim için aklıma ilk gelen iki isim Deep ve Akela tabi ki! Hadi hemen yapın bekliyoum merakla :)

Edit: Şu an isimlerini hiç hatırlayamadığım 3 tane anime var ve bahsetmeden geçmek de istemiyorum. Evrim işten gelince soracağım, umarım isimlerini hatırlar. Konuları şöyle:

1) Bir çocuk ilk okul yıllarına gidip çocukları kaçırıp öldüren bir katilin yakalanmasını sağlıyor. Aysu yoruma yazmış, ismi "Boku Dake ga Inai Machi"


2) 4 tane hero var, birisi kalkan herosu ve nedense heroları yardım için çağıran kraliyet ailesi bile diğer heroları koruyup desteklerken kalkan herosuna sürekli kazık atmaya çalışıyor. Aysu bunu da yazmış, bu animenin adı da "Tate no Yuusha no Nariagari".

3) Bir iblis ve melek dünyaya düşüyor, dünyada çalışarak hayatta kalmaya çalışıyorlar.  

Biliyorum böyle anlatınca komik oldu ama n'apalım :) Belki bir umut isimlerini bilen biri çıkar :D


Cumartesi, Mayıs 30, 2020

5 Yabancı Dizi Mimi

Kafadergi blogunun sahibi Mert bir mim yazmış, Deep de cevaplamış, ben de özendim, yazayım dedim :D Aklıma bir sürü dizi geldi. Liseden beri CNBC-e, E2, TLC, FX ve belki de şu an aklıma gelmeyen bilumum yabancı dizi kanalını izleyen biri olarak 5 benim için çok az bir sayı ama bakalım :) Bir de bu mimden yola çıkıp bir anime mimi yazayım ben :)

Aklıma gelenleri karışık olarak yazıyorum 5 tane favorimi en son seçeceğim umarım :))))

1) Bones
2) Alias
3) Görevimiz Tehlike (Star'da yayınlanan versiyonu)
4) Agents of Shield
5) Heroes
6) Buffy, the Vampire Slayer
7) Chuck
8) Coupling
9) Doctor Who
10) Nip Tuck
11) Scrubs
12) CSI
13) House
14) Angel
15) True Blood

Türlerine göre gruplayacak olursam:

Polisiye/Macera: Bones, CSI, Alias, Görevimiz Tehlike, Agents of Shield
Fantastik: Buffy, Angel, Heroes, True Blood, Doctor Who, Agent of Shield
Sitcom: Scrubs, Coupling
Hastane/Doktor: House, Scrubs, Nip Tuck
Komedi&Macera: Chuck


Gelelim favori 5'e... Hımmm... Ya çok zor!!! 5 dizi çok az!

1) Bones
2) Angel
3) Buffy 
4) Alias
5) Heroes

Seçtim ama içim kan ağlıyor desem yeridir :P İlk 15 bile çok zordu, iyi ki 5 diziyle yetinmek zorunda değiliz hayat boyu :D

İlk fırsatta anime için yazayım ben de benzer bir mim :)

Dipnot: Birçoğunu yıllardır izlemedim yukarıdaki dizilerin. Şimdi izlesem aynı tadı verir mi bilemiyorum tabi ki. İzlediğim zamanlarda hevesle takip ettiğim, dizi deyince hemen aklıma gelenleri yazdım. Şu an izlesem hepsini liste yine aynı olur mu bilemiyorum :)

Salı, Mayıs 26, 2020

Schedule - Mr. Kaplan'a Selam Olsun :)

Bugün ne güzel bir gün! Dün de güzeldi! Hatta önceki gün de 😊

Oysa ne kadar korkmuştum ilk kez deneyimleyeceğimiz ve 4 gün sürecek olan sokağa çıkma yasağından... O kadar hızlı ve rahat geçti ki anlamadım bile :) Neler yaptım / yaptık?

Yasaktan önceki gün kendimi doğanın kollarına atmıştım. İyi ki yapmışım :) Sonraki günlerde istesem ve yasak olmasa bile yapamazmışım çünkü hava feci soğudu ve yağmurluydu. Taa ki bugüne dek! Bugün yaz geliverdi :)

Yasağın ilk günü sıradandı, geçip gidiverdi. İkinci gün bayramdı. Erkenden kalkıp spor yaptım, duş aldım, giyinip süslendim ve ev halisinden de aynı özeni göstermelerini istedim. Ailecek kahvaltı yaptık ve sevdiklerimizi aramaya başladık. Tüm gün telefondaydık :) Bol bol hasret giderdik, şakalaştık, gülüştük. Birbirimize ekrandan çikolata ikram ettik :)) Akşam nasıl oldu hiç anlamadık :)





Yasağın 3., bayramın 2. günü hava acayip bozdu. Hem soğuk hem de yağmurluydu. Yine sporla başladım güne ama bu kez duştan sonra süslenmek yerine eşofman ve sweat giyip battaniyeyle kanka olmayı tercih ettim :D Yine bir şeyler izledik Evrim'le. Sonra podcast dinledim, bloglarda takıldım, birazcık kitap okudum. Mutfakta müzik açtım, çılgınca dans edip partiledim :P Bir ara Evrim de gelip katıldı, birlikte dans ettik. Epeyce de güldük :D Gece ben dizi izledim, Evrim arkadaşlarına Zoom'dan FRP oynattı, ben arkadan kopya verip sabote ettim azıcık :)))



Bu sabah kalkar kalkmaz hemen 14 günlük antrenman programının 7. gününü tamamladım, ardından bir arkadaşımın önerdiği 20 dk'lık bir yoga akışını yapmaya çalıştım ama videoya ayak uyduramayıp yarım bıraktım. Onun yerine yogaya başlangıç videosu açıp onu yaptım. Sonra da yoginin önerdiği nefes çalışmalarını yapıp duşa attım kendimi.

Canım epeydir patatesli omlet çekiyordu ama üşengeçlikten yapmıyordum, bu sabah yaptım :D Cidden güzeldi, gerçekten isteyerek yapana dek beklediğime değdi :) Kahvaltıdan sonra yemek yapıp evi temizledim ve kendimi balkona attım. Creative Resources and Ideas konulu bir webinara kayıt olmuştum, kulaklıklarımı takıp onu izledim balkonda. Güneş o kadar güçlüydü ki iliklerime kadar ısıttı içimi dışımı :)) Hatta webinar biter bitmez üstüme bikinimi giyip güneşlendim tüm gün. Bir ara Evrim geldi kahve içtik,sonra o dizi izlemek için içeri gitti, ben de güneşlenirken kitap okudum. Akşam yemeğini balkonda yedik birlikte. Az önce de karşılıklı Martini içtik :) Evrim yine içeri gitti, ben hâlâ balkondayım :)



Gelelim başlıktaki "schedule"a :) Balkonda güneşlenirken kendime haftalık bir çizelge / program hazırladım. Gün içinde yaptıklarımı tikleyeceğim. Daha çok tik atmak için de daha çok şey yapacağım :D Hedefim her gün hepsini yapmak. Bugün başladığım yoga programı 7+7+7 şeklinde 21 gün devam ediyor. Sonrasında 20 dk'lık videoyu tekrar deneyeceğim. Yani umarım :D Gitar ve İspanyolca'yı hep savsaklıyorum bu aralar :( Daha istikrarlı olmam lazım.

4 günün totaline bakarsak Ceren'in yazısına yorum yaparken yazdığım gibi "Mutluyum. Evrim de mutlu, Arya da. Oysa onları mutlu etmek için bir şey yapmadım. Kendimi mutlu ettim, onlar da mutlu oldu :) Mutsuzken yaptıklarım onları mutsuz ediyor. Onları mutlu etmek için ekstra bir şey yapmak yerine kendimi mutlu edince onlara da olumlu bir yansıması oluyor demek ki bu durumun. Kısacası "önce ben" demek de çok da sorun yok ölçüyü kaçırmadıkça :)

Kısacası 4 günlük sokağa çıkma yasağında çıkardığım ders:

"Kendinle savaşma, sev kendini, seviş! "

Yaşasın Hedonizm :)))))))

Mutlu olmak için öyle büyük bir şeylerin peşine düşmeye, bir şeyin parçası olmaya, bir sebep bulmaya gerek yoktur belki de. Gündelik hazlara odaklanmak belki de en kolay, en basit çaredir kapanmayan yaralara. Şimdilik böyle geliyor bana, yarın ne düşünürüm bilinmez :)




Cumartesi, Mayıs 23, 2020

Zihnimizin Kıvrımları

Uzun zamandır merak ettiğim podcastler vardı ama açıp da başlayamıyordum. Sonunda bugün Instagram'da "Annepatatesi" hesabında Serdar Kuzuloğlu'nun Zihnimin Kıvrımları podcastini görünce dedim zamanı geldi galiba :) Hemen açtım YouTube'u, başladım dinlemeye. İyi ki de öyle yapmışım. 



İlk yayında tema "Düşün, taşın. Budur işin.". İnsanın doğası gereği bilme ihtiyacıyla başlayan mevzu merak duygumuzun sürekli bastırılmasından düşünme eylemine, var mıyız yok muyuz sorusuna, oradan da değişik bir bakış açısıyla demokrasiye  kadar uzanıyor. Ben inanılmaz keyifle dinledim.

Kitaplar, felsefe, mitoloji... Offf o ne doluluk! Giderek sığlaşan hayatalarımıza can suyu! Her saniyesi ayrı güzel, çok keyifli bir dinleti! Bazı alıntıları buraya bırakayım ama bence siz de bir dinleyin :)

"İnsan bilmek ister doğası gereği. " (Aristo)

"Münakaşada zafer mağlup olanındır. Yenilmek zenginliktir. " (Cemil Meriç)

Anladık iyisin! Ama neye yarıyor iyiliğin? (Bertolt Brecht)

"İnsan her şeyin ölçüsüdür." (Protogoras)
"... Ne kadar insan varsa o kadar doğru vardır."  (Protogoras)

"İnsanoğlu eşsiz bir bahane makinası!" (Serdar Kuzuloğlu)

Bir de yine podcastte bahsi geçen Nazım şiiri "Yaşamaya Dair"i paylaşayım.

YAŞAMAYA DAİR

1

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

2

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

3

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
'Yaşadım' diyebilmen için...

                 ...

2. podcast George Orwell - 1984 ile başlıyor ki kalbimi fethetmenin daha kestirme bir yolu yok sanırım 😍 Kitabın can alıcı kavramlarından bahsediyor: "Yeni söylem, Çift düşün ve Geçmişin değiştirilebilirliği" Daha sonra da kitaptaki iktidar partisinin 3 sloganını paylaşıyor:

  1. "Savaş barıştır." 
  2. "Özgürlük köleliktir."
  3. "Cahillik güçtür."

Tüm kitabı anlatasım, üzerine sayfalarca yazıp çizesim var ama kitabı okumayanlara haksızlık olmasın. Podcasti de böyle anlatmakla olmuyor. Hadi dinleyin :)


...


Bugün şarkımız Corona günlerinde programını evinden yayınlamaya ve bizi neşelendirmeye devam eden Jimmy Fallon ve The Roots ekibinden gelsin :)






Ev Hapsi

4 günlük ev hapsi 1 saat önce başladı resmi olarak. Hopa'da bugüne dek evde kalın uyarısı yapılıyordu sürekli ama ilk kez sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bugün sabah erken kalkıp dağ yollarına vurdum kendimi yine. Bu kez epeyce oturdum tepede. 4 günlük depo yaptım kendimce :P Ama yeter mi emin değilim :D Şaka bir yana büyük şehirlerde yaşayanlara göre çok şanslı olduğumuzun farkındayım. Onların aralıklarla da olsa 2,5 aydır yaşadığını biz ilk kez yaşayacağız.

4 gün evden çıkamayacağımız için liste yapıp ufak tefek alışveriş yaptık. Yumurta, et, süt, yeşillik, meyve... ve bira. Evet 4 günlük yasağı alkol ve yemek desteğiyle atlatmayı planlıyoruz. Başka neler yapabiliriz diye şöyle bir düşündüm. Ailecek kelime anlatmaca, Uno, sessiz sinema, mangala, tavla gibi oyunlar oynayıp patlamış mısır eşliğinde film izleyebiliriz. Gitar ve org çalışabiliriz, Arya'nın ödevleri, benim online derslerim, Evrim'in online seminerleri olur yine muhtemelen. Sayılı gün çabul geçer zaten :) 2,5 aydır öyle ya da böyle evdeyiz çoğunlukla 4 gün nedir ki :)

Umarım 4 günlük süreçte sevdiğim bloglar aktif olur. Bol bol okuyup yazışırız :)
Şimdilik bu kadar çünkü kalkıp yoğurt mayalamam lazım :)

Haluk Levent'ten devam ediyorum :)





Cuma, Mayıs 22, 2020

İçtiğim şaraptı hayalin...

En büyük "iyi ki"lerimden biri yazmak!

Yazamasam... Düşünmesi bile kötü!

Yazdıkça ben oluyorum, yazdıkça beni buluyorum. "Düşünüyorum öyleyse varım." yeterli değil benim için sanırım. Yazıyorum öyleyse varım!

Taslaklara bakıyorum ara ara, bazen dönüp eski yazılarımı okuyorum. Eski yazılardan yeni yerlere varıyorum. Dönüp dolaşıp kendime çıkıyor yollar. Seviyorum.

Bugün hava yağmurlu. Bazı şarkıları defalarca dinlemeyi çok seviyorum böyle günlerde. Belki de yapmamalıyım, hatta kesinlikle yapmamalıyım :D Ama n'apayım sevince tüketene dek duramıyorum. Bugün şanslıyım, Haluk Levent çıktı karşıma. Onu tüketmek ne mümkün! Namümkün!




Bu arada Haluk Levent, Youtube üzerinden bir talk show yapmaya başladı. İlk 2 bölümü aşağıya bırakıyorum. Çok samimi, nasıl görünüyorsa öyle bir adam Haluk Levent. Programdaki samimiyeti de ekrandan taşıp evimize gelmiş hissi veriyor. Hazır şarkılarını seviyorken, tüm samimiyetiyle yaptığı programı da izlemek çok keyifli geldi bana :)





Bugün de böyle işte :)

Çarşamba, Mayıs 20, 2020

Yaşadığını Hissetmek...

Sabah 9'da uyanınca madem erken uyandım yürüyüşe gitmeden olmaz diyerek dağ yoluna vurdum kendimi. Çıkmadan 2-3 ceviz ve 1 küçük muz yedim.

Dağ yolunda ilerlerken 3 adımdan oluşan bir hedefim var: sırasıyla ilk taş ev, Efkar Tepesi ve ikinci taş ev. Nihai hedefim 1 saat dolmadan ikinci taş eve varmak - ki ev 5,5 km mesafede -, orda nefeslenip yine 1 saatte aşağıya inmek. Bugün 56 dk.da vardım. Normalde orada 20 dk kadar oturup dinlenirim ama bugün 5 dk nefeslenip döndüm. Toplamda 11km yürümüş 937 cal yakmışım telefondaki uygulamaya göre :)



Bu yolu keşfettiğim gün aşık oldum Hopa'ya sanırım. O günden beri Hopa gözümde bir başka güzel :) Şu yolda yürürken her mevsim başka bir güzellik sunuyor doğa. İlk gittiğimde böğürtlen zamanıydı, sonraları portakal yedim, mandalina, salatalık, kestane... Sonbaharda renklerine aşık oldum, baharda çiçeklerine! Şimdi dut zamanı geliyor :D Yol boyu bir sürü çeşme var, buz gibi soğuk su! Manzarasını söylemeye gerek yok zaten ❤️❤️❤️




Eve gelip balkonda Evrim'le kahvaltı yaptıktan sonra Arya ile dışarı bisiklet sürmeye çıktık. Malum bugün çocukların sokağa çıkma izni var. Anne-kız 1 saate yakın bisiklet sürdük. Sonra da gelip balkonda ailecek akşam yemeği yedik.




Balkon sezonunu açtığımızdan beri her fırsatta balkondayım. Yemekleri burda yiyoruz, kahvemizi burda içiyoruz. Burda diyorum çünkü şu an bu yazıyı da balkonda yazıyorum :D Yemekten sonra kitabımı alıp balkona kuruldum tekrar :) Biraz okuduktan sonra da blog alemine daldım. Birkaç bloga göz attım, şimdi yazımı yayınlayıp kitabıma geri döneceğim. Dolu dolu geçen, yaşadığımı iliklerime kadar hissettiğim çok güzel bir gündü :) Hep böyle olsun hayat!






Büyü Dükkanı

Tam şu an Storytel'de Yeşim Türköz'ün "Büyü Dükkanı" kitabını dinliyorum. Bedelini ödemeyi kabul ettiğiniz takdirde hayatt...